11 Yorum

‘Anne ben TEOG’a girecek miyim?’

Bir baba arkadaşımın bir teorisi var: ‘Bu dünya adil bir yer… Çocuklu hayatta bir şey çok kolay oluyorsa, onun bedelini sonradan ödüyorsun’ diyor.

Bunu, melek gibi bir çocuğun ardından kendilerini ters köşe yatıran ikinci çocukları için söylemişti. İlk bebekleri o kadar kolay, o kadar rahat büyümüştü ki, ikincisinde onun bedelini ödediklerini düşünmüştü.

Bence bunun tersi de geçerli. Bazen de yaşadığın zorluklar, ileride yaşayacağın kolaylıkların ön ödemesi…

Ben ilk çocuğum ilkokula başlarken öyle zorlandım, öyle sıkıntı çektim ki, şimdi onun rahatlığını yaşıyorum. O zamanlar yaşadığım zorluklar, Fide’nin karşıma çıkmasının bedeliymiş meğer… Böyle düşünmeyi seviyorum.

Fide Okulları’nın kurulmasıyla kendi adımıza büyük bir düşünce sarmalına girmekten kurtulduk. İlkokulda devlet okulu diye yola çıkmış ve o şekilde tamamlamıştık, ancak ortaokulda özel okul tercih etmemiz gerektiğini düşünüyorduk başından beri… Bunun bizce çeşitli sebepleri vardı:

  • İlkokulda tek bir öğretmen var (özel okullarda branş öğretmenleri olabiliyor, ancak ağırlıklı olarak sınıf öğretmeniyle çocuk) ve çocuğunuzla öğretmenin arasında uyumlu bir ilişki olması halinde gerisi çok da önemli değil.
  • Ancak ortaokulda birden fazla öğretmenle muhattap çocuk. Bu, normal ya da medeni bir ülkede sorun olmayabilirdi ancak Türkiye gibi eğitimin siyasi çıkarlara oyuncak edildiği ve her şeyin bir gecede alaşağı edilebildiği ülkelerde sorun. Özel okullar, saçma sapan sistem değişikliklerine karşı biraz daha koruyabiliyorlar çocukları, ama sadece biraz…
  • Ortaokul, çocuğun ergenlik dönemine denk geldiğinden, biraz daha kontrollü bir ortam olması önemli… Öğretmenlerle ve yöneticilerle iletişim kurabilmenin önemi ilkokula göre ortaokulda biraz daha öne çıkıyor. Bunu, kalabalık devlet okullarında çok rahat yapamayabiliyorsunuz.

gibi sebeplerden dolayı ortaokulda tercihimizi özel okuldan yana yapmaya meyilliydik. Elbette burada ‘hangi özel okul?’ sorusu gündeme gelecekti ki başımızı ağrıtacak asıl konu buydu. Akademik başarıyı elde etmek adına çocuğu yarış atına çeviren mi, yoksa velilerin gözlerini boyamak için bol keseden notlar dağıtıp çocuğun egosunu şişiren mi? (Özel okulların hepsinin bu kaygılarla hareket ettiğini düşünmüyorum, elbette ikisinin ortası olan okullar da var ancak eğri oturup doğru konuşalım, belli başlı bazı okullar dışında çocukların mutluluğunu esas alan okullar az.)

Ortaokul birçok ebeveyn için akademik kaygıların daha ön plana çıktığı bir dönem ve bunu anlayabiliyorum. Benim, belki de ortalamadan biraz farklı olarak, ortaokula yönelik beklentilerim:

  • Biraz hasar kontrolü: İlkokulda baskılanan yaratıcı tarafının yaraları sarılsın (Dört sene boyunca tek bir resim ya da müzik dersi görmedi çocuklar. Çünkü devlet okullarında o derslerin branş öğretmenleri yok. Evet, ilkokulda din dersinin branş öğretmeni var, resim-müziğin yok.)
  • Biraz destek: ‘Ergenlik is coming’ ve korkuyorum a dostlar… Okuldan çocuğuma destek olabilmem için benimle birlikte hareket etmesi gibi beklentilerim var.
  • Biraz keşif: Çocuğumun ilerideki mesleğini şimdiden seçmesini beklemiyorum ancak kendini tanısın, merakının peşinden gitsin, gidebilsin istiyorum.
  • Ve tabii ki öğrenme

İşin bu ‘öğrenme’ kısmı, günümüz Türkiye şartlarında TEOG’da bitiyor. ”TEOG ne istiyorsa onu öğrenme, TEOG ne soracaksa onu bilme” etrafında kurgulanıyor.

IMG_9166

Çocuklar spor yaptıkları için yorulmalı, ders çalışmaktan değil…

Çocukların beklentileri de daha şimdiden TEOG’a göre şekilleniyor. Ne ben, ne babaları sınav odaklı ebeveynler olmasak da çocuk ister istemez arkadaşlarından, etrafından etkileniyor; arkadaşlarının abi ablalarının hikayelerini duyuyor. Geçenlerde bana ‘Anne ben TEOG’a girecek miyim?’ diye sordu bizimki. ‘Valla evladım, bir şeylere gireceksin ama adı TEOG mu olur MEOG mu olur bilmem’ demek istedim. Ama demedim. ‘Ortaokulun sonunda TEOG sınavına giriliyor, evet’ dedim.

‘Kazanamazsam ne olur?’ diye sordu.

Politik doğruculuk oynamaya çalıştım, buna kazanmak kaybetmek olarak bakmamasını falan söyledim, onu tatmin etmiş olmalıyım ki konu bir daha açılmadı. Şimdilik…

Benimse içim acıdı.

Hayat TEOG’dan ibaret değil, olmamalı.

10 yaşında bir çocuğun hayatında ‘kazanmak’, dünya kupasıyla falan ilişkili olmalı, geleceğiyle değil… Kaybetmek, oyuncağını bulamamak demek olmalı, hayata yönelik önemli bir şansı yitirmek değil.

Benim ortaokuldan beklentim, çocuğumu birçok şeye hazırlaması… Bu ülkede yaşıyorsak TEOG da bunlardan biri, ama yalnızca biri. Ucunda kaybetmek veya kazanmak değil, bir yöne ya da başka bir yöne gitmek var, o kadar…

Böyle bakınca, o kadar da korkulacak bir şey yokmuş gibi gelmiyor mu size de?

11 yorum

  1. Biraz akışına bırakmak gerek. Okullarını birinciliklerle bitirip gerçek hayatta umduğunu bulamayan çok çocuk var. Okulda performansı iyi olmayıp, çok iyi paralar kazanan, mutlu bir hayat kurabilenler de. O yüzden çok hırrrrssssslı davranmak anlamsız. Kendimizi de evladımızı da gereksiz hırpalamaktan başka birşeye yaramaz bu. En iyisi, ülkenin gerçeklerini de gözardı etmeden, makul bir yaklaşımı benimseyebilmek galiba. Oğlum bu sene 7. sınıfa gidecek. Önümüzdeki sene arada unutacak olursam, açıp bu yazdıklarımı okuyayım. 🙂

  2. B cocuklarla ilgili teoriyi burdaki iki cocuklu arkadaslarimizdan cok duyuyorum. Kizim dogdugu anda esim videosunu cekmisti onu yikayip giydirirlerken, yillarin hemsiresi kizimin sakinligine hic gikinin cikmamasina hayret edip”neo, oyuncak bebek misin sen?” demis. Bakalim evren hesabimizi ikinci cocukla durecek mi? 😀
    Bu arada sinav sistemi toptam ogrenim sistemi korkunc olmus iyice Turkiye’de. Cocuklari ne kadar uzak tutabiliyorsaniz tutun bence de. Hayat okuldan, sinavlardan daha farkli bunu hepimiz biliyoruz.
    sevgiler

  3. Okulla ilgili hiç bir şey artık, korkulmayacak bir şeyMİŞ gibi gelmiyor. Bu yüzden okulsuz bir hayat istiyoruz ailecek. Son zamanlarda en sevdiğim okulsuz bloğu, yabanelma.com .
    Tavsiye eder, bir araştırın derim. Zira bu konularda sizi okudukça, çocukların haline daha da üzülür oldum.
    Sevgiler

  4. Dünyanın adil oluşuna sadece arkadaşınızın teorisi kısmında katılıyorum. Geri kalan kısımda çok da adil değil dünya. 27 aylık bir kızım var. Çocuk parkına götürdüğümde, salıncakta sallanan bir çocuğu görünce sevinçle bana diyor ki “Kardeş sallansın, insin, sonra İdil binsin” diyor. Böyle deyince gözlerim doluyor, hatta şu an yazarken bile gözlerim nemlendi. Ne mutlu bize ki iyi kalpli bir çocuk yetiştirmişiz diyorum. Ama inanın yaz tatilinde çocukları gözlemlediğimde her ebeveynin ve her çocuğun böyle olmadığını gördüm. Çocuk diyoruz ama bazen öyle acımasız olabiliyorlar ki.. Ve çoğu davranışlarını da “çocuktur yapar” diyerek gözardı etmeye çalışıyoruz. Bencil, sürekli birileriyle yarışan, asi, elinde tablet/cep telefonu düşmeyen, bırakın kendi eşyasını sokaktaki kaydırağı bile paylaşamayan çocuklar yetişiyor ve bunları yetiştiren de ebeveynleri.
    Yazınızın her cümlesine yürekten katılıyorum. Özellikle de “Hayat TEOG’dan ibaret değil, olmamalı. 10 yaşında bir çocuğun hayatında ‘kazanmak’, dünya kupasıyla falan ilişkili olmalı, geleceğiyle değil… Kaybetmek, oyuncağını bulamamak demek olmalı, hayata yönelik önemli bir şansı yitirmek değil.”

    • Az önce yorum yaptım, yorumunuzu da okudum ama kızınızın “kardeş insin İdil binsin” diyerek kendi sözleriyle başkasının haklarına saygı göstermesi çok hoşuma gitti, maşallah, sevgiyle ve sizinle büyüsün 🙂

  5. Vallahi aynı şeyleri ben de düşünüyordum, kızımın sınavları yüzünden kendini üzmesini görmek içimi parçalıyor. Bir heves başlayıp örgü örmeyi öğrendim. Üstüne giydirdiğim rengarenk yelekleri hatırlıyorum kızımın yüzündeki gülümsemeyi… Bu yaşa kadar özenle büyüttüm ve kararlıyım bundan sonra da gereken özeni göstermeye devam edeceğim. Eğitim sisteminin çocuğumu bu hale getirmesini kabul edemiyorum ama ne yapabilirim ki.. Elimden gelen sadece kızıma yol göstermek, onun şimdiki yaşadıklarıyla benim 25 yıl önceki yaşadıklarım arasında çok fark var. Bu yüzden ona ablalık edebilecek onu sınav konusunda daha iyi anlayabilecek kuzenleri ile konuşturuyorum, birbirlerinin dilinden anlıyorlar. Kızım başlarda biraz huysuz olsa da kuzeninin ona söylediklerinin doğru olduğunu gördükçe güveni artıyor ve dediklerini daha iyi dinliyor. Kim ne derse desin hayattan tecrübeler hatalarla kazanılıyor ve ben anne olarak sınavlarla ilgili hata yapamadım ve bu konuda biricik kızıma yol gösteremiyorum ama yeğenim sayesinde kızım kendine daha güvenir oldu. Gün geçtikçe kızımın yüzündeki gülücük büyüyor ve evin içi kahkahalarla doluyordu.
    Her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi bununda sonu geldi yeğenimin tatili bitti ve bizden ayrıldı. Kızım kuzeni gidince adeta yıkıldı. Çok sevdiği mantıyı yaptığımda merdivenlerden koşa koşa inerdi ama sonrasında yemeğini odasına götürür oldum. Evin koltukları yas tutmuştu sanki her gün üzerinde zıplayan kızı göremeyince renkleri soldu. Konuyu eşimle konuştuk ve gerçekten işini bilen bir oyun ablası tutmaya karar verdik. Evdekibakıcım’dan oyun ablası geldi. Birbirlerine ısınmaları biraz zaman aldı ama gençlerin küçüklere olan samimi yaklaşımını gördükçe kendimi daha iyi hissediyorum. Bazı bilgileri buralardan aldım

    https://www.evdekibakicim.com/Blog/Makale/oyun-ablasi-ne-yapar
    http://cicicee.com/okul-oncesi-cocuklarin-yeni-arkadasi-oyun-ablasi-oyun-agabeyi/

  6. TEOG’un SBS olanına girdim 5-6 sene önce. Çok çalışmıyordum, umursamamıştım, annem de çok üstelemedi. İlk sene Anadolu Ticaret lisesine gittim, beğenmeyince düz liseye geçtim. Şu an Türkiye’nin en güzel şehirlerinden birinde, çok köklü bir okulda, çok sevdiğim ama bir o kadar da ciddi olan bir bölümde okuyorum. Bu siz de mi umursamayın demek? Biraz. Çünkü önemli olan sınavları kazanmak, süper okullara gitmek değil. Birey olmak ve en önemlisi kafasında hedeflere dönüşecek hayaller olan bir birey olmak.

  7. Derin de mi fide okullarına gidecek?

  8. Küçüklüğümden beri annem de babam da eğitimime çok önem vermiştir. Yaşıtlarımdan çok önce okumayı öğrendim, İngilizce şarkılarla büyüdüm, okulda bir çalışıyorsam evde annem iki çalıştırdı. Mutlaka her sene kocaman bir test kitabı bitirirdim, hani şu kırmızı kapalı saman kağıtlı olanlardan. Tabii müzik dersim de oldu resim de, ama matematik ve fen dışında kalan bu derslerim asla ciddiyetle karşılanmadı. Hem ailem tarafından hem okulum tarafından. İlgi alanlarım (piyano çalmayı çok seviyordum) asla hobi statüsünden çıkamadı.

    Ortaokul ve lisede sayısal alanda ilerlemem gerektiğine karar verildi, çok da başarılı oldum. Sözel veya eşit ağırlık okumam söz konusu bile değildi, çünkü başarılı çocuklar sayısal okurdu. Çok güzel bir üniversitenin çok güzel bir bölümünde okudum, ama hep koşturmacayla geçti. Notlar, sınavlar, projeler, stajlar…Ne ilgi alanlarımı keşfedebildim, ne de keşfettiğim ilgi alanlarıma zaman ayırabildim.

    28 yaşımı doldurmak üzereim. Akademik kariyerimde oldukça başarılı olsam da, ve geleceğim (eğer bu alanda ilerlersem) parlak görünse de, işimde mutlu hissetmiyorum. İşinde mutlu değilsen özel hayatında da çok mutlu olamıyorsun aslında. Stres ve tatminsizlik yansıyor her şeye.

    Yapmak istediğim şeyleri yeni yeni keşfediyorum. Piyano dersleri almaya başladım mesela, ne kadar zevkliymiş meğer. Sonra, köpek eğitmenliğiyle ilgili online dersler almaya başladım. İki sene sonra yaşadığım şehirdeki şeflik okuluna yazılmaya karar verdim, tatlı şefi olmak istiyorum. Sanırım akademik kariyeri de bırakacağım. Yaptığınız işte ne kadar başarılı olursanız olun, eğer o iş sizin tutkunuz değilse yavaş yavaş eriyorsunuz. En azından benim deneyimim böyle oldu.

    Ne kadar para kazanırım, ne kadar başarılı olurum bilemiyorum. Ama her gece kafamı yastığa koyduğumda ertesi günün stresiyle sağa sola dönmekten yoruldum. Yapmaya can atacağım bir şeylere uyanmak istiyorum artık.

    Aileme minnettarım, çünkü bana sağlayabildikleri en kaliteli eğitimi sağladılar. Beni sayısal alana yönlendirmelerini ve hobilerimi çok da ciddiye almamalarını anlıyorum, onlara hak veriyorum. Kaliteil bir eğitim sayesinde insan analitik düşünmeyi öğreniyor, akademik stresle baş etmesi daha kolay oluyor. Ama kendimi 60 yaşına kadar istemediğim bir alanda çalışırken hayal edemiyorum artık.

    Aileme alan değiştirmeyi düşündüğümü söylediğimde başta çok şaşırdılar ama zamanla kabul ettiler. Sanıyorum beni küçükten itibaren bu kadar büyük bir akademik kaygıyla yetiştirdikleri için biraz pişmanlar, bunu arada dile getiriyorlar. Arkadaşlarının çocuklarının hiçbiri benimki kadar iyi bir eğitim alıp güzel okullarda okumadı, fakat hepsi bir şekilde hayata tutundu. Hatta çoğu gayet de başarılı, mutlu ve iyi paralar kazanıyorlar.

    İyi bir okul ve eğitim hayatı tabii ki insana çok büyük bir şans sağlıyor hayatta, ama bu her şey demek değil. Bunu kabullendiler sonunda. Ailesi tarafından eğitim ve çalışma hayatına karar verilmiş bir birey olarak diyorum ki, çocuğunuz akademik olarak çok başarılı değilse, başka şeyler yapmak istiyorsa o kadar da üzülmeyin, üstüne gitmeyin. Okul başarısı, iyi bir üniversite her şey değil. Çocuğunuzun kendini tanıması, sevdiği şeyleri keşfetmesi daha önemli. 28 yaşıma gelip anca ne yapmak istediğime karar verdim, 10 yaşındaki çocuktan nasıl geleceği hakkında kalıcı bir karar vermesini bekleyebiliriz? Bu büyük haksızlık.

    Önümüzde malesef Türkiye diye bir gerçek var, haklısınız. Çocuğunuz ne kadar başarılı olursa o kadar sıyrılır kalabalıktan. Ama Türkiye dünyadaki tek ülke değil, tek zorunluluk da değil. Arkadaşlarımın çoğu dünyaya dağıldı. Hepsi kendi tutkularının peşine gitti. Türkiye’de ekmek yoksa başka yerde çıkar, illa ki çıkar. Atik, terbiyeli ve iş etiği sahibi bir insan aç kalmaz. Zaten Türkiye’de onun bunun tanıdığı olmadan kim istediği yere gelebiliyor? Çalışmanın ve azmin takdir görmediği bir ortamda çocuğunuz istediği kadar başarılı olsun, bir noktadan sonra içerlemeye başlayacaklar. Akranlarım arasında en başarılı olduğum zamanlarda bile istediğim üniversiteye staja giremeyip, bilmem kimin tanıdığının bana tercih edildiğini öğrendiğim anda kopmuştu içimden bir şeyler. Bu kadar çaba, stres, ne için?

    Neyse lafı çok uzattım. Diyeceğim odur ki sevgili anne babalar, çocuklarınızın kanatlarını açıp özgürce uçabileceği güvenli bir yuvası olduktan sonra geleceği de güzel olacaktır. Onların kanatlarına zincir vurmayın, bırakın denesinler uçmayı. Ne yöne gideceklerine kendileri karar versinler. Yol ne kadar zor olursa olsun, mutluluğu kendi seçtikleri yolda bulacaklar.

    • yazdıklarınızı çok beğendim.benim ve pek çok tanıdığımın hislerine tercüman olmuşsunuz.