3 Yorum

İşine bak!

Geçtiğimiz hafta HT Hayat’ın düzenlediği, Türkçeye ‘Ekran Nesli’ olarak çevrilen Screenagers filminin gösterimine katıldım.

Ufuk açıcıydı çok. Film hakkındaki şu makaleyi okumuştum gitmeden. Ne yazık ki Türkçesi yok — şimdilik…

Çocuklarımız büyüdükçe teknolojinin hayatımızda işgal ettiği yer ve zaman çok daha fazla ilgilendirmeye başlıyor bizleri… Onların teknolojiyle olan ilişkilerini yönetmeye çalışıyoruz ama biz kendimizi ne kadar kontrol edebiliyoruz? Film bunu da sorguluyordu.

Şu sıralar okuduğum -ve sıklıkla bahsettiğim- Born Digital kitabı da bu konuya değiniyor. Bu aralar eğiliyorum bu konulara, çünkü çocuklarımın yaşı icabı beni yakından ilgilendiriyor. Ama bu yazının konusu bu değil.

Geçen haftaki gösteriminden sonra HT Hayat’taki köşemde de bahsettim: Çok şey yapmış olduğumu zannedip fazla bir şey elde edememiş olduğum günler oluyor sıklıkla… Zaman yönetiminde sorun yaşıyorum bazen…

Evet, bunun için geçerli sebeplerim de var (biri bebek üç çocuk, az uyku, evden yürütmeye çalıştığım bir(kaç) iş ve daha birçok şey) ama organize olamadığımı fark ediyorum çoğu zaman. Yapılacaklar listem küçüleceğine giderek büyüyor, üzerine çizik atamadığım işler de öyle…

Bunda, haddinden fazla iş olmasının yanısıra sürekli bölünmemin etkisi var. Gelen bir telefonla, bir whatsapp mesajıyla (ah o bitmek tükenmek bilmeyen whatsapp mesajları) o an yapıyor olduğum şeyden kopuyorum.

Ve bir saatin sonunda, çok şey yaptığını zannetmiş ama birçok şeyi yarım yamalak yapmış olarak kalakalıyorum.

bildirim

Önüm arkam sağım solum bildirim

İşin ilginç tarafı, bunun böyle olduğunun farkında bile değildim. Geçen haftaki film gösterimine kadar. Oradaki ‘beynimiz aynı anda tek bir işi yapmaya programlanmıştır’ ifadesi adeta bir ampul yaktı beynimde…

Her yaptığımız işi bırakıp başka bir şeyle ilgilendiğimizde, işe geri döndüğümüzde sil baştan başlıyormuş beynimiz. CV’lerimizde o ‘Aynı anda birden fazla işi yürütebilme becerisi’ falan yalan yani… (Şaka şaka, biliyoz procelerden bahsettiğinizi. Hem ben hem sakız çiğneyip hem yürüyebilirim!)

Son zamanların popüler bir ifadesi Farkındalık. Ne iş yapıyorsan farkındalıkla yap diyorlar. Yemek yerken ağzındaki lokmanın farkında ol… Nefes alırken, nefesinin… Yıkanırken, tenine değen suyun…

Geçenlerde çok süslü bir şekilde anlatırken bu Farkındalık meselesini, Farkındalığın Mucizesi kitabından alıntı yapmıştım, yine yapayım:

… sadece tek bir önemli zaman vardır, o da şimdidir. Şimdiki an, üzerinde egemenliğimiz olan tek zamandır

Odaklamış farkındalık, odaklanmamış farkındalık. Bir farkındalıktır aldı başını gidiyor.

Evet, modern çağın insanı bilgisayarda çalışırken yan yana açılan bir sürü pencereyle, yazı yazarken gelen telefonla, çalışırken art arda gelen ve dikkatini dağıtan mesajlarla bir performans sınavı veriyor belki ama eskiler de benzer şeyler yaşamışlar mıdır acaba diye düşünmekten alamıyorum kendimi… Mesela babaannem yemek yaparken altı çocuğundan en az biri tarafından bölünmemiş midir? Anneannem dikiş dikerken torunları tarafından rahatsız edilmemiş midir? Onlar böyle nefes farkındalığı falan yapmışlar mıdır acaba? ‘Babaanne, bir  türlü işime odaklanamıyorum…’ ‘Anneanne, yaptığım şeyi farkındalıkla yapamıyorum’ falan desem, ne derlerdi bana?

‘De get işine bak!’ 

Belki de bu kadar basittir. ‘İşine bak, başka bir şeye bakma.’ Hangi işle uğraşıyorsan onunla uğraş. O an ne yapıyorsan onu yap. Bildirimleri kapat, telefonunun sesini kıs, Whatsapp’a bakma, sosyal medyaya bakma, başka şeylere bakma, İ-Şİ-NE BAK!

Farkındalık dediğimiz de bu değil mi zaten? Eski şeyleri yeniden keşfedip süslü isimler takıyoruz.

3 yorum

  1. Bölünmek sinirlerimi keman yayı gibi geriyor geçekten. Çocuklara ekranla ilgili sınırlamalar koymaya çalışırken, kendim için de aynısını yapmaya uğraşıyorum. Ama çok da başarılı olduğum söylenemez. Çünkü her an online olmamızı buyuran bir çağda yaşıyoruz. Yalnızca sabah ve akşam belli saatlerde bakayım demek çok da reel değil. Ben bu teknoloji konusunda çok endişeliyim. Akıntıya karşı kürek mi çekiyorum acaba diye düşünüyorum bazen. Allah sonumuzu hayretsin. 🙂

  2. Ah kanayan yarama parmak basmışsın Elif! Nasıl olacak bu iş bilmiyorum.

  3. Ben bunu hep farkındayım zaten. Ama işte watsap ya da telefon olayı işlerimi çığrından çıkarıyor. Bakmasam baktığım ya da karşılaştığım anda x kişisine açıklama yapmak ve kırk nazını çekmek zorunda kalmak, bu da ayrı yoruyor beni. Aslında telefon watsap olayı insanların elinden alınmalı ya da eskiden vardı galiba üç dakikayla sınırlandırılmalı. Geçip giden hayat elimden akıp gidiyor. Ve ben de buna izin veriyorum.