8 Yorum

Ezgi ve Toprak’ın Hikayesi

Yazar Hakkında

EZGİ BERK– Severek aldığı tarih eğitimi sonrası kendini eski çağlara ait kitaplar arasında çalışırken buldu. Hâlâ tarih kitapları arasında çalışmakta, satır aralarında insanların duygu ve davranışlarını aramaktadır. Aynı zamanda eğitim hayatının hangi evresinde kaybettiğini hatırlamadığı zengin hayalgücünü tekrar keşfetmek için çocuklarla çalışıyor. Bazen de çocuklar olmadan, çocuklar için çalışıyor. Çocuk edebiyatı tutkunu. 27 yaşında ve ejderhalara inanıyor.

Ezgi’nin tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların gebelik günlüklerini buradan okuyabilirsiniz.

5 Mayıs 2016, İzmir

Herkese merhaba,

Artık “doğmayacak bu bebe”, “bence bende oksitosin hormonu yok, ondan doğum başlamıyor.” gibi şuursuz cümleler sarf etmeye başladığım, 41. haftanın yazısını yazıp Elif ve Ebrar’a gönderdiğim akşamüstü salonda Barış, annesi ve ben oturmuş çene çalarken nişanım geldi. Akşam saat 6 civarıydı, bir iki damla kadar ama çok yoğun bir akıntı hissettim ve yerimden fırlayıp tuvalete koştum. Barış’ın “N’oldu?” sorusuna bile cevap veremeden kendimi attığım tuvalette yumurta akı gibi yoğun ve az bir akıntı ile hafif kanama vardı. “Oh be!” dedim, “artık kaçış yok, doğum başladı!” Belki bu akşam belki iki gün sonra ama mutlaka doğacak diye düşünüp ağzım kulaklarıma vararak salona gittim. Nişanın geldiğini önce ev halkıyla paylaşıp sonra da birkaç arkadaşımla Elif’e haber verdim. Sonra da sevgili ebeciğime ve doktoruma mesaj attım. Nişanın geldiğini, henüz kasılmaların başlamadığını, kasılmalar beş dakikada bir gelmeye başlayınca haber vereceğimi yazdım.

Ekran Resmi 2016-05-18 09.16.41

Saat 20.30 gibi kasılmalar başladı. Çok hafifti ve 20 dakikada bir geliyordu, 30 saniye kadar sürüyordu. Barış kasılmaları not alıyordu. O gece kasılmalar 30 dakika ya da 20 dakikada bir gelmeye devam etti, ben de yattım uyudum. Kasılma geldikçe Barış’a seslendim o da not aldı. Şimdi düşününce aslında not almasa da uyusa daha iyiymiş. Belki 5 dakikaya iner diye not aldık ama inmedi. Ertesi gün öğlen 12 civarında doktorumun muayenehanesine gittim, rutin kontrolüm vardı ve 41+2’deydik. NST’ye bağlandığımda kasılma çıkmadı, 20 civarındaydı ve yine 20 dakikada birdi. Halbuki sabah biraz daha sıklaşmıştı. Doktor “bekleyeceğiz, ne kadar süreceğini bilemeyiz.” dedi. Açıklık muayenesi oldum, 3 cm açılmam vardı. Eve geri döndük.

Eve döndükten sonra kasılmalar sıklaşmaya başladı. 10 dakikada bir, bazen de 5 dakikada bir kasılmaları not aldığımızı görünce Ebemi aradım. Ses tonumdan anladığını sonradan söyledi, ben yarım saat sonra yavaş yavaş hastaneye geçelim mi desem de “hayır beklemeyin, hastaneye gidin ben de geliyorum.” dedi. Akşamüzeri saat 6 civarı hastanedeydik, ıvır zıvır prosedürlerden sonra Ebem açılmamı kontrol etti, 5 cm olmuştu. Doğum başlamıştı, inanamadım! Pilates topumda hoplayarak Ebeyle, Barış’la sohbet ederek, duşa girerek saati 9 ettik. 9’da suyum geldi, mekonyum yoktu. İşin ilginci, mekonyum olmayacağını biliyordum. Neden bilmem, bizim bebenin erkek olacağını hissettiğim gibi anne karnında kaka yapmayacağını da biliyordum, böyle bir endişe taşımadım hiç. Suyum gelince Ebe açıklığa bir daha baktı, 8 cm olmuştu. Doktorumuz da hastanede, odanın dışında beni ve Toprak’ı bekliyordu. Bu zamana kadar kasılmalarla ilgili ciddi bir ağrı hissetmedim.

Ama suyum geldikten sonra, 8 cm açılmada başka bir boyuta geçtim. Doğumistan denen yerde iki dakikada bir gelen ve bir dakika süren kasılmalar beni çok zorluyordu. Yerde, çıplak, pilates topuna sarılmış şekilde, Barış topun diğer tarafında, Ebe de arkamda belime masaj yapıyor şekilde o kadar çok konuştum ki neler söylediğimi hatırlamıyorum. Ebe bir ara doktorun yanına, doğum odada olabilir mi diye sormaya gitti. Çok az kalmıştı, 2 cm açılma da tamamlanınca ıkınma başlayacaktı, – ama öyle olmadı.

Bir türlü ıkınma hissim gelmedi ve kasılmalar iki dakikada bir, bir dakika sürmeye devam etti. Duşa girdim pilates topuyla, artık sızmak üzereyim yorgunluktan ve tüm gün çişimi yapamamış haldeydim. Neden bilmem, bir türlü çişe gidemedim. Duştan çıkıp doğru düzgün bir şey yememiş olsam da bir poşet bulup iki defa kustum. O sıralarda Ebeme “ıkınma hissim neden gelmiyor Gözde?” diye sorduğumu, Barış’a da “yardım et bana, çok ağrım var.” dediğimi hatırlıyorum hayal meyal. Gece saat 12’ye doğru Ebe, çok yorulduğumu ve en düşük doz epidural verip biraz uyumamı sağlayacağını söyledi. Güç toplamamı, ıkınma sırasında güce ihtiyacım olacağını da ekledi, kabul ettim. 9’dan 12’ye kadar çok güçlü kasılmalar hissetsem de epidural aklıma bile gelmemişti. Doğumhaneye geçtik, en düşük doz epidural yapıldı, odaya geçtik ve ben uyudum. Bu sırada Gözde arasıra NST ile bebeğin kalp atışlarını dinliyor ve doktorla görüşüyordu. Ben uyurken de NST’ye bağlıydım.

Bir saat sonra gece 1’i biraz geçe uyandım, sanki 10 gün uyumuş gibi iyiydim. Doğumhaneye geçtik, doktor açıklığı kontrol etti. Hâlâ 8 cm’di. Doktor bana “saat 9’dan beri açılmanın aynı olduğunu, bebeğin kalp atışları iyi olduğu için bir saat daha bekleyeceğini, eğer bir saatin sonunda da ilerleme olmazsa sezaryenin bir seçenek olduğunu” söyledi. Odaya geçtim, bu arada Barış da hep yanımda, yine yatağa yattım, sola döndüm, doktor sola yat demişti çünkü, kasılmaları tekrar hissetmeye başladım, epiduralin etkisi git gide azalıyordu ve popoma doğru baskı vardı. Sanki tuvaletim gelmiş de yapamıyorum ve geri gidiyor gibi hissedip bir yandan da güçlü kasılmalar hissediyordum. Gece saat 2.30’da bir saat dolacaktı ama dayanamadım ve 2.15’te açıklık muayenesi için doğumhaneye geçtik. Doktor kontrol etti ve “tam açıklık, ıkınmaya başla Ezgi, bebek geliyor!” dedi. İnanamadım! Sezaryen olmak zorunda kalırsam diye yarım saat önce gözyaşı döken ben değildim sanki. Şimdi de doğurabileceğim diye ağlamaya başlamıştım. Barış da benimle beraber ağlıyordu.

Ekran Resmi 2016-05-18 07.33.14

“Epiduralin etkisi tamamen geçti” dedi doktorum, bir hemşire bana sonda yaptı ve tüm gün yapamadığım çişim vücuttan atılınca kasılmaların şiddeti de yarı yarıya azaldı. Kasılma geldikçe ıkınıyor, aralarda da dinleniyordum. Bir ara bebeğin başına bile dokundum, içimdeydi ama dışarıya çok yakındı. Yarım santim kaldı diyordu Ebe, saçları seyrek ve sarışın diyordu doktor. Barış, her kasılmada benimle beraber ıkınıyordu. Sessiz ıkındım, bağırarak ıkındım, tam bir buçuk saat ıkındım, Toprak hâla içeride. En sonunda epidural istedim, çok yorulmuştum.

Doktor kesi attı ve Toprak Ç. Saat 3.50’de bir eli yüzünde ve bu şeklin üzerinden iki kez kordon dolanmış olarak doğdu. Kucağıma geldiğinde inanamadım, çok güzeldi ve ağlamıyordu. Doktor kordon kan atımının durmasını bekledi, sonra Barış kordonu kesti. Minik bir ıkınmayla plasenta doğdu, biraz büyüktü sanırım. Damarlı ve ağaç gibi plasentayı Barış görünce “benim tansiyonum düştü” dedi. Onu hemen sandalyeye oturttular.

DSC_0825

Benim dikişlerim atılırken Toprak’ın kafa çevresi, kilosu, boyu ölçüldü. O kadar yorgundum ki odaya ayakta gidemedim. Ama olsun, Barış yanımdaydı ve bebeğimizin doğumunun her anına katılmıştı, Toprak da kucağımdaydı. İlk andan itibaren şaşkınlık, mutluluk, sevinç ve hüznü aynı anda hissettim. Adrenalin kafası olsa gerek!

Bu arada ıkınmalar arasında Gözde’ye de Ahmet Bey’e de “sizi de bu saate kadar beklettim, kusura bakmayın,” “Ne güzel 9 civarı doğum olacaktı” gibi laflar etmişim. İnsanın içinden ne çıkacağı belli olmuyormuş doğumistandayken.

Zor demeyeyim de maceralı bir doğum oldu, nişan gelmesinden Toprak’ı kucağıma almama kadar geçen süre 33 saat. Gözde olmasa bu kadar rahat geçmezdi kasılmalar, Ahmet Bey dışında başka bir doktor da beklemezdi sanırım 5,5 saat 2 cm açılmayı. Gerçi Gözde’yle daha sonra konuştuğumuzda doğumun durmadığını, bebeğin başının biraz büyük olduğunu ve onu aşağı indirmek için açılmayı bir süreliğine ertelediğini söyledi. “3.500 gram olsaydı akşam doğmuştu.” dedi. Ikınırken bile bebeğin kalp atışlarını dinlediler ve hep normaldi. Ben normal doğumu çok istiyordum, ama Toprak benden daha çok istiyormuş ki kordona, eline, koca kafasına, 4 kilosuna rağmen azimle normal yollardan geçti de geldi kucağıma.

DSC_0821

Ahmet Bey’in ne kadar doğru bir doktor seçimi olduğunu bir kez daha anladık Barış’la. Son olarak da teşekkürlerim var: Gözde’ye, Ahmet Bey’e, bu süreci benimle birlikte yaşayan ve yorumlarıyla içimi rahatlatan herkese, burada yazmamı sağlayan Elif’e, hep destek olan Ebrar’a çok ama çok teşekkür ederim.

Sabırsız bir kadının sakin ve sabırlı oğlu olan Toprak ve –en güzelini en sona sakladım- tüm soğukkanlılığıyla yanımda olan, elimden tutan canım sevgilim iyi ki var.

Sevgiler,

Ezgi

8 yorum

  1. hayırlı olsun..tebrikler..maşallah güzel bebenize ..sevgiler.. :)

  2. Ay gözlerim doldu okurken :) bende yeniden yaşadım süreci. Hoşgeldin Toprakcığım , anneliğe hoşgeldin Ezgi :)

  3. Ne macera..tebrikler.Ahmet bey kimdir acaba?doktorun isin soyismini öğrenebilir miyim?
    Teşekkürler.

  4. Ahh be Ezgi.nasil guzelmissiniz.ben ağladım okurken.mutlu olun hep..ben de anne olcam bu yazıdan sonra kesin :)

  5. Ne güzel bir doğum, harika bir macera olmuş. Toprak doğru bildiğini yapmış. İyi ki gelmişsiniz İzmir’e. Gözde harikadır. Ben de onu hastanede gördüğüm anda nasıl rahatlamıştım, nasıl güzel bir enerjisi var Gözde’nin :)
    Nice nice nice güzel yıllara. Anneliğin kutlu olsun Ezgi. Sevgilerimle…

  6. Hoşgeldin Toprak , tebrikler Elif .. Allah sağlıkla büyüdüğünü,güzel günlerini göstersin..

  7. Sevgili Ezgi, gözünüz aydın. Sağlıklı mutlu bir ömür diliyorum Toprak’a ve size. Senin gebelik günceni merakla okuyordum, acaba dedim yazmaya devam edecek mi Ezgi? Belki Anne-Bebek günlüğü diye okuruz, çok güzel olur. Sevgiler.

  8. Ben okurken tansiyonum düştü, eşiniz iyi dayanmış gerçekten.

    Bebeğiniz hayırlı olsun. Tebrik ederim.

    Arı kovanından (Mandeville’in kapitalist toplumu anlatan bir öyküsü) yurt dışına yurt dışı aile aramaktan kendimi burada buldum. 😀