2 Yorum

Bebek Konferansı: ‘İlk 1000 Gün’ Zirvesi

‘İlk 1000 Gün’ ifadesini yeni duymaya başladık. En azından kendi adıma öyle olduğunu söyleyebilirim. Sosyal medyadaki paylaşımlar ve gazetelerdeki ‘İlk 1000 Gün Beslenmesinin Önemi’ şeklindeki haberler sayesinde haberdar oldum bu süreçten.

Neymiş bu ilk 1000 gün? Bebeğin ana rahmine düştüğü andan 2 yaşını doldurduğu güne kadar geçen süreymiş. Ve bu süreç boyunca beslenmesi, hayatının geri kalanın kalitesini etkiliyormuş.

Birleşmiş Milletlerin 2013 yılında başlattığı ‘İlk 1000 Gün’ girişimi, BM çatısı altındaki çeşitli kuruluşlar ve bağımsız STK’lar tarafından dünya çapında yayılıyor. Amaç aynı: Ebeveynleri bilinçlendirmek, anneleri gebelikleri ve bebeklerinin en az ilk iki yılındaki beslenmeleri konusunda dikkate davet etmek.

Belirli bir eğitim seviyesi üzerindeki anneler beslenme konusuna dikkat etmeleri gerektiği konusunda zaten bilinçliler belki ancak bilgiye -ve sağlıklı gıdaya- erişimin kolay olmadığı bölgelerde daha da öne çıkıyor bu ‘ilk 1000 gün’ün önemi… Birleşmiş Milletler, World Food Programme ve diğer bazı alt kuruluşları vasıtasıyla gerek gelişmiş, gerek gelişmekte olan ülkelerde bu konuda çalışmalar yürütüyor.

Bu hafta içinde İstanbul’da düzenlenen Bebek Konferansı da benzer bir amaca hizmet ediyordu.

Hayaller Fabrikası‘nın ”insan yaşamının ilk 1000 gününün önemine dikkat çekmek amacıyla,ebeveynler, anne ve bebek sağlığı ile ilgili mesleklerde faaliyet gösteren profesyoneller, sivil toplum kuruluşları, sosyal medya kullanıcıları ve basına yönelik bilgilendirme amacıyla düzenlediği bir sosyal sorumluluk projesi” olarak tanımladığı Bebek Konferansı, geçtiğimiz Çarşamba günü Point Otel’de gerçekleşti. Ve görünen o ki her sene Nisan ayında tekrarlanacak.

Hayaller Fabrikası Ajans Başkanı sahibi Şebnem Çavuşoğlu’nun izlenimlerimi paylaşmam üzere davet etmesiyle yer aldım ben de orada… Derya ile birlikte gittik tabii ki… Her ne kadar yer yer dışarı çıkmam, emzirmem, bebeğin altını değiştirmem gerektiğinden başını/sonunu kaçırdığım oturumlar olsa da ana hatlarıyla birçok oturumu takip edebildim.

Screen Shot 2016-04-08 at 10.48.38 AM

Genel olarak bilgilendirici bir konferanstı. Bazı doktorların sunumları yer yer teknik ve bence ortalama katılımcının ilgisini dağıtan ayrıntılar içerse ve izleyiciyi kopma derecesine getirse de, insana iyi gelen paylaşımlar da vardı. Konferansla ilgili en önemli gözlemim ise, senelerdir sosyal medyada yazılıp çizilen, dile getirilen bazı şeylerin fark edilmiş olmasıydı…

Örneğin, doğum başlamadan önce uygulanan sezaryenlerin çeşitli sorunlara yol açabileceği ve doktorlarca dolayısıyla tavsiye edilmediği, gebelik kordonunun geç kesilmesinin önerildiği, doğumun hemen akabinde ‘erken ten tene temas’ın önerildiği gibi vurgular yapıldı sunumlarda… Bunlar yenice dile getirilen konular…

Ben ilk blog yazmaya başladığımda, bundan yedi sene önce, doğal doğum ve pozitif doğum hikayeleri benim en çok üzerinde durduğum konulardı. O zamanlar doğal doğum konusunda yazıp çizen çok az insan vardı, ve bu tür talepler ‘şımarıklık’ olarak görülmekteydi. Hala öyle olduğunu düşünenler var elbette ancak bu tür ‘doğal’ uygulamaların geniş etkisi olan bir konferansta dile getirilmesi, bu taleplerin artık şımarıklığın ötesine geçtiğini göstermesi adına umut verici!

Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde Aile Destekli Yaklaşım, bebek hemşiresi Arzu Kamas’ın ‘Kanguru bakımı’nın üzerinde duran bir sunumuydu. Neydi ‘Kanguru Bakımı?’ Erken doğumlarda, yoğun bakım ünitesine alınan prematüre bebeğin, bakımı sırasında düzenli olarak annenin çıplak teniyle temas ettirilmesiydi. ‘Ten tene temas’ı duyuyoruz dedim ya artık, bunun, prematüre bebeklerde bir tedavi ve bakım yöntemi olarak kullanılması ‘kanguru bakımı.’ Bu konuda bir video izlemiştim bir süre önce — prematüre doğan ve nefes almayan bir bebek annesinin göğsüne konulduktan sonra nefes almaya başlıyordu… İşte o kadar önemli ve hayat vericiymiş bu kanguru bakımı…

‘Hayatın İlk 1000 gününde annelerin sık sorduğu sorular’ bir başka akılda kalıcı oturumdu. ‘Bebeğiniz ve Siz — 100 soruda bilmek istedikleriniz‘ kitabının yazarı Prof. Dr. İlknur Kılıç, kitabında da yer verdiği bazı soru-cevapları örnekledi. Derya’dan fırsat bulup not alabildiklerim:

* Anne sütü ne kadar süreyle verilmeli? İki yıl öneriliyor

* Bebeğim her beslemeden sonra kusuyor, normal mi? Sağlıklı bebeklerin yüzde 80’i, günde en az bir kere kusar. Çok yediği, gazı çıkarılmadığı ya da reflüsü olduğu için olabilir.

* Bebeğimi hıçkırık tutuyor, ne yapmalıyım? Hıçkırık bebeği, yetişkinleri rahatsız ettiği kadar rahatsız etmez. Nasıl yetişkinler hıçkırınca su içiyor, siz de bebeğinizi emzirebilirsiniz. Limonlu su da verebilirsiniz ancak ilk bir iki ay değil. İlk bir iki ay boyunca limonun asidi bebeği rahatsız eder.

* Emzik vereyim mi, vermeyeyim mi? Meme ve emziği emme teknikleri farklı. Bebeğin çene kaslarının çok kuvvetli olmadığı ilk 15 gün boyunca verilmesi halinde meme kargaşasına yol açabilir. Buna rağmen, emme isteği çok fazla olan bebeklerde, anne dinlenebilmek için vermeyi tercih edebilir. Bu tür elzem durumlarda tek parça silikon emzikler öneriliyor.

* Bebeğim günde kaç kez kaka yapmalı? Günde 8-10 da normal, haftada iki de. Bebeğin kakası sert değilse, yaparken zorlanmıyorsa sorun yoktur.

* Bebeği hangi pozisyonda yatıralım? Yüzükoyun yatan bebeklerde Ani Bebek Ölümü Sendromu (SIDS) 3-9 kat daha fazla görülüyor. Sırt üstü ya da yan yatırmanız öneriliyor.

* Bebekler ne kadar uyumalı? Bu konudaki spektrum çok geniş. 12-22 saat. Yeni doğan bebekler ortalama 16,5 saat uyusa da yetişkinlerde olduğu gibi uykuyu seven bebek var, sevmeyen var.

* Bütün bebekler ağlar. Ağlayan her bebek mutlaka kolikli değildir. Kolik ağrısı, akşamüstü başlayan, iki üç saat boyunca aralıksız devam eden ağlamalara yok açar. Bebeklerim yüzde 10 ila 40’ında görülür.

* Sarılık, zamanında doğan bebeklerin %60’ı, prematüre bebeklerin %80’inde görülür. Once gözlerinde ve yüzünde başlar, aşağı doğru iner. Göbek çevresine kadar ilerlemişse mutlaka doktor tarafından görülmelidir.

* Bebeğin oda ısısı ne kadar olmalı? 22-24 derece. Bebeğinizi, sizin giydiğinizden 1 kat daha fazla giydirebilirsiniz. Pamuklu giysiler öneriliyor, yün değil.

* Bebeğin odasını ne zaman ayıralım? İlk 6 ay emzirme icin aynı odada yatabilirsiniz. 1 yaşına gelmeden ayırmanız daha kolay olur; sonrasında zorlaşıyor.

* Yürüteç öneriyor musunuz? Hayır.

Bir de boğmaca aşısının öneminden bahsedildi. Boğmaca, vakaların yüzde 4’ünün ölümle sonuçlandığı, bebeği çok rahatsız eden bir hastalık (bir video gösterdi Prof. Kılıç, seyrederken ben nefes alamadım…) Türkiye’de iki haftadan fazla süren öksürüklerin üçte biri boğmacaymış. Aşının sadece bebek ve çocuklara değil, yetişkinlere de yapılması ve 7 ila on yılda bir tekrarlanması gerekirmiş, ancak Türkiye’de yetişkin aşı programı olmadığından uygulanmıyormuş. Bu nedenle Koza Stratejisini öneriyorlarmış: Neymiş Koza Stratejisi? Bebeği korumak için, onunla bire bir temasta olacak yakın çevreyi (anne, baba, kardeş, anneanne/babaanne, bakıcı…) aşılamakmış. İşe yarıyormuş, önemliymiş.

Anne baba mizacının bebeğe etkileri, bence konferansın en önemli sunumlarından biriydi. Teknik konular bir şekilde öğreniliyor ve hallediliyor da, işin ruhu içeren kısmı hep eksik kalıyor, biliyoruz. Bu, çocuk yetiştirmede ‘beslenme’ kadar sevgi, ilgi ve anne baba farkındalığının da önemsendiğine dair bir işaret bence, ve çok önemli… Pedagog Yaprak Veziroğlu’nun sunumundan notlarım -yine Derya’nın izin verdiği kadarıyla- şöyle:

* Bebekler hatırlamaz derler. Ama beden hatırlıyor. Ruh hatırlıyor. Bebeğiniz doğduğunda ve sonrasında ona nasıl dokunduğunuz, onunla nasıl ilgilendiğiniz önemli.

* Annenizin size nasıl davrandığı, sizin nasıl bir anne olacağınızı belirliyor. Öte yandan, istediğiniz gibi bir doğum yaşamadıysanız, ya da doğumu takip eden süreçte aksiliklerle karşılaştıysanız unutmayın: Geçmişte eksik kalan şeyleri sonradan tamamlamak mümkün. 

* Bebeğinizin gözlerine bakarak onunla konuşun. Ruhen orada olduğunuzu hissetmeli bebeğiniz. Aşağıdaki deney, bebeğin, annesinden tepki alamadığında kendisini ne kadar rahatsız hissettiğini ortaya koyuyor.

 

 

* Bebeğiniz kendini huzursuz hissettiğinde, onun duygularını anladığınızı ifade etmek, onun üzüntüsünü kabul etmek, onu reddetmemek önemli. Aksi takdirde duyguları yok sayılmış oluyor (Düşüp canını acıtan bir çocuğa ‘aaa bak kuş!’ demek gibi olarak yorumladım ben bunu)

* Bebekler hüsran yaşamalı. Bu ne demek? Şu demek: Bebeğiniz üzülebilir. Eğer aranızda iyi bir bağlanma varsa, bebeğiniz bu üzüntüyü kaldırabilir. Örneğin anne bir yere (işe) gittiğinde ağlayabilir, ancak annenin geri geleceğini bilir. Anneler bebeklerini güvendikleri kişilere bırakabilmeli… Bu hem anne, hem bebek için gerekli. Bebek, annesiyle iki ayrı varlık olduğunu öğrenmeli.

* Bağımlı annelik diye bir sendrom var. Anne, bebeğine o kadar bağımlı oluyor ki, onun kendinden uzaklaşmasına izin vermiyor. Emzirmeyi bırakamayan annelerde bu görülüyor, halbuki ’emmeyi bırakamayan bebek yoktur, emziremeyi bırakamayan anne vardır.’

* Özetle, Mükemmel Annelik yok. Yeterli Annelik var. (Evet!)

Aşı konusu konferansın bir başka ilgi çekici sunumuydu. Bence biraz fazla uzadığından dikkatlerin dağılmasına yol açtı, ancak verilen mesaj netti: Aşılar, bazı hastalıkların yeryüzünden silinmesine sebep olabilecek kadar önemli. İhmal etmeyin.

İnternetin özgür ortamı, daha önce tartışılmayan birçok konuyu tartışmaya açıyor; aşı da kuşkusuz bunlardan biri… Tıp camiası bu tartışmadan çok rahatsız, çünkü konuda yetkin olmayan insanların, toplum sağlığını da etkileyecek şekilde hareket ettiklerinden yakınıyorlar. İnternetteki aşı karşıtlığı bu anlamda bu konferansa damgasını vurmuş gibiydi; aşıların ne kadar önemli olduğu, birçok hastalığı yeryüzünden silmeye yaradığı, bu konunun tartışmaya açık bile olmaması gerektiği vurgulandı.

İnternet ve sosyal medyadaki tartışmaların yansıması ‘İlk 1000 gün beslenmesinin sonraki yaşama etkileri’ sunumunda da kendini hissettirdi. Bu tartışmalara da konu olan bir mama firmasının temsilcisi olan Dr. Yalım Üner, Sağlık Bakanlığı’nın verileriyle de desteklediği bir sunum yaptı. Not alabildiklerim şöyle:

* Türkiye’de ilk 6 ayda sadece anne sütü alan bebeklerin oranı düşüyor. Bu oran 2008 yılında %24’tü; 2010 yılında ise %10’a düştü.

* Bu, ilk 6 ay anne sütü almayan bebeklerin mama ile beslendiği anlamına gelmiyor. Bebeklere emziği alsın diye pekmeze batırıp verilmesi, doğumdan sonra şekerli su, ikinci aydan itibaren et suyu, ciğer, çayla ekmek verilmesi sık rastlanan uygulamalar. 

* Anneler ek besine erken geçiyorlar (birçok bebek 4. aydan itibaren ek besin almaya başlıyor). Bu, bebeklerin alması gereken anne sütü miktarını düşürüyor: İlk 6 ayda günlük beslenmenin %23’ü anne sütü yerine ek besinden oluşuyor.

* Türkiye, ortalama 16.7 ay ile emzirme döneminin en uzun olduğu ülkelerden biri. Ancak emzirmenin niteliği (bebeğin ne kadar süt aldığı) tartışılır.

‘Bu sektörde çalışan insanlar sizden farklı değiller’ dedi bir başka, organik kavanoz maması üreten firmanın temsilcisi Mustafa Karık. Bebek maması tüketiminin Avrupa ve Amerika’ya göre çok düşük düzeyde olduğunu (ve fakat bunun anne sütü oranının yüksek olmasından değil, bebeğe uygun olmayan ek gıdaların verilmesinden kaynaklandığını) vurguladı. Bebeklerin anne sütü alamadığı dönemlerde bebek mamalarını elbette tavsiye ettiklerini, marka bağımsız hiçbir mama üreticisinin ‘içine şundan katalım, bundan katalım’ demediğini, diyemeyeceğini belirtti.

Obezitenin en büyük sebeplerinden birinin, bebeğin tat reseptörlerini zorlamak olduğunu söyledi ‘Bebeğini Doğru Besle’ adlı sunumunda Ender Saraç. Bebeklerin damak zevklerinin zamanla geliştiğini, henüz hazır olmadığı bir dönemde ona aşırı lezzetli (fazla yağlı, fazla tuzlu, fazla şekerli…) besinler vermenin onu daha lezzetsiz (ama sağlıklı) besinlerle tatmin olmamaya alıştıracağını söyledi: ”1 yaşındaki bir bebeğe beyaz ekmeğin arasında kızartılmış köfte ve ketçap verirseniz, o bebek bir daha ıspanakla tatmin olmaz” dedi – ki ben bunun böyle olduğunu etrafımda da gördüm. ‘Eskiden komposto içerdik biz, şimdiki çocuklara içiremiyoruz çünkü şekerli meyve suları var’ dedi. Ve önemli bir saptamada bulundu: ‘İlk iki yıl beyaz un, beyaz şeker, kızartma ve glukoz şurubu vermeyin bebeğinize.’

DORinsight, Türkiye genelinde 18-45 yaş arası annelerle gerçekleştirilen bir anketin sonuçlarını paylaştı konferans katılımcılarıyla. (Yine not alabildiğim kadarıyla) annelerin %75’inin ilk 1000 günün ne olduğunu bilmediği sonucuna varılmış (ki bence çok şaşırtıcı değil, yeni bir kampanya olduğunu düşününce…). En çok ilgimi çeken, ilk 1000 gün içinde yapılan harcamalardı: Bebeklerimiz iki yaşına gelene kadar ortalamada 16.7 TL harcıyormuşuz onlar için, hastane masrafları hariç.

‘Ten tene temas’ konusu sadece doktorların sunumu sırasında vurguladığı bir ifade olmakla sınırlı kalmadı Bebek Konferansı’nda. Sosyal mecralarda ‘Geb-be Pınar’ olarak da bilinen ebe Pınar Mallı’nın bu başlıkla bir sunumu da vardı konferans sırasında. Pınar’ı tanıyor olduğumdan mı, anlattıklarının doğruluğuna inandığımdan mı, yoksa ilk kez bu son doğumumda gerçek anlamda ten tene temasın ne olduğunu anladığımdan mı bilmem, gözlerim dolarak dinledim tüm anlattıklarını…

‘İlk 1000 Günde Anne Baba Olmak’ ve ‘İş Dünyasında İlk 1000 Gün’ başlıklı iki panel düzenlendi konferans sırasında… Özellikle ikincisi ilgi çekiciydi. İster kurumsalda, ister girişimci, ister serbest çalışan olsun, kadınların anne olduktan sonra iş dünyasında yaşadıkları sıkıntıların altı çizildi.

Konferansın bence ilginç bir başka paylaşımı da Lansihoh firmasının yaptığı Emzirme Araştırmasıydı. ”İngiltere, Amerika, Brezilya, Çin, Fransa, Almanya, Macaristan, Meksika ve Türkiye olmak üzere 9 ülkede, 18-40 yaş arasında, bebeği 2 yaşının altında olan 13 bini aşkın anne ve hamilelerin katıldığı araştırma sonuçları, dünya genelindeki farklılıkları ortaya koyarken, bir yandan da emzirmenin evrensel bir deneyim olduğunu” ortaya koymayı amaçlıyordu. Ve bence en ilginç sonuçlarından biri buydu:

infografik___sucluluk

Bir başka çarpıcı sonuç ise, en uzun emzirme sürelerinden birinin Türkiye’de olmasına rağmen ‘Toplum içinde emzirmek sizin için utandırıcı/tamamen doğal/kaçınılmaz/yanlış’ sorusuna ‘yanlış’ yanıtını en fazla veren ülkenin yine Türkiye olmasıydı.

infografik___toplum_içinde_emzirmek

Yukarıdakiler, benim konferans sırasında aldığım notlardı. Aralarında katıldıklarım, katılmadıklarım, şaşırdıklarım vardı. Örneğin, oda sıcaklığının 22-24 derece olmasının önerilmesine şaşırdım. Özellikle SIDS söz konusu olduğunda, oda sıcaklığının mümkün olduğunca serin olmasını öneriyor bazı doktorlar. Bize 18-20 derece demişlerdi hastanede, 16 dereceye kadar düşen var.

Örneğin, ek gıda tariflerinin devam sütüyle verilmesine katılmadım… ‘Anne sütüyle de yapılabilir’ denilmesi beni tatmin etmiyor. ‘İlk 6 ay vazgeçilmez’ denilen anne sütünün 6 aydan sonra devam sütüyle ikame edilebilirmiş algısını benim mantığım almıyor. Anne sütü verilemeyen noktada mamanın verilmesini anlıyor ve destekliyorum. Ama bir tarifi devam sütüyle verip ‘anne sütüyle de yapılabilir’ dendiği zaman, Sağlık Bakanlığı’nın ‘düşüyor’ dediği anne sütü oranları aklıma geliyor.

Öte yandan, sosyal medyadaki ‘aşı’ tartışmalarının, ‘bebeğinize antibiyotik vermeyin’ söylemlerinin, ‘bebeğinize kesinlikle yedirmemeniz gereken gıdalar’ listesinde ‘şeker, ketçap vb’nin yanı sıra bebek maması’nın da yer almasının doktorlarda yarattığı isyan duygusunu da anlıyorum. ”15 sene önceki ‘Birileri biliyor, ben onlardan öğreneyim’ profilinin ‘Ben de bilmeliyim ve kontrol etmeliyim’e evrildiğini” söyledi panel katılımcılarından, GSK çalışanı Dr. Devrim Ulusal. Bu ‘Ben bileyim ve kontrol edeyim’ düşüncesi, internet üzerinden hiç tanımadığınız, profilini ve sağlık geçmişini bilmediğiniz insanlara toplu tavsiye ve direktif vermeye dönüşünce tehlikeli oluyor.

‘Şöyledir böyledir’li keskin ifadeler bana hep itici geliyor. Doktorlar genellikle bilimsel altyapıları gereği bu şekilde ifade ediyorlar kendilerini, ancak empati eksik kalıyor bu ifadelerde… Herkes aynı değil oysa ki, her bebek, her anne, her ilişki farklı… Konferans sırasında paylaşılan bir araştırma sonucuna göre, anneler bebeklerinin bakımı konusunda en çok doktorlarını dinliyorlarmış. Bu sebeple doktorların yaklaşımı bence çok, çok önemli… ‘Anneler 6. aydan sonra anne sütünün değerini yitirdiğini düşünüyorlar’ türünden ifadeler, bir yandan ‘sütün yetmiyor’ mafyasıyla başa çıkmaya çalışan anneleri iyice yalnız bırakabilir. Bu bulguyu tek başına ifade etmek yeterli değil belki de, neden öyle düşündüklerini ele almak lazım…

Beni, ebeveynlikle ilgili teknik konulardan da çok, anne-babalara empatiyle yaklaşan anlatımlar etkiliyor. Belki de kendim, anne olarak en çok empatiye ihtiyaç duyduğumdan… Bu sebeple konferans sırasındaki anneleri yüreklendirici, kadınların çalışırken yaşadıkları sorunların altını çizilmesini özellikle değerli buldum.

Screen Shot 2016-04-08 at 10.56.11 AM

Derya ilk röportajını Ailemizle.TV’den Berna Kasapoğlu Serdarlı’ya verdi!

Bebek Konferansı, ‘ilk 1000 günün önemi’ konusunda, birçok farklı gruptaki paydaşları bilgilendirme amacı taşıyordu. Ailemizle.TV‘nin canlı yayın desteği vermesiyle uzaktaki katılımcıların da erişim şansı oldu. Sonrasında kimseyle konuşup değerlendirme fırsatı bulamadım, başka katılımcıların ne düşündüğünü de merak ediyorum. Paylaşmak isteyenler yorum kısmına yazarsa sevinirim.

Konferansın her sene tekrarlanmasını -belki bir süre sonra başka şehirlere de yayılmasını- amaçlıyor Şebnem Hanım. 2017’nin programı şimdiden belli: 5 Nisan 2017’de, yine Point Otel’de düzenlenecek bu konferans…

Sosyal medya, birleştirici etkisi olduğu kadar, ayrıştırıcı etkisi olan da bir platform aynı zamanda… Çocuk yetiştirme konusunda her şey uzmanlardan öğrenilmiyor belki ama teknik konularda uzman bilgisinin yerini hiçbir sosyal medya tavsiyesi alamaz kuşkusuz. Sanırım mesele, ne zaman güvendiğiniz uzmanları dinlemekle, ne zaman yüreğinin sesini dinlemek gerektiği konusunda ayrım yapabilmekte…

2 yorum

  1. Paylaşım için teşekkürler 😉 emeğinize sağlık…

  2. Konferansın güzel bi özeti olmuş Teşekkürler