14 Yorum

Lohusa Cinleri

Yazar Hakkında

EZGİ BERK– Severek aldığı tarih eğitimi sonrası kendini eski çağlara ait kitaplar arasında çalışırken buldu. Hâlâ tarih kitapları arasında çalışmakta, satır aralarında insanların duygu ve davranışlarını aramaktadır. Aynı zamanda eğitim hayatının hangi evresinde kaybettiğini hatırlamadığı zengin hayalgücünü tekrar keşfetmek için çocuklarla çalışıyor. Bazen de çocuklar olmadan, çocuklar için çalışıyor. Çocuk edebiyatı tutkunu. 27 yaşında ve ejderhalara inanıyor.

Ezgi’nin tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların gebelik günlüklerini buradan okuyabilirsiniz.

Merhaba sevgili okur,

Herkese güzel dilekleri için çok teşekkür ederim. Hem 41. haftada karnımın indiğini ve doğumun yaklaştığını söyleyerek beni rahatlatanlar hem de güzel dilekleriyle doğum hikâyemizi okuyanlara çok teşekkür ederim, hepiniz iyi ki varsınız. Yaşasın kadın dayanışması!

Gelelim lohusalık günlerine. Doğumun ardından lohusalığın ilk iki günü çok güzeldi. Toprak azıcık emip bol bol uyuyordu. Yenidoğanın midesi kiraz kadar olduğundan azıcık emmesi bana normal geliyordu ve çok rahattım. Üçüncü günün sabahı sanki Toprak’ın yüzü, boynu biraz sararmaya başladı. O sabah da babam, Bingül Abla ve benim minik kardeşim Lara İzmir’e bizi görmeye gelmişler, annem evdeydi, çıkmak istedi ama çıkamadı derken babamlar geldiğinde annem içerideki odaya kapandı. O sırada memelerim şişti ve ağrımaya başladı. Apar topar hastaneye, süt sağmaya gittik, Toprak ememiyordu. Evin yakınındaki özel hastanede sütü sağdık, Cumartesi olduğundan çocuk doktoru yoktu, sararmış Toprak’ı gösteremedik.

hastane çıkışı zafer

Buca Kadın Doğum Çocuk Hastanesi’ne geçtik oradan, sarılık için kan alındı. Bu sırada ben ağlamaya başladım, “çocuğuma bakamadım, emziremedim sarılık oldu” diye iki göz iki çeşme hastaneler, birimler arası koştururken ağlıyorum bir yandan da. Akşamüzeri sarılık değeri 15.1 ile doktor fototerapi için yatırdı. Bir yandan da gündüz Barış’ın dayısı, teyzesi Toprak’ı görmek için ziyarete gelmişti. Bir yandan ağla, bir yandan sarılıkla uğraş, sonuçları bekle, tam bir curcuna. Kriz. O akşam annem de yanımda kaldı, Toprak fototerapi aldı. Ben de 2 saatte bir hastane tipi pompayla süt sağarak biberonla verdim. Hemşire çok uğraştı ama Toprak bir türlü memeyi tutamadı.

Üç gün hastanede kalmamız öngörülmüştü ama ertesi sabah taburcu oldu Toprak. Pazar günü hem anneler günüydü, hem Barış’ın doğum günüydü. 40. yaşına giriyordu Barış ve benim çok güzel planlarım vardı, onun için de ağladım. Akşam Elif’le konuştuk, her zamanki sakin ses tonu ve sarılıkla ilgili verdiği bilgilerle beni sakinleştirdi.

düzce

Hamileliğim boyunca bütün aile üyeleri “umarım emzirebilirsin” temalı konuşmalar yapınca içime işlemiş tabii, ben emziremedim de ondan sarılık oldu sandım. Hem zaten miniminnacık bir can var sorumluluğumda, ona ne olsa kendimi suçlayacak durumdayım, ben bakıyorum çünkü. Lohusalık denen şey bu mu oluyor?

O akşam yine iki saatte bir süt sağarak geçti. Sahi, hastanede süt üstüne mama takviyesi verdirdi doktor, toplamda 70-80 cc mama aldı Toprak, o zaman da kendimi çok kötü hissettim. Mamayla büyümüş biri olduğum halde sanki zehir veriyormuşum gibi hissettim, halbuki dünyanın sonu değil, mama öcü değil, evet biliyorum. Gel de anlat o haldeki bana.

Pazartesi günü Gözde ebeciğim geldi. Meğer Toprak’ın burnu tıkalıymış, o yüzden ememiyormuş! Hiç kimse de bunu anlamadı! Ne aile büyükleri ne de hastanedeki doktor, hemşire! Sırf burnu tıkalıyken memeyi tuttuğunda nefes alamıyor diye 24 saattir süt sağıyordum. Kim bilir bu sebeple emziremediğini düşünüp de mamaya geçen kaç anne bebek var? Nasıl da basit bir sebep, görülemeyen! O günden itibaren Toprak memede, hastane tipi pompayı iade ettik ve biberonları da rafa kaldırdık.

Sonraki birkaç gün doktor kontrolleri, emzirme, her gece başka bir eğlence olan uyku ritüelleri ile geçti. Sürekli süt sağdıktan sonra emzirmek çok kolay geldi ve uykusuna çok düşkün olan ben uykusuzluğa alıştım. Toprak 8 günlükken uçakla Sabiha Gökçen’e oradan da bir arkadaşımızın aracıyla Düzce’ye geçtik. Eve gelince bir huzur doldum, sakinlik, mutluluk, dinginlik mis gibiydi… Arkadaşlarımız geldi Düzce’deki, sonra İstanbul’dn arkadaşlarımız geldi, sohbet ettik, yemek yedik. Bu sırada evde ben Toprak’a bakıyorum, Barış da bana lojistik destek sağlıyor, bakıyor.

ev

İzmir’de ve Düzce’de sarılık için iki günde bir doktora gittik. Her doktor başka bir şey söylüyor. Kimisi bebek doğduktan sonra % 10 kilo kaybeder normal diyor, kimisi % 5 normal, 10 çok diyor. Neticede Toprak hâlâ 3.800 gram. Doğum kilosu olan 4’e gelemedi bir türlü 2 haftadır, ben hunharca emzirmeye devam ediyorum. Bu emzirmeye alıştırma sürecinde Kasım ayında Uras Yaman’ı kucağına alan, Elif’in gebe yazarlarından Nazlı bana o kadar yardımcı oldu, her sorduğuma güzel güzel, bıkmadan, sabırla cevap verdi ki Nazlı olmasa bu kadar çabuk atlatabilir miydim bu süreci, emin değilim.

En son devlet hastanelerine elveda deyip arkadaşlarımızın önerisiyle Düzce’deki bir özel hastanedeki –zaten bir tane var- doktora gittik, “Kilosu önemli değil, bir aylık olduğunda bakarız.” dedi. Toprak’ın yüzünde yenidoğan döküntüsü denen kızarıklıklar oluştu, onların da kendiliğinden geçeceğini söyledi. Bebenin sağlıklı olduğu, herhangi bir problemi olmadığını öğrendik, içimiz rahat çıktık doktordan. Artık bol bol emzirip kilo almasını bekleme zamanıydı.

Düzce’ye döneli bir hafta olmuştu ve her şey rayına oturmuştu ki Mürşide Teyze –Barış’ın annesi- arayıp gelmeyi düşündüklerini söyledi. Bu yaz iki ay Barış’ın kız kardeşinin çocuklarına bakacağı için görüşemeyeceğiz, o nedenle öncesinde görüşmek üzere sözleşmiştik. Her şey yolunda ve biz idare edebiliyorduk. Barış’ın annesiyle babası geldi. Ne olduğunu ve neden olduğunu anlamadığım bir şekilde Mürşide teyzeden 24 saat içinde bir lohusanın duymaması gereken laflar işittim. Buyrun ikinci krizin can alıcı diyaloglarına:

Babaanne: Yüzündekiler çok artmış.

Ben: Doktora sorduk, kendiliğinden geçermiş, bir şey sürmeye gerek yokmuş.

Babaanne: Çok artmış ama, sen tülbentle sil onları.

Ben: Doktor bir şey yapmanıza gerek yok dedi.

Babaanne: Ben daha önce dört çocuk büyüttüm (ikisi torun) hiç böyle bir şey görmedim.

Ben: Anneannemle konuştum, olur onlar, vücudunda da olabilir normal dedi.

Benim canım sıkıldı, biraz da panikledim tabii. İnternetten baktım biraz, doktorun söylediğiyle aynı şeyler yazıyor. Sonraki konu her lohusanın tattığı sütün yeterliliği üzerine.

Ben: Kilosu 3.880 çıktı sağlık ocağında, her hafta gidip tarttıracağım, hem tartı da sabit olur. Hep başka yerlerde tartıldı bugüne kadar.

Babaanne: Belki sütün durudur, rengi açıktır, ondan bebek kilo almıyordur.

Ben: (iç ses: bana sütün yetersiz dedi! Ya yetersizse? Çok emziriyorum ama, yetmesi lazım değil mi? Çok da var.) Dış ses yok, ne diyeyim?

Ertesi sabah gece Toprak’ın hiç ağlamadığı ve uzun uyuduğu, emziksiz bir yöntem bulmanın mutluluğuyla anlatıyorum:

Ben: Toprak’ı ne zaman yatağına koysak ağlıyor, yenidoğanlarda olurmuş. Ben de dün gece sırtüstü yattım, Toprak’ı da yüzüstü göğsüme yatırdım, hem gazı çıktı hem de dört saat uyudu. Uyandı emdi tekrar uyudu. Çok dincim bu sabah!

Babaanne: Neden öyle oldu bu çocuk? Kucağa alıştırmışsın. Öyle uyumaması lazım.

Ben: (Kucağa alıştırmadığımızı bilimsel verilerle açıkladım) İki haftalık bebek nasıl alışsın herhangi bir şeye? (iç ses: Elif ne haklıymış! Nereye alıştırayım, sandalyeye mi?)

Babaanne: Siz bizden çok biliyorsunuz.

Bu arada bir yerlerde Barış’ın babası da bebeğin çok emdiğine, sütümün faydasız olduğuna dair bir şeyler söyledi. Tüm bunlar olurken Toprak sürekli memede, sanırım büyüme atağında. Üçüncü haftada olurmuş, bizimki de ikiyi bitirmiş, üç içinde ilerliyor.

Bütün gün böyle devam eden saçma diyaloglar akşamüzeri bir dışarı çıkayım da hava alayım fikriyle pik yaptı. Toprak’ı bebek arabasına koyup tempolu yürüyüş yapalım bir saat dedim Barış’a. Mürşide Teyze “ben de geleceğim” dedi. Bu arada yağmur hızlandı, dışarıda olmak çok saçma bir hal aldı, Barış’la da gerildik. Ve eve döndüğümüzde artık ben odaya çekilip “yetemiyor muyum ben, bakamıyor muyum çocuğuma” diye ağlamaya başladım.

Böyle olunca Barış annesiyle babasına “Bebekle ilgili bir şey görürseniz Ezgi’ye değil bana söyleyin.” demiş. Onlar da çok üzülmüş, ertesi gün sabah ilk otobüsle İstanbul’a gittiler.

Daha bitmedi.

Bunun üzerine Barış bana, ailesini biraz alttan almamı söyledi! Lohusa mı? Ben mi? Yok canım, benim dışımda herkes lohusa! Arkadaşım Deniz’in çok güzel bir lafı var bu durum için: “Herkes lohusa ama bir tek sende dikiş var!” Barış’ın incileri daha da bitmedi. “Eğer bu olanları blogcuanne’de lohusa günlüğümde yazacaksam bu insanların 65 yaş üstü olduğunu, bize yardım etmek için geldiklerini ve babasının 75 yaşında, parkinson hastası olduğunu da eklemeliymişim. Yoksa objektif olmazmışım”. Ya sevgili okur, gördün mü, en yontulmuş erkek de arada bir özüne dönüyor. Ayrıca burası benim kişisel alanım!

Demek ki neymiş, bu ülkede annelik kutsal falan değilmiş, asıl kutsal olan babaanne/anneannelikmiş. Asıl kutsal olan 65 yaş üstü olmakmış. 65 yaşı geçenin herkese –lohusa dahil- istediğini söyleme hakkı varmış. İki hafta önce içinden insan çıkaran kişiymiş alttan alması, çenesini kapaması gereken. Sütüyle bebeğiyle ilgili her türlü yoruma susmalıymış.

Çünkü ben canımı yolda buldum, çünkü annem beni laf yiyeyim, susup oturup ağlayayım diye büyüttü, okuttu.

gezmeler

Daha fazla çocuk büyütmüş olma hiyerarşisi birçok ailede varmış demek. Ben kendime güvenerek doğurdum Toprak’ı. Ne annem ne de Barış’ın annesinden bebek büyütmeye dair yardım istedim. Benim yanımda olup bana destek olmalarını bekledim eğer isterlerse. Tabii ki bir şey görüyorlarsa söylesinler ama bu diyaloglar bir şey görme diyaloğu değil. Örneğin burun tıkanıklığını gören olsa çok makbule geçerdi.

Şimdi evde yine çekirdek aileyiz, Toprak büyüme atağına devam ediyor, sürekli memede. Arasıra dışarı çıkıyoruz, arkadaşlarımız geliyor. Uykusuzum ama huzurluyum, bugünlerin de geçeceğini bildiğimden bol bol Toprak’ın bebek kokusunu içime çekiyorum.

Sevgiler,

Ezgi

14 yorum

  1. Sevgili ezgi lutfen kendini uzme sen o cocugun annesisin senden baska kimse onun ihtiyaclarini bilemez..ve emin ol sadece babaanne anneanne degil bircok insan bebekle ilgili fikir beyan edecek daha yolun cok basi hep duyacaksin bunlari yapman gereken tek sey duymamak oyle daha mutlu huzurlu olursunuz..benim oglum gece gunduz uc ay benim koynumda uyudu beraber uyuduk simdi yasina giricek benim yanimda degil yataginda uyumak istiyor..ilk gunler hic bticekmis gibi uzun geliyor ama bu gunlerde gececek..lutfen kimsenin huzuurunu bozmasina izin verme..sevgilerle

  2. Sevgili Ezgi,
    Öncelikle o ne tatlılıktır, Toprak bebeğin bol uykulu, bol memeli, mutlu, sağlıklı günleri olsun inşaallah 🙂 Yazınını çok içten bulduğum için yorum yazmaktan kendimi alamadım. Benzer durumlar benim de başıma geldi. İnsanların söylediklerine inanıp bebeğimi türlü türlü hallere soktum. Sonunda anladım ki, tek dinlemem gereken kendi iç güdülerim. İnan bana bir şey yolunda değilse zaten herkesten önce sen hissediyorsun, kimsenin bir şey demesine gerek kalmıyor. İnsanların söylediklerini hesaba kat ama en doğru bilgiyi senin iç sesin sana verecek.
    65 yaş üstü insanlara gelince 🙂 kendi annemle babamı da bu gruba katarak hepsinin çocuk gibi davrandığını tespit etmiş bulunuyorum. Kesinlikle cezai ehliyetleri yok 🙂 bir çocuk sana böyle davransa ne yaparsan, bu yaş grubu içinde durum aynı. Tabi ki insanın sabrı bazen dayanmıyor, o zamanda yaptıklarından hoşlanmadıklarını bildirmek gerek. Çünkü bir şey fark ettim ne yaparsan yap gözlerinde tam olamıyorsun. Sanki sen onların gözünde tam ve doğru olursan onlara ihtiyaç kalmayacak diye korkuyorlar. Oysa sevecen, tecrübeli bir büyüğe ihtiyacı var herkesin ama maalesef onlar hala kendilerini büyük anne olarak görmek istemiyor. İstiyorlar ki biz hep çocuk kalalım onlarda hep bilen anne olsunlar.
    Bakalım bizlerin 65 yaş üstü nasıl olacak 🙂 Onları da gelinlerden dinleriz artık 🙂

    Sevgiyle kal,

    Merve

    • Ne güzel yazmışsınız: “Sanki sen onların gözünde tam ve doğru olursan onlara ihtiyaç kalmayacak diye korkuyorlar. Oysa sevecen, tecrübeli bir büyüğe ihtiyacı var herkesin ama maalesef onlar hala kendilerini büyük anne olarak görmek istemiyor. İstiyorlar ki biz hep çocuk kalalım onlarda hep bilen anne olsunlar.”…

      Ezgi,
      Yazdıklarını okuyunca ben de o günlere döndüm, o hisleri yeniden yaşadım ve darlandım… İnsanın kendi annesi böyle şeyler diyince tüm cadılığınla ve lohusalığınla cevap verip bağırma hakkın varken, kayınvalidede yapamıyorsun. Seni ne kadar kırarsa kırsın, atarlandın mı kırılma konusunda da üste çıkıyorlar bir şekilde…
      Ve bu konuda benim düşüncem/tespitim bir bebek doğduğunda etrafındaki tüm kadınlarda annelik içgüdüsü tavan yapıyor. Annede yeni ortaya çıkan ve aslında bebek için en doğrusunu hisseden içgüdünün benzeri tecrübeli olduğunu düşünen anneanne/babaanne güruhunda çok yoğun olarak ortaya çıkıp bebeğe annelik yapma çabasına dönüşüyor. Oysa yeni anne de öyle bir durumda ki bebeğine ve kendisine gelebilecek her hareketi bir aslan yırtıcılığıyla püskürtmeye meyilli. E o bebek onun, onu korumak kollamak zorunda. Özellikle kollamak kısmı iki jenerasyon arasındaki sıkıntıları ortaya çıkaran şey. Bebekte bir sıkıntı mı oldu herkes onu çözen taraf olma derdinde; ama işte anne dışında kimsede annenin o bebeğin annesi olmasından kaynaklı güç yok. O bebek annesinin kokusunda huzur buluyor, memesinde doyuyor ve bu lohusa triplerine girmiş anneanne/babaannede aynen Merve’nin dediği gibi kendisine ihtiyaç olmayacağı korkusu mu oluşuyor artık nedir….
      Anacım halbuki bu annenin size ihtiyacı var, bebenin değil. Bebenin annesi var, ona en güzelinden bakar; ama bu lohusa annenin önüne kahvaltısını, yemeklerini koyan, bitki çayını sıcak sıcak önüne getiren, kendisi rica ettiğinde bebeyi tutan, hele ki bazı konularda endişelenince onu rahatlatacak, sakinleştirecek, destekleyecek, huzur verecek bir “anneye” ihtiyacı var… Tabii bazen anneanne bile triplere girip bunu tam olarak anlayamıyorsa, teknik olarak taze anne ile hiçbir akrabalık bağı olmayan oysa yeni doğmuş bebeğin babaannesi olan kişinin ilgisini bebeğe yöneltip annenin hislerini görmezden gelmeye ya da ona kendini yetersiz hissettirmeye meyli çok şaşırtıcı değil tabe.

      Çok uzun yazdım son diyeceğim de şu: Bizim annelerimizde yani 70ler sonu-80ler dönemi, sürekli bir “bu bebek aç” repliği hakimdir. Sanırım o dönem mama firmalarının güçlendiği, hatta mamanın anne sütünden daha iyi olduğu kampanyalarıyla imkanı olan anneleri mama kullanmaya yönelttikleri, anne sütünün desteklenmediği bir dönem. Ben ve kardeşim mamayla beslenmemişiz; ama her ikimizin de doymadığımıza hükmedilip evde yapılan çeşitli mamalarla “doyurulmuşuz”.
      Offf benim de oğlum var, umarım bizler ders alırız da eğer bir gün torun sahibi olursak lohusa anneyi baş tacı yapacak olgunluğu gösteririz.

  3. Sevgili Ezgi, bebeğini sağlık ve mutlulukla büyütmeni dilerim. Malesef büyüklerle bizim neslimizin çatışma alanları çok fazla. Senin yaşadıkların gibi. Ama bunları büyütme içinde bence. Onlar kendi bildiklerini, doğrularını göstermeye çalışıyorlar. Üsluplarının, zamanlamalarının uygunluğunu çok da gözetmeden. Hoş gör bence, çok da takılma. Eminim ki bunları söylerken amaçları seni incitmek, yaralamak değildir. Elbette ki bebeğini kendi doğrularınla büyüteceksin.

  4. o kadar tanıdık ki bu yaşadıklarınız o kadar üzüldüm ki okurken, bütün unuttuğumu sandığım anılarım çıktı saklandıkları yerden…her kadının kaderi falan mı bu? her yeni anne bunları yaşamak zorunda mı? lütfen biri çıksın da şurda “hayır ben yaşamadım benzer şeyler, eşim de aileler de, benden çok lohusa triplerine girmedi, önce sen ve bebek dediler, desin ! lütfen biri desin bunu gerçekten çok rahatlıcam…
    dilerim bunlar son olur da benzer şeyler yaşamazsınız bundan sonra, huzurla büyütün bebeğinizi…

  5. ah ezgi ahh..ben de lohusayken en son delirip “herkesin lohusalığı bitsin ben öyle lohusa olcam” diye bas bas bağırmıştım! oğlan 2.5 oldu hala sıramı bekliyorum!

    sarılık için üzülme, gerçi geçmiştir. benim oğlum da 1 gece hastanede kalmıştı o sebeple ve ben de ağlamaktan içim çıkmıştı, ne hissettiğini anlıyorum..

    bana da sütün az/duru/yağsız/yetmiyor vs.vs. bir çok şey söylediler ama 21 ay emzirdim ve süt bittiği için değil, oğlum çok kilo almaya başladı ve sağlıksız bir bağlanma olduğu için bıraktırdım. bıraktırdığım halde 4-5 ay süt gelmeye devam etti. yani takılma güzelim, o süt o bebeğe yetiyor ve yetecek! mama da öcü değil, gerekirse verilir nolcak..

    lohusa cini öyle mistik bir şey değil, bizzat etrafındaki kanlı canlı insanlar yani..

    toprak çok tatlı çok güzel, kendi gibi güzel, uzun bir ömrü olsun 🙂

  6. Ezgi,
    Merhaba… Her ne denirse densin, anneanne, babaanne, hala, amca, komşu, dıdısının dıdısı, hiç fark etmez. Orası senin özel alanın, o bebek senin ve kocanın bebeği bu nedenle senin duygun her ne ise doğru olan odur, başkası değil.
    Hiçbir dönem için geçerli değil ancak hele ki lohusa iken senin hoşuna gitmeyen bir şeyi duymak daha katlanılmaz olmuştur. Bu noktada çevredekiler de duygularını karıştırıyorlar, sahipleniyorlar bazen; mesela “O da benim çocuğumun çocuğu, tabii ki benim de çocuğum, tabii ki müdahale etmeye hakkım var.” Halbuki annenin istediği tek destek belki de sessizce yanında durup “Bir ihtiyacın varsa ben buradayım.” güvencesine sahip olmak.
    Bunlar hep kültürel getiriler. Modern dünyaya alışmaya çalışan bizler ile geleneksel dünyanın kalıntılarını taşıyan ebeveynlerimiz arasında anlaşmazlık oluşuyor, özellikle böyle zamanlarda. Buna karşı çıkan kişiler için de bir dengesizlik oluşuyor ama zaman sadece… Zamanla düzelir, zamanla rayına oturur.
    Burada okumuştum sanırım, kuzey avrupa ülkelerinden birinde ilk bir haftası dolmadan eve ziyaretçi gitmezmiş, anne kendini toparlasın diye. Ne yalan söyleyeyim, benim de en korktuğum süreç bu; ne hamilelik, ne doğum. Benim gibi geleneklere riayet etmeyen birisi anne baba, hele ki hassas dengelerle ilişki kurduğu kayınvalide kayınpeder ile nasıl başa çıkacak, ne duyacak, nasıl canı sıkılacak, nasıl kendini suçlayacak. Pek çok kadın yaşıyor bunu, kadınlar kadınlara yaşatıyor.
    Duygularını çok iyi anlıyorum. Kendin, ailen ve bebeğin için en iyisini, en doğrusunu sadece sen ve eşin bilirsiniz. Gerisi için söylenecek bir şey yok. Herkesin yoğurt yeyişi farklı, sizinkisi de böyle. Bunu da herkes kabul etmek zorunda. Belki çizgiyi aştım ama içinden nanik yap geç. Ben çevremdekiler istemediğim şeyler söylediklerinde gözlerimi birkaç saniyeliğine kapatıp bunu yapsam nasıl olur diye düşünüyorum. Öfkem azalıyor en azından.
    Güzellikler sizin olsun.

  7. Merhaba Ezgi hamileliğini takip ettim beraber büyütttük karnımıda ve aynı gün aynı şeyleri yaşadık aynı gün doğum yaptık lohusa cinnlerimiz bile aynı çok şaşırıyorum toprak uzun uzun ömürlü sağlıklı olsun sende hep mutlu ol ☺️

  8. öncelikle maşallah annemize ve toprağımıza
    cnm bnm yazını okuyunca her bayan kendi yaşadıklarına dair birşeyler tabiki buluyor.ama doğal döngü bu şekilde ilerliyor. anne olmuş bir kadın çocuğunu büyüttüğü evrede içgüdülerine o kadar dalıyor o kadar iç sesi onu haklı çıkartıyor ki bazen kendi bile şaşırtıyor sezgilerine…ve bunu hep kendine has bir özellik gibi görmeye başlıyor zamanla.sonraki evrelerde müdahale başlıyor.bunu sende yaşayacaksın.toprak büyüdükçe ondan küçük bebekler gördüğünde içgüdüsel olarak annelerine ”benimde başıma gelmişti böyle birşey ve ben bu yöntemi denemiştim”diyeceksin.tabi yaş ilerledikçe önerilerin yerini biraz daha basite kaçan komutlar alıyor.”ben bunu yaptım işte bebeğe o zamanlar iyi geldi inat etme sende yap”:)
    toprak büyüdükçe herşey normalleştikçe hayatında aslında bu söylenenlerinde ne kadar normal olduğunu kabulleniyor insan:)
    stresten uzak,
    sevgi saygı çerçevesinde,
    sağlıkla,
    huzurla,
    bebeğinizi büyütmeniz dileğiyle…..

  9. Merhaba Ezgi,
    Yazdıkların o kadar tanıdık ki… Sanırım bunlar her lohusanın başına geliyor. Ben de az duymadım “annesi çok kilo aldı ama bebek de pek zayıf” , ” senin sütün yetmiyor herhalde mama verelim” , “neden uyumuyor gazı mı var” vs. bu lafları. Yeni doğan el kadar bebe o da dünyaya ayak uydurmaya çalışıyor elbette ağlayacak, memeden inmek istemeyecek. Her zaman kötü niyetle yapılmasa da amacını aşan yorumlar elbet oluyor. En güzeli bazen iç güdülerine güvenmek ve insanlara “he” deyip geçmek oluyor.Bir de lohusa depresyonu denen bir durum var çoğu kadın yaşıyor bu durumu o zaman insan daha da duygusal,alıngan olabiliyor ama göreceksin ki Toprak büyüdükçe gece uykuların, gündüz işlerin daha çok rayına oturacak kendinize göre bir sistem kuracaksınız ve bu gergin zamanlar da geçecek. Haklısın bizim kültürümüzden kaynaklı olarak maalesef senin anneleri babaları idare edip alttan alman, duymazdan gelmen gerekiyor. Bir yandan da evin koca bebekleri babalar da idare edilmek istiyor.Ama dediğim gibi şu an geçici bir dönem yaşıyorsunuz. Sıkma tatlı canını ki sütün bol olsun Toprak’a bol bol yarasın 🙂
    Sevgiler…

  10. Merhaba Ezgi Hanım,

    Ben kızgınlıklarınızda çok haklısınız. Ama boş verin takmayın kimseyi. Bunu yapabileceğinizi biliyorum.

    Hani şu 4200 gr doğan bir Toprak vardı ya 10 yıl önce. Daha önce de yazmıştım size hatırlarsınız. Toprak 1 aylıkken 3750 gr dı ve ben çok üzgündüm. Ama doktorum endişe edecek bir şey yok demişti. Özellikle mama vermem konusunda kayınvalidemden çok baskı aldım. Ama vermedim, kimseyi takmadım. Büyüdü bile. Sizi öpüyorum. Toprak’ı da kokluyorum.

  11. Sevgili Ezgi,
    Benim de 7 haftalik bir oglum var, Toprak! Kilo konusundaki sıkıntıları bire bir yaşadık hatta bebeklerimizin dogum kilolari neredeyse ayni ve 3. Haftada dogum kilosunu ancak yakaladik. Bu durum yuzunden bizi üzen bir doktordan sonra digeri her bebegin ritminin farkli olduğunu soyledi ve ben ne zaman rahatladim bebegim o zaman hizla kilo aldi.. Rahatlamak demisken; benim yanimda kendi annem oldugu ve müthiş bir ozveriyle bize yardimci olmaya calistigi halde surekli catisiyoruz. daha bugün sabah gaz sancisi ceken ogluma aldigim cayi elestiriyor kendi demledigi karisimlari icirmek istemedigim icin bana trip atiyordu… Bazen cok cok bunaliyorum esimle bile fikir ayriligina düşüyorum. Ama anladim ki benim icimden ne geliyorsa oyle yapmaliyim. Üzgünüm ama bu bebekleri annelerinden daha iyi anlayacak ve kollayacak kimse yok. O yüzden sen de bildigin gibi yap! Eminim tatli Toprak da en cok sana guveniyordur;)

  12. Ezgi Merhaba,

    Takma diyecegim ama takilmayacak gibi de degil ki, benim ucuncu bebegim, ucuncu lohusaligim olacak ona ragmen kara kara dusunuyorum nasil yaparim, annemle kayinvalidemi nasil dengelerim diye. bana daha bugunden plan yaptiriyorlar!!

    ilk bebegimde annemin yuzunden kayinvalidemle de tartismistim, yillar gectikten sonra annemle konustum bana lohusaligimda neden oyle yaptiniz diye. “ben zeynep’i kendi bebegim sandim garip bir icguduyle” dedi, “senin eline verirsem bakamazmissin gibi geldi, zarar verme diye elinden almak istedim” dedi. “Ve bunu sen simdi sorunca anlamlandirabiliyorum o zaman anlayamamistim” dedi.
    Insanin kendi annesi bile bunu yapiyorsa kayinvalide kacinilmaz…
    ama takma, birak kus kalsinlar, takma.. gunun birinde nerede durmalari gerektigini anlayip gerekli seviyeyi olusturacaklar. o zaman gelene kadar bir de sen kendini uzup gereksiz yere harap etme.
    opuyorum,
    gokce

  13. Ezgi, benim de 4 aylık bir bebeğim var. İnan bana yalnız değilsin. İnişler çıkışlar hep olacak ama gün geçtikçe kolaylaşıyor ve daha güzel oluyor anne olmak.