2 Yorum

Emek’in Gebelik Günlüğü, 27. Hafta

Yazar Hakkında

EMEK KÖSE- İzmirli bir matematikçi. Amerika’nın Maryland eyaletinde yaşıyor. Matematiği çok sevdiğinden üniversitede matematik hocası olarak çalışıyor. Okuyup yazmaya, yemek yapmaya, araba yolculuklarına, gri pofuduk kedisine ve kocasıyla Phish konserlerine gitmeye bayılıyor. Güneş enerjisiyle çalışıyor ve deniz kıyısının bolca hayalini kuruyor. İlk bebeğini bekliyor.

İkinci trimesterin son haftası hiç haber vermeden, aniden geliverdi. Şu “gebeliğin balayı”nın son haftalarını ne acılarla hatırlayacağım geriye bakınca. Tam da bu zamanda Türkiye’de olabilmeyi ne çok isterdim. Ailemin, arkadaşlarımın ve Türkiye’nin özleminden burnumun direği sızlıyor, ve bütün o güzel kalpli insanların çektiği acılardan da kalbim. Her günü kara bir bulut içinde geçirmemek için iyi kötü bir yol tutturdum kendime; sıkça ailemle mesajlaşıyorum, konuşuyorum, ve çok çalışıyorum, eve gelince de çalışıyorum, yatana kadar, zaten sonra uyuyorum, uyanıyorum, hadi en baştan. Çokça yalnız kalasım var hala, Conrad sayılmaz!

Tam İstiklal’deki bombalama ve akademisyen arkadaşların tutuklanması üzerine çıkacak olduğumuz gecikmiş balayımıza gittik yine. Baştan aşağı kötü bir fikirdi. Sadece ben kötü olsam iyi, Conrad da sağ olsun gitti hasta oldu. Hava kötü, sezon açılmadığı için her şey kapalıydı. Üç günümüzü odada kitap okuyarak, fırtınalı havada okyanusun kabarışını izleyerek geçirdik, deniz kabuğu topladık, bolca denize baktık, konuştuk, düşündük, hayaller kurduk. Yapmayı en sevdiğimiz şeylerden birisi güzel günlerin hayalini kurmak birlikte. Çok iyi geliyor insana. En çok da nasıl bir anne-baba ve aile olacağımızı düşlüyoruz. Hiçbir fikrim yok nasıl bir anne olacağıma dair. Ne kadar heyecanlı ve bilinmez bir yolculuk!

1459427097762

Son zamanlarda kızım da karnım da çok büyüdü sanki. (Bunları yazarken Conrad beni neşelendirmek için yeni yazdığı şarkıyı söylüyor, bulaşık makinesini boşaltırken, aynen aktarıyorum: “sen İzmir’dan bitanesin, kumru sen için, balık ekmek sen için, ben İzmir’dan değilim bitanesin, ben damat…”) Konuya geri dönersek: çok seviyorum kocaman göbeğimi! Ancak burada “hamile misin yoksa” diye sormak büyük kabalık, o yüzden kimse bir şey demiyor! Eğer ki siz haberi paylaşırsanız –yani paylaşacak bir şey yok aslında benim gözümde, ufak bir yelkenli boyutuna ulaştım çoktan- ancak o zaman bir tebrik neyin. O samimi, göbeği okşamalı, sarılmalı tezahürat sadece okulun yemekhanesinde çalışan zenci teyzelere mahsus. İnsana kendini evinde hissettiriyor o sıcaklık. İyi ki varlar.

Geçen hafta en sonunda bir doula ile anlaşmamızı imzaladık! Bize kıdemli anne-babalar, en az üç-dört doula’yla görüşmeden karar vermeyin dedilerse de, biz gittik, benim hamile yogası öğretmenimle buluştuk, yıldızlarımız tutu, kararımızı hemen orada verdik. Çok da rahat içimiz.

Doulamızın adı Stacy, 4 yıldır doulalık yapıyor, 90 tane doğumda bulunmuş, en iyi yanı da istediğin kadar seninle zaman geçirmesi. Mesela ne kadar sık buluşup konuşmak istersek o kadar buluşacağız, telefonla her zaman ulaşılabilir, doğuma yakın daha da sık buluşacağız, doğum planını konuşmak ve hazırlanmak için. Doğum başladığında da bizim eve gelecek ve hastaneye gitme zamanını birlikte bekleyeceğiz, hastanede de doğum ne kadar uzun sürerse sürsün bizimle. En önemli görevlerinden birini de Conrad’a bana yardım edebilmesi için yardım etmek, olarak tanımladı, Conrad’ın kalbini fethetti. Çünkü Conrad doğumda aktif bir rol almak istiyor, ama nasıl yardım edeceğini bilemediği için endişeleniyordu, yani doula ikimize de destek olmak için orada. Kızımıza kavuştuktan sonra her şeyin yolunda olduğundan emin olup ayrılacak, sonra kontrollere gelmek üzere. Nasıl içim rahatladı Stacy ile çalışmaya karar verdikten sonra anlatamam. Mesela bazen aklıma birşey takılıyor, ama Türkiye’de gecenin 4’u, kalkıp kardeşini, anneni arayacak saat değil! İşte o zamanlar için ilaç gibi olacak Stacy.

Şu sıralar da doulamızın verdiği direktifler doğrultusunda bebek ve çocuk kalp ve solunum masajı ve yeni doğmuş bebek bakımı derslerine kaydolduk hastanede. Buna rağmen uzunca bir “yapılacaklar” listemiz var hala elimizde. Neyse ki dünyanın en geniş insanıyla bu yola çıktım, o liste benim üstüme üstüme geldikçe, Conrad “dur, her şey yavaş yavaş” deyip beni sütlaç kıvamına getiriyor.

Burada baharlar açmaya başladı doğanın uyanışı inanılmaz bir şey. Evimizin önünde üç tane açalya çiçeği var, pembe olanında bugün tomurcukları gördüm. Ağaçlara, çiçeklere bakmak nasıl açıyor insanın içini. Umarım güzel haberler alacağımız, bahar gibi bir hafta yaşarız.

Herkese sevgiler.

Emek

 

 

 

 

2 yorum

  1. merhaba emek,
    maryland te neredesiniz? 26. haftalik hamileyim ve nisan sonu baltimore a gelmeyi planliyorum.
    sevgiler

    • Merhaba Ebru! Biz guney Maryland’deyiz, Lexington Park’ta. Baltimore 1 saat 45 dakika gibi birsey suruyor buradan. Siz neredesiniz?