7 Yorum

Güçlü Kadınlar ve Ötekilerin Dayanışması

Yazar Hakkında

 EBRAR GÜLDEMLER – Anne, bibliyofil, çevirmen, öğretmen… İyiliğe, perilere, inceliklere, dengeye, kız kardeşlik kültürüne, barışmaya ve affetmeye, kelimelerin gücüne, her şeyin hayal etmekle başladığına ve en çok sevgiye inanıyor. Çocukları büyütünce gemi seyahatine çıkmayı planlıyor. Ebrar’ın tüm yazılarını buradan okuyabilirsiniz.

Bu “güçlü kadın” ifadesini ne kadar sevmesem de, daha iyisini bulamıyorum. Aslında düşününce galiba bu ifadeyi bir “erkek”ten duyduğumda kızıyorum sadece. Çünkü genellikle attıkları yumruklarla devrilmemiş olmamızı garip bir şekilde vurgulamak için kullanıyorlar. “Sen güçlüsün, büyük düşün” gibi.

Dürüst olmalıyım ki; o Issız Adam yazısını yazmak kolay olandı. Yani hikayeyle ilgili anı biriktirmek elbette tatsızdı ve birçok okuyucu yazının altında akan hüznü de hissetti. İntikam bazen bir nefeste yazılan bir blog yazısıdır belki, kim bilir?

O yazıyı yazmak aslında kolay çünkü onu yazarken de kendime bakmıyorum aslında. Ve bu hafife almak benim en kolay yaptığım şey. Sizler de, okuyup gülerken, hissederken aslında yine aynı şeyi yapıyorsunuz biraz. Sonsuza kadar bu muhabbeti sürdürmek mümkün. Oysa tekamül tam tersi aslında. Tam olarak kendine bakmak. Kendinle yüzleşmek. Bu bazen o kadar zor ki… Durup “Ebrar daha n’apsın?!” diye bağırdığım anlar sahiden hala fazla. Oysa yapılacak bir şey kalmadığında, oyun da bitmiş olacak.

Mesele o tür adamlar değil. Biz “güçlü” kadınların, o bahsettiğim devasa masalarda feminist sohbetler kaynatan, yaşamının sorumluluğunu almış kadınların neden bu üçgenler içinde kendini bulduğu… Düşünüp bulmamız gereken bu. Adamların hangi kromozom bozukluğuna sahip olduğundan daha önemli ve gerçek olan bu. 

Yazıdan önce ve sonra konuştuğum birçok kadın arkadaşımla paylaştığımız deneyimlere bakınca, çoğumuzun yaşamından yıkıcı, değersizleştirici ilişkiler geçtiğini görüyoruz. İnsan inanamıyor. “Nasıl feminist oldum?” diye sorsak belki cevabı burada, bilemiyorum. Mesele bizlerin ebeveynleriyle kuramadığı o ilişkide aslında. Bir çocukluk anısında, hesabını kapatamadığı bir defterde…

IMG_20160505_140924

Böyle diyor Carol Bolt

“Kendinizin ebeveyni olun”u o kadar tersinden anladığımı hissediyorum ki örneğin. Yine kendimden mükemmelik bekleyen, her bir vazifeyi muazzam bir şekilde kotarıp uykusuz yaşayabilen kadın olmak… Kendine notlar veren ve sıklıkla da sınıfta bırakan. Hayat öyle bir şey değil. Mükemmel olmak zorunda olmadığımı sıklıkla hatırlatıyorum kendime. “Bırak dağınık kalsın”  diyor bir arkadaşım. Sahiden bırakalım dağınık kalsın biraz.

Peki Ebrar daha n’apsın? İçime oturan karanlıkları biriktirip terapiye götürmeye devam mesela. Eskisinden daha zor ve ağır geçiyor seanslar. Önceki sıklıkta gitmiyorum ama yoğunluğu çok arttı. Bazen zor geliyor, ama galiba seviyorum ben üzerine gitmeyi. Korkmadan. Korkusuzluğumu seviyorum.

Spora başladım. İçimdeki öfkeyle ne yapacağımı bilemiyormuşum meğer, nasıl da iyi geldi. Oysa ben bir derviş olgunluğuyla herkesi ve her şeyi sakince kabul ettiğimi zannediyordum. Kendime gülüyorum; “hepsini koşuyorum” diyerek. Ama geçen gün, hızla koşarken, adeta ayaklarımın altında kıvılcım çıkacakken hepsini bırakıp oturdum ve tavuklu pilav yiyip ağladım.

Hala eksiklerimle ve tam yaptıklarımla, yanlış seçimlerimle ve doğrularımla, başardıklarımla ve henüz başaramadıklarımla kendimi kabul etmek benim için dünyanın en kolay şeyi sayılmaz. Yazımın sonuna bile üçüncü gözle baktığımda üzüldüm halime. Hala mutlak bir mutluluk peşinde olmak hayatın kendisine haksızlık galiba. Mutluluğun öyle bir şey olmadığını, anlardan ibaret olduğunu, “sonsuza dek mutlu mutlu yaşadılar”ın gerçeküstü olduğunu yeni öğreniyorum ben.

Tek başınalığıma övgüler dizdiğim günler şimdi. Bunu çok sevdim. Kendimi tanımak ve sevmekle ilgili yol aldığım zamanlar. Bir bakıyorum etrafıma, yalnız değilim. “İyi ki bu tek başına gidilen yolda yalnız değilim” diye gülümsüyorum.

Evet güçlü kadınlarız biz. Bununla da gurur duymalıyız. Ama kız kardeşlik kültürüne, “ötekilerin dayanışmasına” daima çok ihtiyacımız var. Birbirimizi en çok biz anlarız. O yaraları ancak birlikte daha kolay sararız.

Her karanlık koridorda, her zor zamanda bir başka kız kardeş tuttu elimden, benzer yollardan geçtiğini fısıldadı, bazen hiç empati yapmaya bile gerek duymadan, sormadan anladı. Evet arada dikenlerini batıranlar da oldu, ama yapacak bir şey yok. Kalbini açmak, önce kendine sonra birine daha anlatmak ışığı bulmanın tek yolu.

Bu yazı biraz da teşekkür. Buraya her yazdığımda, her cümlede sırtımı sıvazlayan, kucaklayan, anlayan, elimi tutan her bir ruha.

 

 

7 yorum

  1. yazını çok sevdim. Doğal içinden geldii gibi.

  2. Ebeveynlerimizle kuramadığımız o ilişki var ya. Trilyon yaşına da gelsek, burnumuzun sürttüğü, tökezlediğimiz her anın ortasında arsız bir hayalet gibi karşımızda olacak. Kaç senelik terapiyle üstesinden gelinir, bilmem ki. Gelinebilir mi?

  3. Şimdi de burdan merhaba 🙂
    Sonsuza kadar mutlu yaşayamadılar. Aslında gerçek son bu. Adı üstünde masal o, “sonsuza kadar mutlu yaşadılar” klişesiyle biten 🙂 Güçlü kadınlar mıyız? Yoksa aslında çocuk kalmış kızlar mı? Buna karar veremiyorum işte. Hiçbir zaman bilmiş bilmiş konuşan büyümüş te küçülmüş bir kız olmadım. Belki de bu yüzden asla büyümeyen erkeklere uyumsuzluğumuz. Yıllar geçip çocuklar büyüdüğünde, (umarım) iyi arkadaş olduğumuzda “İşte benim harika annem!” diye gururla işaret edecekler, “hep güçlü, hep yanımda, beni bugünlere getiren!” Oysa zaman, o anneyi dişlileri arasında nasıl da çiğnemiş ince ince… Bunu düşününce “hayır!” diyorum “Şu anda o yaşlı anne değil, o anneyi işaret eden çocuğu yaşındasın bunu unutma! Daha yaşanacak çoook güzel günler var 🙂 ” Sanırım önce kendimi büyütmeliyim.
    Kafamda geçen gün izlediğim INSIDE OUT adlı filmdeki neşe ve üzüntü kavga halindeler. Biri bir tarafa diğeri tam ters tarafa çekiştirip duruyor. Fakat filmdeki üzüntü karakteri içime öyle kasvet getirdiki ben artık neşe galip gelsin diye elimden geleni yapıyorum 😉

  4. ne güzel yazmıssınız, ne icten, ne kadar aynı ben gibi. Sizin gibi kadınları ve sizin gibi kadınların kızkardeşliğe inanışını gördükçe bende bir umut yeşeriyor kızkaardeşliğe dair. Ve evet, aşırı tedbir insanı mutluluğa götürmüyor, hep “aşırı” olan insanın kendisi olduğunda da karşındakinde bir “yetersiz” buluyor.

  5. O zaman niye ağlıyorum ki ben şimdi böyle bir yazıya?

  6. Neye hirs yaparsak o geri tepiyor haklisiniz; cevremde en mutsuz insanlar mutlu olmayi hedef yapanlar halbuki; Ihtiyacimiz olan sey yaptigimiz seyin anlamli oldugunu bilmek , aci cekiyor olsak da buna degecegine inanan bir felsefe yada ideale sahipsek yine mutlu oluyoruz. . Haz alirken ise geciciligi ve anlamsizligini dusunce aci cekiyor mutsuz oluyoruz.

  7. Insanin her bir kromozomu bir dna sarmali oluşturuyorsa ve bu bize hayat veriyorsa..hayatimiz da ayni sarmal gibi sinus egrilerinden olusuyordur degil mi 🙂 o zaman hayattan..kendimizden..cevremizdekilerden mutlak bir cizgide yurumelerini beklemek bir baliga “hep suda yuzuyosun gel azicikta yanimda otur” demek gibi bişey olur heralde :)) kalp ritminde mutlak bir cizgi gormek artik hayatin bittigi demek degil mi? Birakalim inisli cikisli olsun hayat..nese ve keder kardestir cunku biri biter biri baslar ayni sinus egrisi gibi..ayrilmazlar birlikte varolurlar ayni dna sarmali gibi (en sevdigim cizgifilmlerden biri “inside out” soylememe gerek yok heralde (: )..birakalim aksin hayat sinus egrisinde cunku ancak boyle yasadigimizi anlayabiliriz :)) sevgiler
    Not: gecen yine kendi kendimi terapi etmeye calisiyorum..baktim hayatin baslangicina gitmisim :)))