10 Yorum

Şikayet etme hakkımız

Aşağıdaki yazı Blogcu Anne okurlarından Sabiha Gürkaynak tarafından kaleme alındı.

***

-Şikayet etme hakkımız KALP ben! –

Bir anne sözü der ki; ‘Anneliğin onda dokuzu şikayet etmektir.’

Belki de işin mayasında var, n’apalım?! Çünkü normal bir yüreğin sahibi sıradan bir kadın anne olur, kucağına bir çocuk bedeni, kalbine de bir ömür emanet edilir. Sonra… Sonra işte taşı taşıyabilirsen!

Anne olunca farkeder ki kadın; kendisi dünkü çocuk. 

İşte bu yüzden her kadına zordur annelik.

Her annenin çocuğu kendine zordur.

Ekran Resmi 2016-08-16 10.02.17

Her anne kendi yaşadığını bilir, kendi dağına göre yağdırılan karın çokluğu karşısında şaşırır, bocalar.

Dolayısıyla da her annenin bir şikayet etme hakkı vardır.

Toplumdan topluma farklılık göstermekle birlikte bu şikayet hakkı bazen sadece kağıtlar üzerinde kalır bkz. mesela doğum belgesi; bazen de dile getirilmesine izin verilir.

Türk kadını için birinci senaryo gerçeklenir. Yüksek sesle ifade edilemeyen tüm serzenişler kalp yorgunluğu, tükenmişlik ve anlaşılamamışlık olarak geri döner annelere. Halbuki orada bir şikayet etme hakkı vardır, gitmesek de görmesek de, hiç kullanılmasına izin verilmese de o hak tüm annelerin hakkıdır. 

Bu topraklarda fark edilmez ki annelerin bu sözde şikayetleri aslında bir tür şarj olma biçimidir -ya da deşarj olma mı demeliydim emin olamadım-

Şikayetlenmeye başlayan annelerin rasgele uykusuzluk, yorgunluk dereceleri ölçülse, hani böyle bilimsel bir çalışma var mı bilmem ama yapıldı diyelim, yüzde bilmem kaç güvenilirlik seviyesinde o annelerin yüzde bilmem kaçı son bir haftada tuvalet dahil hiç yalnız kalamamış, kafasını dinleyememiş, sıcak yemek yiyememiş, uyuyamamış ve dahi günün büyük bir kısmında gölde yüzen kırmızı balığın ritmiyle yaşamış olabilir.

Yani aslında bu anneler de bilirler ki dünyada kendisiyle kıyaslandığında çok daha zor şartlar altında annelik yapanlar, sağlıktan yana evladıyla sınananlar ve hatta çok istedikleri halde çocuk sahibi olamamış kadınlar vardır bu gezegende.

Ve ancak anneliğin gündelik hayatı kapsamında bunları her an düşünmesi imkansız olan etten, kemikten ve hatta nefs’den ibaret bir varlıktır anne dediğin kadın da.

Yani aslında bu anneler o serzenişli paragrafların sonunda ‘Amaaaan, sağlık olsun, n’apalım böyle böyle büyüyecekler!’ derken aslında ‘Allah’ım sadece çok yorgunum/bunaldım yoksa şikayet değil söylediklerim, şükürsüzlük değil, beni affet’ derler her seferinde.

İşte bu topraklarda bu annelerin gayet doğal bir psikolojik dışavurum olan ‘yangın vaaaaar’-vari konuşmaları hep nankörlük olarak addedilir. Ve bu annelerin annelik doğruları kendi içlerine döne döne sonunda iki ucu birbiriyle buluşur ve bir çembere dönüşür. Anne o çemberin içinde kendi vicdan muhasebesini yapa yapa dört işlemden sınıfta kalmaya başlar, aynı probleme çok uzun süre odaklanmaktan mütevelli zamanla yanlışları görmesi zorlaşır ve daha çok yanlış yapmaya başlar.

Ben şimdi size açık bir çek veriyorum canım anneler:

Ben, Sabiş, bana göre -zor diye etiketlemek bugünlerde çok bir tü-ka-ka olduğundan yumuşatıyorum- ‘karakterli, yoğun ve fazla’ bir çocuğun annesiyim. Tam 4 yıldır anneyim. Allah’a inanıyorum. O’nun beni oğlumla imtihan ettiğini ta derinden biliyorum. Şikayetlerimin hiçbirisinin kalbimden olmadığını bildiğini, halk arasında ‘şükürsüzlük’ olarak görülen ve anneliğin fıtratına hiç yakışmayan tüm serzenişlerimi mazur gördüğünü de biliyorum Allah’ın çünkü kabul etmeyeceği duayı ettirmez O, kalpten biliyorum.

IMG_2335

Şimdi hani olur ya sokakta beride rastlarsanız bana böyle delirmek üzereyken, böyle ‘Allah’ım sana geliyorummm!’ diye dişlerimi sıkarken veya da yumruklarımı ısırırken, şaşırmayın.  Bu ne biçim blogır-ana böyle, demeyin!

Usulca gelin yanıma. ‘Ben de bazen böyle oluyorum, geçecek Sabiş, zor biliyorum ama geçecek hepsi merak etme!’ deyin. 

Ya da ne bileyim, bi’göz kırpıp gülümseyin, ben anlayayım ki şikayet etme hakkımı çok ciddiye almayanlar da var bu topraklarda. Bazı şeylerin insani bir ruh hali fışkırması olduğunu, özde değil dilde olduğunu bilenler..

Şikayetimden yorulduğumu, bunaldığımı, sadece bir saat olsa yalnız kalmaya ölesiye ihtiyacım olduğunu anladığınızı bileyim.

Ve hatta yazın, sayfalar dolusu yazın bana şikayetlerinizi, hepsini dinlerim, vallahi bak söz!

Sadece dinlerim, kocaman sarıldığımı söyleyen cevaplar yazarım, ve bir de kalp koyarım son cümlemin içine;

<Şikayet etme hakkımız KALP ben!>

Sevgilerimle,

Sabiş

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

10 yorum

  1. İnsan sadece anlaşılmak istiyor bazen, ne zaman bir şey söylemek istesek “aman bu şimdiki anneler de her şeye dert yanıyorlar, halbuki şimdi çocuk büyütmek ne kolay, imkan bol ama şükür yok şükür” diyorlar. Şükretmediğimi nereden biliyorsun ama değil mi? Ben de içimi boşaltmak istiyor olamaz mıyım ? Kalemine Sağlık Sabiha…Her zamanki gibi…

  2. Geçen bize geldiklerinde annem, ” Bu zamanda çocuk büyütmek çok zor, eskiden daha kolaydı.” dedi. Ve bunu söyleyen annem, hiçbir akrabasının olmadığı bir şehirde hem öğretmenlik hem annelik yapıyordu. Küçük dilimi yutacaktım :). Yakınlarda gittiğim terapistim, uçaklardaki anonsu hatırlattı bana, hani oksijen maskesini önce kendimize sonra çocuğumuza takmamızı söyleyen anonsu. Ben hem çalıştığım hem evde iyi destek aldığım için bir şekilde idare ediyorum. Ama hiçbir destek almadan 7/24 tek başına annelik yapanlar nasıl maskeyi önce kendine sonra çocuğuna takar bilemiyorum. Allah hepimizin yardımcısı olsun!

  3. BANU SARGUN KOÇ

    Ne güzel bir yazı yanlız degiliz..
    Herşeye şükür ❤❤❤

  4. Hay ağzınız bal yesin! Budur, nokta.

  5. Güzel günler,
    Yazıdaki itiraflardan dolayı yanlış anlaşılmaktan korkan ve hatta kendi içindeki düşüncelerden dolayı cezalandırılma psikolojisi yaşayan tedirginlik/çekingenlik sezdim.
    Şöyle özgürce ” bazı zamanlarda annelikten ve tüm sorumluluklarımdan sıkılıyorum. Nokta” diyememiş gibi geldi bana. Evet , kesintisiz yıllarca çocuk bakmak, anne olmak gerçekten zordur ve insanı bunaltabilir. Ne söylemekte bir beis görüyorum ne de söyleyeni yadırgıyorum.
    Sevgiler.

  6. Bence bu tür yazıları bizlerin değil, çevremizdekilerin okuması lazım. Biz zaten biliyor ve yaşıyoruz ve yaşadığımız için karşımızdakinin bu yakarışını anlayabiliyoruz. Ama bizi bu tür şikayetlerimizle kötü anne diye yaftalayanlar ya da eleştirenler okursa belki bir düşünür, doğru yaA, sıkılmış, yorulmuş, bunalmış olabilir, haklı olabilir diyebilirler.
    Biz burada kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz.

  7. 😉 özellikle eşimin okuması gereken bir yazı. Yarama tuz bastın Sabiş. Allah razi olsun. Biz anneler anne olacağız diye gah internetten gah kitaplardan ve bloglardan gözlerimiz acıyana kadar araştırmalar yapalım sonra vay efendim anne olamayan da var falan fişman feşmekan. Ben de biliyorum Allah onlara da nasip etsin ama anlatmazsam çatlarim. Kocacim anla nolur 🙂

  8. Çocukla tek başına 2 gün geçirmiş herkes bu yazıya katılacaktır ama problem (söylendiği gibi) olayı dışarıdan izleyenler… Anlamayacaklar! Biz de çıldırmaya devam edeceğiz. Bebeler büyüyecek ve annelerinden geriye kalanlarla idare edecekler işte. Of yahu! Ooofff!

  9. Tam böyle düşünürken bu yazının çıkması yalnız degılim şükür

  10. hay ağzınıza sağlık!
    bana kalsa daha bile açık yazardım, zor işte annelik, n’apacan, zor. bunu instagramda bir fotoğrafımın altına yazdım, depresyonda anne muamelesi gördüm. oysa gerçek bu, akşam mızlanırım, sabah bebemle yatakta uyanınca şükret-öp-şükret-öp-…. döngüsünde yumul yumul sevgiye boğarım kızımı. bu işler böyle. “böyle böyle büyüyecekler” =)