16 Yorum

Neden Terapi?

Yazar Hakkında

 EBRAR GÜLDEMLER – Anne, bibliyofil, çevirmen, öğretmen… İyiliğe, perilere, inceliklere, dengeye, kız kardeşlik kültürüne, barışmaya ve affetmeye, kelimelerin gücüne, her şeyin hayal etmekle başladığına ve en çok sevgiye inanıyor. Çocukları büyütünce gemi seyahatine çıkmayı planlıyor. Ebrar’ın tüm yazılarını buradan okuyabilirsiniz.

Uzun ve dolu bir hikayem var benim, dışarıdan göründüğünden epeyce farklı ve çetrefil. Herkesin vardır aslında. Galiba sadece farkında olanlar acı hissediyor.

Bebek sahibi olmaya karar verdiğim zamana denk geliyor kendimle uğraşma ve büyütme sürecim. Sanırım buna kendini ve varlığını fark etmek diyebilirim… O zamanki motivasyonum “kendi travmalarımı çocuğuma aktarmamak” olmuştu. Çok okudum, araştırdım, insanlarla konuştum, alternatif yöntemler denedim. Ama o kadar.

Sonra hayatımda bazı değişimler oldu, bilenler az çok biliyor ve durup “ben sadece daha güçlü olmak istiyorum” diyerek bir profesyonelin kapısını çaldım. Kendi isteğimle, ki bu önemli bir şeymiş, sonradan öğrendim. Motivasyonum yine çocuklarımdı. Onlar için iyi olmak, sağlıklı kalmak… Şimdiki aklımla bunun aslında en doğru sebep olmadığının farkındayım ama yine de bir başlama noktası olduğu için seviyorum. Benim terapötik sürecim gerçek anlamda o zaman başladı. Bir süre o uzmanla çalıştık ama aksamalar vardı. Sonra hayat aktı, ben biraz daha büyüdüm ve hazır hissettim, nihayetinde yaklaşık 1.5 yıl önce ruhuma, hikayeme uygun biriyle “çalışmaya başladık.”

PSX_20160413_075107

Terapi güncelde birçok insanın zannettiği gibi, “parasını verdim, anlattım, hafiflettim çıktım” diyebileceğiniz bir şey değil. Hiç değil. Üzerinizden kamyon geçmiş gibi hissettiğiniz çok oluyor. Öfkelendiğiniz, dağıldığınız, durup düşünmeye ihtiyaç duyduğunuz saatler, zamanlar oluyor. Bırakmak istediğiniz, yüzleşmek istemediğiniz haller çıkıyor ortaya. Bazen kendinizi yataktan kazıyıp zorla gittiğiniz, bazen seansı son anda iptal edip pişman olduğunuz oluyor. Çünkü o karman çorman dolabı boşaltıp, tek tek inceleyip yerine yeniden yerleştirmeniz gerekiyor. Bir yandan hayat akıyor, sorunlar, gitmeler, gelmeler, olaylar devam ediyor. Eskiyi tamir ederken, günceli en az hasarla atlatmayı da öğrenmek gerekiyor. O karanlık tünelden tek başınıza geçiyorsunuz. Bu elbette her zaman çok eğlenceli değil ve cesaret istiyor. Çünkü sorumluluk alıyorsunuz. Hataların, bedellerin, seçimlerin yükünü tek başınıza taşımayı seçiyorsunuz. Ve bağımsızlık tam olarak da bu demek.

Uzun bir yolculukmuş bu, başlamadan önce bu kadarını tahmin etmiyordum. Ben okuyarak, dersimi çalışarak her şeyi halledebileceğime inanırdım. Annelikte de buna çok inanmışım. Öyle değilmiş meğer. Çocuk büyütmenin yegane yolu, kendini büyütmekten geçiyormuş. Daha çok var gidilecek yollar biliyorum, ama bin kilometrelik bir yolun onuncu kilometresinde olan birine pes etmesi gerektiğini söylemek gibi olur bu. Hiç yol katetmediğimi söylemek haksızlık olur ama daha uzun bir yolum olduğunun da farkındayım.

Hala iş ortamında, sosyal çevrelerde “akşam terapim var” demekte zorlandığım oluyor. Çünkü “ne olmuş da delirmiş”  bakışları hala var. Üzerinize yapışan ithamlar yorabilir. Az gelişmiş ve gelişime kapalı zihinler sizi “sorunlu”, “kafayı kırmış”, “doktorluk olmuş” kategorisine yerleştiriyor ve bu sizi rahatsız edebiliyor. Bir süredir yüksek sesle söyleyebiliyorum, çünkü bu noktada kendime saygı duymayı başardım.

Kabul edelim ki; hepimizin var hikayeleri. İzler taşıyoruz ve taşıdıklarımız zamanla muhakkak ağırlaşıyor. Herkesin hiç değilse “koruyucu tedavi” kontenjanından böyle uğraşlar vermesi gerektiğine inanıyorum ben. Çünkü bu kadar temel sıkıntıya meditasyon, reiki, namaz, nefes, nlp falan gibi şeyler sahiden deva olmuyor. Anlık rahatlamalar sağlıyor ve hepsi o kadar. Zencefille zatürre tedavi edemezsiniz.

Bu o kadar suistimale açık bir sektöre dönüşmüş ki, korkuyorum. “Beş seansta anksiyeteyi çözüyoruz”, “bilinçaltı temizlenir, çakralar açılır, aile dizilimi yapılır” diyen teyzelere dikkat. İnanmış! Robotik bir sesle “anda kalın” diyen, mandalalar çizerek travmaları tedavi ettiğini düşünenlerden lütfen uzak durun. Hayır kaçmayın “doktora” gitmekten, her konunun uzmanı var, lütfen uzmana başvurun. Aksi durumda, evde ameliyat yapmayı deneyen bir kırık çıkıkçıya gitmiş kadar oluyorsunuz. Adam sizi açıyor ve aslında ne yapacağı hakkında en ufak bir fikri yok. Oysa uzmanla yol aldığınızda, yaptığınız nefes egzersizin de, ibadetin de bir anlamı oluyor artık.

Dedim ya; uzun bir yolculukmuş bu, daha çok var öğreneceğim, tamir edeceğim ve yerine yerleştireceğim çekmeceler.  “Küçüğüm, daha çok küçüğüm…” Ama ışığı görmeye başladım, gölgeleri ayırt ediyorum artık ve bocalayarak yürümek yerine kontrollü bir sürüşü başardım. Kendimi bu noktada takdir ettiğimi itiraf etmeliyim. 

Bin teşekkür ederim hayata, bana gerçekten uzman, zeki, güvenilir, sevgiye karşılık veren bir rehber gönderdiği için. Ne çok beklemişim ve kendimi hazırlamışım meğer, sonradan hissettim. Onu nihai bir kurtarıcı olarak görmemeyi, olgun ve bağımsız bir ilişki kurabilmeyi bile zamanla başarabildim ben. O odadaki her bir gün ve an için teşekkür ederim. Güvende olduğum için, aklımı ve ruhumu emanet edebildiğim, bazen bağıra bağıra ağladığım, bazen susmadan çenem ağrıyana dek anlattığım, bazen sakince dinlediğim, sessizce beklediğim ve hangisini yaşamaktaysam o hale kendimi bırakabildiğim için.

Bu yazıyı en çok ona minnet duygusuyla yazdım, yapabileceğimin en azı da bu galiba; çünkü herkes gitsin istiyorum sahiden. Bütün bu deneyimleri yazıyorum, çok seviyorum bu hikayeyi kendime anlatmayı. Gizliden gizliye bir gün kitap olacağını hayal de ediyor olabilirim, evet.

Ben kendimi büyütmeyi, yeniden doğurmayı, kendimden yepyeni bir ben yaratmayı, eğitmeyi çok seviyorum. Kimilerine göre “seyr-i süluk” bu, kimine göre “kişisel gelişim” ya da “kendine yolculuk”... Ya da “ne kadar güçlüsün sen!” iltifatının sırrı.

Kadın olarak, anne olarak, öğretmen olarak, yalnız anne olarak falan değil. Sadece “ben” olarak. Bu çok değişik bir deneyim, benim için. Hayatı döke saça, hatalar yaparak, bazen aynı hatayı emin olmak için tekrarlayarak yaşamak çok güzel! Çünkü oyuna katılmak tam olarak bu demek.

Elbette bazen yorgunluk hissettiğim oluyor, işte öyle sabahlarda bu şarkıyı dinliyorum:

 

16 yorum

  1. Konuşmaya ihtiyacım var! Böyle bir terapist bulma yolu nedir acaba? şans belkide 🙁 Sizin için çok mutlu oldum………..

    • Merhaba ben de yazarın bu yazısını çok beğendim ve etkilendim , ben size kendi psikoloğumu ciddi anlamda tavsiye edebilirim. İsterseniz ismini verebilirim.

    • Ebrar Güldemler

      Merhaba,
      Aliye Mürvet Oğlu, aşağıda yorumu var ve site linki de. Böylece kolaylıkla ulaşabilirsiniz.

      Sevgiler

  2. Ne güzel ifade etmişsiniz. İyi bir terapisti olup onunla “çalışmak ” bence bir insanın kendine verebileceği en güzel hediye. Bazen çok zor, yorucu ama bir o kadar da gerekli. Ben de kendi terapistim için şükrederim çünkü iyisini bulmanın ne kadar zor olduğunu etrafımdan gözlemliyorum. Kolay gelsin size, çizdiğiniz özgür yolunuzda iyi yolculuklar!

  3. böyle bir terapiye, içinden dökülüp yeniden toplanmaya, ihtiyacı olmayan kim var ki? ama hem bu farkındalığı kazanmak, hem de o “usta”yı bulmak gerçekten zor. darısı başımıza diyelim… bu arada çok seviyorum sizi 🙂

  4. Yazıdaki terapist olmanın gururunu yaşadım. Kendimi danışanımın kaleminden okumak,sürecin sağlıklı gittiğini görmek ve yolculuğun en doğru şekilde sürdüğünü hissetmek bana da iyi geldi. Kaleminize sağlık….Sevgiler

  5. Kendim psikiyatristim terapi yolculuğunu o kadar guzel anlatmışsınız ki… Evet terapi için döküp rahatlamak değil acının acıyacak yoracak kanatacak ama o içerdeki irin akmadan iyileşilmiyor. Kendi travmalarınızı çocuklarınıza aktarmamak için bunların hassas noktalarınızın farkında olmak önemli… Yolculuğunuzda iyi şanslar …

  6. Merhaba,
    Her zaman ki gibi bu yazınızda çok iyi geldi. Ruhumun derinliklerinde bir yerlere dokundunuz bu yazınızla. Teşekkür ederim. Terapist ile ilgili bilgi alma şansımız var mı acaba? Böyle birine benim de, benim gibi çevremde birçok kisinin de ihtiyacı var. Yardımcı olursanız çok memnun olurum.

    • Ebrar Güldemler

      Merhaba,
      Aliye Mürvet Oğlu, aşağıda yorumu var ve site linki de. Böylece kolaylıkla ulaşabilirsiniz.

      Sevgiler

  7. merhaba, yazınızda kendimi gördüm. Yaşananlar, bu zorlu yolculuk, kendini büyütme olgunlaştırma süreci… bi yerlerde benimle aynı şeyleri yaşayan hisseden birileri de varmış dedim. bu bile bi parça rahatlamama neden oldu. peki bilgi vermeniz mümkün mü, nasıl ulaşabiliriz terapistinize, muhtemelen çoğu kişinin böyle bir rehbere ihtiyacı var.

    • Ebrar Güldemler

      Merhaba,
      Aliye Mürvet Oğlu, aşağıda yorumu var ve site linki de. Böylece kolaylıkla ulaşabilirsiniz.

      Sevgiler

  8. Şirin Ulutaş

    Merhaba,
    Normalde blog takip etmek pek tercih edeceğim ve zaman ayırabileceğim bir şey değildir. Ancak yukarıdaki yazının linkini durumumun ve hissiyatımın benzerliği sebebiyle bir arkadaşım benimle paylaştı. Okuduğumda sanki yazıyı ben yazmışım gibi hissettim ve çok etkilendim. Sonra başka bir yazınızı okudum, sonra başka birini daha…
    Çocuğum olduktan sonra kitaplar okudukça, oğlumu büyütürken kitaplar ile yetinemeyeceğimi ve önce kendimi iyileştirmem gerektiğini anladım ve terapiye başladım. İyi ki de başladım. Ne zaman okuduğum çocuk psikilojisi kitapları ile veya kendimde gördüğüm aksaklıklar ile ilgili çevremle konuşmak istesem “fazla hassas olmak” ile yargılandım. Çevrem “çocuk bu büyür gider, herşeyi kontrol edemezsin” vs. kalıpları ile örülmüş durumda.

    Sizi takip etmenin bana çok iyi geleceğini hissediyorum. Sevgilerle…

  9. Canım Ebrar’ım ❤️❤️ Sana çok sıkı sarılasım var.

  10. Derin'in annesi

    Blogcu anne Elif ve Ebrar; iyi ki varsınız. Yaşam enerjimin bittiği anlarda umut oluyorsunuz. Hayattan vazgeçmek istediğim ama annelikten vazgeçemediğim anlarda.

  11. Daha önce terapisini yarıda bırakmış biri olarak gücüm yok bazı şeylerle yüzleşmeye. Terapinin bahsi bile geçtiğinde(tıpkı bu yazıda olduğu gibi) gözlerim doluyor. Belki de muhtaç olduğum kudret bu yazıda gizlidir.