2 Yorum

Emek’in Gebelik Günlüğü, 30. Hafta

Yazar Hakkında

EMEK KÖSE- İzmirli bir matematikçi. Amerika’nın Maryland eyaletinde yaşıyor. Matematiği çok sevdiğinden üniversitede matematik hocası olarak çalışıyor. Okuyup yazmaya, yemek yapmaya, araba yolculuklarına, gri pofuduk kedisine ve kocasıyla Phish konserlerine gitmeye bayılıyor. Güneş enerjisiyle çalışıyor ve deniz kıyısının bolca hayalini kuruyor. İlk bebeğini bekliyor.

Yolun dörtte üçünden merhaba!

Güzel haberler aldığımız bir hafta oldu bu. 8 hafta sonra ilk defa ultrasona girdik ve kızımızı gördük, büyümüş, 1 kilo 260 gram olmuş, nasıl güzeldi. Başaşağı durmuş kıpır kıpır karşıladı bizi. Yine eridik karşısında. “Herşey yolunda” dedi doktor. Nasıl içim rahatladı anlatamam. Daha güzel birşey söylenemezdi bana. Güzel güzel büyüyormuş benim güzel kızım.

Üçüncü trimestera girmekle birlikte yavaştan endişelenmeye başladım anne olmak konusunda. Ya iyi, kuzumuzun hakettiği gibi bir anne olamazsam? Ya beceremezsem? Ya sevmezsem? Kabus gibi bir ilk evlilik, öğrencilik, işsizlik, sürekli bir belirsizlik sonrasında en sonunda girmişti hayatım yoluna. Şöyle bir anlığına hayatımdaki herşeyi sıkı sıkı tutup kontrol etmeyi de bırakmıştım, güzel akıyordu hayat. Korkuyorum biraz herşeyin altüst olmasından. Ya dengeleri bir daha kuramazsam? Ya herşey aynı anda yapılamıyorsa, iş, aşk, aile, hayat?

Bazen panikliyorum böyle, hem doğum hem de sonrasında hayat konusunda. Bu gibi zamanlarda konuşmak iyi geliyor, hem Conrad’la, hem arkadaşlarımla. Bir de, yeni üyesi olduğum birkaç tane Facebook grubu var, akademik annelere yönelik, o sayfaları takip ettikçe görüyorum ki herkes bocalıyor, birbirine fikir danışıyor, ama bir şekilde yoluna giriyor herşey. Galiba adımları birer birer atmak lazım.

1461937267647

Bu haftaki ebe kontrolünde şöyle birşey oldu; ebeye birkaç hafta önceye kadar ellerimde ve ayaklarımda kaşıntı ve kabarıklık olduğunu söyledim, hemen yüzü değişti! “İyi ki söyledin” dedi, ve bunun kolistaz diye bir bozukluk olabileceğinden bahsetti. Hamilelik hormonları herşeyi bozdukları gibi karaciğeri de bozabiliyormuş, bu da bebeğin anneden ihtiyacı olanı alamamasına sebep oluyormuş. Ben ebeye “tedavisi var mı, bu bebek için ne demek?” diye sorup cevap alamazken, Conrad telefonundan öğrendi ki, epey ciddi bir durummuş kolistaz, ve malesef bebeklerin %16’sı ölü doğuyormuş, buna mani olmak içinse 36-37. haftalarda doğum öneriliyormuş. Günün geri kalanı biraz flu. Karaciğer değerlerine bakmak için kan testi yapıldı, eve geri döndük, ben günün kalanını uyku ve ailemle mesajlaşma/konuşma halinde geçirdim.

Doktor olan teyzemin ve kardeşimin verdiği karar, bunun yanlış bir ön tanı olduğu, ve benim buna rağbet etmemem gerektiği. Doğru olanın o olduğunu bilsem de mümkün değil bırakamadım endişelenmeyi. Birkaç gün sonra ebeden testlerin temiz çıktığını öğrendik, ve içimizde güneşler açtı yeniden. Kolistaz değilmişim. Çok şükür. Tıp bilgim de hızla ilerliyor bu hamilelik sürecinde, bakalım daha neler göreceğiz.

Hamileliğim ilerledikçe sanki göbeğim de ben de artan bir hızla büyüyoruz. Yediklerime çoğunlukla dikkat etsem de hiç hayal etmediğim kilolara ulaştım, ve bunun fazlasıyla farkındayım. Her ne kadar vücuduma yeni bir insan yarattığı ve büyüttüğü için hayran olup saygı duysam da, kalkıp birisi “kamyon gibi olmuşsun” dediğinde, ve bunu başka birisine anlatınca o kişi de sana “halbuki sen serçe gibisin, değil mi?” diye cevap verince üzülmemek elde değil. Çoğu zaman olduğu gibi bu durumun da panzehiri Conrad oldu yine, uzunca konuştuk ve sakinleştim. Tabi ki kilo alacağım, olayın doğasında bu var! Bundan sonra kulaklarımı tıkayacağım bu gibi yorumlara ve gereken cevabı vereceğim.

Okuduğum hamilelik kitaplarından birinden öğrendim ki üçüncü trimesterda beyin küçülüyormuş. Harika. O zaman geçen gün kediye tutup da köpek maması almamı açıklar bu, hatta aynı günün sabah saatlerinde once iki kişilik yatağımıza tek kişilik çarşaf almamı da. Listeye dün ofisimin kapısını arabanın uzaktan kumandasıyla açmaya çalışmamı da ekleyebiliriz.

Hele dersteyken birşey söylüyorum, hemen arkasından “çocuklar ben üç mü dedim, beş mi dedim?” diye soruyorum. “Üç dediniz” diyorlar, ben de “he, yok, beş diyecektim, ama bakalım siz dikkat ediyor musunuz diye üç dedim” diyorum, her seferinde de gülüyorlar, artık bayat espirime mi, yoksa beynimin acınacak haline mi bilmiyorum. Kibar kocam geçen, “hayatım, senin güzelliğinden hiçbirşey çalmadı bu bebek de, galiba çok akıllı bir çocuk olacak” şeklinde özetledi durumu, ben bana altı kere anlattığı şeyi ilk defa duymuş gibi tepki verince.

Buraya hepten bahar geldi, hayata bakışım değişti resmen. Ve herkese güneşli, keyifli haftalar diliyorum!

Emek

2 yorum

  1. Emek’in gebelik günlügünde okudum biraz önce. Ellerinde ve ayaklarinda kasinti baslamis. 1.5 yil once dogum yapan anne olarak ayni sorunu ben de yasamistim. Hatta geceleri ayaklarimin kasintisindan uyuyamiyordum. Ayaklarim resmen sicaktan yaniyordu. Doktorum
    Normal oldugunu soyledi. Burt’s Bees Coconut Foot Cream kullandim. Cok faydasini gordum. Medikal bir krem olmadigi icin cekimeden onerebiliyorum. Denemenizde fayda olabilir. Bol sans!

    • Hande, önerin icin cok teşekkür ederim!!! Hemen aramaya geçtim o ayak kremini. Cok, cok sagol!!!