7 Yorum

Biraz ondan, biraz bundan…

Geçtiğimiz Perşembe günü toplandık, uçağa atladık ve cümbür cemaat Houston’a geldik. Aslında hem bu kadar kolay oldu, hem de hiç kolay değildi. Birçok kişi ‘Üç çocukla nasıl yapıyorsun, cesaretine hayranım!’ dese de gerçekten o kadar zor değildi; neticede ikisi büyükler, kendi başlarının çaresine baktıkları gibi çok da seviyorlar uçakla seyahat etmeyi… Diğeri ise bebek ve sıradan bir bebekli yolculuk ne kadar zor olabilirse o kadar zordu işte…

Screen Shot 2016-09-07 at 3.29.53 AM

Houston’a daha önce de direkt uçmuştuk ancak neden bilmem bu sefer uçaktaki yolcu sayısı ve profili çok dikkatimi çekti. Uçak baştan aşağı doluydu bir kere (neyse ki THY beş kişilik ailemizi uçak içinde çil yavrusu gibi dağıtmış olsa da yer değiştirmeyi kabul edecek kadar vicdanlı yolculara denk geldik). Ve uçakta dünyanın hemen her ülkesinden yolcu vardı desem az abartmış olurum. Sadece o değil, çok sayıda çocuk ve bebek de vardı. Ve en güzel tarafı, en gürültücüler biz değildik!

13 saatlik yolculuğun ardından sıfır uykuyla Houston’a indik. Daha doğrusu ben uyumadım; çocuklar (arkamda babalarıyla oturuyorlardı) uyudular birkaç saat, Doğan da kestirdi ve hatta film bile seyretmiş, sonrasında bana ‘Inception çok güzel film’ falan dedi bir de üstüne… O yorgunluğun üzerine bir de dört saat araba yolculuğu yapamayacağımız için Dallas’a geçişimizi ertesi güne bıraktık.

Otelde konakladığımız gecenin ardından sabah lise arkadaşımız Haydar’la buluştuk, çalıştığı şirketin işlettiği uçak hangarını ziyaret edip milletin özel jetlerine falan baktık, zenginin malı züğürdün çenesini yordu ve ardından Dallas’a doğru yola çıktık (Arabayla tabii ki, özel jetlerle değil. Onlarla sadece fotoğraf çektirdik).

IMG_0716

Kesintili geçen ve Derya’nın uzun araba yolculuklarındaki çığlıklı performansından çok da fazla bir şey kaybetmediği 4 saatlik yolculuktan sonra Dallas’taydık.

Bu Dallas’a ilk gelişim değil ve ne enteresandır ki her gelişimizde gökdelenleri görür görmez aklıma Dallas dizisinin müziği geliyor. Doğan’ın da aynı anda aklına düşüyor olacak ki şehre doğru yol alırken ikimiz birden söylemeye başlıyoruz: Nııııı nııııı nıı nı nı nıı nııı nıııı nııııı nııııı nı nı nıııııııı… Yani şöyle:

Müziğin insanın beynindeki kalıcı etkisi gerçekten muazzam, senelerdir duymadığım bu melodi nasıl oluyor da o gökdelenleri görünce aklıma geliyor, çok acayip. Normalde bana ‘Dallas dizisinin müziği nasıldı?’ diye sorsan söyleyemem.

Dallas’a varmamızın ardından Derya kuzusu onu dört gözle bekleyen halasıyla tanışmış oldu. O günden beri aşk yaşıyorlar.

Sonunda halasıyla tanıştı, kucaklaştı. Hala ona bayıldı ama o da ona karşı boş degil bence…

A photo posted by Elif Dogan (@blogcuanne) on

Yolculuğun başında çokça soru aldım, aklımda kalanları yanıtlamaya çalışayım:

Oto koltuğunu yanına almak mı? Hem de üç çocukla mı? Helal ossun! 
Yok valla helal olacak bir şey değil. Daha önce de anlatmıştım, öyle yapmayı çoğu zaman tercih ediyoruz.

Bebekle uçak yolculuğu zor olmuyor mu? 
Elbette tek başına yolculuk gibi olmuyor. Tabii ki doğru dürüst uyuyamıyorsun, yoruluyorsun. Ama imkansız değil. Ve yiğidi öldür, hakkını ver: THY bu konuda çok iyi. Yer hizmetleri berbat olsa da, uçuş ekibi hep yardımcı olmaya çalışıyor tüm -özellikle de bebekli- yolculara…

Yanıma bolca oyuncak aldım, ihtiyacım olacağını düşündüğümden çok daha fazla bez ve yedek kıyafet (çünkü onları uçakta tedarik etmem mümkün değil). Kanguruyu aldım, hem uçağa binerken (bebek arabasını aşağıya verdiğimde) işime yaradı, hem de uçağın içinde gezdirirken… Bol bol emzirdim, su içirdim (ben de içtim – bol su içmenin jetlag’i atlatmak konusunda işe yaradığını söylüyorlar), uyudu kalktı oynadı gezdi derken bitti. Ben yalnız değildim, babası vardı ve nispeten kolaydı. Tek başına olunca tabii ki daha zor, tuvalete gitmek için bile birilerine emanet etmen gerekiyor.

Bebek yolcuyu önceden bildirdiğiniz zaman mama da veriyorlar isterseniz. Derya bebesi ilk kavanoz mamasıyla uçakta tanışmış oldu böylece…

Uçuşta bebek yatağı mı veriyorlar?
Yer ayırtırken istersen, evet. Yalnız ayırtsan bile garantisi yok, sonuçta belli sayıda bebek yatağı var; herkese yetmeyebiliyor. 11 kilo olana kadar bebeğini burada uyutabiliyorsun; kalkış ve inişte kucağında oluyor, aradaki süreçte yataktan faydalanabiliyorsun. Bizimki kah uyudu, kah oynadı burada…

IMG_0680

IMG_0687

Öyleydi böyleydi derken yolculuk bitiverdi. Yorgunluğu bitmedi, nitekim halihazırdaki uykusuz gecelerimize jetlag eklendi. Bebeklerin jetlag’i atlatması daha kolay oluyor çünkü yetişkinlerden daha sık uyuyorlar, aradaki farkı daha rahat kapatıyorlar. Ancak yine de yıpratıcı bir şey tabii; o alışsa bile ben çok zorlanıyorum, her gece 3’te uyanıyorum.

Geldikten sonra hakikaten üst dişleri de çıktı bebemizin, ondan uyuyamıyormuş garibim. Dediydim ben size… Ve ilk emekleme denemelerini de halasının evinde yaptı; dizlerinin üzerine tam kalkmasa da tırtıl gibi her yere gidebiliyor artık…

Çocuklar hayatlarından çok memnunlar. Kuzenleriyle oynuyorlar bol bol, havuza giriyorlar (hava çok sıcak), sabah erken ya da akşam geç saatte parka gidebiliyoruz, genel olarak büyük değişiklik onlar için. Okulun ilk haftasını kaçırmış oldular ve bence ben daha çok üzüldüm, o heyecanı paylaşmak istiyordum gerçekten, ama program buna el verdi, ne yapalım…

Her Türkiye’den uzaklaştığımda olduğu gibi, kendi memleketimde olmasını isteyip de olmayan çok basit şeyleri görüp üzülme hastalığına tutuldum yine… Örneğin geçenlerde Dallas şehir merkezine gittik hep birlikte, 2012’de yapılan bir parkı gezdik. Park deyip geçmeyeceksin, Dallas’ta zaten çok az yeşillik var diye söyleniyormuş insanlar, sen tut şehrin ortasından geçen yolu yerin altına indir (Tıpkı Taksim’deki gibi), ve o alanı park yap (Taksim’dekinin tam tersi gibi!). Kocaman bir alan, insanlar oyun oynuyorlar, piknik yapıyorlar, çocuklar fıskiyelerin arasında ıslanıyorlar, hava çok sıcak olmasına rağmen takılıyor herkes… Hemen karşısında Dallas Sanat Müzesi var ve giriş ücretsiz. İçeri giriyorsun, ilk katında ‘Yaratıcılık koleksiyonu’ var, orada verilen malzemelerle sanat eseri yapıp duvarda sergiliyorsun; alt katta ‘Genç öğrenciler akademisi’ var, çocuklar takılıyorlar falan.

IMG_0813

Tabii ki hayat tozpembe değil burada da. Amerika’daki eğitim sistemi çok eleştiriliyor, gelişmiş ülkelerin arasındaki en kötü eğitim sistemlerinden biri olduğu söyleniyor. Her sene eğitime daha az kaynak ayrıldığı ve eğitimdeki standartların giderek düştüğünde şikayetçi eğitimci ve veliler… Son sekiz senede ülke genelindeki okulların yüzde 80’inin kaynakları kesintiye uğramış, ki bunlar genelde sanat alanındaki kaynaklarmış.

O sırada Türkiye’de metrobüs şoförü, kendisine ‘Klima çalışmıyor mu?‘ diyen yolcuyu bıçaklıyordu…

O da ne? Anne blogunda siyaset mi? Hiç yakışmıyor! Hemen fabrika ayarlarına dönelim. Ne diyorduk? Emzirme, uykusuzluk falan…

IMG_0763

Okyanusun diğer tarafına da geçsen bazı şeyler değişmiyor

İşte öyle yani okyanusun diğer tarafına da geçsen uykusuzsun kardeşim. Hep uykusuzluk var sonunda, uykusuzluk ömür boyu…

O zaman bu haftaki programımızın kapanışını MFÖ ile yapalım. Bizlere uykusuzluk, onlara yalnızlık ömür boyu.

7 yorum

  1. Biri bebek üç çocukla böyle uzun yollara gidebilmek gerçekten cesaret işi. Biz karayoluyla beş saatlik bir yola çıkacağız ailece birkaç gün sonra. Şimdiden onun korkusu sardı beni. Bol öğürtülü, bulantılı üç adet bebem ve bir adet anaları… Bilmiyorum nasıl olacak? Yola çıkarken onlara uyku ilacı mı versem? Kih kih… Şaka şaka, sadece bulantıyı önleyen bir şurup vereceğim.

  2. Yine size çok özendim sevgili blogcu anne. Ne güzel, insanlar bebeğinizi emzirirken size öküz gibi bakmıyor orada. Şort giyince de. Özgürlüğün tadını çıkarın tüm özgürlüğü kısıtlanan ülkem kadınları için.

    • Şort giyince bakmadıkları kesin, ama emzirme konusunda Türkiye’de daha rahatız inanın. Burada bir iğrenme, bir aşağılama söz konusu olabiliyor; Türkiye’deki kadar özgürce emzir(e)miyor kadınlar… Yani emziriyorlar belki ama, laf edenler çıkabiliyor diyeyim…

      Ancak elbette genelinde özgürlüğün daha çok hissedildiği tartışılmaz, ne yazık ki…

  3. THY cok yapiyor. Bize rezervasyonumuzu daha onceden yaptirdigimiz halde yasli anneannemle, bebekli beni soyadlarimiz ayni olmadigi icin kafasina gore ayirdiydi. Sonra bi kere yanima ayaklarini uzatmak isteyen genc bi adam koymuslardi. Bir de baskasina olan bebekli bir anneyle 6 yasindaki cocuklarini ayirmislardi. Adam rica minnet demedi ve yerinden kipirdamadi. Sorna arkadan baska insafli yolcu buldular Allahtan ki bu da blogda THY de ucan okuzler baslikli yaziya konu olmustur.
    Amerika’daki devlet okullarini hic sorma. Bir dokunur bin ah isitirsin.

  4. O kadar gizel anlatmışsınız ki tatilinizi hem geziniz çok güzeldi hem de içseslerinizi duymak çok güzeldi

  5. O kadar güzel anlatmışsınız ki tatilinizi hem geziniz çok güzeldi hem de içseslerinizi duymak çok güzeldi

  6. İstanbul Modern Sanat Müzesi de her perşembe ücretsiz, yine ücretsiz olarak farklı yaş gruplarından çocuklara ve gençlere atölyeler de düzenliyorlar. Çocuklara ve gençlere rehberli turlar vs. de mevcut.