3 Yorum

Büyümek zor iştir, özellikle de yetişkinler için…

Bizim için yaz tatili bu hafta başladı… Okullar kapanır kapanmaz tatile çıkmıştık, döndükten kısa bir süre sonra memleket birbirine girdi ve annemlere kaçtık, şimdi evimize yeniden döndük ve düzenimizi oturtmaya başladık.

Bu süreçte, ‘Olmazsa olmaz!’ dediğim yaz okuluna şaşırtıcı bir şekilde başlamadık. Belki henüz yerimizde durmadığımızdan, şimdilik idare ediyoruz. Biri günde iki kez antrenmana gidip gelince diğeri onu özlüyor, evde güzel vakit geçiriyorlar. Hem herkes okula giderse bebeği kim oyalayacak, değil mi?

O zaman kitap okuyalım… #rengarenkfilelmer #elmer #kircicegiyayinlari

A photo posted by Elif Dogan (@blogcuanne) on

Ve fakat, uzun yaz günlerinde evde olmak demek, ekranın karşısında kontrolsüz vakit geçirme potansiyeli demek…mi acaba? Artık değil. Neden değil, işte bu yazıda onu anlatacağım.

”Büyümek zor iştir, özellikle de yetişkinler için” diyor Hal Edward Runkel ScreamFree Parenting adlı kitabında… Bu kitabı seneler önce okumuş ama sanırım bitirmemiştim, çünkü uzun zamandır kitapların altını çizerek okuyorum ve bunun da yarısının altı çizili değildi. Doğumdan sonra evdeki kişi sayısı artıp, tahammül seviyesi azalıp, gürültüler birkaç katına çıkınca (yazar burada giderek daha fazla bağırmaya başladığını ima etmektedir) bu kitap adeta kitaplıktan bana göz kırptı, çıkarıp yeniden okumaya başladım.

Çok düşündüren bir kitap bu, en azından benim için… Ebeveynliğin çocuklarla değil, ebeveynlerin kendisiyle ilgisi olduğunu, eğer çocuklarımızla olan ilişkimizi (örneğin onlara bağırıp çağırmak) değiştirmek istiyorsak kendimize odaklanmamız ve kendimizi değiştirmemiz gerektiğini, ki zaten ilişki denilen şeyin karşılıklı yapılan bir ‘dans’ olduğunu, ve böylece kendimizi değiştirdiğimiz zaman karşımızdakinin de ister istemez değişeceğini anlatıyor.

Bunlar benim için yeni şeyler değil… İki seneyi aşkındır -aralıklı olarak- gittiğim terapistim de, onun önerisiyle okuduğum Öfke Dansı da benzer şeyleri söylüyordu: İnsanlarla olan ilişkinizi değiştirmek istiyorsanız önce kendiniz değişmelisiniz.  Ve ben de sürekli değişmeye (Hal Runkel’in deyimiyle ‘büyümeye’) çalışıyorum. Yanlış bulduğum davranışlarımı değiştirmek için uğraşıyorum. Yüzde yüz başarılı olduğum söylenemez ama bence yol kat ediyorum ve bunun için kendime karşı alçakgönüllülü olmayacağım.

Çocuklarıma, kendilerini ilgilendiren konularda sorumluluk vermek de yol kat ettiğim alanlardan biri, bence… (Çok merak ediyorum, seneler sonra bunları okuduklarında ne düşünecekler… Yöööö, hiç de öyle değildi falan derlermiş…)

Şimdi bu çocuklar uzun yaz günlerinde evdeler ya… Bizim sınır çizmekte zorlandığımız konulardan biri de ekran konusu ya… Yani kim, ne kadar TV seyretmeli/oyun oynamalı sürekli bir tartışma konusu oluyor ya… Eskiden ‘Çocuklar, 1 saatiniz var’ derdim, o bir saat bitince televizyonu kapatırdım. Daha doğrusu kapatmalarını söylerdim, ‘Bu bölüm de bitsin, beş dakika daha, dur şu yarışı da bitireyim’ falan derken o bir saatin üzerine en az on beş dakika münakaşa ve devamında bağırıp çağıran bir anne, ağlayan çocuklar, havada uçuşan cezalar ve en az yarım güne yayılan sinir bozukluğu olurdu.

Son zamanlarda sorumluluğu çocuklara verdim. Bir çalar saatleri var, dedim ki ‘‘Bir saatiniz var. Oyuna başlarken saati kuracaksınız, biterken kapatacaksınız. Bölümdü, yarıştı, ben bilmem. Saat çalınca olay biter.”

Artık bir saatin sonunda saat çalıyor. Ben ‘kapatın’ demiyorum, saat diyor. Ben demedim, saat dedi; ben yapmadım, kurallar yaptı!

Oh be dünya varmış! Ne başımın derdiymiş habire ‘Kapatın, bitirin’ demek… Ver sorumluluğu saate, ne sen üzül, ne çocukların!

Daha önce bunu yemek konusunda kaplumbağa ile de uygulamaya çalışmıştık aslında… Bir süre işe yaradı, ama sonra başa sardık, Haydi’lere, ‘Yemeğini ye’lere geri döndük. Çünkü öylesi daha kolaydı. Tercih ettiğimizden değil, alışık olduğumuzdan (”Bazı davranışların/ilişkilerin ‘kötü’ bile olsa ‘normal’ kalması, değişmesinden daha kolaydır; çünkü insanlar değişimden korkarlar”).

Ama şimdi, hem çocukların giderek büyüyor olması, ama daha çok benim büyüyor olmam sayesinde bazı konuları daha rahat devrediyorum çocuklarıma… Kolay değil bu, çünkü bir kere başladığınız zaman, onları ilgilendiren kararları onlara teslim etmeniz gerekecek, o kararların doğruluğunu onaylamasanız bile… Ve çocuklarınızın yanlış kararlar aldıklarını görmek hiç kolay olmasa gerek… Henüz oraya gelmedik ama eminim bizi bekleyen sınavlar var.

Çocuklarımız bu dünyaya ebeveynlerinin sevildiklerini, saygı duyulduklarını, takdir edildiklerini hissettirmek için gelmediler. Çocuklarımız bu dünyaya kendi kendilerine yeten yetişkinlere dönüşerek, kendileri olmak için geldiler. Bizim yapmamız gereken, onlara, bunu yapabilecekleri alanı açmak

diyor Hal Runkel, ve ekliyor:

Çocukların en çok ihtiyaç duydukları şey, onlara ihtiyaç duymayan ebeveynlerdir.

 

Ayben ile Terapötik Etkinlikler

Bu yazı, Ayben ile Terapötik Etkinlikler’in desteğiyle yayınlanmıştır. Ayben’le Terapötik Etkinlikler ile ilgili web sitesinden daha fazla bilgi alabilir ve oyunları inceleyebilir, Facebook ve Instagram sayfalarını takip edebilirsiniz.

3 yorum

  1. ayy ne güzel geldi 🙂 çok fena delirmiş durumdayım..terapist arıyorum öneride bulunurmusunuz

  2. Harika bir yazı Elif. Sadece anneliğine değil kendilik gelişimine de tanıklık etmek ve sürecine blogdan eşlik ediyor olmak harika. İyi ki varsın…

  3. Bir adet zırtapoz cücenin anne yarısı ve müstakbel bir anne olarak, yazını okurken “cukk!..” diye bi ses geldi Elif… Bahsi geçen zırtapoz terrible two, f..king four arası salınır, hormonlar da tepemin tasında horon teperken, bir kez daha şu lafı hatırlamadan edemedim kendi adıma, esefle: “Knowing the path and walking the path is not the same…” Diyeceğim, teori dersen zehir gibi, pratik dersen sallanmakta! Çok zor be… ama şimdiden eldeki numune ile pratik yapmazsam sonrası daha zor olacak… Şu bahsettiğin Öfke Dansı’nı almakla başliim bari 🙂 Çok çok kolaylıklar ve darısı başıma!