10 Yorum

Hareket

Yazar Hakkında

Danimarka’da, küçük deniz kızının ve çirkin ördek yavrusunun şehrinde, çekirdek ailesi ile yaşıyor. Seyahat etmekten, güzel yemekten ve güzel müzikten hoşlanıyor.

Sanem’in Lohusa Günlüğü’nü buradan takip edebilir; gebelik günlüğü yazılarını buradan okuyabilirsiniz 

 

Deren’in yeni kreşe başladığı zamanlardı. Bir sabah yine her zamanki gibi ilk önce Efe’yi odasına yerleştirmiş Deren’in odasının bulunduğu üst kata çıkmıştık. Kapının hemen girişinde tulum ve botlarını çıkarırken başka bir anne benden önce bebeğini getirmiş onu yere bırakmış, sanırım kaybolan bir eşyasını arıyordu. Anne bir ara içerideki odalardan birine gitti. Bir yandan Deren’i soyarken bir gözümle de bebeği takip ediyordum. Çünkü ortalıkta bebeği takip eden hiç kimse yoktu ve kendisi yüksek bir sandalyeye tırmanıyordu. Nitekim ben daha “Ay düşecek!” diyemeden bebek çıktığı yerden yere düştü ve ağlamaya başladı. Annesi ağlamayı duyunca haliyle hemen oğlunun yanına geldi ama yüzünde hiçbir telaş ya da korku ifadesi yoktu. Tam aksine heyecanlanan, korkan bendim ve bu hislerle güya anneyi ama aslında kendimi rahatlatmak istercesine “Alçaktan düştü bir şey olmadı” dedim. Kadıncağız zaten hiç oralı olmadı “Önemli değil, sadece korktu” dedi.

Her zaman çocukları kısıtlamamaktan, mümkün olduğu kadar “Hayır”, “Yapma” kelimelerini kullanmamaktan yana oldum ama hayatım boyunca hiç bu kadın kadar rahat bir anne olabileceğimi sanmıyorum. Olmak için çabalıyorum çünkü bizim çocukları korumak içgüdüsüyle yaptığımız birçok hareketin onların yeteneklerini köreltmek olduğunu hem okuyorum, hem de deneyimliyorum. Lakin hamurumuzda var. “Yapma”, “Koşma”, “Zıplama”, “Atlama” ve bunun gibi olumsuz komut içeren kelimeler. Biz bu tarz kısıtlayıcı kelimeleri genellikle evde Efe koltuktan koltuğa atlarken, ya da düz duvara tırmanmaya çalışırken kullanıyoruz.

Ekran Resmi 2016-04-14 07.43.37

Neden diye soruyorum bazen kendime. Neden onu kısıtlamaya çalışıyorum? Cevap herkesin düşündüğünden çok farklı değil. Kendine zarar vermesinden korkuyorum. Versin ne olacak deneyimleyerek öğrensin. Anne yüreğin kaldırırsa! Ben güya çok sakin bir çocukmuşum ama annemin üç çocuğu arasında hem en sakin, hem de başına en çok iş gelen çocuk olma rekoru bende.

Efe’nin hemen hemen üç senelik kreş/anaokulu hayati boyunca sıkça kendime ve sanırım bir iki kere de pedagoglarına sorduğum birkaç soru oldu. Bu çocuklar neden kes, yapıştır, boyama, katlama ve benzer faaliyetleri çok kısıtlı yapıyorlar? Neden masa başı aktivitelerde neredeyse hiç resimleri yok da sürekli sandalyeden, masadan aşağı atlarken resimleri var? Tehlikeli değil mi? Artık bu soruları sormuyorum çünkü cevabını çok iyi kavradım.

IMG_1241

Danimarka hareket etmeye gerçekten çok önem veren bir kültüre sahip. Bunu işe, çocukları okula bırakmaya bisikletle giden bakanlar ve prenseslerden anlayabilirsiniz. Kış aylarının karanlık ve buz gibi soğuk sabahlarında bile yollarda koşan insanlar var. Hal böyle olunca kreşlerin duvarlarında asılı yetişkinler her gün en az yarım saat, çocuklar en az bir saat hareket etmeli posterlerine rastlayabilirsiniz. Eve sıklıkla kaba motorlarını geliştirebileceğimiz aktivite broşürleri geliyor. Kreşlere bu işin uzmanları gelip çocukları gözlemliyor ve sizin hiç gözünüze çarpmayan ama vücudun bütünlüğü ve dengesi söz konusu olduğunda yetişkinlikte bile karşınıza çıkabilecek problemler için ufak egzersizler öneriyor.

Hareket etmeyi hiçbir zaman çok seven bir insan olmadım ama beden sağlığının, dengesinin ruh sağlığına önemli katkılarını yakın zamanlarda Efe’nin ve Deren’nin pedagoglarıyla katıldığım bir toplantıda öğrendim.  Artık en azından çocuklar için daha hareketli bir insan olacağım.

Çocukların da ağaca tırmanıp sonra da oradan düşüp kollarını kıracak kadar deneyim sahibi olmalarını istemem ama en azından evde “Atlama”, “Zıplama” demeden önce iki kere düşüneceğim.

Sanem

10 yorum

  1. Güzel ve bilgilendirici bir yazı olmuş 🙂

  2. Benzer durum 1,5 senedir yaşadığım Viyana için de geçerli. Herkes ya koşuyor, ya bisiklete biniyor ya da haftasonları hiking/kayak yapıyor. Geçtiğimiz yaz bir sohbette 5 yaşındaki kızımı hala bisikletin arkasında mı dolaştırdığım, yoksa onun yanımda ayrı bisiklete mi bindiği soruldu. “Hahaha pis fakirler, biz her yere arabayla gidiyoruz” DEMEDİM tabii 🙂 Yalan da söylememek için “O bisiklete binerken biz yanında yürüyoruz” dedim. Bahane olmadığını biliyorum ama yaşam koşullarıyla da çok ilgili spor alışkanlıklarımız. Türkiye’de en erken saat 20’de işten çıkıp haftasonu da çalışırken tek istediğim koltuktan kalkmamaktı. Ama burada haftada 3 gün yoga yapabiliyorum, kızım özgürce scooterla, bisikletle gezecek alanlar bulabiliyor. Amacım, ülkemizdeki çarpıklıklara işaret etmek değildi ama maalesef yazının beni bu noktaya getirdiğini hissediyorum. Türkiye’de spor yapan, aktif çocuk yetiştirme arzusunda pek çok ebeveyn var ama TEOG, ZEOG derken bu hayati alışkanlık da bir kenara itiliyor zorunlu olarak.

  3. Incir'in ve Erik'in Annesi

    Avustralya’da krese giden kizimin ogretmeni de veli toplantisinda!! kizimin daha cok seksek oynamasini ve tek ayak ustunde ziplamasini ogutledi. Beynin belli bolgelerinin gelisimini sağlıyormus..

  4. Merhabalar,
    Anneliğimiz ister istemez toplum normlarıyla da biçimleniyor. Sen o normlara uymayan bir şey yaptığında seni uyaran, seni kınayan, ne biliyim sana tuhaf tuhaf bakmayı hak görenler oluyor. 15 aylık çocuğum var, ben de onu engellememek için çoğu zaman kendimi bastırıyorum, rahat bir anne olmaya çalışıyorum. Evdeyken falan sorun yok da, topluluk içindeyken illa ki karışıyorlar. Kızım düşüyor, kalkıyor, kafasını vuruyor sağa sola; eğer yaralanma gibi büyük bir durum söz konusu değilse, onu korkutmamak için tepkisiz kalıp, kalkmasını bekliyorum. Düşünce koşarak kaldırmaya gidenler oluyor. Çığlık atıyor bazıları, ay çocuk düştü, ay çocuk düştü diye dertleniyorlar. Sanırsın kafasından kanlar fışkırıyor. Eli, kolu koptu sanırsın… Ya da o hiç düşmeden, çarpmadan korumaya çalışanlar oluyor. Veeee tüm bunlar bir yana, bana kızıyorlar “çok rahat” olduğum için. Hayret edenler de oluyor. Çocuğumdan çok kendimi düşündüğüme inananlar da.

    Çok uzattım, pardon 🙂 Demem o ki, bizim buralarda rahat annelik kötü annelik gibi. Çocuğuna ne kadar karışırsan, ne denli her adımını takip edersen o denli rahatlıyor civardakiler ve o denli “ilgili” anne oluyorsun 🙂

    Sevgiyle.

  5. Sanem Hanım, rica etsem uygun olduğunuz bir vakitte bahsettiğiniz broşürlerden birini bizimle paylaşır mısınız acaba?

  6. Sevgili Sanem,
    Ben de çekirdek ailemle birlikte Kopenhag’ta yaşıyorum bir süredir. Bir kahve içip tanışmaya ne dersin çocuklar kreşteyken?