0 Yorum

Ceren’in Gebelik Günlüğü, 32. Hafta

Yazar Hakkında

CEREN – 34 yaşında, çok pozitif ve heyecanlı bir yengeç burcu. 2 yaşında kıvırcık bir kız annesi. Sakin bir balık burcunun 5 yıllık sevgilisi. İstanbul’da yaşıyor. Spora, okumaya, çalışmaya, gezmeye bayılıyor. Bir yandan çalışıyor, bir yandan doktora tezi yazıyor. Sağlıklı yaşam hayatındaki öncelik olarak başköşede duruyor, bu konuda okuyor da okuyor. İki çocuklu bir anne olacağı günü sabırsızlıkla bekliyor.

 

Merhaba herkese!

Günlerin birbirini kovaladığı, haftalara eklendiği ve hepsinin nasıl geçip gittiğini anlayamadığım zamanlar sonrasında nihayet buradayım tekrar. Günlerin 24 saatle sınırlı olmasına çok bozuluyorum bu ara. Hele de Cuma gelip de hafta bitince acayip sinir oluyorum. Henüz yapılacaklar listemin yarısı üstü çizilmemiş duruyor. Hafta sonuna neleri sıkıştırabilirim onun peşine düşüyorum. Ben yavaşlayacağım, dinleneceğim dedikçe hayat bana daha çok iş çıkarıyor. Gerçi kader deyip geçmek kolay, ben de başıma sarıyorum işleri. “Yaparım canım nolucak” kafasından bir türlü kurtulamadım.

Zaten her şeye çok yetişebiliyormuşum gibi, bir de gece uykusuzlukları çıktı başıma. Neredeyse son bir aydır gecenin herhangi bir saatinde uyanıyorum (bazen zorunlu bir tuvalet ziyareti, bazen Zeynep’in uyanıp çiş alarmı vermesi, bazen de tamamen sebepsiz) ve sonra 2-3 saat dalamıyorum uykuya. Bu benim için o kadar sinir bozucu bir süreç ki. Çünkü ben uykusuzluk yaşamam. Her türlü gürültüde uyurum. Daha başımı yastığa koymadan uyurum. Hadi bir şekilde uyandım diyelim, elime bir kitap aldım mı ilk paragrafta gözlerim kapanır. Yok kardeşim, ne paragrafı, bölümler kitaplar bitiriyorum, uyku yine yok. Sabaha karşı ancak dalmış oluyorum ki spor için kurduğum saatin alarmını kapadığım gibi işe de geç kalıyorum uyuyakalıp. Ah hamilelik, beklemediğim yerlerden gol bunlar hep!

1466840600912

Bu geçen haftalar içerisinde bir haftalık bir tatil yaptık çekirdek aile olarak. 3 kişilik son tatilimizdi – inşallah! Tatilden bir gün önce Ziya hastalandı, ishal kusma derken kendimizi acilde serum isterken bulduk. Her derdimizi anlatmaya çalıştığımız hemşire, “gebelik de var değil mi” diyor, “yok, yani var da hasta olan ben değilim” diyorum! İlla beni yatıracaklar. Neyse biraz toparladı, ertesi gün yola çıktık. Ama 2-3 gün hep halsiz yorgun ve keyifsizdi. Ben de deniz kenarında süper enerjik bir 2.5 yaş kuzusu ile perperişandım. Kafa olarak çok iyi geldi tatil. Dinlendim, sıfırlandım, Zeynep’le çok güzel zaman geçirdim, çok eğlendik. Ama fiziksel olarak bittim sevgili okuyucu. En zoru da koca göbeğimle Zeynep’i tuvalete götürmekti. Çünkü koca tuvaletlere düşmesin diye karşısına çömelip onu tutmak lazım. Bu arada oyunlar oynayan, şarkılar söyleyen, boynuna sarılan miniğinle birlikte düşmemek için dengeni de koruman lazım. Tatilden döndüğümüz gün nasıldı diye soran herkese “bir tatile daha ihtiyacım var” dememin sebebi bundan yani.

Bu arada ben hala hamile olduğunu, koca göbeğinde taşıdığı minik bir bebeği olduğunu ara sıra şaşıran bir kadınım. Kendimi geçen seneki ben sanıyorum. Kaldığımız otelde sahilde kanoları görünce hemen kızıyla denizde kano yapan anne resimleri gözümde canlandı. Baktım Zeynep de hevesli, çocuğu kaptığım gibi su sporları iskelesinde bulduk kendimizi. Can yeleklerimizi giydik. Zeynep’i öndeki koltuğa oturttum. Ben can yeleğinden taşan karnım ve ayarlayamadığım dengemle kanonun arkasına otururken dengemi kaybettim ve bacaklarım havada, sırtımın üzerinde önüne dönemeyen böcek gibi kalakaldım. Şimdi yazarken bile gözümden yaşlar geliyor gülmekten, ama beni izleyen su sporları çalışanları ve Zeynep’in gözünde daha ziyade dehşet vardı. Neyse biraz yardımla doğruldum ama Zeynep’i bir kere huzursuz etmiş oldum zaten. Bu sefer kucağına geleceğim diye tutturdu mu. Hadi kucağıma da aldım. Bu sefer kürekten arada sıçrayan sular soğuk geldi, ona mızırdanmaya başladı.

Neyse bir şekilde ilerlerken sahilde zıplayıp bize seslenen Ziya’yı farkettim. Kucağımda Zeynep’le ona su sıçratmamaya çalışarak saçma pozisyonlarda kürek çekerken o kadar dengesiz görünüyormuşuz ki merak etmiş bizi devrileceğiz diye. Neyse kazasız belasız sahile döndük tekrar da herkes rahat etti. Ben de bu aktif anne planlarımı bir süre ertelemenin yerinde olacağına ikna oldum nihayet.

Tatilden hemen önce ve dün olmak üzere 2 de doktor kontrolü geçirdik. Kısa bir ultrasonla birlikte her şeyin yolunda olduğunu görüp neşeyle çıkıyoruz doktorumuzun yanından. 3. trimestera girdiğimizden beri doktorum da daha bir rahatladı, stres gitti üzerinden. Bebeğimiz 28. haftadan beri baş aşağı pozisyon almış, sırtını karnıma dayamış, yüzünü elleriyle kapatarak akrobasi yapıyor. Daha anca son ultrasonda yüzünden bir parçacık görmeye nail olduk ki o da kocaman bir yanak görüntüsü oldu. Hah dedik bizde bundan bir tane daha var evde. İçimiz ışıldadı. Kilo alımım fena gitmiyor, enerjim çok yerinde. İstediğim ölçüde spor yapamıyor olmama rağmen ağrım, ödemim yok çok şükür. Bebeğin suyu iyi, plasenta iyi.

Karnımı gören kasiyer, komşu teyze, temizlikçi abla, asansördeki adam, garson, tezgahtar, yoldan geçen amca hepsi ben merakla onların fikrini sormuşumcasına “kesin erkek” bu diyorlar. Kısmet diyor geçiyorum. Tabi ki bu cevapla ikna olmuyorlar. Valla fenalık geldi bu cinsiyet muhabbetinden. Odasını nasıl yapacaksınız peki sorularından, kıyafet nasıl alıyorsunuz endişelerinden. Çünkü maazallah erkek bebek olur da pembe tulum giyerse neler olur değil mi? Ya da kız bebeği yanlışlıkla mavi odada yatırırsanız aman aman. Zaten gündemdeki bitmek bilmeyen cinsiyetçi konuşmalar ve cinsiyet kalıplarından sıtkım sıyrılmış durumda, bir de bunu körüklemeye devam edenlere fena patlayacağım o olacak.

Önümdeki 2 haftayı doktora raporumu hazırlayıp, kalan işlerimi toparlayarak geçirmeyi planlıyorum. Bu arada hala şuursuzcana Temmuz ortasına toplantı randevuları falan veriyorum. Bu arada bebeğimiz için neler gerekecek listemi nihayet hazırladım. Eldekileri bir çıkarıp temizlemem, elden geçirmem gerekecek, önümüzdeki haftanın planında bu var. Geçen hafta da Zeynep’in odasını toparlayıp dolabında yeni gelecek minnoşa yer açtım. Zeynep daha sık kardeşinden bahseder oldu. Daha sık dediysem 2-3 günde bir!

Geçenlerde bir köşede unuttuğumuz bir emziğini buldu, çok heyecanlandı. Bunu kardeşime saklayalım dedi, içim eridi benim. Her yerde karşıma çıkan “kardeşi olunca büyük çocuğunuza günlük 15-20 dakika bile olsa birebir zaman ayırın” önerisi ile ilgili de planlar yapıyorum. Eylül’de Zeynep tam gün yuvaya gidiyor olacak, yani 4-4:30 gibi çıkacak. Niyetim, işten erken çıkarak onu her gün okuldan almak ve okul sonrası park, yürüyüş, alışveriş gibi başbaşa bir şeyler yapmak. Kardeş kıskançlığının kaçınılmaz ve hatta gerekli olduğunu biliyorum. Ama bu süreçte kırılmadan, kıskançlığını ve alışma sürecini normal akışında yaşayabilmesi için elimden geleni yapabilmek için de hazırlanıyorum.

Son olarak Ina May Gaskin’in “Guide to Childbirth” yani Doğuma Hazırlık kitabı bitmek üzere. Bana kendimi çok iyi hissettiriyor, her sayfada daha da hevesleniyorum doğum anı için. Bundan sonra da sırada aynı yazarın “Spiritual Midwifery” yani Spirütüel Ebelik kitabı var. Bir heyecan okumaya devam.

Şimdilik benden bu kadar, hepinize selamlar,

Ceren