2 Yorum

‘Farkındalık, yaşamamızı sağlar’

İnsan bulunduğu ortamdan dışarı çıkmadan ya da içinde bulunduğu durumu değiştirmeden, nasıl bir zorluk içinde olduğunu fark etmiyor.

Her İstanbul dışına çıktığımda, İstanbul’da nasıl bir sıkışmışlık içinde yaşadığımızın farkına varıyorum.

Binalar üst üste… İnsanlar üst üste… Arabalar, trafik, sıkışıklık… Zaman zaten yetmiyor.

Yine de hava alacak boşluklar var, yok değil. Dün, bunlardan biriydi…

“Bakkala ben giderim!” diye tutturuyorsam bazen, sırf yolumu değiştirip şu manzarayı görmek için…

A photo posted by Elif Dogan (@blogcuanne) on

Farkında olmadan yaşayıp gidiyoruz çoğu zaman… Bunun böyle olduğunu, farkındalığı artınca anlıyor insan…

Bundan bir süre önce, sırtım için Yoga Terapi’ye başladım. Sırtıma iyi geliyor -tamamen iyileştirmedi, fizik tedaviye bir gideceğim- ama ondan öte, sadece sırtıma değil, omuzlarıma, kürek kemiklerime, ayak parmaklarıma, dilime, damağıma da iyi geliyor.

İnsanın ayak parmakları nefessiz kalır mı? Kalırmış. Eğitmenimiz her ‘Topuğunuzu ileri doğru uzatın. Ayak parmaklarınızın arasını açın, nefes alsın’ dediğinde, zavallı ayaklarımın, sürekli ayakkabının içinde nasıl sıkıştığını fark ediyorum.

Her yerde uzanıp kollarımı başımın üzerinden geriye doğru uzattığımda ‘Tırnaklarınızın üstü yere değsin’ deyince aslında o ana kadar yerle bütünleşmediğimi fark ediyorum.

Yine her sırt üstü yattığımda ‘Omuzlarınızı, sırtınızı, boynunuzu, başınızı… rahat bırakın’ dediğinde aslında o ana kendimi teslim etmediğimi fark ediyorum.

Her ‘Ağzınızı gevşetin, dilinizi damağınızdan ayırın’ dediğinde aslında ağzımı kapalı tutmak için çaba sarf ediyor olduğumu fark ediyorum.

FullSizeRender (19)

Sürekli bir şey yapmaya, olmaya çalışıyoruz. Ne yaptığımızın FARKINDA olmadan.

… sadece tek bir önemli zaman vardır, o da şimdidir. Şimdiki an, üzerinde egemenliğimiz olan tek zamandır

diyor Thich Nhat Hanh ‘Farkındalığın Mucizesi’ adlı kitabında…

Bazen acıyorum kendime… Apartmanlara tıkılmış, binalar arasında sıkışmış, işler güçler altında ezilmiş olarak geçiyor günler…

Sonra kendimi dışarı atıyorum yağmur sonrasında, toprak kokuyor etraf onca binaya rağmen. Kendime geliyorum. Ve fark ediyorum ki kendime acımam değil, içinde bulunduğum mucizenin farkında olmam gerekiyor. 

Farkındalık bizi unutkanlıktan ve dağılmaktan kurtarır ve yaşamın her anını dolu dolu yaşamamızı sağlar diyor kitapta… Ve bazı egzersizler, öneriler sunuyor: Ellerini yıkarken sabunu ve suyu önemsemek; banyo yaparken her harekete önem vermek; yürüdüğün yeri bilmek; ayakta durduğun, oturduğun, uzandığın yerleri bilmek; hiçbir amacın yoksa hiçbir amacının olmadığının farkında olmak.

İnsanlar genelde su üzerinde veya havada yürümeyi mucize olarak görürler. Ama bence gerçek mucize suda ya da havada yürümek değil, toprakta yürümektir. Her gün idrak dahi etmediğimiz bir mucizenin içindeyiz. Mavi bir gökyüzü, bembeyaz bulutlar, yeşil yapraklar, bir çocuğun meraklı gözleri, kendi gözlerimiz. Hepsi birer mucizedir.*

Fark edene…

IMG_2211

 

* Farkındalığın Mucizesi kitabından…

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

2 yorum

  1. Bazen farkında olduk da ne oldu diyoruz ya, farkında olmak farkında olduğumuzun da farkında olmak (:P) çok önemli aslında. Bu karamsarlığa düşmek ya da duygularla coşmaktan ziyade dengede olmayı sağlayan bir şey.
    Farkındalıkla ilgili çok hoşuma giden bir tanımı paylaşmak istiyorum
    Kristin Neff’ten bir alıntı:

    “Duyguların ne bastırılması ne de abartılması için olumsuz duygulara karşı dengeli bir yaklaşım içinde olmak. Aynı anda hem acımızı görmezden gelip hem de bunun için merhamet duyamayız. Farkındalık, olumsuzluğa tutulup kapılıp gitmememiz için, düşünce ve duygularımızla “özdeşleşmememizi” gerektirir.”

    sevgiler…

  2. Ve bu fark etmeler kendine şefkat gösterdiğin yavaş akan yercekimsiz anlara dönüşüyor.

    Cok iç açtı bu yazı.