2 Yorum

Gülçin’in Gebelik Günlüğü, 23. Hafta

Yazar Hakkında

GÜLÇİN –  Ailesine, arkadaşlarına düşkün, uzun zamandır yurtdışında yaşıyor olmasına rağmen kalbi de aklı da hep Türkiye’de olan, özel bir şirkette çalışan ve çalışmayı seven, tatil yapmaya,  yeni ülkeler görmeye bayılan, elinden geldiğince yaşadığı her anın keyfini çıkarmaya çalışan sıradan bir 80’ler kuşağı insanı. An itibarıyla Londra’da yaşıyor ve çalışıyor. 2010 yılından beri yaşadıklarını, düşündüklerini, gezdiklerini, gördüklerini Gülçince blogunda yazıyor. Şimdi Ozan’la hikayeleri evliliklerinin 9. birlikteliklerinin 15. yılında bir bebekle şenleniyor. Hem de o bebek nasıl bir zamanlamayla geliyor!

Uzun zamandır yazamadım. Çünkü bu arada 2 haftalık bir Türkiye seyahatindeydik. Çok yakın bir arkadaşımızın düğününü, annemi görmekle (tabii ki) birleştirince ve Türkiye’de elim bilgisayara gitmeyince böyle uzun bir ara oldu. Üstüne bir de Londra’ya dönünce oldukça ağır bir soğuk algınlığı geçirdim. İşte o yüzden böyle uzun bir ara oldu. Kusuruma bakmayın.

Bu uzun arada aslında bir sürü şey oldu. Artık karnımda kıpır kıpır olan, ve özellikle babası ve anneannesine sürekli tekmeler atan bizdiğin cinsiyetini biliyoruz. O bir kız! Karnımda minik, enerjik ve çok şükür ki sağlıklı bir kız bebek var. Kızımız.

1464847751699

Bebeğimizin öncelikle sağlıklı olduğunu, organlarının olması gerektiği gibi geliştiği ve ardından kız olduğunu öğrendiğimizde 6 Mayıstı. Ve ben 8 Mayıs’ta yani anneler gününde karnımda kızımızla annemin yanına gidecektim. Annem dedi ki “bu tesadüfle O’na bugüne kadar ki en güzel anneler günü hediyemi vermişim.” Yolculuk öncesi beraber geçirdiğimiz son akşamda Ozan’la bir yemeğe giderek kızımızın sağlıklı oluşunu kutladık. Bu aralar zaten fırsat buldukça sokaklardayız. Bebek hazırlığı olarak mobilya falan alacağımıza bol bol yemeğe çıkıyoruz, sinemaya, konsere falan gidiyoruz. Mobilya dediğin alınır da bu gezmeler bir süre sonra yapılamayacak kesin diye diye anne baba olma hazırlığı olarak kendimizi gezmeye verdik diyebilirim! İşte bunlar hep zamanında fazlaca anne bloğu okumaktan. İnsan başına gelecekleri bilince, elindekinin kıymetini daha iyi biliyor galiba!

Sonra ben anneme, aileme ve İzmir’ime kavuştum. Nasıl özlemişim anlatamam. Bu kavuşma bana nasıl iyi geldi anlatamam. İzmir’de her şey, bulunduğumuz şartlar altında, olabildiğince iyi. Çok şükür. Maşallah anneme, canım anneme. Öyle güzel başa çıkıyor ki bu durumla O’na her baktığımda “iyi ki annemin kızıyım” diyorum.

Ben İzmir’deyken annem 6. kemoterapisini aldı. O yüzden öyle çok gezip dolanmadık. Evimizde oturduk, bolca sohbet ettik, film izledik, annem, babam ve abimle bebek gelince neler yapacağımızı konuştuk, annem bebeğimizin battaniyesini örmeye devam etti, ve her fırsatta elini karnıma koyup torunuyla konuştu. Bu bızdık da babasından sonra ilk kez anneannesine bu kadar çok tekme attı. İnsan seçiyor bildiğin!

Bunların dışında bir de annemi bir süre önce lenfoma tedavisi biten ve sağlıklı bir biçimde günlük hayatına dönen çocukluk arkadaşımla buluşturdum. Sanıyorum anneme bu buluşma çok iyi geldi. Evet, biz yanındayız, sevdikleri arkadaşları ona olabildiğince destek oluyor. Ama biliyorum O’nu tam anlamıyla anlayamıyoruz, anlayamayız da. Çok dirençli olduğundan şikayet de etmiyor hiç. Canım. Ama biliyorum anlatmaya ihtiyacı var. Nasıl olmasın ki… O yüzden ikisi bir araya gelince ve annem bu tedaviden sağlıkla çıkmış birisini görünce rahatladı sanki. Ya da bana öyle geldi bilmiyorum. Umarım hissettiğim gibidir. Hep iyi olsun annem. Hep iyi olsun.

İzmir’de ailemle geçen bir haftanın sonunda, çok yakın bir arkadaşımızın düğününe katılmak için İstanbul’a geçtim. Çok zordu bu sefer İzmir’den ayrılmak. Zaten uzaklarda yaşayanlar bilirler bu ayrılıklar hiçbir zaman kolaylaşmıyor. Bizi İstanbul’da bir düğün ve çokça gezmeli, arkadaşlarımızı görmeli bir program bekliyordu. Biz de sevdiklerimize doyabilmek için ve bebekten önceki bu son İstanbul ziyaretinin tadını çıkarabilmek için İstanbul’da olduğumuz 1 hafta boyunca neredeyse eve bile girmedik. Gözünü sevdiğim 2. Trimester. Enerjini seveyim.
İstanbul’da gezdik çok gezdik. Hatta Moda’ya gidip Elif ve Derya’yı bile gördük. Ah Derya, nasıl mis kokuyor anlatamam, sanki kokusu hala burnumda. Ve İstanbul’da yedik çok yedik. O yemekler nasıl lezzetli. Tadları hala damağımda. Bir de İstanbul’da çok yakın bir arkadaşımızın düğününe katılarak oynadık hem de çok oynadık. 5 aylık hamileler de düğünlerde istedikleri kadar oynasınlar bence. Ben oynadım çok güzel oldu. Sadece düğündeki teyzelerimiz biraz endişelendi ama sonra onlar da bana alıştı!

İşte böyle geçti Türkiye’deki 2 koca hafta ve ben Türkiye’den dönerken bazı şeyleri anladığımı fark ettim:

1. Evet annemlerin biricik kızıyım, evet ailem beni çok özlüyor ama kesinlikle daha şimdiden ikinci plana atılmaya başladım. Bir bıdık var ki içimde benden öte artık onların gözünde!

2. Evet, arkadaşlarım benim buralarda neler yaptığımı merak ediyor ama kesinlikle daha şimdiden benim hayatım ikinci plana atılmaya başladı. Sorular hep karnımdaki bıdık hakkında.

3. Ve evet, Türkiyedeysen hamilelik kişisel bir şey değil kamuya mal olmuş, sokaktan geçen insanlarla bile paylaşman gerek bir durum aslında!

Yoldan geçen ve hiç tanımadığım halde karnıma dokunanı mı istersiniz, yememe içmeme karışanı mı, yoksa pat diye normal yollardan mı hamile kaldın diye soranı mı? Seç beğen al!

Ben geçici bir süre Türkiye’de olduğumdan çok takmadım bu durumu ama sürekli bu sorulara maruz kalan hamilelere de sabır diliyorum! Kolay değil. Ama bir yandan da çok keyifli. Çünkü hiç tanımadığınız insanlar bile size bakarken sevgi taşıyor gözlerinden. Varsın istediklerini sorsunlar, ben o sevgiye odaklandım geçtiğimiz iki haftada. Ve sevdiklerimin ilgisine doymaya çalıştım.

İnsan hamileliğini öğrendiğinde “bu dünyaya çocuk mu getirilir” diye düşünüyor. En azından ben öyle çok düşündüm. Dedim ki ne yapıyoruz biz, bu çivisi çıkmış dünyaya çocuk mu getirilir? Ama Türkiye’ye gidince hislerim değişti. Heyecanımızı paylaşan, bazen bizden bile heyecanlı olan, bizi sarıp sarmalayan, karnıma dokunup iyi ki geliyorsun be sen diyen ailemiz ve arkadaşlarımıza baktım ve dedim ki “bu sevgiye çocuk getirilir.”

O yüzden geçtiğimiz iki haftayı çok ama çok sevdim. Sanki o iki haftada hamileliğimi daha bir kabullendim, hamileliğimle daha bir barıştım. Şimdi içimde tekmeleriyle birlikte ona kavuşma heyecanının da gün be gün büyüdüğünü hissediyorum.
Hoşgeliyorsun minik kızım…
Hoşgeliyorsun canım…

Gülçin

2 yorum

  1. gülçin hepimiz bu dünyaya çocuk getirilir mi düşüncesine kapılıyoruz arada. ama atladığımız bir şey var, belki de bu dünyaya BENİM çocuğum gelmeli, belki de dünyayı o değiştirecek, güzelleştirecek, en azından benim dünyamı 🙂 aynen karnındaki güzel kız gibi 😉