22 Yorum

İşte öyle bir şey…

‘Aileye yeni bir bebek geldiği zaman öncelik sıralaması şöyle olmalı: (1) Bebek (2) Eşiniz, yani birbiriniz (3) Varsa diğer çocuklarınız’ demişti ilişki terapisti Stan Tatkin.

Sadece Stan Tatkin değil, Dr. Laric de aynısını söylemişti ve o ilişki terapisti değil, pazarlama profesörü. Taa Deniz’e hamileyken demişti bana bunu üstelik. Kendisi benim master hocam’dı.

‘Yangında ilk kurtarılacaklar’ gibi ‘Bebek sonrası ilk ihtimam gösterilecekler’ listesi var aslında, ve ‘sevgili’ bu listenin en başında olmasa bile ikinci sırasında gelmeli diyor uzmanlar. Ve çok doğru söylüyorlar. Bence de öyle olmalı. Ama olmuyor, her zaman mümkün olmuyor.

Lohusalık teknik olarak 6 hafta sürse de devam eden süreçte bir alınganlığı oluyor insanın. İnsan derken annelerden bahsediyorum. Aslında annelerin her daim (haklı bir) alınganlıkları oluyor bence, ama en çok emzirme sürecinde kendini gösteriyor bu. Annelerin alınganlıkları, babaların anlamamaları derken bir kısırdöngüye giriyor işler…

‘Çocuklar, çiftler için ciddi risk’ diyordu Pazar günkü Birgün’de. İlahi sürahi. Biz bunu bir sefer deneyimledik, yetmedi bir kere daha test ettik, o da yetmedi, üçüncü testten geçiyoruz. Evet, öyle.

Öyle ama atlatılıyor işte… Eğer ilişkinin temeli sağlamsa (delip de) geçiyor. Sanırım biz bu konuda şanslılardanız.

İnsanın en sevdiği kişinin aynı zamanda onu en çok sinirlendirebilen, üzebilen kişi olması ne garip aslında… Bu bir çocuklarda böyle, bir de sevgilinde… Bir de annende… Bir de babanda. Bir de kardeşinde… Ee, ne kaldı geriye?

‘Sevdiklerimizi üzme hakkına sahibiz’ demişti terapistim. Böyle düşününce onlar da bizi üzme hakkına sahipler. Kimse birbirini üzmese olmaz mı? Olmuyormuş.

iste oyle bir sey

Aslında en çok da sevdiklerimizi üzermişiz, çünkü onlara geçermiş nazımız. Güvenli bağlanma bu yüzden çok önemliymiş ya işte… Dönüp dönüp geri gelebileceğin ilişkiler yani…

Evet de, aynı şeyler de dönüp dönüp tekrar tekrar yaşanınca merak etmeden kendini alamıyor insan. Yani nasıl, ama gerçekten nasıl olur da aynı odada yattığı bebeği duymaz insan? Nasıl olur da sen 3’te, 4’te, 5’te uyanırken hiç bunun farkında olmaz? Ya da nasıl olup da senden daha fazla uyumasına rağmen yeterince uyuyamadığından yakınır, yapacak onca iş varken gündüz uykusuna öncelik verebilir?

Bunu yapmayan erkek yok etrafımda. Nesil farkı göz etmeksizin, en her şeyi bölüşen, en işlere dahil olan, en ‘anne gibi’ olan babalar bile annelerden daha çabuk havlu atıyorlar, nokta. Ben artık bunun sadece yetiştirilmeyle değil, yaradılışla da ilgili olduğuna inanmaya başladım. Kadının kodlarında daha dayanıklı olmak var, erkeğin kodlarında başka şeyler. Ne bileyim, avlanmak falan işte… Cüssede daha büyük ve güçlü ama sen dayanıklılıktan haber ver…

İşin yetiştirilme kısmı şu noktada devreye giriyor: Biz kadınlar, ataerkil toplumun kadına dayadığı roller yüzünden daha çok işi vazife ediniyoruz kendimize… Yani erkekler ‘Bırak, iş yapma’ dese bile ‘yok yapacam’ diye ısrar ediyoruz, adam da ‘Madem istiyorsun yap o zaman, ben yapmayacam’ diyor. Daha ne desin? Kısa ve net.

Sevgilime haksızlık yapmak istemiyorum çünkü beni anlayan, benimle aynı sayfada olan bir eş kendisi… Bu aslında bir ‘şans’ değil, çünkü olması gereken bu, yani insanlar birbirlerine destek olmuyorlarsa ilişkiler neden var, değil mi? Uygulamada öyle değil işte. Dolayısıyla etrafa bakarsam, etrafımdaki ilişkilere bakarsam kendimi ‘şanslı’ addetmem ve ‘bana çok yardımcı olan’ bir eşim olduğu için ‘şükretmem’ gerekiyor. Bense bana çok yardımcı olduğu için değil, hayata benimle aynı pencereden baktığı için onu daha çok sevmeyi tercih ediyorum.

Ama o bile benimle bir yere kadar aynı sayfada olabiliyor. Bence beni hiçbir zaman tam olarak anlamıyor, anlamayacak. Bence hiçbir zaman benim içimdeki, nesiller boyu aktarılan bastırılmışlıkların sebep olduğu feminen öfkenin sebeplerini bilemeyecek. Hiçbir zaman kadın olmanın ne olduğunu, anne olmanın ne olduğunu, ne kadar çok şeye rağmen ve ne kadar çok şeyle birlikte yapılmaya çalışıldığını idrak edemeyecek.

Dün doktora gittik birlikte, bebenin kontrolü için. ‘Nasıl gidiyor’ diye sordu doktor. ‘İyi’ dedim ama aslında bambaşka şeyler söylemek istiyordum.

Hani hiçbir şeye yetişemiyormuş gibi hisseder ya insan… Çocuklarına, eşine, işine… İşte öyle bir şey…

Hani her şey yarım gibi hisseder ya insan… Ahtapot kolları olsun ister ya hani… İşte öyle bir şey…

Hani bin parçaya bölünmek ister ya insan… Hani ‘klonlansam keşke’ diye geçer ya içinden… İşte öyle bir şey… 

Hani gece her saat başı uyanır ya insan… Hani uyuyup uyumadığının bile ayırdında olmadan… Hani yanındaki farkında bile olmaz ya bunun… İşte öyle bir şey…

O zaman mikrofonu Erol Evgin’in kadife sesine bırakıyoruz…

22 yorum

  1. Yine çok güzel anlatmışsın Elif. Okurken gözümün önünden geçmişe ait bir çok sahne geçti. Hüzünlendim. Anlaşılmadığımı düşündüğüm, hissettiğim ne çok şey yaşamışım. :(

  2. İmzamı atarım

  3. Ne güzel anlatmissiniz.gerçekten çocuklar ilişki için sağlam bir imtihan .yazdıklarınızı benzerini yaşıyorum bende bu sıra araları 1.5 yaş olan 2 oğlum var.ve uzun zamandır uykusuz ve yorgunum.
    Eşim anlayışlı ve sabırlı ama k da yoğun bi tempoda çalışıyor ve çoğu zaman çocuklar uyudugunda evde.zor bir donemecten geçiyoruz. İnş başarılı olabiliriz.

  4. Ay birisi benimi anlatti ne….en cokta o gunduz uykularina sinir oluyorum ….tebrikler….yalniz degilsiniz…

  5. Sevgili Elif,canım Elif :)
    Gözlerim doldu,şarkı ile sel… ben, biz seni anliyoruz ! iliklerime kadar da hissediyorum her söylemek,anlatmak istediğin şeyleri…
    İkizlerimin altını değiştiren, banyo yaptıran bir eşim var. Fakat yeri geliyor;aliniyorum,ağlıyorum… İyi ki bu sayfa var,sen,sizler varsiniz. Toparliyorum hemen kendimi,en azindan çalışıyorum…
    Teşekkürler bu güzel,anlamlı yazı için :)

  6. Tam da boyle bir sey!!

  7. Evlenip eşimle birlikte yaşamaya başladığımızda, aynı şeylere aynı önemi vermediğimizi fark etmeye başladım. Dağınık bir oda, yapılmamış yatak, birikmiş bulaşıklar veya ödenmemiş bir fatura bizi aynı derecede rahatsız etmiyordu. Şimdi biraz dengeyi sağlamış olsak da yine de biliyorum ki, beni rahatsız eden bazı şeyler eşimin aklına takılmıyor bile. Bunu kabullenmemle birlikte o feminen öfkem biraz azalır gibi oldu. Tabii bu kabulleniş, önem verdiğim şeylerin artık önemsizleşmesi değildi. Ama eğer düzgün bir iletişim kurulamazsa bir süre sonra kendinizi evin bekçisi, eşinizi de azarlanan bir öğrenci evi sakini gibi bulabiliyorsunuz. Hele işin içinde çocuk varsa bu roller tecrübeli çocuk bakıcısı ve bebekle ne yapacağını bilemeyen beceriksiz kişi olarak ayrılıyordur belki de. Neyin nasıl yapılması gerektiğini anlatmaya enerjiniz yoksa, dur çekil ben yaparım derken buluyorsunuz kendinizi.

    Şimdi böyle yaşayıp gidiyoruz ama biliyorum ki, ileride hayatımıza bir bebek katarak sorumluluk oranını astronomik seviyelere çıkarırsak asla mutlu ve rahat bir ruh halini yakalayamayacağım. Çünkü o minik ayrıntılar, anlaşılmazlıkar, mükemmel yapılmayan şeyler birikip birikip beni patlatacak. İnsanın kendini huyunu suyunu bilmesi bu açıdan iyi bir şey, en azından neye ne tepki vereceğinizi az çok kestiriyorsunuz.

    Keşke yüz kolumuz olsa, keşke hiç enerjimiz bitmese de her şey mükemmel olsa. Keşke bazen eşlerimiz aklımızı okusalar, ne istediğimizi bilseler. Ama olmuyor. Blogcuanne, seni azıcık ucundan da olsa anladığımı hissediyor ve sana sabır diliyorum. Güç seninle olsun.

  8. Leyla yurtoğlu

    Şu anki ruh halim..surekli memede 40 günlük bir bebek, 6 yasinda kavganin dibine vurmus ikizler ve gece boyu hic uyumayan ben…guya 10 gunluk babalik izninde esim ama bana yardimdan cok daha fazla is cikariyor. vermeseler daha iyi bu izinleri yada veriyorlarsa bile sart koşsunlar 3-5 nöbetini siz tutacaksiniz diye

  9. Koca kişisi bakımdan şanslı olarak görünlerdenım bende belki de ama dediginiz gibi hiçbir zaman anlamayacak beni uyumanın bile dinlenerek uyanmak olmadigini cocuga o bakarken bile uyku arasında kulağını onlardan cekememenin ne oldugunu bilemiyecek yapmak istediklerini hep ertelemenin ne oldugunu bilmeyecek ve ben çocukla uğraşırken onun uyaması dışında bide üstüne horlamasına sinir olup bogasım geldigini zaten bilmesi hepten ıyı olur

  10. Yoksa bizim evde mi yasiyorsunuz :) Esim dunyadaki en iyi es ve babalardan biri olabilir. Neredeyse emzirmedigi kaldi ama o adini koyamadigim fark var ya. Tam da onu yazmissiniz. Insan nasil olur da 40 dk aglayan bebegi duymayabilir sorusuna cevap olarak bana “benim nobetim olsaydi duyardim, seninki diye duymadim ” derken benim bebegin burun fikirdamasina bile uyanmam :/

    • Çünkü erkekler görev insanı, kadınlarsa aynı anda birden fazla şey yapabilme becerisine sahip.
      Neden ünlü bilim insanları neredeyse (neyse ki Madame Curie var) hep erkek diye düşünürken buna gelmiştim. Erkekler kendilerine bir iş verildiyse o işe konsantre olup başka hiçbir şeyle ilgilenmeden o işe odaklanabiliyorlar. İşi bitince de o görevden çıkıp diğer göreve bürünüyorlar (herhalde)…
      Kadınlar ise TV seyrederken kitap okuyup aynı anda akşam yemeğini düşünürken çalan telefona cevap verebiliyorlar. O yüzden herhangi bir bilim alanında derinleşemiyorlar diyordum. Sonra anladım ki toplum kadınlara bir sürü sorumluluk yüklemiş, “bilim insanı olucam” dese bile, “bak gördün mü şunu bütün gün deney yapıyor kitap okuyor, bir işin ucundan tutmuyor” diyecekler… Aslında bundan önceki yüzyıllarda öyle fazla kadın şair, ressam, yazar da yok yaaa; e o kadar iş var yapılacak, kim yapacak da evin adamı işine bakabilecek…
      Yok yok bu da işin diğer boyutu; ama adam kendi görev süresini tamamlamış uykuya dalmış, bitmiş artık görevi, nasıl duysun ki ağlayan bebeyi?…

  11. Ah ağlattınız beni.. O ‘hani’ ile başlayan cümleleriniz var ya hepsini taa içimde en derinimde hissediyorum.

  12. Tatil köylerinde gördüğüm yabancı babalar hiç Türklere benzemiyor. Çocuklarının peşinden ayrılmıyorlar ve mutluluk duyuyorlar . Hatta aynı anda 1 yas ve 4 yas 2 çocuğa bakanı vardı. Bizimkiler olsa “al şu çocuğuu” diye suçlayarak bağırır. Sanki çocuk annenin malı ve babayı asla rahatsız etmemeli.
    Yanılıyor muyum ?

  13. Dediklerinize sonuna kadar hak veriyorum. ben olmasi gerekenin cok uzagindayim.
    Ben su anda kendimi iqsu yuksek bir aptal gibi hissediyorum. Cocuklarin bakiminda kilini bile kipirdatmayan ama bakıcı tutan bir esim var. İsi geregi yurtdisina gidip geliyor. Geldiginde de cocuklarla oyle asiri vakit gecirmiyor. Dolayısıyla her gelisi ayri sanci, gidisi ayri buhran. Turk erkegi ile evlendigim icin cok aptal hissediyorum kendimi.
    Hatta bosansam pek farki olmaz çocuklar icin sanirim.

  14. Sanırım yeni anne olup da bu yazıda kendini bulmayan yoktur… ahhhh ahh

  15. Bir başka durumda şu ki saatlerce ağlayan bebeği duymayan baba biliyor ki; annesi nasıl olsa kalkıp bakacak, bana ihtiyacı yok. Çünkü anneler her şeyi halleder…

  16. Evet bu yazı tam da bugün bana yazılmış gibi. Ağzınıza sağlık:)

  17. Emzirirken salgılanan prolaktin hormonunun uykusuzluğa dayanmada bize yardımcı olduğunu okumuştum bir yerlerde. Uyku meselesini böyle açıklayabiliriz belki :). Daha az uykuyla yetinmemize yardımcı oluyormuş vs… Onun dışında bence biz Türk Kadınına has, “ben istemeden yardım etsin , söyleyince ne kıymeti var ” anlayışı, her şey bizim kontrolümüzde olsun istediğimizden sonunda her şeyi kendimiz yapma alışkanlığımız gibi yardımcı etkenler de var. Ve tabii ki asıl sorun, biz evdeki işleri aksatmamak ( asal işini aksatmamak kaydıyla! ) şartıyla çalışıyoruz, sosyal hayata katılıyoruz, kendimize vakit ayırıyoruz ( ayırıyor muyuz?) vs… Erkekler içinse tam tersi. Bir de çocuk meselesinde tamamen yaratılış farkı var. Ben bir babanın işi bıraksa mı bırakmasa mı, yarı zamanlı mı çalışsa vs… diye kıvrandığını hiç görmedim. Benim kocam emzirmek hariç bir annenin yaptığı her şeyi yapan bir baba. Ama ilk aylar ben kızımdan hiç ayrılamazken, O çok özlese de sorun yaşamadan ayrılabiliyordu. Bunun çok ataerkil düzenle ilgili olduğunu düşünmüyorum.

  18. Yasadigim icinde cok dusundugum amaa dillendiremediklerimi yazmissinz emeğinize sağlik.

  19. 4 yaşında bir oglan ve 9 aylik ikiz kizlarla, yukarida anlatilanlari bir tek benim kocam yapiyor saniyordum.Kendisi benden fazla uyumasina rağmen uykusuzluktan yakinmak da nedir arkadaş?Var mı bunun izahı?