0 Yorum

Gülçin’in Gebelik Günlüğü, 37. Hafta

Yazar Hakkında

GÜLÇİN –  Ailesine, arkadaşlarına düşkün, uzun zamandır yurtdışında yaşıyor olmasına rağmen kalbi de aklı da hep Türkiye’de olan, özel bir şirkette çalışan ve çalışmayı seven, tatil yapmaya,  yeni ülkeler görmeye bayılan, elinden geldiğince yaşadığı her anın keyfini çıkarmaya çalışan sıradan bir 80’ler kuşağı insanı. An itibarıyla Londra’da yaşıyor ve çalışıyor. 2010 yılından beri yaşadıklarını, düşündüklerini, gezdiklerini, gördüklerini Gülçince blogunda yazıyor. Şimdi Ozan’la hikayeleri evliliklerinin 9. birlikteliklerinin 15. yılında bir bebekle şenleniyor. Hem de o bebek nasıl bir zamanlamayla geliyor!

İngiltere’de doğum için tercihlerinizi 34. Haftadan sonra ebeler sizinle konuşmaya başlıyor. Çünkü 34. Haftada bebeğinizle ya da sizinle ilgili bir sıkıntı varsa (mesela benim plesanta düşüklüğü gibi) tercih şansınız çok yok, sezeryan gününü belirliyorlar. Yok her şey yolundaysa -ki genelde öyle oluyormuş- size 3 Seçenek sunuyorlar.

1. Epidural ya da başka ilaçların yardımıyla normal doğum. Bu durumda sizi doktorların da bulunduğu hastane odalarına alıyorlar.
2. İlaçsız ve müdahalesiz normal doğum. Bu durumda birth center yani doğum merkezi denilen ebelerin kontrolündeki kısıma rezervasyonunuzu yapıyorlar.
3. Evde doğum. Bu durumda sizinle evinizde ilgilenecek bir ebe tayin ediyorlar.

Bu üç seçeneği de ebeler size anlatıyor. Gittiğimiz eğitimlerde de -ki onları da ebeler veriyor- seçenekleri detaylı bir şekilde açıklıyorlar. Sonrası bebeğin ve sizin tercihinize kalmış.

Tüm dinlediklerimden sonra evde doğumla aramda bir adım mesafe kaldı diyebilirim. Bunda okuduklarımın etkisi de büyük. Zaten olabildiğince uzun bir vakti evde geçirmemiz önerilmiyor mu? Hastaneye ne kadar geç gelirseniz o kadar iyi denilmiyor mu? Üstelik yapılan araştırmalar gayet hızlı ilerleyen pek çok doğumun gebelerin hastane kapısından girmesiyle yavaşladığını hatta durduğunu gösteriyormuş. Neden? Doğumu ilerleten hormon oksitosin, hastaneye girişle birlikle yaşanan heyecanın bize salgılattığı hormon ise adrenalinmiş. Ve oksitosin biraz utangaç bir hormon olduğundan adrenalini gördü mü kaçarmış. İşte bu yüzden hastane ortamında doğumların daha uzun sürdüğü görülüyormuş.

Aklıma yatıyor. Ama evde doğumu göze alamıyorum henüz. Kan uyuşmazlığı, plesentada yaşadığımız durum, son dönemde karaciğer enzimlerinin oynadığı oyunlar ama sanırım en çok ilk doğum heyecanıyla içimde bir ses sen yine tıbbi imkanlara en yakın yerde ol diyor. Her zamanki gibi içimdeki sesi dinliyorum. Ve tercihimi 2. seçenekten yana kullanıyorum. Yani -her şey yolunda gider de yapabilirsem- ilaçsız ve müdahalesiz normal doğum.

Epidural de gayet iyi sonuç veren bir yönetmemiş. Aklımda. Ama benim tercihim neden 1 değil de 2? İki sebebim var. Birincisi, müdahalesiz doğumu bir denemek istiyorum. Bakalım belki de yapabilirim. İkincisi doğum merkezinde dayanamıyorum diyerek epidural verilen kısma geçme şansınız var. Ama bir kere başta epidural derseniz, bir daha sizi doğum merkezine al(a)mıyorlar. Bunun mantıklı bir sebebi var. Doğum merkezinde doğum yapabilmek için seri bir eğitimden geçmeniz bekleniyor. Biz 37. Haftanın başında işte bu eğitimlerden ilkine gittik. Bence tanıtım deseler daha doğru, ama neyse öyle demek istemişler demek ki.

Doğum merkezi benim çok içime sindi. Eşinizle beraber bir kişi daha alabiliyorsunuz sizin için ayrılmış odaya. Eş mecburi, kaçışları yok. Ve bence bu harika! Madem bebeği beraber yaptık, doğumda da aktif rol almaları benim hoşuma gidiyor açıkçası. Odalar çok temiz. Ve minimumda ihtiyacınız olacak her şey var. Ama öyle lüks beklemeyin. Banyo, yatak, pilates topu, yerde olmak isterseniz minderler, esnememize yardımcı olabilecek bir iki alet ve suda doğumu denemek isterseniz büyük bir kuvet var odada. Bunun dışında bebeği odanın dışına çıkarmadan kontrol edeceklerinden bir de bebek köşesi var. Alt değiştirme ünitesi, tartı, küçük bir bebek yatağı var o köşede. Babalar için de 2 rahat koltuk konmuş odaya.

Oraya girince bir garip hissettim kendimi. Her şey yolunda giderse kızımıza kavuşacağımız yer orası. Hayatımın en değişik tecrübelerinden birini yaşayacağımız yer orası. Bugüne kadar varlığından bile haberdar olmadığım bir merkez hayatımızın dönüm noktalarından biri olacak. Garip geldi bana. Baktım etrafıma uzun uzun. Ve oraya içim işindiği için kendimi mutlu hissettim. Bakalım göreceğiz gerçekten kızımız o odalardan birinde mi gelecek?

Doğum merkezinde ilaçsız ve müdahalesiz bir doğum yaparsanız İngiliz sağlık sisteminin size bir hediyesi var. Yine aynı doğum merkezinde geçireceğiniz 1-2 gece. Bunun için başla bir oda tahsis ediyorlar size. 2 Kişilik yatağı ve banyosu olan otel odası gibi bir yer. Yine bebeğiniz kesinlikle odadan dışarı çıkarılmıyor ve aynı odadaki bebek köşesinde ebelerin yardımıyla bebeğimize bakıyorsunuz. Anlattıkları kadarıyla bu odada olduğunuz sürede emzirme konusunda da size destek olunuyor. İlk doğumlarda az 24 saat bu odada kalmanız isteniyormuş. İkinci ya da daha sonraki doğumlarda 6 saat. Burada genelde mümkün olduğunca çabuk hastaneden uzaklaşmanız tercih ediliyor, Türkiye’de de öyle sanırım artık. Ama konuştuğum herkes “olabildiğince kal Gülçin orada” diyor. Annem de burada olmadığı için beni biraz orada tutsalar hayır demem kesinlikle. Bu odada eşiniz de sizinle beraber kalıyor. E bebeğin bakımına da yardım ediyorlar. Daha ne!

Epidurallı doğumlarda bu odaları vermiyorlar ne yazık ki. Dediğim gibi bir nevi ödül sanırım bu odalar. Teşvik amaçlı kullanıyorlar gibi geldi bana. O durumda hastane kısmında kalıyorsunuz. Yine bebeğinizi yanınızdan ayırmıyorlar. Ancak odada başkaları da olabilir. Ve eşiniz bir sandalye üstünde uyumak zorunda.

1473180676215

Tüm bu teşviklerin yanında, ebeler size şunu sürekli söylüyorlar: Önemli olan bebeğin ve senin sağlığınız. Doğumun akışına göre ne gerekiyorsa onu yapacağız.” Ben de aklıma hep bunu yerleştiriyorum. Vücudunu ve bebeğini dinle Gülçin. Onlar ne yapacağını biliyor diyorum kendime. Umarım gerçekten biliyordurlar ama! Hayır daha önce test etmedik durumu insan çekiniyor!

Bundan aylar önce gittiğim bir yoga dersinde, hoca -o da ebe- önümüze cümleler koymuştu. Bunlardan kendinize yakın olanı seçin demişti. Sonrasında bir sancı simülasyonu yapacağız aklınıza hep o cümleyi getirin demişti. Ben bakmış bakmış şimdi hatırlamadığım bir cümleyi seçmiştim kendime. Sanırım güçlüyüm, yapabilirim falan diyordu. Ama diğer cümleleri de okumuştum. Ve simülasyon sırasında o seçtiğim cümle hiç aklımda durmadı. Benim aklımda hep bebeğime güveniyorum, o ne yapılacağını biliyor cümlesi dolaşmıştı. O günden beri ne zaman doğumu konuşsak ben aslında hep o cümleyi düşünüyorum. Bebeğime güveniyorum! Biz evet, bir tercih yaptık ve söyledik hastaneye ama O nasıl isterse bu doğum öyle olsun.

Bunun dışında 37. haftanın sonu itibariyle işe de bir süre ara verdim. Yorulmuşum. Gerçekten bu durma bana iyi geldi. Sanırım kaşıntılara da iyi geldi ve bir anda kesildiler. Acaba iş stresi miydi? Stresli de değildim ama bilemedim. Açıkçası kaşıntılar kesildi ya gerisi umurumda değil. Hala ellerim ve ayaklarım sis. Ama o kabartılar da gün be gün düzeliyor. Oh be sanırım ve inşallah kurtuldum. Bu arada kan testlerine devam ediyorlar. Değerler daha da düştü yani şu anda gebelik kolestazı yok. Çok şükür.

Sanırım bebeğimiz biraz daha aşağıya indi ve ben de daha rahat yiyebilir ve yürüyebilir oldum. Bundan aldığım güçle bir yandan bebek hazırlıklarını tamamlamaya bir yandan da olabildiğince İngillere yazının keyfini çıkarmaya çalışıyorum.

Bence bir bebeğin ütülü eşyalar kadar, mutlu, eğlenmiş anne babaya da ihtiyacı var. O yüzden Ozanla her hafta ileride, en azından hemen ilk zamanlarda, yapamayacağımız şeyler yapmaya çalışıyoruz. Tiyatroya gittik mesela, bir rooftop bara gittik. Sinema, müzikal, arkadaşlarımızla buluşma, başbaşa yemeğe çıkma, uzun tasasız kahvaltılar, evde uzanıp film izleme, gecenin bir vakti haydi be yürüyelim diye evden çıkıp bar bahçesinde oturma gibi bebek hazırlıkları yapıyoruz karı koca. Eğleniyoruz işte. Bir de o canım barlarda restoranlarda ben şöyle bir içebilsem şahane olacak ama ne yapalım o da kusur kalsın. Ben her yerde şu içiyorum. Suyu şarap, bira, rakı niyetine içebilme yetilerim gelişti benim. En son kokteyl niyetine denedim o da oldu. Elleşmeyin hamileye aç tavuk kendini darı ambarında sanırmış işte. Uzatın menüyü kokteylimi seçeceğim!

Umarım haftaya da görüşmek üzere der hayatımın gerçeklerine, hazırlanacak o minnak şirin bebek eşyalarına dönerim…

Sevgiler
Gülçin