3 Yorum

Boş Tehditler, Tutulmayan Sözlerdir

Bir zamanlar müptelası olduğum Friends dizisinde bir sahne vardı. Joey, geceleri uyurken Monica’nın telkin CD’lerini dinliyor ve giderek kadın gibi davranmaya başlıyordu. Bir sahnede, ev arkadaşı Chandler ona çıkışınca alınganlıkla ona ‘Benimle neden böyle konuşuyorsun?’ diye soruyor, Chandler ‘Ne söyledim ki ben şimdi?’ dediğinde de ‘Ne söylediğin değil, nasıl söylediğin önemli…’ diyordu.

Bu replik bizim ilişkimizde de çok sık kullanılır. Ben hep ona nasıl söylediğinin, ne söylediğinin önüne geçtiğini anlatmaya çalışırım, o da bana ne söylediğine önem vermeyip dolambaçlı yollara saptığım için kızar…

‘İletişim iki ayaklıdır: Söylenilen ve anlaşılan diyor ScreamFree Parenting kitabının yazarı Hal Runkel. (Yav şu kitabı Türkçeye çevirecek bir yayınevi çıkmaz mı?) Diyor ki

‘Söylenilen’, yazılı ya da sözlü olan kelimelerdir. ‘Anlaşılan’ ise verilen mesaja ve bu mesajın iki kişi arasındaki ilişkiye etkisine yöneliktir.

Söylenilen ve anlaşılan arasındaki bu dinamik, çocuklarımızla olan ilişkimizde de söz konusu… Bunu kitapta kızıyla arasında geçen bir diyalogla örnekliyor Runkel: Kızına, 11 yaş doğum gününde bir köpek alacaklarına dair söz vermiş. Bu sözü dikkatli bir planlamadan sonra da vermemiş üstelik, ağzından çıkıvermiş. Ancak söz sözmüş, tutacakmış ve kızına 11 yaşında o köpeği alacakmış (Sonradan kapının önüne koyarlarsa valla beni bulurlar karşılarında…)

Burada söylenilen, köpek hakkındaki sözmüş. Anlaşılan ise kızı ve kendisi (ve hatta ailenin geri kalanı) arasındaki dinamikmiş. Bu sözü tutarak, şu mesajları vermiş oluyormuş:

  • Dünyanın kendine özgü bir düzeni var
  • İnsanlar birbirlerine karşı sorumlular
  • Otorite, güvenilebilir bir şeydir
  • Kelimelerin ve davranışların anlamları ve gücü vardır
  • Şu karmaşık hayatta bile verilen sözlerin önemi vardır

Ve küçük bir çocuk için, o çok istediği köpeği almaktan daha önemli bir şey varsa o da babasının verdiği sözü tutmasıdır. Aynı şekilde, o çok istediği köpeği alamamaktan daha yıkıcı bir şey varsa o da o çok güvendiği babasının sözünü tutmamasıdır. (Bunları o söylemiyor, ben ekledim)

**

Runkel’a göre, çocukluktan yetişkinliğe geçişteki önemli süreçlerden biri, ebeveynlerimizin mükemmel olmadığını fark etmek. Küçük çocukların, anne ve babalarının büyük ve güçlü olmalarına ihtiyaçları var, çünkü siz küçücükken ve etrafınızdaki her şey kocamanken birilerinin sizi koruması gerekiyor.

IMG_0465

Ben, annemle babamın kusursuz olmadıklarını fark ettiğim zamanları hatırlıyorum. Meselelerin aslında göründüğü gibi olmayabildiğini, ‘Ulen, annem de az değil ha! Var ya, babam da az uğraştırmıyor hani!’ falan dediğimi hatırlıyorum. Demek o zamanlar yetişkin olmuşum artık…

Ama işte bunu ne zaman diyebildiğin önemli… Yeterince büyüdüysen ve kendini güvende hissediyorsan o zaman annenin, babanın her insan gibi kusurları olduğunu fark etmende bir sakınca yok. Ancak küçük bir çocuksan ve hala dünyadaki tüm kötülüklerden ve savaşlardan ve akşam odana gelen hayaletlerden ve canavarlardan korunmak için anne babana ihtiyaç duyuyorsan ve onlar da bu konuda eksik kalıyorlarsa o zaman ayvayı yedin.

Runkel, çocuklarımıza verip de tutmadığımız sözlerin tam da bu etkiyi yarattığını söylüyor: ‘Ama bana söz vermişti? Ve sözünü tutmadı… Demek ki ona güvenemem… Güvenecek başka kimsem de yok ki? Aha da şu koca dünyada tek başıma kaldım…’

Ve işin ilginç kısmı, sadece söz verdiğinizde değil, çocuğunuzu tehdit edip o tehditi yerine getirmediğinizde de onu benzer bir hayal kırıklığına uğratıyormuşsunuz…

‘Eğer bunu bir daha yaparsan iki hafta boyunca televizyon seyretmeyeceksin’ demenin, ’11 yaşında olunca sana köpek alacağım’ demekten çok da farkı olmadığını söylüyor Runkel.

Ancak birçoğumuz, verdiğimiz (tehdit kılığındaki) bu sözleri tutmakta sıkıntı yaşıyoruz. Neden mi? İşimize gelmiyor da ondan… Çocuğa iki hafta boyunca televizyon seyrettirmemek işimizi zorlaştırıyor belki (nasıl oyalayacağım?). Cinnet anında savurduğumuz orantısız bir tehdidi yerine getirmek istemiyoruz (o zaman niye söyledin?) Çocuklarımızı kırmak, onlarla aramızı bozmak istemiyoruz (ama bu durumda bizlere olan güvenlerini sarsıyoruz).

Tamamen dürüst olmakla alakalı bu… Gerçekten söylemek istediğiniz şeyi söylemek ve verdiğiniz sözü tutmak… Yerine getirmeyeceksen, söz verme… Ve bu sözlere, boş tehditler de dahil…

‘Bir düşünsenize’ diyor Runkel, ‘çocuklarınız, ikinci bir uyarı yapmayacağınızı, daha önceden tekrarlanan tecrübeler sonucunda öğrenmiş olsalardı, her şey ne kadar farklı olurdu..?’

Gerçekten, ne güzel olurdu…

 

Ayben ile Terapötik Etkinlikler

Bu yazı, Ayben ile Terapötik Etkinlikler’in desteğiyle yayınlanmıştır. Ayben’le Terapötik Etkinlikler ile ilgili web sitesinden daha fazla bilgi alabilir ve oyunları inceleyebilir, Facebook ve Instagram sayfalarını takip edebilirsiniz.

3 yorum

  1. Ben söz verince, iki elim kanda olsa tutmaya çalışırım. Madem, tehdit edip yapmayınca sözümü tutmamış oluyorum. O zaman, ağzımdan “seni kulaklarından tavana çivilerim” diye bir söz çıkarsa bir gün –ki katiyen çıkacağını sanmam 🙂 – hemen iki adet çivi bulmaya gitmem gerekir. Güvenilirliğime halel gelsin istemem, maazallah.

  2. son cümle biraz korkuttu beni açıkçası. çocuğu öyle bir sindirmiş olacaksın ki, ikinci uyarıya gerek bile kalmayacak. tehdit ettiğin anda muma dönecek.
    (abarttım tabi ki biraz ama benim algıladığım bu)
    bana normal gelmedi Elif.

    • Sindirmek değil bu Damla, net olmak… Tam tersi, tutarsız davranışlar çocukları daha zor durumda bırakıyor. Çocuk davranışların sonucu (cezası değil) olduğunu bilirse çok daha rahat ediyor.