4 Yorum

Gülçin’in Gebelik Günlüğü, 18. Hafta

Yazar Hakkında

GÜLÇİN –  Ailesine, arkadaşlarına düşkün, uzun zamandır yurtdışında yaşıyor olmasına rağmen kalbi de aklı da hep Türkiye’de olan, özel bir şirkette çalışan ve çalışmayı seven, tatil yapmaya,  yeni ülkeler görmeye bayılan, elinden geldiğince yaşadığı her anın keyfini çıkarmaya çalışan sıradan bir 80’ler kuşağı insanı. An itibarıyla Londra’da yaşıyor ve çalışıyor. 2010 yılından beri yaşadıklarını, düşündüklerini, gezdiklerini, gördüklerini Gülçince blogunda yazıyor. Şimdi Ozan’la hikayeleri evliliklerinin 9. birlikteliklerinin 15. yılında bir bebekle şenleniyor. Hem de o bebek nasıl bir zamanlamayla geliyor!

Annemin ameliyatının üstünden 2 ay geçti. Çok hızlı, çok yavaş, çok zor, çok telaşlı, cok endişeli ama bir yandan da cok heyecanlıydı bu iki ay.

Annemin ameliyatının olduğu gün ben Londra’daydım. Annem ve ailenin diğer tum üyeleri İzmir’de olmamı istemediler. Ben kimseyi dinlemezdim de annem “Gelme anneciğim, sen hamile hamile hastanede olursan ben rahat edemem. Lütfen böyle yapalım, bırak içim rahat yatayım dinleneyim” dedi Bu kadar zor bir zamandan geçerken bir de ben annemi huzursuz etmek istemedim. Sadece O’nun içi rahat olsun, bir de benim için ve bebek icin endişelenmesin diye kabul ettim bunu. Hayatımda uzakta geçirdiğim en zor günlerden biri annemin ameliyatının olduğu gündü. Ömrümün en uzun günü. Gözyaşlarımın en çok aktığı gün…

Ama annem hastaneden çıktığında ve kemoterapi planları yapılmaya başladığında tutamadılar beni. Hamileliğin ilk 12 haftasına da, gelme demelerine de aldırmadım. Çünkü gözlerimle görmem lazımdı annemi. Hem ameliyat sonrası nasıl olduğunu hem de kemoterapinin onu nasıl etkileyeceğini. Bilmediğimiz bir şey işte. Kapalı kutu…

1461737085459

İzmir’e geleceğimi söylediğimde de annem başladı gelme, kemoterapi sana zarar verir demeye. “Anneciğim, insanlar hamileyken kemoterapi almak zorunda kalıyorlar, ideal değil ama bunlar bile var. İlacı bana vermeyecekler ki, sen alacaksın.” diyorum ama dinlemiyor. Babam “tamam doktora soralım” dedi. Tabii ki doktor da benim dediğimi demiş. “Gelsin, hiç sorun yok.”

Burada bir parantez açmak istiyorum. Bu durum tabi ki benim annemin tedavisine özgü olabilir. Annem sadece kemoterapi alıyor. Radyo terapi, iyot tedavisi gibi durumlarda ve hatta başka kemoterapilerde nasıl davranılması gerekiyor bilmiyorum. Yine en iyisi doktora sormak. Bizim durumumuzda, annemin bağışıklığı düşeceğinden ve biz yurtdışında yaşadığımızdan bizim anneme İngiltere’den mikrop taşımamız daha büyük bir riskti. Biz de iyice sağlıklı olduğumuzdan emin olduk ve öyle gitmeye karar verdik.

Benim hamileliğimde herşey yolunda olsa da ve doktor da gelsin tabi ki kemoterapiyle ilgili bir sorun yok dese de annem sadece bir şartla İzmir’e gitmeme onay verdi. Hastaneye gidecegim diye ısrar etmeyecekmişim. “Domuz gribi varmiş, hastane mikropmus, çok radyasyon varmış…” sayıyor da sayıyor. Sanırsınız hastanede çalışıp hamile kalan yok. Ve sanırsınız şu dünyada bir tek annemin kızı hamile. Ama tamam dedik, tamam dediğin gibi olsun. Yeter ki üzülme…

İzmir’e gidip annemi gözlerimde gördüğümde sanırım dünyalar benim oldu. Nasıl rahatladığımı anlatacak kelimelerim de cümlelerim de yok benim. Ama çok çok çok güzel bir andı. Sadece bunu söyleyebilirim.

Bizim gidişimizden 2 gün sonra yine doktor kontrolü vardı. Annemin istediği gibi onlarla birlikte hastaneye gitmedik. Annemler hastaneye giderken biz de Ozan’la başka bir doktorun, kendi doktorumuzun yolunu tuttuk. Ve annem planlanandan cok once, ilk kemoterapisi alırken biz de ilk kez bebeğimizi gördük. Minicik bir şey… 

Bu tesadüfler bazen bana çok garip geliyor. Biliyorsunuz, bebeğimizi öğrendiğimiz gün annemin rahatsızlığını da öğrendiğimiz gündü. Annemin ameliyat olup pankreasının bir kısmının alındığı gün, Bebeğin pankreasının ilk oluştuğu haftadaydı.

Ve annemin ilk kemoterapiyi aldığı gün biz bebeğimizi ilk defa gördük.

Hayat…

Böyle planlamamıştık aslında. Annemin o gün sadece kontrolü vardı. Hatta hastane sonrası belki onlar da bebeği gormek icin bize katılacaktı. Ama doktorlar hemen o gün kemoterapiye başlamaya karar verdiler ve yine ikisi bir araya geldi. Belki de iyi oldu… Çünkü o akşam tabii ki evin gündemi kemoterapi değil de bebeğin ilk fotoğrafıydi. Hatta doktor sağolsun bizse kısacık videolar da vermisti. Annem o akşam ilk kemoterapi ilaçları yavaş yavaş vücudunda dağılırken defalarca o 5 saniyelik videolari izledi. Aman bebek zıplıyormuş, aman bak nasil dönüyormuş, aman da elleri varmış… Böylece belki de kafası dağıldı. Ve, evet evet dünyada sadece annemin kızı hamileydi!

Hamileliğimin 18. Haftasında annem de 4. Kemoterapisini aldı. Artık biliyoruz her kemoterapi kendine özgü yan etkileri beraberinde getiriyor. Bazen kolay geçiyor, bazen çok zor oluyor. Kendimizi iyiye ya da kötüye hazırlamamayı öğreniyoruz. Ama kolay olmuyor. Bazen süreç gerçekten zor olabiliyor.

Annemin kemoterapi alacağı haftalar -ki 15 günde bir alıyor- bir başka heyecanlı oluyorum. Aklım hep İzmir’de oluyor. Kuş olup oraya uçasım geliyor. Kuş olsam, gidip annemi gözlerimle görsem… Bebeğimiz –hepimiz için- kemoterapi haftalarının da en büyük kurtarıcısı şu an. Annem genelde konuşurken kemoterapiyle ilgili 2-3 cümleden sonra sen bebeğimizden haber ver diyor. Bu haftada yaşadıklarımız değişmedi. Annem 4.kemoterapisini aldıktan sonra konuştuk. Nasıl geçtiğini biraz anlattıktan sonra bana yine “sen nasılsın, bebeğimiz nasıl anlat” dedi.

Daha 18 haftalık bir bebek hakkında ne anlatabilirsiniz ki. Ama anlattım işte. Okuduklarımı, yaşadıklarımızı anlattım. “Anne, bu hafta bebeğimiz elma kadar olmuş. Tahminen 130 grammış ve içerde fır dönüyormuş. Kemikleri sertleşeceğinden benim biraz daha süt içmem gerekiyormuş. Ve biliyorsun ben süt içmeyi pek sevmiyorum! O yüzden bol bol yoğurt ve peynir yiyorum. Teyzesi gelirken ona bir sürü kıyafet getirmiş. Bak ne güzeller degil mi? Ben iyiyim. Enerjim biraz daha arttı. Kendimi daha az uykulu hissediyorum. İş-güç fena değil. Çalışmak iyi geliyor, oyalanoyorum. Hava güzelleşti ya daha düzenli yürümeye başladım. Biliyorum sen artiık hazırlıklara başlayalım diyorsun ama bir şey yapmadık daha. Sadece yatağı ve arabası için düşünmeye basladık. Ama sen yavaştan battaniyesine başla istersen artık…”

İşte böyle gecti 18. Hafta. Bebeğim ve ben iyiyiz. Yani ben iyiyim o yuzden bence bebeğimiz de de iyidir diye düşünüyorum. İyi olsun… Annem de 4. Kemoterapisini aldı. Kaldı 8 tane… Bir bir azalıyor iste.

Eylül’de kemoterapi bitecek ve bebeğimiz de aramıza katılacak. O zaman bu yazdıklarıma dönüp bakacağım ve “ne günlerdi be” diyeceğim. Ne günlerdi… Bir de, “zordu ama olsun” diyeceğim. Annem iyi. Bebeğimiz iyi. Hepimiz çok iyiyiz. Hepsi geçti sonunda ya olsun.

İşte ben her kemoterapi haftasında sadece ve sadece bunları diyeceğim günleri düşlüyorum…

Gülçin

4 yorum

  1. Tahmin ediyorum ki, anneniz için daha güzel bir motivasyon, daha pozitif bir enerji olamazdı. Kemoterapinin ardından bir insana güzel enerji, mutluluk kadar doğru bir ilaç yok diye düşünürüm dolayı olarak tanıştığımdan beri. Bebeğiniz size hep dönüm noktalarında mesaj göndermiş, doğumuyla birlikte çok daha güzel günler gelecek. Sevgiler.

  2. gülçincim, evet, bir tek senin annenin kızı hamile! 😉 şu ufaklığı kucağına alınca anlayacaksın 🙂

    anneciğinin iyi olmasına sevindim, ufaklık moral, güç veriyor ona ve zaman çabuk geçecek artık o karnında büyüdükçe, yani battaniyeye başlamak gerek 🙂

    bir de gitmen iyi olmuş, zaten hamileliğin ilerledikçe uçağa binmen zorlaşacak ve havayolu taşımacılığı kuralları gereği yasak olacak. o yüzden iyi ki gidip görmüşsün. demek kemoterapi eylülde bitiyor, desene eylülde iki doğum birden kutlayacağız! 🙂

    öpüyorum!