1 Yorum

Ceren’in Gebelik Günlüğü, 26. Hafta

Yazar Hakkında

CEREN – 34 yaşında, çok pozitif ve heyecanlı bir yengeç burcu. 2 yaşında kıvırcık bir kız annesi. Sakin bir balık burcunun 5 yıllık sevgilisi. İstanbul’da yaşıyor. Spora, okumaya, çalışmaya, gezmeye bayılıyor. Bir yandan çalışıyor, bir yandan doktora tezi yazıyor. Sağlıklı yaşam hayatındaki öncelik olarak başköşede duruyor, bu konuda okuyor da okuyor. İki çocuklu bir anne olacağı günü sabırsızlıkla bekliyor.

26.haftadan merhaba sevgili okuyucular. Bu hafta resmi olarak karnım aldı başını gidiyor. Her gören bayağı hamile olmuşsun artık diyor. Bence de oldum valla. Önden yusyuvarlak, koca bir top yutmuş gibiyim. Zeynep’e hamileliğimde bu sıralar tek sorunum akşamları mide yanmasıydı, aynı sorun kendini özletmeyecek gibi bu hamilelikte de. Akşamları minnacık ve hafif atıştırmak şart oldu iyice.

Geçen hafta doktor kontrolümüze gittik, ben Ziya ve karnımdaki minnoşum. Gelişimi, suyu, her bir şeyi normal. Benim de öyle çok şükür. Tekrar bir sürü testler istedi doktorum. Ara ara açlık-tokluk şeker kontrolüne devam. Arada tansiyon kontrolü de istedi (ki bence sorun çıkmayacak buradan, benim tansiyonum oldum olası düşüktür), sonra kan uyuşmazlığını takip için Indirect Coombs testi (ki her ay yaptırıyoruz zaten), bir de demir, D vitamini, hemogram, tiroidler, Hemoglobin A1C falan. Haftaya bir yarım gün bu işlere ayıracağım.

1462447283908

Kısa bir ultrason kontrolünden sonra muayenehanesinde doktorumla sohbet ederken doğumla ilgili konuşmak istedim, doktorum bunu biraz geçiştirdi. Ben gerildim direk çünkü maalesef Ssvd adayı olarak bu konu benim için çok hassas. Bunu da açıkça söyledim. Doktorum aslında gerek Ssvd’ye yaklaşımı, gerek doğal yaklaşımları benimsemesi ile tanınan bir doktor olmasına rağmen bir an sanki doğuma yönelik bakış açılarımız uymayacak ve ben yine yeni doktor arayışına gireceğim fikri gerdi beni.

Gerçi 40. haftada olsam dahi böyle bir durumda doktor değiştirmekten çekinmem ama birine güvenip sonra tekrar baştan başlamak falan psikolojik açıdan zor işler. Neyse ki benim gerildiğimi hisseden doktorum genel olarak biraz doğumla ilgili tercihlerinden (mümkün olduğunca müdahale etmemek, suni sancı, epizyotomi gibi uygulamalardan kaçınmak, doğum şekli ne olursa olsun bebekle ten tene temas sağlatmak vb.) bahsetti de içim bir anda tekrar rahatladı. Doktorumun “ben bunları tercih ediyorum” diye anlattığı uygulamaların, benim başka birçok doktoru ikna etmeye çalışmam gereken uygulamalar olduğunun bilincindeyim. Ve bunlar benim için önemli konular. Bunun rahatlığını hissetmek bana çok iyi geldi.

Sonra biraz da işin maddi boyutlarını konuştuk, yine dertlendim! Doğum bu kadar komplike olmamalı gibi geliyor bana. Hele ki ilk doğumum normal olabilseydi, bu doğumu evde yapmayı ciddi ciddi düşünürdüm. Çünkü bence kadın dünyaya doğurmayı bilerek geliyor. Bildiğini uygulamasına engel olunmayacak şartlar olduğu sürece (korkular, kötü beslenme-az hareket kaynaklı engeller, stres vb.) kadın vücudu ve bebek zaten ne yapmaları gerektiğini biliyorlar. Benim ilk doğum tecrübem (istediğim doğum şekliyle gerçekleşmemesine rağmen) çok çok güzeldi, belki de bu yüzden bu konuda çok pozitifim. Neyse sonra doktorumun bir sigorta önerisi ile biraz araştırınca toplam pakette önemli indirim sağlayacak bir alternatif bulduk, böylece içim bu konuda da rahatladı bir nebze.

Diğer yandan son birkaç gündür Ziya da ben de resmen pert olduk! İki hafta önce Zeynep emziği bıraktı, bu süreçte birkaç gün gece uykuları biraz geçe kaldı, biz gece sık uyanıp kontrol ettik falan oradan gelen bir uykusuzluk var zaten. Sonra bu haftasonu da bezini çıkardık. Asıl niyetimiz bu iş için birkaç hafta daha beklemekti ama sanıyorum okulda arkadaşlarından örnek almasının da etkisiyle Zeynep neredeyse 10 gündür kakasını hep söyledi ve tuvalete yaptı. Baktık ki böyle bir gelişim var Zeynep’te, iyi bu hafta sonu deneyelim dedik. Gündüz her şey yolundaydı, pek fazla kaza olmadan hallettik. Ama gece düzenini henüz kuramadık. Gece uyandırıp tuvalete götürmemiz gerekiyor orası kesin. Ama saati bir türlü tutturamıyoruz, hep bizden önce davranıyor Zeynep! Bence bunda Zeynep’in burnu tıkalı olduğu içim gece sık uyanıp, uyandığında da uyku sersemi tuvaletini kaçırmasının etkisi büyük. Ama bu, gece devamlı uyanıp üst baş değiştirmek ya da yapmış mı kontrol etmek demek.

Buna ek olarak o nezle hali önce Zeynep’ten Ziya’ya, sonra da bana geçti. Şimdi hiçbirimiz gece düzgün uyuyamıyoruz, yorgunluktan sürünüyoruz ailecek. Bir de biz haftada bir ya da iki haftada bir Zeynep’i gece yatısına bırakıyorduk anneanne/babaanne/hala alternatiflerinden birine. Hiçbir programımız olmasa bile evde boş boş yatıp dinleniyorduk o gün. Son 3 haftadır bu emzik ve bez değişikliklerini iyi gözlemleyelim diyerek onu da yapmadık. Ve sonuç, perişan bir anne-baba! Neyse ki bugün öğleden sonra tatile gidiyoruz, 2 günlüğüne de olsa, altın değerinde o 2 gün. Denize bakıp güneş altında uyuklayacağım bütün gün kitaplarımla.

Kitaplarımla demişken, bu ara okuma performansım zirve yaptı uykusuzluktan. Sırayla “No bad kids”,  “How to talk so kids will listen&how to listen so kids will talk” ve “Siblings Without Rivalry” kitaplarını okudum son 2 ayda. Çocuk yetiştirme üzerine çok yumuşak yaklaşımlı, birbirinden harika kitaplardı her biri. Şimdi de doğumla ilgili kitaplara ağırlık vereceğim kafa olarak hazırlanmak için, sırada Ina May Gaskin var.

Ama bu kadar kitap içerisinde Zeynep’e kardeşi olacağını nasıl ve ne zaman söylemeliyim fikir verecek bir yazı bulamadım. Bu zamana kadar konuştuğum uzmanların ortak görüşü, bu yaş grubu için son ayları beklemek. Çünkü zaman algısı tam gelişmediğinden beklemek zor geliyor ve karın tam çıkmadığı durumlarda somutlaştırmada zorlanabiliyorlar. Ama bence biz o aşamaları artık geçtik. Hatta geçenlerde kardeşlerden bahsederken “senin kardeşin var mı Zeynepcim?” diye sorduğumda “yok, ben de kardeş istiyorum” dedi. Sonra da “bana kardeş doğurur musun?” diye sorunca da “peki Zeynepcim” dedim ve konu sakince kapandı. Şimdi sadece karnıma şaşkınlıkla bakıyor. 1-2 hafta içerisinde de Zeynep’e karnımda bir bebek olduğunu, bu bebeğin onun kardeşi olduğunu, ablası olması için Zeynep’i seçtiğini anlatmayı planlıyorum. Bu konuda fikri/tecrübesi/tavsiyesi olanlar lütfen yazsın sevgili okuyucular. 

Son olarak bu hafta Zeynep’i okula götürürken yaşadığımız komik bir şeyi anlatmak istiyorum. Zeynep bu ara her şeye “neden” diye soruyor. Arabada giderken de bir sürü neden sorusu sordu yolda gördüklerine ilişkin. Çoğunu cevapladım. Takıldığım birine de “bilmiyorum ki Zeynepcim, sence neden?” diye sordum. Okuduklarımdan aklımda kalan “çocuklar her zaman bir şeyin sebebini öğrenmek için neden diye sormayabilirler. Bazen de onların anlatacak bir şeyleri vardır ve konuyu açmak için neden diye sorarlar. Oysa ki onlar zaten konu üzerine kafa yormuş ve bir şeyler düşünmüşlerdir” argümanı vardı. Ama Zeynep’ten cevap olarak “ama sen annesin, sen söyle” demesini beklemiyordum! Hazırlıksız yakalanıp “ama sen de Zeynepsin, sen söyle” gibi saçma bir cevap vererek konuyu geçiştirdim. Aziz Nesin’in de dediği gibi “Şimdiki çocuklar harika!” 

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

Bir yorum

  1. Merhaba 🙂
    Söylemeyin derim henüz. Biz çok hevesli oluyoruz söylemek için, fakat söylendiği anda geri dönüşü olmuyor. Ne zaman doğacak kardeşim soruları başlıyor, 8. 9. aylarda ağırlaşmaya, çocuğu kucağa alamamaya başlayınca çok büyük hayal kırıklığına uğruyorlar. Bir an önce çıksın artık şu kardeş 🙁 başlıyor ondan sonra. Öümkün olduğunca geciktirmeye çalışın 🙂