1 Yorum

Gülçin’in Gebelik Günlüğü, 32. Hafta

Yazar Hakkında

GÜLÇİN –  Ailesine, arkadaşlarına düşkün, uzun zamandır yurtdışında yaşıyor olmasına rağmen kalbi de aklı da hep Türkiye’de olan, özel bir şirkette çalışan ve çalışmayı seven, tatil yapmaya,  yeni ülkeler görmeye bayılan, elinden geldiğince yaşadığı her anın keyfini çıkarmaya çalışan sıradan bir 80’ler kuşağı insanı. An itibarıyla Londra’da yaşıyor ve çalışıyor. 2010 yılından beri yaşadıklarını, düşündüklerini, gezdiklerini, gördüklerini Gülçince blogunda yazıyor. Şimdi Ozan’la hikayeleri evliliklerinin 9. birlikteliklerinin 15. yılında bir bebekle şenleniyor. Hem de o bebek nasıl bir zamanlamayla geliyor!

Ne kadar uzun zaman oldu ben yazmayalı. Öyle çok şey yaşandı ki bu arada elim yazmaya gitmedi. Pek çoğumuz gibi ne bir şey okuyasım vardı ne de yazasım. Zor günler, ağır günler geçiriyoruz. Ve benim aklımda hep aynı düşünceler, sorular dolaşıyor: Bu dünyaya çocuk getirerek belki de O’na haksızlık ediyoruz. O’nu nasıl koruyacağız bunca pislikten, nasıl mutlu büyüteceğiz O’nu? Cevapları bilmiyorum. Keşke bilsem. Sadece özür dileyebiliyorum ondan ve bütün çocuklardan. Bu dünyayı onlar için daha güzel bir yer haline getirebilseydik keşke. Keşke…

Bir yandan kızımız büyümeye devam etti geçtiğimiz haftalarda. Kocaman oldu desek yeri. O kadar büyüdü ki artık İngiliz sağlık sistemi de kendisini bayağı kaale almaya başladı ve bu haftadan itibaren benim hastane kontrollerim 2-3 haftada bir olmaya başladı. Geçtiğimiz 32 haftada sadece 4-5 kere hastaneye gittiğimizi düşünürsek epey ilerleme var!

Son kontrolümüze 29. haftanın başında gitmiştik. O ünlü şeker testi de o gün yapıldı. Bu çok tartışmalı bir konu biliyorum. Biz, benim hamileliğimde testin yapılmasını daha uygun gördük Ozan’la ve “yapın” dedik. İnternette oldukça korkutucu hikayeler dolaşıyordu şeker testi konusunda. Bir iki baktım sonra kapadım gözlerimi. “Ne olacaksa olacak göreceğiz” dedim. Hiç de öyle korkunç geçmedi benim için şeker testi. Aylardır ağzıma gazlı içecek almayan ben, verdikleri o gazoz gibi şeyi nasıl severek içtim anlatamam. Utanmasam bir tane daha verin diyecektim de neyse ki içimdeki sorumlu anne adayı, hop dedi dur! E durdum ne yapayım. Ama kolayı falan özlemişim ne yalan söyleyeyim.

Şeker testinin yapıldığı gün kan uyuşmazlığı için Anti D iğnesini de oldum. Ve ebeden son bir Türkiye ziyareti için izni koparınca hemen eve dönüp biletlerimizi aldık. Bayramdan birkaç gün önce İzmirdeydim. Bu benim yıllar yıllar sonra ailemle geçirdiğim ilk bayram oldu. Ve 11 Temmuz da benim yıllar sonra ailemle birlikte geçirdiğim ilk doğum günüm oldu. 30 haftalık hamile halimle bana bu yolculuğu yapma şansını veren kızıma teşekkür ettim durdum tatil boyunca. Deniz, kum, güneş ama en çok ailemi görmek bana çok iyi geldi. Keşke daha uzun kalabilsedik. Ama işte her tatilin bir sonu var…

Geçtiğimiz haftaların benim hamilelik sürecime dair de nahoş bir haberi oldu bize. Annemin doğuma gelemeyeceği ne yazık ki kesinleşti. Aslında bizim orada olmak istememizin sebeplerinden biri de buydu. Hani annemler beni bir kez daha görsün, hamileliğimin ilerlemiş haline de şahitlik etsinler ve tabii annemle bu doğuma gelemem işini bir de biz konuşsalım…

Üzülüyor tabi ki. Ama maalesef kemoterapisi doğumdan önce bitmeyecek. Kemotrepanın bitmemesi demek bağışıklığının hala çok düşük olması demek. Hal böyleyken uçağa binmesi de, İngiltere’ye gelmesi de risk. Zaten doktorlar da tedavi bittikten sonra yola çıkmasını öneriyor. Öyle olacak. Önce kemoterapi bitecek. Sonra pet scan yapılacak. Annem kendini toparlayacak ve duruma öyle bakacağız. Sanıyoruz tüm bunlar Ekim sonunu bulur…

1469640147760

Annem üzülse de durumu kabul etmiş görünüyor. Şimdi bütün derdi tasası bizimle kimin ilgileneceği. Tabii ki Ozan ve ben bir şekilde kotarmaya çalışacağız durumu ama aslında ikimizin de tecrübesizliğini düşünürsek bu soruya verebilecek bir cevabım olmasını ben de çok isterdim. Benim bir cevabım yok ama çok şükür ki çok iyi arkadaşlarım var. Sağolsun arkadaşlarım yine organize oldular hemen. En yakın arkadaşlarımdan biri biletini aldı bile. Bayram tatilini bizim yanımızda geçirecek. Diğerleri bebeğin doğmasını bekleyecekler ona göre ayarlayacaklar. Burada tanıdığım herkes “buradayız biz” diyor. “Üzülme meraklanma, halledeceği” diyor. Biliyorum halledeceğiz. Biliyorum herpsi ellerinden geleni yapacaklar bana destek olmak için. Şimdiden yapıyorlar da zaten. Ama uzakta olmak ne demekmiş en çok şu aralar hissediyorum.

Sanıyordum ki kendimi hazırladım bu duruma. Sanıyordum ki anemin gelemeyecek olmasını baştan beri kabul ettim. Bebeği ve annemin durumumu aynı akşam öğrendiğimizden beri Ozan’la bu olasılığı konuşuyorduk çünkü. O yüzden sanıyordum ki hazırım bununla yüzleşmeye. Ama öyle değilmiş… Meğer gerçekten insan bu zamanda en çok annesini istiyormuş yanında. Onun burada olmayacak olması biraz ağırıma gidiyor. Mümkün olduğunca bu konuyu düşünmemeye çalışıyorum. Çünkü hamilelik hormonları durumu kabullenmem ve idare etmem konusunda bana çok da yardımcı olmuyorlar.

Hem diyorum ki kendi kendime olsun… Üçümüz de sağlıklı olalım da… Nasılsa buluşacağız. O zaman toparlanıyorum. Durumun pozitif taraflarına odaklanabiliyorum. Çok daha kötü olabilirdi her şey. Buraya kadar geldik ya bundan sonrası da güzel olacak elbet. Olacak inanıyorum. Ve ne zaman öyle hüzünleşnem elimi karnıma koyup kızımın hareketlerini hiseediyorum. Bana en iyi gelen şey bu oluyor…

Yarın bir kez daha göreceğiz kızımızı. 20. haftada yapılan kontrollerde pleşantamın düşük olduğunu tespit etmişlerdi. Yani plesanta rahim ağzını, doğum yolunu kapatıyormuş. Eğer 32. haftadan sonra çekilirse doğal doğum şansınız var, yok çekilmezse serezryan yapmamız gerekecek demişlerdi. Yarın işte bakacaklar çekilmiş mi yoksa çekilmemiş mi. Her şeyin doğalından yana gönlüm. Ama yaşadığımız bunca şeyden sonra odaklandığım tek şey sağlıkla bebeğimizi kucağımıza almak. Pek çok insanın aksine ben sezeryandan daha çok korkuyorum aslında. Ama hayat bize ne gösterecek göreceğiz. Sanırım bu sene en çok bunu öğrendim. Hayat bize ne gösterecek göreceğiz, ve onun iyi yanlarını görüp yaşamaya devam edeceğiz. Çünkü böyle. Çünkü vazgeçmek yok. Çünkü her şey çok güzel olacak.

İnanıyorum olacak. Ve evet belki Eylül’de değil ama inşallah en yakın zamanda benim kızım ve annemle çekilmiş bir fotoğrafım olacak…

Sevgiler

Bir yorum

  1. merhaba renkli hamile seni 🙂

    şimdi sana iki sır vereceğim gülçin:

    birincisi, evet insan doğumda en çok annesini istiyor bu sır değil, sır olan konu şu ki; aslında eşin ve sen harika bir takım oluyorsunuz hamilelik başlangıcından doğuma kadar ve bu takım hali doğum sonrasında top seviyeye ulaşıyor. o an etrafında annen, baban, kardeşin, arkadaşların falan olsun istiyorsun belki panikle ama geriye baktığında gerek olmadığını aslında anne ve baba olarak on numara iş çıkarabildiğinizi görüyorsun. üzülme yani, hem annen iyileşecek hem samimi gelecek. önünde güzel günler var 🙂

    ikinci sır ise, ben de sezaryenden deli korkuyordum ama valla korkulacak bir şey yokmuş. sen ne kadar rahat olursan o kadar su gibi akıyor bu doğum denen meret, sezaryen de olsa, doğal da olsa iş sende. bir de samimi’de 🙂

    hadi öptüm!