20 Yorum

(Sosyal Medyada) insanlar türlü türlü

‘İnsanlar türlü türlü’ derdi babaannem. Ya bir de sosyal medyadakileri görseydi?

Ben blog yazmaya başladığımda sosyal medya bu kadar yoğun kullanılmıyordu. İnternet üzerindeki yorumlar daha kişiseldi. Blogdaki bir yazıya yorum yazmak zaman ve bir nevi emek gerektirdiğinden yazıp çizdiklerine özeniyordu insanlar… Karşıt görüş bildiriyorken yazdıklarını anlatmak için özellikle uğraşıyorlardı. Saçma sapan şeyler yazanlar, seviyesiz yorumlar, küfürler-tehditler-hakaretler elbette vardı ama daha nadirdi.

Ne zaman sosyal medya çıktı, mertlik bitti. Ya da kimi insan için yeni başladı diyelim. Çünkü, adıyla sanıyla açık açık söyleyemeyeceği sözleri parmaklarından çıkarmaktan çekinmeyen, karşısındaki kişiyle göz göze bakışacak olsa kelimelerini dikkatle seçecekken klavye başında esip gürleyen insanlar türedi. Kendimce şöyle grupladım bu insanları:

SosyalMedya

Klavye kahramanları: Sosyal medyada en çok rastlanan insan tipidir. Sizinle yüz yüze gelse göz kontağı bile kurmaktan çekinecekken klavye başında aslan kesilir. Ana avrat dümdüz gider, lanet okur, bela okur, okur da okur. Seninle yetinmez çoluğuna çocuğuna saydırdır. Hayat ona güzeldir, klavye başında olduğu sürece…

Çok bilmişler: Bu tür insanlar her konuda uzmandır. Cümlelerine genelde ‘Öncelikle…’ şeklinde giriş yapar, ansiklopedik bilgilerle devam eder, sizi yerin dibine sokup çıkararak sözlerini bitirirler. Diyelim siz ‘Zürafaların uyku eğitimi’ ile ilgili bir şey söylediniz; ‘Öncelikle uyku eğitimi 1 buçuk metreden kısa boylu zürafalara kessssinlikle verilmemelidir’ diye başlar, ardından bunun teknik, bilimsel, felsefik, lojistik ve bilumum sebeplerini gözünüze gözünüze sokar ve ‘Zürafanıza işkencenizde hayatta başarılar!’ diyerek olay mahallini terk eder. 

Neredeydiniz?ciler: Bu kişiler genellikle siyasi içerikli paylaşımları hiç kaçırmaz. Yorum bırakırkenki amacı, paylaşıma yanıt vermek değil, kendi mağduriyetini ortaya koymak suretiyle sözüm ona sizin anlattıklarınızı hafife almaktır. Dolayısıyla sizin paylaştıklarınız haklı bile olsa onun umurunda değildir. ‘Falanca olurken neredeydiniz?’ diye sorup duran kişilere neden ‘orada’ olmadığınızı, ‘orada’ olmanızın teknik ya da coğrafi olarak mümkün olmadığını, o gün orada olmasanız bile bugün burada olduğunuzu fark ettirmeniz imkansızdır hiç uğraşmayın.

Had bildiriciler: Konu ne olursa olsun, ister çiğ köfte ister tuvalet eğitimi, sizin ne söylediğinizden bağımsız olarak esip gürler bu insanlar. En sonunda da HADDİNİZİ BİLİN! diyerek bitirirler yorumlarını. Siz de ‘İyi de ne dedim ki ben şimdi?’ diye şaşar kalırsınız. İyi saatte olsunlar’ı gelmiştir bu insanların.

Her lafa limon sıkanlar: Bu kişiler ya size olan şahsi gıcıklıkları sebebiyle ya da hayata karşı ne kadar umursamaz takılıyor olduklarını sergilemek çabasıyla sürekli sizin söylediklerinize karşıt bir şey söylerler. Diyelim siz ‘Ben yumurtayı organik tüketiyorum’ dediniz, ‘İyi de, organik bi şey mi kaldı memlekette?’ derler. Siz ‘Ben yumurtayı organik tüketmiyorum’ diyorsanız da ‘İyi, kanser ol da gör gününü!’ derler. Bu tür yorumların sahiplerini memnun etmek imkansızdır, onları kendi mutsuzluklarıyla baş başa bırakmak en iyisidir.

Takibi bırakıyorum, hmfh!çılar: Küçükken oyun oynadığında mızıkçılık yapıp ‘Küstüm, oynamıyorum!’ diyen kişilerdir bunlar. Diyelim ki takip ettiği kişi onun katılmadığı bir şey paylaştı, sessiz sedasız takibi bırakmakla kalmaz, ‘Takibi bırakıyorum!’ diye itina ile belirtir. Kimisi bununla da tatmin olmaz, giderken bir iki hakaret yapıştırır: ”Senin gibi otu boku niye takip ediyordum ki, hata bende!” Bu kişilerin çoğu -eğer bloklanmadılarsa- takibi falan bırakmazlar, bıraksalar da gidip gelip bakarlar da çaktırmazlar.

En güzel bıdıbıdılar için sayfalarına bekleyenler: Instagram’da alakalı alakasız her fotoğrafın altına yorum bırakan insanlardır. Bırak fotoğrafın altında ne yazdığını okumayı, fotoğrafa bile bakmazlar. Diyelim siz bir kayıp çocuk fotoğrafı paylaştınız, onun bile altına ‘En güzel bicibiciler için sayfama beklerim‘ yazar. Bu, sinir bozucu olduğu kadar da ayıptır, derhal bir son bulmalıdır.

Takipppppp’çiler: Bunların ne demek istedikleri tam olarak anlaşılmamıştır. ‘Beni takip et’ mi derler, ‘seni takip ediyorum’ mu derler, bence onlar da bilmemektedir. Allah akıl fikir versindir.

İfade özgürlüğünü kullananlar: Sosyal medyadaki en kandırıkçı kimselerdir. Siz kimseyi hedef almasanız bile, yorumu yazan kişi sözde ifade özgürlüğünü kullanarak size hakaretten bedduaya kadar türlü saldırılarda bulunur. ‘Hey hop ağır ol kardeşim’ dediğinizde de ‘Bu ülkede ifade özgürlüğü var’ der. (Yok ki?)

Küçümseyici zorbalar: Bunlar genelde okumuş etmiş insanlardır. ‘Okumakla insan olunmaz’ın adeta can bulmuş halidir bunlar. Kendi bildiklerini, kendi kadar bilmeyen insanların canını yakmak için kullanırlar. Bununla da kalmaz, başkalarını da bu zevklerine alet etmek isterler. Biri, kendi bildiğine aykırı bir şey mi dedi, hemen ekran görüntüsü alırlar, ‘Bakın şu pis cahile, neler diyor!’ diye kendi izleyicilerinin önüne atıp nihohahahhaaa diye gülerler. Aslında çok yalnız ve korkak olduklarına dair söylentiler vardır.

O da bir şey mi’ciler: Hayatta en çilekeş, en cefakar, en mağdur insanlar onlardır. Ne anlatıyor olursanız olun, örneğin bir yandan tam zamanlı çalışıp bir yandan doktora yaparken üçü ikiz yedi çocuğunuza yardımcısız, tek başınıza baktığınızı söyleyin, ‘O da bir şey mi, ben…’ diye başlayan bir cümleyle sizi utandırmaya çalışırlar. Bu insanlara göre kendilerinden başka hiç kimsenin söylenmeye hakkı yoktur, en mağdur o’dur, başka büyük yoktur!

Narsist kişilikler: Şahsi olarak en gıcık olduklarım bunlardır. Siz bir konudan dert yanıyorsunuz diyelim, mesela ‘Minik tavşanım hiç uyumuyor, gece boyunca zıplayıp duruyor, ne yapacağımı bilmiyorum’ dediniz, sizi anlamak bir yana dursun, sanki canınızı yakmak istermişcesine kendini anlatır: ‘Ayh benimki hiç öyle değil, yuvasına bıraktım mı kendi kendine uyur.’ Veya ‘Bizim serçe uçarken çok ağlıyor, hiç uçmak istemiyor’ dersiniz, ‘Aaaa bizimki mis gibi uçar vallahi, ilk günden beri heeeeer yere gidiyoruz, dünyayı gezdik, az kaldı Mars’a da gidicez’ derler. ‘Hadi İngilizce konuş da teyzeler görsün’ diyen neslin dijital dünyaya uyarlanmış halidir bu insanlar…

Bu liste uzar gider. Yenileri eklenir. Ben, en çok rastladıklarımı yazdım. Kendi durduğum yerden gördüklerimi yazdım. Tabii ki bunlarla sınırlı değil sosyal medyada yazılıp çizilenler…

Bu kişilerin bir ortak noktası var: Empati yoksunluğu… Bu insanlar, küçükken onlara söylenen ‘Kendine yapılmasından hoşlanmayacağın bir şeyi başkasına da yapma’ cümlesini içselleştirememişlerdir.

Belki biraz çocuk kitabı okusalar onlara da, başkalarına da iyi gelir. Kim bilir?..

20 yorum

  1. Çalışan anne

    Bir solukta okudum yazdıklarınızı , ne kadar güzel anlatmışsınız herhangı bir blog yada sayfa sahibi değilim ama birşeyler ögrenmek , keyifle okumak yada ” bu bakış açısını düşünmemiştim ” diye başka bir pencere görebileceğim insanların paylaşımlarının altında saçma sapan negatif yazılar ..minicik ekrandan yaydıkları tahamulsuzluk ve negatiflik …ne kadar mutsuz bir toplum olduk biz ..

  2. Cok dogru tespitler,benim en gıcık oldugum tipler siz birsey paylasınca ozellikle hos bir kare sizinle ilgili hiçbir yorum yapmadan ay benim kızım boyle uyudu,boyle diş cıkardı,benim oglum 3.ayda instagramda deli paylaşımlar yapıyor gibi sırf kendilerini meth eden tipler,bi de bu tipler dunyada kendilerinden baska kimsenin olmadıgı,dunyanın kendilerinin etrafında dondugunu zanneden zavallı tipler,zaten cumlelerine de cocukları ıle ılgılı olarak biz soyle yaptık,böyle yaptık diye cocugunu kendisi ile sürekli anlatıp insana afakanlar bastırırlar

  3. Yine muhteşem bir yazı yine çok yerinde tespitler, ne diyim kolay gelsin sana 🙂

  4. Elif yine cok tatli yazmissin. Anlayana..
    Cocugu hala yuzustu yatiriyorsun ama… 🙂

  5. Kendi çocuğunun mükemmelliği yetmezmiş gibi bide kendini mükemmel zanneden anneler var. Nede olsa onlar doğurdu ya 🙂 ve bence en tehlikelisi bu çünkü bu insanlar kendini topluma beğendirmeye çalışan tipler. Bunlar her şeyi ama her şeyi çevresi onu çocuğunu takdir etsin diye yapıyor. Kimin umrunda çocuğun mutluluğu…. Aslında sosyal medya yaygınlaştıkça “mertlik” bozuldu. Kimse olduğu gibi değil gibi galiba sanırsam 😉

    • Kesinlikle katılıyorum,evlerini, arabalarnı bile sırf çevreye karşı hava atmak için alıyorlar,yoksa aldıkları evlerin çocuk parkı var,yok yeşil alanı var filan umurlarında bile değil,çocugunu zerre kadar düşünmedikleri kesin.

  6. Sosyal medyayi cok seviyorum. Ama ayni zamanda ta da bu tip insanlar yuzunden hic sevmiyorum. Bir de herseyin uzmani olanlar var. Hep onlar bir seyi nasil yaptiysa oylesi dogru. “ben yaptim sahane oldu, siz de kesin boyle yapmalisiniz” ile baslayan, “benim gibi yapmayanlar salaktir”a varan anlayamadigim bir tavirlari var. Ozguven desen degil bu, ego da degil sanki nedir bilmiyorum. Ama gercekten hepsi cok cekilmezler.

  7. Çok güzel tespitler yapmışsınız Elif hanım 🙂 Benim en sinir olduğum 2 tip sizin on numara betimlediğiniz narsistler ve her fotoğrafa şununuzu nerden aldınızcılar. Sabır diliyorum size, sevgiler 🙂

  8. Bir de böyle her yazdığına oh be, ne güzel dedin, ne güzel anlattın, içimizi açtın, hah tam ben de onu diyecektim bizim sesimiz oldun, iyi ki varsın diyen takipçiler vardır ki, onlar bu yazıya da ağzına sağlık, pek güzel anlattın diyeceklerdir.. Çok güzel derlemişsin blogcu anne 🙂 Ağzına sağlık 🙂

  9. Toplum olarak ahlak seviyemiz gün geçtikçe biraz daha düşüyor. Kimsenin bizi görmediği yer ve zamanlarda da seviyemizi koruyabiliyorsak insanız. Değilsek, önce bir kendimize bakmamız gerek. Başkalarına bol keseden saydırmadan önce.

  10. “Bunu nerden aldın”cıları nasıl unutursunuz ama:) Sen orda çok ciddi bir şeyden bahsediyorsun o alakasız bir soru soruyor. Gerçekten çok merak edilen bişeyse sorulabilir elbette ama laf olsun torba dolsun diye soranlara benim gıcıklığım…

  11. Bir de ne desem yanlış anlaşılacak, bir başlığın altına sokulacak, kategorize edilecek diye artık yazmaya, beyninin içindeki paylaşmaya, gördüğü hatayı düzeltmeye bile çekinengiller var. En edepli üslupla bile yazsan, blog sahibi olduğu için her bilginin de doğrusunun sahibi olan zat-ı muhteremler her cümleyi hakaret, aşağılama, ortalık karıştırıcı, kıskanç olarak görürler de ilk fırsatta yorum sahibini bir sonraki tweetine / blog yazısına malzeme ediverirler. Bir yazı da böyle blog sahipleri için bekliyoruz madem. Ama olmaz değil mi, çünkü yaşasın blogların kardeşliği 🙂

    • Belli bir erişim gücüne sahip olmayı istismar edenler oluyor bence de… Bunlarla ilgili bir yazı yazmamak ‘yaşasın blogların kardeşliği’nden ziyade ‘benden uzak olsun’ diye de değerlendirilebilir bence 😉

  12. Tüm yetiskinler günde bir doz çocuk kitabı okusa hayat çok daha yaşanabilir olacak bence !

    Ben sizin gruplamaniza bayildim iki tane de ilavem var izninizle.

    Nerede beleş oraya yerleşciler, parfumden bebek bezine tüy dökücü kremden kitaba kadar her türlü cekilis, hediye, piyango icin 24 saat alarmda olan ve bir de zaten bana çıkmaz ki diye yorum yapanlar

    Bi ben akilliyim sananlar, gayeet rahat sizin iceriginizi kaynak belirtmeden paylasip sordugunuzda bir özür bile dilemeden hic bir sey yokmus gibi davrananlar…

    Ne diyeyim Allah akil fikir versin,

    Sevgiler
    Akca

  13. Ohh bee ne güzel yazmışsınız içim açıldı :)) hele bir önce ki yazınız karadul muhteşemdi.. Bebeme bakabilmek için ücretsiz izindeyim yanı evdee lakin öyle yoruluyorum ki asabiyet yapıp saçma sapan davranıyor,sevişmeye takatim olmuyor .Ne zormuş ev kadını olmak asıl bu konuda empati şart.. Ha bide Elif hanım çok şekersiniz

  14. Bence bu yazınız farklı yerlerde yayınlanmali. Medyada çalışan biri olsam kacirmazdim. Tespitler çok yerinde

  15. Hep eleştiri hep eleştiri, hep şikayet hep şikayet. Yazıyorsunuz, yorum bırakılıyor sonra da kategorize ediyorsunuz, yaklaşımınız sebebiyle ben de o zaman sizi takibi bırakı….

    Şaka şaka, çok da güzel olmuş çok da iyi olmuş. Gezi ve benzerleri için söylenenler az bile, hala oranın ve benzeri avuç içi kadar kalmış yeşillik alanların (Bkz. 3. havalimanı yanına fuar alanı yapılması öngörülüyormuş, bahtsız kuzey ormanları!) değiştirilmesi gerektiğini ve bunun iyi bir şey olduğunu savunanların kafasını anlayamayacağım sanırım. Sabit işte. Öyle.

  16. Bu türde insanlar gerçekten hayatı zorlaştırıyor, kendi kendimle çelişkiye girmeme neden oluyorlar zaman zaman. Çünkü o kadar çoklar ki her yerde varlar. İnsanda bir yetersizlik, eksiklik hissi veriyorlar. Sosyal medyanın dışında da çok rastlıyorum. Uzaydan gelmiş gibi gözlerime, kulaklarıma inanamıyorum. Hayır dertleri ne anlamış değilim bu şekilde besleniyorlar herhalde. Herkes kendi işine baksa, arada küçük kız masalları okusalar, bir tutam mütevazi olabilseler biraz da nezaket sahibi olmayı deneseler çekemedikleri, moral bozdukları insanlar kadar olurlar onlarda. Allah onlara akıl fikir, bizlere sabır versin ne diyeyim artık…

  17. Benim özellikle anne bloglarında çok gördüğüm bir tür çok bilmişler, ve en sinir olduklarım da onlar. “Okumuş” insan olmalarına rağmen New York’tan Bağcılar’da günde 10 saat çalışmak zorunda olup çocuğunu annesine\kayınvalidesine bırakmak zorunda kalan, yaşamak için muhtemelen 60 yaşına kadar çalışması gereken insanlara saydırmayı uzmanlık olarak görüyorlar. İnsanlar çocuklarına en iyi şartları sunmaya çalışıyor evet, ama çocuğun hayatına kastetmeyen durumları esnetmek mümkün. Tamam doktor olabilirsin de biraz insan ol diyesim geliyor, bilgiyi yermek değil bu, insanlarla uğraşan meslek kolları insanların yaşam tarzı hakkında da bilgi sahibi olmalı.
    “Sahibinin sesi” topluluğa aldırmıyorum da mürekkep yalamış, kitaplar arasında dolanmış insanın empati kuramaması beni üzüyor.

  18. Feyza Koçer Elaldı

    Narsist kişiliklere bayıldım.