6 Yorum

‘Oyunun bile kuralı var’

Küçüklüğümde hep öğretmencilik oynardım ben. Not defterlerim bile vardı, hayali öğrencilerimin isimleriyle dolu… Büyüyünce öğretmen olmayı isterdim ama gerçekten mi isterdim, bilmiyorum; belki de gerçekten isteseydim ailem ‘işletme oku’ dediğinde onları dinlemez, kafamın dikine giderdim. Neyse işte, öğretmen olmamak içimde kaldı diyeyim.

Belki bu yüzden, belki de önceki hayatımda öğretmen olduğumdan bilmem, okul ortamlarında olmayı çok seviyorum. Sanki kapanmamış bir dosyam var okulla ilgili! Veli oluşumu bahane edip okullarda fazlasıyla vakit geçirmeye çalışıyor bile olabilirim. Hal böyle olunca, yeni okuduğum Bringing up Bébé sayesinde Fransız kültürüne ilgim de kabarınca, Notre Dame De Sion Lisesi’ne hoplaya zıplaya gittim. Dame De Sion‘un ilkokulu olan Neslin Değişen Sesi‘nin müdürü Silva Tanel ve müdür başyardımcısı Aylin Meryem Kızıler’le uzun uzadıya sohbet ettim.

NDS3

Notre Dame De Sion, benim gıptayla baktığım okullardan biridir (sadece benim mi?..). Her ne kadar bambaşka bir kültürden geliyor olsalar da, kendim de ‘ekol’ bir okuldan mezun olduğumdan yakınlık da duyarım. Ve fakat ilk kez kapısından içeri girme fırsatı buldum.

NDS2

Madame Silva Tanel, 54 senelik Notre Dame De Sion’lu. Babasının ‘Nece okumak istersin?’ sorusuna ‘Fransızca’ karşılığı verince kendisini bu okulda bulmuş. ‘O zamanlar şimdiki kadar rekabet yoktu, bu kadar zor değildi bu okullara girmek’ diyor, ve ekliyor: ”Sınavlarda ‘Karadeniz’in limanlarını sayın. İneğin yavrusuna ne denir?’ gibi sorular sorarlardı…’ 

Mezun olduktan sonra Fransız filolojisi okuyunca, öğretmen olmak hiç aklında olmasa da kendini yine eski okulunda bulmuş Madame Silva. Fransızca kompozisyon öğretmeni olarak başladığı eğitimcilik serüveni, 15 senedir Neslin Değişen Sesi’nin müdürlüğünü yapmasının ardından, bu sene emekli olmasıyla Cuma günü sonlanacak.

Aylin Meryem Kızıler de bir Dame De Sion mezunu… Üniversitede psikoloji okumuş, ardından çeşitli okullarda ve en son Neslin Değişen Sesi’nde rehber öğretmenlik yapmış. Notre Dame De Sion’daki lise eğitimi sırasında Madame Silva onun da öğretmeni olmuş. Fransızca dersi zaten zor, kompozisyon iyice zor, Madame Silva’nın da notu, nasıl desek, hani pek bol değilmiş. ‘Madame Silva’nın dikteleri’ pek bir meşhurdu!’ diyor Aylin Hanım.

Şimdi kader onları tekrar birleştirmiş. Madame Silva’nın 15 senedir müdürlük yaptığı Neslin Değişen Sesi (NDS) Okulları’nın başına Aylin Hanım geçiyor. Bu devir teslim, NDS’nin 15 senedir Şişli’de bulunduğu binadan çıkıp, Bahçeşehir’deki yeni ve kendi binasına taşınıyor olmasıyla da aynı zamana denk geliyor.

Şişli’den Bahçeşehir’e taşınmak oldukça radikal bir karar… Nedenini ‘Şişli Kampüsü, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 4+4+4 sisteminin gerektirdiği standartlarda bir yapıya dönüştürülmeye uygun değildi. Öte yandan da mülkün sahibi, kontratın yenilenmesini istemediğini önceki kontrat yenileme döneminde ifade etmişti. Bu noktada biz de hayal ettiğimiz gibi, kendi mülkümüz olan bir kampüse sahip olma fırsatını değerlendirerek taşınma kararı aldık’ olarak açıklıyor Madame Silva, 160 yıllık NDS kültürünün getirdiği eğitim anlayışının değişmeyeceğinin de altını çizerek…

İlkokulun yöneticileriyle Harbiye’deki lisede buluştuk. Her ne kadar lise kısmına TEOG sınavıyla girilse de iki okul birbiriyle yakın ilişki içinde… Yöneticiler gelip gider, öğrenciler ziyarete gelirlermiş. Beni de lisenin misafir ağırladıkları, ‘Parloir’ denilen görüşme odasına aldılar, hiç itirazım olmadı açıkçası…

NDS6

Çalıkuşu’nda Kamuran’ın Feride’yi gördüğü odaymış burası…

Hani diyoruz ya ‘pozitif okul kültürü’ diye, 160 yıllık birikimin yarattığı, zamana uyum sağlamakla birlikte değişmeyen prensipleri olan çok sağlam bir kültürü var Dame De Sion’un. 1856’da ülkenin ilk kız lisesi olarak açılan ve o dönemde rahibelerin eğitim verdiği Notre Dame De Sion, 140 yılın ardından karma eğitime geçse de, temel ilkeleri hala yerli yerinde duruyor. Kendisi de rahibeler tarafından eğitilen Madame Silva, ‘Rahibeler katılardı, ancak insanlardı…’ diyerek anlatıyor okul yıllarını… ‘Okulun temel değerleri olan dürüstlük, açık sözlülük ve tevazuyu onlardan öğrendik…’

Bugün hala NDS geleneği olan birçok prensip o zamanlardan kalma… Örneğin, sofra adabı çok kıymetli… Her ne kadar personeli çocuklara bıçak koymak konusunda ikna etmekte zorlansa da geri adım atmamış Madame Silva. ‘Ucuz olsun, kırılmasın’ diye melamin tabak vermeyi kabul etmemiş, üzerinde NDS logosu olan porselen tabaklarda ısrar etmiş. Bunlar işin şekil kısmı, bir de terbiye boyutu var. Evde ailenin verdiğini (vermesi gerektiğini) devam ettiren bir kültür var okulda… Çocuklara teşekkür etmeyi öğretmek, birileriyle karşılaştıklarında selam vermek çok önem verdikleri şeyler…

Bunu Bringing up Bébé‘de de okumuştum ben… Bu tür sosyal kuralların Fransız ebeveynlerin, çocuklarını yetiştirirken yedikleri içtikleri kadar önem verdikleri şeyler olduğunu anlatıyordu. Kitapta da ismi sıklıkla geçen çocuk doktoru ve psikoanalist Françoise Dolto’nun ortaya attığı, bebeklerin dahi birey olduğu anlayışı, çocuklara hak verdiği kadar sorumluluk da yüklüyor: ‘Madem seni birey olarak görüyorum, o halde senin selamını hak ediyorum.’ 

Bu tür ilkelerin yanı sıra, yıllardır devam eden gelenekleri de var NDS’nin. Bayrak töreninden sonraki selamlaşma bunlardan biri… Assemblée (asamble) denilen karne günü törenleri bir diğeri… Okulun son günü herkes giyinip geliyor okula; özel bir tören düzenleniyor. ‘Okulun son günü serbest kıyafet değil mi?’ diye soruyorum. ‘Her ay bir gün serbest kıyafetimiz var zaten’ diyor Madame Silva. ‘Son gün özel bir gün… Başarılarımızı birlikte paylaşacağız. O gün her günkünden daha özenli giyinmeliyiz.’

NDS5

Ve elbette tüm bu ilke ve geleneklerin temelini kurallar oluşturuyor. Örneğin Madame Silva, ‘Gündüz okula gelen çocuğu keyfe keder bir şekilde velisine vermem; gün ortasında çocuğunuzu alacaksanız o gün okula göndermeyin diyorum’ diyor. Bunu çocuklara değil, velilere anlatmanın daha zor olduğunu da ekliyor. Öyle ki, geçenlerde ziyarete gelecek olan teyzesini havaalanından almak için oğlunu almaya gelen veliye, oğlanın kendisi yanıt vermiş: ‘Anne, ben sana Madame Silva beni bırakmaz demiştim!’ 

Okulun bu tür kuralları olması dışarıdan ‘katılık’ olarak değerlendirilse de, ‘Oyunun bile kuralı var’ diyor müdür başyardımcısı Aylin Hanım. ‘Keyif almak için kuralların olması gerekli…’

‘Katısınız’ diyenlere ‘Katı olmak sizin için nedir?’ diye sorduğunu söylüyor Madame Silva da. Kuralların herkesi mutlu ettiğinin o da altını çizerken, ilkelerin temelde aynı kaldığını ancak işleyişle ilgili kuralların zamanla değişebildiğini söylüyor: ”Bir kurum 160 senedir ayakta durabiliyorsa elbette uyarlamalar sayesinde…”

Konu gelenek göreneklerden akademik uygulamalara geldiğinde sınıfların her sene karılmasını konuşuyoruz. Bu, tartışılan bir konu: devlet okulları 4 sene boyunca aynı sınıf öğretmeniyle devam ederken özel okullar bu konuda farklı yaklaşımlar benimsiyorlar. NDS’de sınıflar da, öğretmenler de her sene değişiyor. Bunun öğrenci için daha doğru olduğu varsayılıyor. ‘Her öğretmenin tarzı, öncelikleri farklı ve çocuklar bu farklı tarzlara alışmalılar. Kimi öğretmen yazıya önem verirken kimi içeriği önemsiyor. Çocuklar için bu karmaşa değil, zenginlik aslında…’

Bir de ‘okul durum puanı’ndan bahsediyor Madame Silva. Her dönemin başında tüm öğrenciler okula 100 puanla başlıyormuş. Sene içindeki davranışlarına göre bu puan artıyor ya da azalıyormuş. Örneğin, sınıfa öğretmenden sonra girmek eksi puan. Ödevini beş kez üst üste teslim etmemek, küfretmek başka eksiler… Fransızcaya hakim olmak, okulu yarışmalarda temsil etmek artı puanlar… gibi… Bunlar, ilkokulda uygulanmıyor, sadece bahsediliyor, ortaokulda devreye giriyormuş. Biz de evde mi uygulasak? Kardeşine kötü davranmak eksi bin sekiz yüz puan. Kardeşinle kavga etmemek artı beş bin sekiz yüz elli puan…

Tam bu noktada, yine Bringing up Bébé geldi aklıma. Orada Fransız eğitim sistemini ‘övgüye pek yer vermeyen’ olarak tanımlıyordu yazar Pamela Druckerman. ‘Eğitimciler öğrencileri bir çan eğrisine göre değil, olmayan bir ideale göre değerlendiriyorlar. Öğrenciler saçma sorular sordukları için eleştiriliyorlar’ diyordu kitapta… Fransız kültüründe, Amerikan kültürünün aksine övgüye pek yer olmadığını anlatıyordu.

Bu övgü olayı karışık hakikaten… Çocuk kaydıraktan kayarken ‘Harika kayıyorsun! Sen süper bir çocuksun!’ demeye gerek var mı? Olması gerekeni yapıyor diye övülmeli mi çocuk? Gelişmesine yardımcı olacaksa evet, yoksa gerek görmüyorum’ diyor Madame Silva… Okulun genel bakışı da bu…

Druckerman, kitabında, çocuğu konusunda öğretmenlerden pek bir geri bildirim alamadığını söylüyordu. Fransa’da ‘Sorun varsa söyleriz zaten, bir şey söylemiyorsak her şey yolundadır’ şeklinde davranıyormuş eğitimciler. Benim veli olarak bakış açım da bu… Zaman zaman diğer velilere bakıp ‘İlgisiz miyim?’ diye kendimden şüphe etsem de, doğrusunun okuldaki ilişkiyi öğretmen ve öğrenciye teslim etmek olduğunu düşünüyorum.

Laf lafı açtı ve biz çok şey konuştuk o gün… Hepsini sığdırmak mümkün değildi; hem birazı da bize kalsın, değil mi?

NDS4

17 Haziran’da okullar kapanıyor. Her ne kadar tatili dört gözle beklesek de birçok yerde duygusal anlar yaşanacak yarın… Onlardan biri de Neslin Değişen Sesi İlkokulu… Madame Silva, 11 yaşından beri içinde bulunduğu yuvayı geride bırakıp, hayatında yeni bir sayfa açacak… O, torunlarını sevmeye devam ederken, onun bıraktığı yerden Aylin Meryem Kızıler devralacak…

11 yaşında öğrenci olarak girdiği, sonrasında öğretmen ve idareci olarak devam ettiği 55 yıllık bir hayatı geride bırakmaya hazırlanan Madame Silva öğretmenliğin dışarıdan göründüğü gibi monoton bir iş olmadığını anlattı o gün bana… Kendisinin de değiştiğini, çocuklarla birlikte kendisinin de büyüdüğünü söyledi. Ve ben bir kez daha öğretmen olmadığım için iç geçirdim…

6 yorum

  1. Bu yazıyı okuyunca gözümün önüne ister istemez bizim okullarımızın içler acısı hali geldi. Kıyaslamadan duramıyorum.

    Belki de okullardan hiçbir şey beklememeliyiz artık. Hı? Beklememeli miyiz sahiden?

  2. Çok güzel olmuş… Nedense ben de kendi çocukluğumu hatırladım daha çok yazıyı okurken ve öğretmen olmamak benim de içimde ukde!
    Şanslıyım, kuralları olan Fransız olmasa da Alman okuluna gidiyor oğlum…

  3. Cok uzaga tasınıyorlarmıs

  4. Canım ciğerim ben de öğretmen olmak isteyenlerdendim. Geçen bir yerde sordular, çocukluk hayalinizi gerçekleştirdiniz mi diye? Düşündüm düşündüm ve bir çeşit öğretmen olduğuma yani bu hayali gerçekleştirdiğime karar verdim. İlla mesleğimin adının öğretmen olmasına gerek yok. Her gün onlarca yeni bilgiyi tarayıp içlerinden kendime en çok uyanı, takipçilerimin en çok merak ettiği ya da işine yarayacak olanı paylaşıyorum. Her hafta başka bir konu üzerine yazıyorum, blog tutuyorum. Maillerimi insanlar arşivlediklerini belirtiyorlar, fikir veren bir paylaşımımdaki tarifi bir kaç saat içerisinde deneyip sofraya koyan dostum çok. Benim ürünlerimi kullansınlar kullanmasınlar ne gam, tüm Türkiye’yi ben doyuramam, ama fikirler iyidir, bilgiler iyidir. Onların yayılmasına yardımcı oluyorum:)

    Sen de benden daha iyi bir paylaşımcısın. Belki adın öğretmen değil ama ben senden çok şey öğreniyorum.

    Teşekkürler:)

  5. Böyle yazılarınızı çok seviyorum ..