3 Yorum

Gülçin’in Gebelik Günlüğü, 20. Hafta

 

Yazar Hakkında

GÜLÇİN –  Ailesine, arkadaşlarına düşkün, uzun zamandır yurtdışında yaşıyor olmasına rağmen kalbi de aklı da hep Türkiye’de olan, özel bir şirkette çalışan ve çalışmayı seven, tatil yapmaya,  yeni ülkeler görmeye bayılan, elinden geldiğince yaşadığı her anın keyfini çıkarmaya çalışan sıradan bir 80’ler kuşağı insanı. An itibarıyla Londra’da yaşıyor ve çalışıyor. 2010 yılından beri yaşadıklarını, düşündüklerini, gezdiklerini, gördüklerini Gülçince blogunda yazıyor. Şimdi Ozan’la hikayeleri evliliklerinin 9. birlikteliklerinin 15. yılında bir bebekle şenleniyor. Hem de o bebek nasıl bir zamanlamayla geliyor!

 

İşte yarıladık bile yolu. İnanamıyorum. Hala tam olarak ne hamile olduğuma, ne de yolun yarısının geride kaldığına inanamıyorum. Böyle böyle bitecek, sonra bir anda bebegimiz gelecek inanamıyorum. Hayatımızın en büyük değişimine sadece 4,5 ay kaldı, inanamıyorum… Ben resmen anne oluyorum, inanamıyorum.

19. ve 20. haftalara genelde bu duygularım hakimdi. Neden bilmiyorum, hafiften bir panik de başladı sanki. Nasıl olacak, nasıl bakacağız, böyle uzaklarda ikimiz hem işle hem bebekle nasıl başa çıkacağız, yapabilecek miyiz, ya yapamazsak… Kafamda bu deli sorular ardı ardına sıralanıyor. Onlara “gidin başımdan” diyorum. Ben iyiyim, biz iyiyiz, biz iyi olacağız diyorum. Ama beni çok da dinlediklerini söyleyemeyeceğim. Bir boşluk yakalandılar mı arka arkaya aklıma üşüşüveriyorlar. Annelik (adaylığı) sürekli endişeli olmaktı değil mi?

Bu kendimi sorguya çekmeler, kafamda deli sorularla uğraşmalar dışında aslında oldukça sakin bir-iki hafta geçirdim. İngiltere’de havalar ısınmaya basladi…. Diye düşünüyordum ki geçen hafta kış geri geldi. Geçtiğimiz hafta hava öyle soğuktu ki muhtemelen kış aylarında bile bu kadar üşümemiştim. Bizim bahar, instagrama yansıyan 2-3 bahar fotoğrafiyla sınırlı kalacak diye üzülüyordum ki yeniden havalar ısınmaya başladı. Tabi bu durum ne kadar devam eder bilinmez. Londra havasının sağı solu belli olmaz.

1463115511032

Nisan ayında kış soğuğu çekilmiyor. Bir de tabii hasta olmaktan hakikaten korkuyorum. Normal şartlarda yaşadığım ilin sınırlarına giren hiçbir virüsü vücudumda ağırlamadan bırakmayan bir insanım. Sanırım hamilelikle birlikte aldığım vitaminlerin etkisiyle bu kışı çok da hastalanmadan atlattım diye sevinirken, Nisan sonunda gelen bu kışla hastalanmayı gercekten kendime yediremeyeceğim. Lütfen hasta olmayayım lütfen” diye ortalarda dolaşıyorum ve kendimi taze sıkılmış portakal suyuna veriyorum.

Geçtiğimiz haftalarda havada bahara yakın günler olunca, yürüyüşleri düzene sokmaya çalışmıştım. Hava soğumuş olsa da bu düzenden vazgeçmek istemiyorum. Artık hemen hemen her gün düzenli olarak yürüyorum. Ben zaten çok yürürüm. Hep yürürüm. Bu Hollanda’da yaşadığımız yıllarda edindiğim bir alışkanlık. Londra’ya gelince de, devam ettim yürümeye. Genelde gideceğim yer yürüyerek 40 dakika veya altındaysa, hep yürürüm ben. Geçtiğimiz haftalarda da yürüdüm, çok yürürdüm. Bir de Türkiye’den misafirlerimiz olunca daha çok yürüdüm. Biraz abartmışım ama sanırım, 2 günde toplam 27 km yürüdüğümü görünce ev halki biraz telâşlandı. “İyiyim” diyorum, “yürümek iyidir” diyorum ama dinletemiyorum. Gerçekten  iyiyim. Tabii ki yoruldum biraz. Birazdan biraz fazla yorulmuş da olabilirim laf aramızda. Ama dinlenince geçti.

Üstelik hamileliğin en enerjik kısımlarındayım, yürüyeyim bence. Yine de abarttığımı ben de kabul ediyorum. 27 km biraz fazla oldu sanırım. Benim sorunum ne biliyor musunuz? Hakikaten arada hamile olduğumu unutuyorum. Yavaş yavaş hatırladığım süreleri arttırsam iyi olacak kabul ediyorum!

Onun dışında şu aralar bizde bebeğimizin cinsiyetini öğrenme telaşı başlamış durumda. Sırada bir ultrason randevumuz var. Zaten İngiltere’de toplam 3 ultrason var. Biri 12. haftadan sonra. İkili testi de o ultrasonda yapıyorlar. Biri 20. haftadan sonra ve bebeğin detayli utrasonunu da yapıyorlar. Sonuncu da 34. haftadan sonra, bebeğin son kontrolleri icin. O kadar. Başka ultrason yapılmıyor. Yani bebeği 3 kere görüyorsunuz sadece. Tabi her şey yolundaysa. Yok değilse daha fazla bakıyorlar. Başta bunu kabullenmek kolay olmuyor ama benim hissiyatım bebeğimiz iyi olsun da aman biz görmeyelim şeklinde.

İşte biz de 2. ultrasona gideceğiz 21.haftanın sonunda. Aslında dediğim gibi, bu detaylı ultrason diye bilinen, bebeğin organlarının incelendiği ultrason. Ama işte bir daha 34. haftaya kadar bebeğimizi göremeyeceğimizden cinsiyetini de bu ultrasonda öğreneceğiz. Elbette bir koşulla, bebeğimiz bu bilgiyi bizimle paylaşmak isterse! Tabi ki en çok sağlığını merak ediyorum. Ama cinsiyetini de merak etmiyorum diyemeyeceğim. Bize öğrenmeyin, son ana birakin, heyecan olsun diyen çok oldu. Ve bence haklılar, o heyecanı son anda yaşamak da eminim çok güzeldir. Ama yok ben dayanamayacağım! Zaten şu an öğrenmek icin yeterince heyecanlıyım. O yüzden kesin kararımızı verdik, mümkünse önümüzdeki kontrolde öğrenmek istiyoruz.

Ultrason tarihinin yaklaşmasıyla birlikte, bu haftaya kadar aman sağlıklı olsun da, kiz olmuş oğlan olmuş ne önemi var diyen ben bir heyecanlıyım ki sormayın. Yine de hiçbir önemi yok cinsiyetinin tabi ki. Sadece artık öğrenmek istiyorum. Acaba kızımız mı olacak oglumuz mu? Merak eden sadece biz değiliz, etrafimizdaki herkes de bizimle birlikte heyecanli. Defalarca daha belli olmadığını söylesem de arkadaşlarım, kuzenlerim her konuşmamızda cinsiyeti daha belli olmadı mı diye soruyorlar!

Şirketteki arkadaşlarımın önerisiyle bahisleri de açtık! Herkes bebek kız mı olacak, erkek mi tahminini soyluyor. Kullanilan oylarin %65i kızımız olacağı yönünde. %35 erkek diyor! Anne adayı – baba adayı çekimser. Baktım arkadaşlarımız ve ailemiz genelde kız bebek geliyor derken, iş yerindeki arkadaşlarım erkek bu bebek diyorlar. Bariz bir ayrım var bu şekilde. Artık iş yerinde ve disarida farkli portreler mi çiziyorum nedir anlamadım bu farkın sebebi!

Bu bebeğimiz erkek mi olacak, kız mı heyecani bende baska duygu değişimlerine de sebep oldu son 1-2 haftada. Ne yalan söyleyeyim son 1-2 haftaya kadar bebeğimize çok da bağlanmış hissetmiyordum kendimi. Hatta bu yüzden kendimi biraz suçlu da hissediyordum. Belki de o yüzden bazen hamile olduğumu unutuyorum bile. Ama son bir iki haftadır değişiyorum, daha başka hissediyorum. Hala içimde bir bebek taşıdığımı ve çok yakında hayatımızın değişeceğini tamamen kabul edememiş olsam da duygularım değişmeye başladı. Sanirim bebegimizin içimdeki fiziksel boyutuyla, ruhumda kapladigi manevi boyut da günbegün artiyor.

İşte boyle dün akşam yine bebegimiz kız mı erkek mi acaba diye düşünürken, bunların ona kızım ya da oğlum demediğim son günler oldugunu farkettim. Sonra umarım öncelikle tum organlarının sağlıklı oldugunu ve takiben de cinsiyetini ogrenecegiz. Ve resmi olarak yolun yarısını da geçmiş olacağız. 🙂

Nasıl cabuk geciyorsun be zaman… Ve nasıl heyecanıma heyecan katıyorsun. Ve nasıl gün be gün beni, bizi bebeğimize yaklaştırıyorsun. Biraz yavaşlasan fena olmaz ama sağlıklı olalım da gerisi mühim değil. Sen bana ne gösterirsen ben onu yaşamaya razıyım. Hadi öyleyse yap bir güzellik şu 2-3 gün de çabuk geçsin de biz de bebeğimizi görelim ve cinsiyetini öğrenelim!

Gülçin

3 yorum

  1. Erkek diyorum ben 🙂

  2. Aynı haftadayız 🙂 Benim ikinci bebeğim ve 3 yal altı ilk çocuğumla meşgul olduğum için daha bu hamileliği anlamadım bile ve dediğin gibi yarısı geçti. Bu haftalarda hafif panik duygusu çok normal oluyor ama merak etme daha çooook zaman var, herşey hallolacak birer birer.

  3. Bence kız 🙂 Öyle hisetim bir an 🙂