2 Yorum

Gökçe M’nin Üçüncü Gebelik Günlüğü, 32. Hafta

 

Yazar Hakkında

GÖKÇE – Çilek kedisiyle ve kız kardeşiyle başına buyruk bir hayat sürerken iş yerinde Özgür’le tanışıp flörtün birinci yılında evlenen, ikinci yılında hamile kalan, üçüncü yılından sonra aileyi büyüttükçe mutluluğunu katlayarak çoğaltan 36 senelik profesyonel mutluluk arayışçısı. 9 yıllık evlilikleri boyunca işe yakın oturabilmek pahasına 6 ev değiştirdiler, şu anda iki kızları ve kedileriyle Şişli’de yaşıyorlar. İkisi de tekstil mühendisi, ikisi de sektörün sürekli şikayetlenen gönüllü kölelerinden. Bir gün bu esaretten kurtulduklarında ne yapacaklarını şaşırmamak için planlar yapıyorlar. Ablaları gibi sürprizle gelen üçüncü meleklerini arabanın neresine oturtacaklarını bilemiyorlar ama buna rağmen çok heyecanlı ve mutlular.

Merhaba,

Sıcakların hafif hafif bastırdığı şu günlerde 32 hafta raporunu almış, içinde 35 haftalık bir dana taşıyan bir anne adayı olarak yaşadıklarım anlatılmaz, yaşanır.

Göbeğimin üstü terliyor, memelerimin altı terliyor, bacaklarım birbirine sürtüyor, nefesim daralıyor, ayaklarım şişiyor… Fakat şükür ki bunların dışında bebeğimin de benim de sağlığımızda bir aksilik yok. 32 hafta raporumu alırken doktorum bir kontrol daha yaptı, “genel olarak 37. haftaya kadar çalışmanda sakınca yok” dedi. “Bu şekilde 36. haftaya kadar gidelim, 36’da kontrole gelirsin, sonrasında kontrolü sıklaştırırız, beklenen doğum tarihinden 1-2 gün önce de durumuna göre sezaryene alırız” dedi.

Normal doğum fikri maalesef ikimizde de yok. İlk zorla sezaryenimden sonra ikinci doğumum da plasenta previa yüzünden sezaryen olmak zorunda kaldı. “2 sezaryenin olmasa belki deneyelim derdim ama şu anda risk çok büyük” dedi doktorum. Ben bu meşhur “risk”i tam anlayamıyorum aslında, 9 ay boyunca patlamayan karnım doğumda ıkınırken mi patlayacak? Aslında kendimi çok zinde ve hareketli hissediyorum, ıkınsam çıkarırmışım gibi. Ama “riske atamayız” dedi doktorum. Bakalım…

 

1465560371438

Bu hafta pilav günümüz var. Bundan 4 sene önce doktordan izin alarak şu andaki halimden 2-3 hafta daha az hamile olarak katılmıştım. Zorlanmamıştım diye hatırlıyorum. Gerçi insan önceki hamileliğinde yaşadığı zorlukları hatırlamıyor. Geçen gün bir arkadaşıma yazdığım notu buldum eski maillerde bir şey ararken, Aylin’e hamileyken yazmışım “gelmeye çalışırım, doktor hep yatmamı söylüyor ama ben 1-2 saat yatmasam sorun olmaz diye düşünüyorum” diye…

Unuttuklarımı hatırladım, 28 haftadan sonra doğuma kadar yatak istirahati vermişti doktor ve progesteron hormonu takviyesi. Zeynep’e yardımcısız bakıyordum ve yatmak zorundaydım. Az az markete gidip bir şeyler alıp geliyordum. Az az parka çıkıyordum Zeynep’le. Az az yemek yapıyordum aç kalmayalım diye…Her şeyi az az yapmaya çalışırken doğuma bir ay kala parkta Zeynep’in kolunu da kırmıştık. Her şey daha da güçleşmişti. Çocuğu yıkarken koluna poşet geçir, kolu havada tutmaya çalış, bir yandan ara ara kanama geliyor plasenta yüzünden…

Böyle durumlarla nedense tek başına baş etme eğilimim var. Annemi arayıp yardım istesem gelirdi muhtemelen. Ama ben ayakaltında kendimden ve Özgür’den başka insan istemiyorum genelde. Yardımdan çok zarar gibi geliyorlar bana.Şu anda da doğumdan sonra “yardım” amaçlı yanımda olacakları düşünüyorum. Annem ilk doğumumdan beni bildiği için “gel dediğinde gelirim, git dediğinde giderim” diyor. Kayınvalidemin organizasyonunu da Özgür’e bırakacağım. Doğumdan sonra çok fazla kişiyle bir Temmuz sıcağı evinde başbaşa kalmak istemiyorum. Büyük ihtimalle ilk aşıları olup, sağlık problemi de olmazsa 15-20 gün içerisinde Gökçeada’ya yazlığa kaçmayı planlıyorum. Orada da Özgür’ün desteğine ihtiyacım var, çünkü çevremdeki büyükler biraz sıkıyorlar doğum sonrasında beni ilgiyle. Herkes bir işin ucundan tutmak isterken köstek olma durumları oluşuyor.

Aslında bir işin ucundan tutmak derken herkes bebeğin altını almak istiyor veya herkes kucağında uyutma eylemiyle ilgileniyor. Ütü veya çamaşır sorunsalları kimsenin dikkatini çekmiyor. Özellikle benim babam bebekleri hep kucağında gezdirmek istiyor, elinden alamıyoruz. Babam konusunda da Özgür’ün nazik püskürtücü gücüne ve kızlarımın tatlı oyalama güçlerine ihtiyacım var. Onları yemlik babama sürüp elimdekine odaklanabilirim yazlık hayatımda. Bu seneki pilavda da zorlanmazmışım gibi geliyor. Özgür genelde pilavlara gelmiyor. Ben 2 kızımla birlikte gideceğim.

İnsanlar bu halimle sokaklarda dolaştığımı görünce zaten şaşırıyorlar, bir de 2 çocukla ve kocaman sırt çantasıyla çıkınca iyice dikkat çekiyorum. “Allah kurtarsın” diyen mi ararsın, “2 çocukla nasıl beceriyorsun” diyen mi… 2 çocukla dışarı çıkmakta zorlanacağımı düşünenlere “bu da bir şey mi bunlar daha 3’lenecek” diyorum. Karnımın çok büyük olduğunu düşünenlere “1 ayım kaldı” diye yalan söylüyorum. Bazılarına da “içerideki bebek büyük ondan karnım böyle görünüyor” diyorum. Meraklı insanlara verilecek cevapları düzenlemek hamileliğin kendisinden daha yorucu.

Aramızdaki hamile arkadaşlara ve kendime önümüzdeki korkunç sıcaklarda kolaylıklar diliyorum.

Sevgiler,
Gökçe

2 yorum

  1. Gökçe sana o kadar katılıyorum ki.. Bence lohusa bir annenin en büyük ihtiyacı eve getirilecek 3-5 kap sağlıklı yemek (kek-börek-pasta değil ama), şöyle bir ortalığın, bulaşıkların falan toparlanması, ütülerin yapılması, başka bir şey değil. Gerisini yapmak için gelenler benim için gelmeseler daha makbul. Çünkü bebeği emzir, altını temizle, uyut zaten makineye bağlayıp yapıyorsun ve en iyi de sen yapıyorsun bebeğini en iyi sen tanıdığın için. Bebek uyuduğunda da senin uyuman lazım. Diğer işlere zaman ve hal kalmıyor. Enerjinin ve sütünün iyi olması için de iyi beslenme ve iyi dinlenme şart. Ama hal böyleyken malesef gelenlerin çoğu bizde pasta yiyip çay içme, bebeği kucakta gezdirme peşindeydi.

    • Ceren Merhaba,

      Ben boyle derken basimiza gelmeyen kalmadi bu hafta.. Bi daha bu kadar buyuk konusmayacagim.
      Evin icinde 2 cocuk varken karnim burnumdayken bir de Ozgurun aşil tendonu koptu. Alcida 2 ay gecirecek. Hastanede de faydasi olamayabilir 🙁
      o yuzden gelen gelsin basim gozum ustune diyorum su anda :))