3 Yorum

Gökçe M’nin Üçüncü Gebelik Günlüğü, 33. Hafta

Yazar Hakkında

GÖKÇE – Çilek kedisiyle ve kız kardeşiyle başına buyruk bir hayat sürerken iş yerinde Özgür’le tanışıp flörtün birinci yılında evlenen, ikinci yılında hamile kalan, üçüncü yılından sonra aileyi büyüttükçe mutluluğunu katlayarak çoğaltan 36 senelik profesyonel mutluluk arayışçısı. 9 yıllık evlilikleri boyunca işe yakın oturabilmek pahasına 6 ev değiştirdiler, şu anda iki kızları ve kedileriyle Şişli’de yaşıyorlar. İkisi de tekstil mühendisi, ikisi de sektörün sürekli şikayetlenen gönüllü kölelerinden. Bir gün bu esaretten kurtulduklarında ne yapacaklarını şaşırmamak için planlar yapıyorlar. Ablaları gibi sürprizle gelen üçüncü meleklerini arabanın neresine oturtacaklarını bilemiyorlar ama buna rağmen çok heyecanlı ve mutlular.

Merhabalar,

Geride kalan çılgın haftamızda başımıza gelmeyen kalmadı!

Ben haftasonuna doğru garip sancılarla boğuşmaya başlamıştım. Öncüler gibi bir yandan, bir yandan gaz sancısı gibi. Durduğum yerde iki büklüm oluveriyorum, düzenli nefes alıp vererek, bekleyerek geçirmeye çalışıyorum. Bir yandan düşünüyorum ani doğum başlarsa ne yaparım daha hastane çantamı toparlayamadım diye. Zaten bugünlerdeki en büyük endişem bir doğum buddy’im olmadığını farketmem oldu. Hatırlamak için önceki doğumlarımın videolarını izlerken farkettim ki; kızkardeşim yanımda olmasaymış ben bitikmişim. Ve aniden hatırlıyorum bu sefer kardeşim programının imkansızlığı sebebiyle yanımda olamayacak. son iki haftadır bu eksikliği nasıl dolduracağımı düşünür haldeyim.

Sonra düşünüyorum neyse ki Özgür var diyorum. Ayrıca çok yakın bir arkadaşım “ben varım merak etme diyor” bu arada. Tatil programını değiştirmekten bahsediyor falan.. “Her şey yolunda gidecek meraklanma” diye kendimi telkin ediyorum sürekli.

Perşembe gecesi kapı çalıyor, Özgür’ü getiriyor kuzeni, koluna girmiş, bacağının alt baldır kısmında buzlu bir şişe bağlanmış, topallıyor. Ne oldu diyorum, “birden paat diye bir ses geldi” falan diyorlar. Eğilip kalkmam zaten zorlaşmış, o gece Özgür gelene kadar sancılardan ağlayarak uzanmışım, Zeynep’in ödevini bile yattığım yerden kontrol etmişim. Özgür’ün koluna girdik, ayaklarına soğuk su kompresi yaptık, buz koyduk salonda biraz uzattık.

Ben çocukları yatırdım. Sonra nöbetçi ortopedist buluruz umuduyla hastaneye gittik. Ben Özgür’ün velisi gibi her bir detayı anlattım oradaki doktora. “Paat diye ses gelmiş” dedim, “baldırı boşlukta gibi, kasamıyor” dedim, “düşme, burkulma yok” dedim, “arkadan vurmuşlar gibi olmuş birden ama arkasında kimse yokmuş” dedim. Doktor sadece bu hikayeyle bile koyması gereken teşhisi koyamayıp, üzerine bir de film çekip, o filmlerine bakıp “bir şeyi yok incinmiş alın bu reçeteyi kullanın” deyip bizi ağrı kesici, kas gevşeticiyle eve gönderdi. “Ama tendon kopmuş olabilir” dedim, dinlemedi, “filmde kaslar görünüyor mu ki?” dedim dinlemedi.

Sonra Özgür’ün ağrısı da geçti. Cuma günü topallayarak işe gitti. Cumartesi sabah kalktığımızda neredeyse hiç ağrısı kalmamış ama topallaması o kadar garip ki, internetten biraz daha okuyup “aşil tendonu kopması” tanısıyla özel bir hastaneye sevkediyorum kendisini. Hastanedeki doktor saniyesinde “aşil tendonu kopmuş” diyerek ameliyat olması gerektiğini söylüyor. İnternetten okuduğumuz süreç öyle uzun ve sancılı ki, ne olduğumuzu şaşırıyoruz.

1466839593552

Özetle önce 2 saat süren bir tendon birleştirme ameliyatı oldu. Akabinde alçı ve koltuk değnekleri. 2 ay kalacak alçı. Doğumum geçecek. Gece kalkmaları geçecek. Bombişimiz 1 aylık olunca belki alçı çıkacak. “Sen planlar yaparken Tanrı yukarıdan gülermiş” diye bir söz var. Ben Özgür’e doğum için çeşitli sorumluluklar yüklerken bunun da olacağı varmış. Neyse moral bozmuyoruz. Aylin’in doğumunda da Zeynep’in kolu kırıktı, ha çocuk yıkamışım 9 aylık hamile halimle, ha koca yıkamışım! Buna da şükür diyerek yolumuza devam ediyoruz.
Bu arada bu hafta hastane çantamı hazırladım tabii ki, bu kadar olaydan sonra nedense (!) aniden hastaneye gitmemiz gerekebilirmiş gibi geldi. Herkesin koydukları üç aşağı beş yukarı aynıdır ama ben yine de buraya yazayım belki lazım olur:
3 takım bebek kıyafeti (şapkası, eldiveni, çorabı dahil)
10 tane meme ucu pedi (kalkan kullandığım için çok almıyorum)
5-6 tane ağız bezi
2 tülbent (bebeği sararım, örterim, birinin omzuna koymam gerekirse diye)
Battaniye (çift kat penye olanlardan, bu mevsimde kalın battaniyenin gereği yok)
10 tane bez
3 tane alt açma örtüsü
2 tane poposil mendil
1 çift meme kalkanı
Emzirme çayı
Serum fizyolojik
Emzik (bunu kardeşim koymuş, ben kullanmıyorum ama lazım olur diye çıkarmadım)
2 gecelik
Sabahlık (koridordaki biçare iki büklüm yürüme çalışmalarında lömbür lömbür memeleri, sarkık göbeği falan saklamak için çok faydalı)
4 tane iç çamaşırı
4 çift çorap (benim ayaklarım çok üşür, mecburum)
Terlik
Diş fırçası, macun
Tarak (kardeşim yanımda olsaydı ne güzel tarardı saçlarımı)
Benim için ped
Lens suyu ve kabı
Wrap sling
Video kamera (iki doğumumu da kaydettirebildik, belki bunu da kaydedecek birini buluruz)
Geri kalan ıvır zıvırı almıyorum, çünkü hastane ile evin arası yürüyerek 8 dakika, birisini koşturursam 5 dakika gidiş, 5 dakika dönüş.
İyi haftalar, sağlık ve mutluluklar diliyorum herkese,
Gökçe

 

3 yorum

  1. Gökçe çok geçmiş olsun! BAşında okurken ah aşil tendonu dedim, müdürümün başına geldi çünkü. En zor kısmı atlatmışsınız ameliyat. Şimdi Müdürüm Londra’da maraton koşuyor. Tamamen iyileşti. Inşallah sizin için de öyle olur en kısa zamanda toparlanır eşin.
    Bu arada hastane çantası için de çok teşekkürler kesinlikle benim için çok makbule geçti.
    Yeniden çok geçmiş olsun Gökçe.
    Sevgiler

  2. Gokce, cok gecmis olsun. Umarim sizi cok uzmeden iyilesir Ozgur’un bacagi. Hastane cantasi listeni yazdigin icin de cok tesekkur ederim, cok faydalandim.

    Sevgiler,

    Emek

  3. Gökçecim çok geçmiş olsun, tam Murphy yasası gereği en olmaması gereken zamanda oluyor bu aksilikler. Çabucak iyileşsin Özgür de destek kuvveti olarak bir an önce ayağa kalksın umuyorum:)
    Sevgiler,
    Ceren