0 Yorum

Gülçin’in Gebelik Günlüğü, 35. Hafta

Yazar Hakkında

GÜLÇİN –  Ailesine, arkadaşlarına düşkün, uzun zamandır yurtdışında yaşıyor olmasına rağmen kalbi de aklı da hep Türkiye’de olan, özel bir şirkette çalışan ve çalışmayı seven, tatil yapmaya,  yeni ülkeler görmeye bayılan, elinden geldiğince yaşadığı her anın keyfini çıkarmaya çalışan sıradan bir 80’ler kuşağı insanı. An itibarıyla Londra’da yaşıyor ve çalışıyor. 2010 yılından beri yaşadıklarını, düşündüklerini, gezdiklerini, gördüklerini Gülçince blogunda yazıyor. Şimdi Ozan’la hikayeleri evliliklerinin 9. birlikteliklerinin 15. yılında bir bebekle şenleniyor. Hem de o bebek nasıl bir zamanlamayla geliyor!

Geçen hafta doktora gittik. Bebeğimizin büyüme eğrisi yeniden yükselişe geçmiş. Çok şükür! Nasıl sevindiğimi ben anlatamam ama siz anlarsınız biliyorum. Bu da geçti. Tüm desteğinize yeniden teşekkürler.

Bunun yanısıra aynı kontrolde plesantanın da doğum yolundan çekildiğini öğrendik. Zaten tüm bu ekstra ultrasonların amacı da oydu. Onun yüzünden bunca stres yaşadık yani. Hiç ekstra ultrason olmasaydı, mutlu mesut yaşıyorduk hayatımızı. Neyse, plesantanın doğum yolundan çekilmesiyle artık direk olarak bir sezeryan adayı değilim. Yani bundan sonra, inşallah bir aksilik olmazsa, doğumun zamanına ve şekline kızımız karar verecek. Buna çok seviniyorum. Zamana ve şekline bebeğimiz karar verdikten sonra vajinal doğum ya da sezeryan olabilir. İkisine de varım. Yaşayıp göreceğiz. Hep söylediğim gibi sadece sağlıklı olmasına odaklanıyorum ben. O kadar.

Burada ilk ebe görüşmelerimizden biriydi sanırım. Ebe bana dedi ki, “bu yaşayacağını doğumum diye tanımlama lütfen. Sen bundan 30 kusur sene önce kendi doğumunu yaşamışsın. Bu senin bebeğinin doğumu. Her şeyi bırak da o belirlesin, kontrol etmeye çalışma. Sen onun doğumuna yardım edeceksin.” O kadar. Öyle bir konuşmanın arasında söylenmiş 2-3 cümleydi. Ama ben aklıma yazdım. Çünkü gerçekten hayatımdaki herşeyi kontrol etmeye çalışan bir insanım. Daha doğrusu insandım. Değişmeye çalışıyorum, değişiyorum da. Hayatımızdaki her şeyi kontrol edemeyeceğimi hep kendime hatırlatıyorum.

Sorumlulukları paylaşmayı ve bazı şeyleri olduğu gibi bırakmayı öğreniyorum. Alın işte bebeğimizin geliş zamanını da kontrol edemedim ve o seçti. Hem de nasıl güzel seçti. Kontrolüm dışındaydı ama bunu kabullenmeyi sevdim ben. Yani bazı şeyleri kontrol etmeye çalışmadığımda hayatın daha güzel aktığının farkındayım.

O yüzden hep ebenin o sözlerini hatırlatıyorum kendime. Ben kızımızın doğumuna yardım etmek için orada olacağım. Onu doğurmak için değil. Onunla birlikte bu doğum serüvenini yaşamak için. Birlikte yaşayacağımız ilk macera olarak görmeye çalışıyorum doğumu. O doğum kanalından geçerken ben ona yardım etmeye çalışacağım. Elimden geleni yaparak… O yüzden bu serüvende en çok kızıma güveniyorum.

1471614156532

Şu sıralara Ina May’in doğum kitabını okuyorum. Çok beğendim kitabı. Doğumu hayatın doğal süreçlerinden biri olarak görmek, yaşamak istiyorsanız kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Laf aramızda bizim ebeler de kesin okumuş o kitabı. Kitapta da benzer şeyler anlatılıyor. “Kendinizi doğumun akışına bırakabilirseniz unutamayacağınız bir tecrübeye dönüşebilir doğumunuz” diyor Ina May. Bence vajinal doğum kadar sezeryan için de aynı şeyler geçerli. Zamanına bebeğimiz karar verdikten sonra, onun ve benim için en iyisi verili şartlarda o olacaksa sezeryandan da korkmamaya başladım. Sanırım. Daha emin değilim!

Yazdıklarımdan da anlayacağınız üzere bu ara doğumu okuyorum, eğitimlerde doğumla ilgili şeyler dinliyorum. Korkuyorum. Saklayacak değilim. Endişeliyim. Hayatımda aşılar dışında iğne bile olmadım. Bir yerime dikiş atılmışlığı, çocukluğumdaki sokak düşmeleri dışında çok şükür yaralanmışlığım yok. Hiç hastanede yatmadım. Ve evet şimdi bir anda hastanede olacak olmak, gerekirse tıbbi müdahaleye maruz kalacak olmak, dikişler, aletler gözümü korkutuyor. Ama en çok gözümü korkutan ne biliyor musunuz? Bilinmezlik. hani insan bilse 50 kere sancı dalgası gelecek ve sonunda bebeğine kavuşacaksn, sanki daha kolay olurdu. Alın işte yine kontrol etmeye çalışıyorum süreci! Dedim size değişmeye çalışıyorum. Ve laf aramızda sanırım bu doğum süreci benim için çok ama çok öğretici olacak. Yaşayıp göreceğiz.

Şimdi hamileliğimin 35. haftası geride kalmışken mail kutuma bir bir, her an bebeğinize kavuşabilirsiniz diye mesajlar gelirken, beni arayan soran herkesin sesindeki endişe ve merakı hissetmeye başlamışken ben sakin kalmaya çalışıyorum. Bir yandan hazırlıkları bitiriken bir yandan günlük hayatımıza devam etmeye çalışıyorum. Sinemaya gidiyorum mesela, Ozan’la yemeğe çıkıyoruz, arkadaşlarımla buluşuyorum. Tabii içimde garip bir heyecan eşlik ediyor bana her daim. Son düzlüğe girdik. Kızımıza kavuşmamıza haftalar kaldı. Ne güzel.

Ben normal hayatıma devam etmeye çalışırken, vücudum normalın ötesinde bir hızla büyüyor. Artık göbek benden önde gidiyor. Geçen gün ofiste bir arkadaşım, “Gülçin, ne güzel artık hamile gibi görünüyorsun” dedi. Çok şükür 35. haftada hamileliğim belli oluyor artık! Bu sayede ofiste, sokakta, restoranlarda ciddi bir hürmet gördüğümü de söylemeden geçemeyeceğim. Ey göbek sen nelere kadirsin! Laf aramızda bence kızımıza küçük göbekli denmesi gücüne gitti, atağa geçti. Bu da annesine kocaman bir göbek, ve gittikçe şişen eller ve ayaklar olarak geri dönüyor. Tabi bu büyümeye bağlı olarak, fiziksel olarak da yavaş yavaş zorlanmaya başladım. Eskiye göre oldukça yavaş yürüyebiliyorum. Yere eğilmek, çantalarımı taşımak, uzun süre oturmak beni artık yoruyor. Ama favorim yataktan kalkmak! Bazen bildiğiniz mücadele! Hamilelerin yataktan kalkmaya çalışmalarını filme çekmek lazım. Olimpiyat oyunlarında bir dal bile olabilir. O fiziksel efor böyle harcanip gitmemeli! Öyle böyle bir çaba değil yani.

Varsın zor yürüyeyim, nefesim çabuk kesilsin, küçülen midem yemek yememi zorlaştırsın. Ne gam! Hiç kafama takmıyorum ve her günün tadını çıkarmaya çalışıyorum. Geçen gün bloğuma da yazdığım gibi “aynı bebeğe yeniden hamile kalamıyorsunuz” diye bir cümle okudum ve içim cız etti. Aynen öyle, ben de yeniden kızıma hamile olmayacağım. O yüzden, kocaman vücudum izin verdiği sürece hamileliğimin kalan her anın keyfine varmaya çalışıyorum.

Büyüyen göbeğimle size selam ederim.
Haftaya görüşmek üzere,

Gülçin