12 Yorum

Bir yaz daha geliyor

Sırt ağrılarım dayanılmaz olunca bir fizik tedavi doktoruna göründüm geçen hafta. Ve hemen ertesi gün, üç haftalık fizik tedavi sürecinin ilk seansına başladım.

Doktor muayene sırasında ‘Uyku kaliteniz nasıl?’ diye sordu, sen beni bir gülme tut. ‘Dört buçuk aylık bir bebeğim var’ dedim, ‘Haa, tamam o zaman’ dedi. Daha fazla bir şey söylemeye gerek yok yani…

Kemik erimesinden de şüphelendi doktor, ancak ölçümü yaptırabilmek için emzirmeye bir süre ara vermem gerekirmiş. O süre birkaç saat mi, birkaç gün mü bilmiyoruz, radyolog söylermiş, ve fakat halamla da konuştum, hemen yaptırmayacağım. D vitamini eksikliğinden de endişe ediyorduk, tetkikler yapıldı, yokmuş öyle bir şeyim. Kas tutulmasıymış benimki, büyük ihtimalle bebeği sürekli olarak taşımaktan. Yani, ya onu taşıyorum, ya da bilgisayar başında oturuyorum, kapan kapan nereye kadar? Kilitlendim kaldım işte…

Doktor muayene ederken, şöyle kambursunuz, bel oyuntunuz böyle fazla derken dedim ki bana bak doktor dedim ben dedim bu ağrılardan dedim bıktım dedim ne gerekiyorsa yapalım dedim benim üç tane çocuğum var dedim kaldı ki ben dedim daha 40 yaşında bile değilim dedim hayatımın bundan sonrasını dedim ağrıyla geçirmek istemiyorum dedim! Yani böyle demedim tabii ama bu minvalde bir şeyler söyledim. O da tedavi edilemeyecek bir durumum olmadığını söyledi.

Nitekim ikinci seanstan itibaren kaslarım yumuşamaya başlamış, ensemin arkasındaki yuvarlaklaşma düzleşme yoluna girmişti. Fizyoterapist bana evde yapabileceğim hareketler de gösterdi, onları da yapıyorum şimdi ve ciddi anlamda iyileşme var şükürler olsun.

Bunun uzantısı olarak, bebeğimizin de artık dört buçuk aylık olmasının şerefine uyku yaklaşımımızda biraz değişiklik yapma yoluna gittim geçtiğimiz hafta. Değişiklik derken, yani hazır sırtımı düzeltmeye başladım, yeniden yamulmasın diyerek, kucağımda sallanarak ya da slingde yürüyerek değil de, yatakta beraber uzanarak uyutayım istedim. Tabii ki işe yaramadı. Kah emzirerek, kah sallayarak uyutuyorum yine bakalım ama hepimiz biliyoruz ki bu bir süreç ve o bebe yatağında uyuyacak arkadaş! 

Gündüz uykuları hala saat düzenine oturmuş değil. Bunda, dışarıda vakit geçiriyor olmamızın da etkisi var sanıyorum. Emzirdiğimden mütevellit, toplantım görüşmem olunca Derya’yla gidiyorum ve o da ‘Nerede olursa uyurum abi!’ moduna girmek zorunda kalıyor.

Tabii bu bebeyle gezme konusu teferruatlı bir şey, hele de İstanbul gibi bir yerden bir yere ulaşmanın kolay olmadığı bir şehirde yanında bin türlü şey taşıyor olman gerekiyor. Tüm günü dışarıda geçireceksem pusetle çıkıyorum, gideceğim yere göre wrapsling ya da Boba kanguruyu yanıma alıyorum. Sling’i ben daha çok tercih ediyorum, taşıması benim için daha rahat, kumaşı daha yumuşak olduğundan mı bilmem. Ama onu da bağlaması bir dert, eğer pratiklik gerektiren bir ortamdaysam kanguruyu alıyorum yanıma… Onun dışında yanımda en az üç yedek kıyafet oluyor çünkü ne zaman kakasının belinden çıkacağı ya da ne zaman kusacağı belli olmuyor bu modellerin. Ayrıca etrafla ilgilenmeye başladığından oyuncaklar, yok efendim yatırabileceğim bir yer varsa altına örtü, üstüne battaniye falan derken kameraman Cevat Kelle’den hallice geziyorum. Hele de pusetle çıkmayıp bebeyi üzerime astıysam önümde bebe, arkamda koca sırt çantası, eh benim kaslarım tutulmasın da kimin tutulsun ama, değil mi?

Screen Shot 2016-05-09 at 2.52.05 PM

Derya’nın kafasındaki konak neredeyse tamamen geçti. Özel bir şey yapmadım, saf zeytinyağı sürdüm, ardından ince tarakla tara dedilerdi ama bi kızarmıştı kafası. Onun yerine kuruyken bebek fırçasıyla fırçaladım falan bir iki parça bir şey kaldı kala kala…

Diş sürecine de girdik bence… Yani dişlerin henüz gelmesine var tabii ki ama yerleri belli gibi ve şu sıralar ne bulursa hunhar bir çabayla çiğnemeye çalışıyor. Biraz suratsız ve huysuz oluyor bazen, yazık, ağrıları falan mı var acaba? Kehribar kolye taktım geçenlerde ama şekerim boynu o kadar katlı ki içine gömüldü, korktum çıkardım ben de…

Bebemizin arabada giderken mutlu olmama halleri de devam ediyor. Bu yüzden ailemizde seferberlik başlatıldı, babam ‘Kızım sen bir yere gideceksen beni çağır ben götüreyim, sen arkada otur’ diyor, çünkü hakikaten ben varsam ve yüzde binsekizyüz dikkatimi ona verip elini falan tutuyorsam kızmıyor paşam. Ama yok, arka koltukta yalnızsa ya da yanında benden başkası varsa susturabilene aşk olsun! Bu da geçecek diyor, önümüze bakıyoruz.

IMG_8013

 

Üç numara bezi zor tutuyorduk, geçen hafta itibarıyla dört numara beze terfi ettik sayın seyirciler. Bu gidişle Prima bizim için özel üretim falan yapacak, öyle bir tombiklikten bahsediyoruz. Doktor da ‘Boyu normal ama kilosu eğriler üstü!’ demişti, biraz tonton bi arkadaşımız yani… Sırtımın ağrımasına şaşmamalı bu durumda, n’apsın yani, nereye kadar dik durup eğilmesin zavallım.

Sadece ben değil, geçen hafta Doğan da belini sakatladı. Bir yandan puseti Galata sokaklarında indir kaldır, sırtında gitar, önünde bebek, ‘Çok yoruldum, beni de taşı’ diyen bir ortanca çiçeğe daha fazla dayanamadı adamcağınızın omurgası. Fıtıktan korkuyorduk neyse ki değilmiş. (Zaten ne zaman benim bir yerimde bir şey olsa daha beteri onda oluyor; bu işte bir iş var ya, neyse…)

Geçen sene bugün henüz Derya’dan haberim yoktu. Yarın, birkaç gün geciken reglimden sonra bir test alıp öğrenecektim hamile olduğumu… O zamana kadar iki çocuklu hayatımızda bir düzen tutturmuş gidiyorduk. Şimdiyse bir çocuğum daha var, büyüdü bile, salyaları akıyor, dişleri kaşınıyor, uykularım bölünüyor, sırtım ağrıyor, her şey çok zor, ama çok da güzel… Hayat işte…

Şu sıralar ciddi bir sorunum yok ya, hemen yeni bir endişe konusu bulmam lazım. Huyum kurusun, sorun olmayınca hemen yaratabilen bir yapım var çok şükür (yazar burada kinaye yapmaktadır). Cidden, her şey yolunda gittiğinde Acaba bana bir şey mi olacak’la başlıyorum, çocuklarıma mı bir şey olacak’la devam ediyorum, oradan yoksa kocama/anneme/babama/kardeşime mi bir şey olacak’a geçiyorum, sonrasında beni durdurabilene aşk olsun. Terapistime bahsettiğimde bizim kültürel yapımızda böyle bir bakış açısı olduğunu söylemişti: ”Ay çok güldük, kesin ağlayacağız.” Mutlu olma izni vermiyormuşuz kendimize…

Neyse ki terapilerden bir şey öğrendim: Kendimi durduramasam da bunu yapmaya başladığımın farkına varıyorum artık. Hani başlamak bitirmenin yarısıdır ya (öyle miydi?) fark etmek de durdurmanın yarısı diyerek ‘Sen sus, hiçbir şey söyleme!’ diyorum içimdeki o bık bık konuşan sese… O bık bık konuşsa da sesi giderek daha kısık çıkıyor, onun yerine kendi sesimi duyuyorum daha sık: Ben iyiyim, çocuklarım iyi, ailem iyi, ve bak bir yaz daha geliyor… 

FullSizeRender

12 yorum

  1. Sevgili Elif… Tüm zorluklar geçecek. Sırt kasların iyileşecek, ev egzersizleri gerçekten çok faydalı oluyor. Sonra bunları hatırlamayacaksın bile. Bebeğini doya doya kokla benim için.

    Bu arada, endişe konusunda beni anlatmışsın sanki Neden kendime mutlu olma hakkı tanımıyorum ki acaba? Bir soru işareti oldu kafamda şimdi.

  2. Ahh sevgili Elif, allah hepimizin yardımcısı olsun, ki zor büyüyor bu insan yavruları. bak benimki 2’yi bitirdi, hala zaman zaman ağrıyor sırtım, tam düzelmiş sayılmaz. ben de gece sık sık uyanıp yataktan kalkmama bağlıyordum bu sırt ağrılarını. yatağın sıcağından çıkıyorsun, yeniden giriyorsun filan derken belki terli oluyorsun hoop tutuluyor kaslar. ama geçecek, mutlaka geçecek, yeter ki ömrümüz uzun olsun 🙂

    çook tatlı Derya kuzusu, nazar değecek diye çok korkuyorum resimlerini gördükçe. allahım korusun hepsini kem gözden, kazadan beladan.

    endişelenme konusu sahiden millet olarak genlerimize kodlanmış galiba. zaman zaman ben de “allahım her şey yolunda, kötü bir şey mi olacak yoksa” diye düşünüp korkarken buluyorum kendimi. sonra kendime gelip aklımdan atıyorum o düşünceleri. çok şükür iyiyiz ve hala umudumuz var mutluluğa, huzura dair . sevgiler…

  3. Elif, ben yillarca cok ciddi boyun ve sirt agrisi cektim. senin gibi cidi bir fizik tedaviden sonra toparlanabildim. Umarim seninki cok daha kisa surer. O zaman Hollandadaki doktor bana su siteyi vermisti ofiste ve evde bu hareketleri yap diyerek
    http://www.divine.ca/en/exercise-finder/

    buradan kaslari gelistirmek istedigin bolgeyi seciyorsun(benim durumuda fazla esnek oldugumdan kaslar calismayip tembellesmis o yuzden bilgisayar kullanimi kilitlenmelerine sebep oluyormus) site de sana o bolgeye uygun hareketler oneriyor. Tedaviye ek evde calismak icin. belki isine yarar. Cok gecmis olsun.

  4. Elif Merhaba

    Mutlaka ama mutlaka kayropraktik tedavisi tavsiye ediyorum. Amerika’dan aşinalığın vardır. Dr.Burak Esendal’ ı mutlaka araştır ve kesinlikle GİT !!! http://www.burakesendal.com

    Öperim
    Dilek

  5. Ah bebek büyütmek ne zor iş, aklina geldi mi bilmiyorum ama derya bebegi araba tutuyor olabilir mi? Ben tok binersem tutar kızım ise açken dayanamıyor. Bebek olduğu için kusmalar karışıyordur belki.
    Masallah nazar degmesin kuzuya isirmalik bacaklari var.

  6. Elif Hanım mümkünse terapistinizin bilgilerini paylaşırmışsınız. 9 aylık bebeğim var sanırım hala lohusa depresyonundayım. Dün gece uyandı diye sözüm ona pışpışlıyorum diye hızlı hızlı poposuna vururken yakaladım kendimi. Bugüne kadar çevremdekilere o kadar saçma şeyler yaptım öyle aptalca kavgalar çıkardımki bu son yaptığım en kötüysü oldu demek artık bu seviyeye geldim ve yardıma ihtiyacım var yada çocuk büyütmek benim harcım değil benden anne olmaz diye düşünüyorum.

    • Bunu okurken aldı mı beni bir ağlama… 1 yaş sonrasında hala devam ediyor o ruh hali bende. Birkaç kez uyumuyor diye bebeği hırpaladım sonrada oturdum ağladım. İnşallah geçicek, sabır.

  7. Benim de naçizane tavsiyem olacak 5 yıldızlı söyleşimizde de bahsetmiştim ” iyi hissetmek” David Burns kitabını okumanızı öneririm bende çok faydası oldu sevgiler

  8. Benim terapistim o tip endişeler kurmalar başladığında senaryoyu kesmeyip devam etmemi söylemişti Elif ve gerçekten işe yarıyor. Yani o olmasını korktuğun şeyin başına geldiğini düşün ve n’oluyor, n’apıyorsun düşünmeye devam et demişti. Benim için dev bir adım olmuştu bu. Çünkü ben hemen kendimi dürtüp böyle! kötü şeyleri düşünmemeye çalışırdım!

    • Peki kuruyor olmaktan korkmuyor musunuz? Malum, “bir şeyi 40 kere söylersen olur” , “kafanda kurarsan olur”

  9. Kehribar kolyeyi el ya da ayak bilegine takabilirsiniz.belki ise yarar

  10. Merhaba Elif Hanım, blogunuz sayesinde çok şey öğrendim! Çok teşekkür ederim hepsi için ben de naçizane bir katkım olsun istedim. Çok uzun yıllar Süren Sırt ve boyun ağrısı yaşamışlığım vardı benimde, fizik tedavi, kas gevşetici, antidepresan tedavi, direkt Sırt ve boyundan vurulan iğneler….ve dahası ama hiçbiri hacamat kadar işe yaramadı. Yataktan ağlaya ağlaya hiç uyumamış gibi yorgun uyandığımı çok iyi bilirim ama Şükürler olsun bir çok seans tekrarladığım hacamat sayesinde artık hiçbirşeyim kalmadı…Artık özel hastanelerin bazılarında da yapılıyor, bir araştırmanızı tavsiye ederim. Birçok benim gibi arkadaşımı elinden tutup götürmüşlüğüm vardır ve hepsi şimdi bana nasıl teşekkür edeceklerini bilemiyorlar, onlar ağrılarından kurtuldukça sanki ben hafifliyorum sevgiyle…