6 Yorum

Ne Gerek Vardı ki Şimdi?

Yazar Hakkında

EBRAR GÜLDEMLER – Anne, bibliyofil, çevirmen, öğretmen… İyiliğe, perilere, inceliklere, dengeye, kız kardeşlik kültürüne, barışmaya ve affetmeye, kelimelerin gücüne, her şeyin hayal etmekle başladığına ve en çok sevgiye inanıyor. Çocukları büyütünce gemi seyahatine çıkmayı planlıyor. Ebrar’ın tüm yazılarını buradan okuyabilirsiniz.

TED konuşmaları benim mesleğimin en iyi materyallerinden biri. İlham veren konuşmalarla yaptığımız dersleri ben de, öğrencilerim de seviyoruz. Birkaç ay önce bir konuşma dinlemiştim. “Why do we cheat?” idi konuşmanın adı. Neden aldatırız? Konuşmacı, konuşmanın bir yerinde dijital çağda aldatmanın binlerce kesik yarasıyla ölmekten farksız olduğunu söylüyordu, çünkü eskiden gömlekteki bir ruj lekesi yeterliyken, şimdi gözünüzün önünde tüm her şey. Kişisel tarihleri, konuşmaları, birbirlerine yazdıkları yorumlar, hepsi gözünüzün önünde. Güncel bir şeyse bakıyorsunuz, “tam bunu yazmış, sonra yanıma gelmiş ve sabah da günaydın demiş” gibi kafanızda koca bir senaryo oluşturuyorsunuz. Bilmek istemeyeceğiniz türden detaylarla lanetliyorsunuz ve gözünüze yapışıp kalıyor bazı fotoğraflar. Dururken, yemek yerken, bir şey yaparken pıt pıt açılıveriyorlar. Ve o iğneler batmış hissi…

Duygusal görünmekle beraber, aslında rasyonel bir insanım. “Maddelerin kadını” demişti bir bilen, çok da doğruydu. Krizlerde yapılacak neyse oturup düşünüp bulup onu gayet sistematik bir şekilde yaparak ışığı bulurum. Duygusal meselelere de çoğunlukla böyle yaklaşıyorum.

Aşk’a da öyle yaklaşıyorum. İnsan İçgüdüsü adında bir kitap okuyorum, sanırım bitmesi çok zaman alacak, kitapta aşk, kıskançlık, cinsel arzu falan gibi ömrümüzü tükettiğimiz her şey açıklanıyor. Dramatize etmiyoruz, bilimsel bakıyoruz. Buraya kadar iyi, güzel, harika.

Peki aldatma? Yine son günlerde harika bir kitap okuyorum: “Al Sana Aşk”. Yazar Meriç Mekik, bir aldatılma hadisesinden yola çıkarak yeni bir aşka yolculuk etmiş, yazsaymış roman olurmuş, sahiden olmuş. O kadar çok benzer hikaye dinledim ki bu yaz. Anne itiraflarında da çok sık rastlıyorum. Burama kadar geldi ve burama kadar gelen her şey gibi yazıya döküldü.

Bilmiyorum. Benim karşılaştığım her yeni durumdaki ilk yaklaşımım “neden?” oluyor, “acaba şimdi bunu neden yaptı ki? Ne gerek vardı?” gibi zaman tükettiren tahliller. Ve derhal kendimi kontrol, nerede ne tür bir hata yapmış olabileceğimi bulmaya çalışmak. Nihayetinde konunun benimle hiç ilgisi olmadığı sonucuna varabildiğimde, ki bu geçmişte çok zaman alıyordu, kalbimin ortasına oturan yetersizlik hissiyle çöküp kalmak. Ve ardından bildiğim, tanıdığım, kendime ait, güvenli ve ışıklı dünyama sığınmak.

Kalp ağrısı ve kafa yormayla geçen günlerin ardından söyleyebileceğim birkaç şey biriktirdim. Aynı hatayı birkaç kere yapmanın aptallık olduğunu düşünmüyorum öncelikle, yanlış adamlar seçmenin de… Hayat, deneyip yanılarak çok daha eğlenceli ve gerçek. Cesaret tam olarak böyle bir şey. Kendinizi suçlamayın.

IMG_20160828_120430_1

Ve yazının başında bahsettiğim; “aldatma” konuşmasında eskiden “tek eşlilik hayat boyu tek eş demekti, şimdiyse aynı anda tek kişi demek haline geldi” diyor uzman. Aldatmanın eskiye oranla çok kolaylaştığını ama saklamanın bir o kadar zorlaştığını da ekliyor. Evet, çıt, bir konuşma, bir ekran görüntüsü, bir şey, görüveriyorsunuz. Hop koca bir kutu kabus gözlerinizin önünde. Üstelik bunun da aldatmak olduğunu, yanınızda otururken bir kadının fotoğrafına iltifat etmesinin, dışarı çıkıp biriyle flört edip eve bir şey olmamış gibi dönmesinden farksız olduğunu anlatamıyorsunuz!

Sebepler sonsuz. Seni beğenmiyor, kilonu beğenmiyor, bir şeyini beğenmiyor bilmiyorum, kendi az gelişmişliğine sana dair bir şeyi mazeret ediyor. Kimseyi memnun etme zorunluluğumuz olamaz. Aşk bir iktidar savaşına dönüyorsa, oradan kaçmamız gerekiyor. Bu adamlara birilerinin bunu bağıra bağıra anlatması ve ortamı terk etmesi şart. Üstelik dinlediğim tüm o hikayelerdeki adamlar canavar falan bile değil, her gün gördüğümüz, selamlaştığımız, saygı duyduğumuz insanlar, ne yazık ki. Ama birini öldürmüş kadar suçlulular, haberleri yok.

Şiddetin bu türlüsünde de çekip gidiyoruz. Terbiyesizliğin en ufağına dahi tahammül etme zorunluluğumuz yok. Evet, bu da şiddet, üstelik en az çabayla en yüksek sonucu elde ettiği türden. Üzerinize sinen yetersizlik duygusu inanılmaz. Kıpırdayamaz hale getiriyor insanı. İlişkide sevdiğiniz adam tarafından “seçilen” olmanın verdiği -onun için- eşsiz ve benzersiz olma halini ‘çat’ elinizden alıveriyor. Sadakatsizlik görmek kendimizle ilgili duygumuzu da zedeliyor. Öylece kalakalıyoruz. Hiç gibi…

Derhal o duyguyu bir kenara koyuyor ve “stalk etme” kuyusundan uzaklaşıyoruz hemşirelerim. Hayır, “o kadın” sizden daha güzel, akıllı, çekici, kadınsı falan değil. Başınıza gelen şeyin bunlardan biriyle hiç ilgisi yok. Karşınızdakinin insan olarak gelişmemiş olmasıyla ilgisi var.

Şifa kendinizde… Emek vermeye değecek tek varlık; kendinizsiniz. Kendi kimliğinize dönmek, yapmaktan mutlu olduklarınızı yapmaya devam etmek en iyisi. Renkli yün yumaklarınız bile olanları anlamaya çalışmaktan daha değerli. Kadın ışığınız, aklınız, derinliğiniz boşa harcanmayacak kadar kıymetli.

Geride biraz öfke kalıyor, haksızlığa uğramışlığın doğal sonucu olarak… İlk anlarda gözünüzün önünde zehirlediğinizi falan görmenizi sağlayacak kadar yalın, net bir öfke. Ceza verme isteği. Elbette bu da geçiyor ve hatta karşı tarafı da bir anlamda anlıyorsunuz. Yine de ceza vermek istiyorsanı ben söyleyeyim; verebileceğiniz en büyük ceza, kendinizden mahrum etmek. İstiridye kabuğu gibi açıverdiğiniz evreninizde kimse çamurlu ayaklarıyla gezemez. İşte o kadar!

6 yorum

  1. Çok güzel yazmışsınız. Teşekkürler..

  2. Merhaba,

    Ne güzel yazmışsınız. Kaleminize, yüreğinize sağlık.

    Sevgiler,

  3. Annem senelerce sadakatsizliğe uğradı. Hepsi de meymenetsiz, mendebur ve çirkin kadınlardı. Bunun güzellikle alakalı olmadığını daha minnacıkken öğrendim ben. Bir de sadakatsiz kişilerin nasıl mide bulandırıcı olduklarını.

  4. Aldatilmadim fakat psikolojik şiddettin her türlüsüne maruz kaldim yillarca. Silkelenip kendime gelmem, “bana böyle davranmaya hakki yok” diyebilmem yillarimi aldi.
    Evet terbiyesizliğin en ufağına dahi tahammül etme zorunluluğumuz yok. Evet emek vermeye değecek tek varlık; kendimiz ve evlatlarimiz..

  5. Gunlerdir icinde yasadigim kabusun ozeti olmus bir yazi. Bir tarafta iki yavrum diger tarafta beni aldatan, aylarca yalan soyleyen, hala secim yapmasi gerekenin kendisi oldugunu dusunen, ask acisi cekiyorum bak artik sana yalan soylemiyorum diyen koca kisisi. Kendimi hic bu kadar cikmazda buldugum olmadi. Yavrularimi babasiz buyutup buyutmeme kararini bile bana birakiyor. Bu aci diner, bu gunlerde gecer degil mi?

  6. bir kadın bir kadına bunu Nasıl yapar ben onu anlamıyorum..