12 Yorum

Ezgi’nin Anne Günlüğü: Şebekliğe Giriş

Yazar Hakkında

EZGİ BERK– Severek aldığı tarih eğitimi sonrası kendini eski çağlara ait kitaplar arasında çalışırken buldu. Hâlâ tarih kitapları arasında çalışmakta, satır aralarında insanların duygu ve davranışlarını aramaktadır. Aynı zamanda eğitim hayatının hangi evresinde kaybettiğini hatırlamadığı zengin hayalgücünü tekrar keşfetmek için çocuklarla çalışıyor. Bazen de çocuklar olmadan, çocuklar için çalışıyor. Çocuk edebiyatı tutkunu. 27 yaşında ve ejderhalara inanıyor.

Ezgi’nin tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların gebelik günlüklerini buradan okuyabilirsiniz.

Uzuuun bir aradan sonra uykusunu almış, cin gibi bir merhaba!

Toprak hızla büyüyor, durduramıyoruz! Şu hayatta dördüncü ayını geride bıraktı birkaç gün önce. İlk defa doktordan da “nasıl besliyorsanız öyle devam edin, çok iyi kilo alıyor” lafını duydu bu kulaklar, kendimi olimpiyatlarda kupa almış sporcu gibi hissediyorum. Aslında ikinci ayın sonuna doğru kilo alımı rayına girdi girmesine de bendeki delilik geçmedi. Her hafta ASM’ye götürüp tarttırdım. Bazı haftalar 350 gram aldı, bazı haftalar 150 gram. Öyle öyle 7 kiloya dayandı, vallahi bu Cuma götürmeyeceğim, yoo Perşembe aşı sırasında zaten tartacakları için değil canım, hiç alakası yok.

Bu süreçte tam üç tane arkadaşımın daha bebeği oldu, bir tanesi de bayramdan sonra geliyor. Ben bu günleri hayatta unutmam dediğim, gece gündüz saatlerce emzirmekten affedersiniz popo kemiğimin ağrıdığı günler –aa orda da kemik mi varmış demeyin, ben de bilmiyordum, ağrıyınca öğrendim- ne zaman bu kadar geçmişte kaldı? Yeni bebeklerden biriyle aynı şehirdeyiz, onu görmeye gittikçe şaşıyorum zamanın geçişine, Toprak kocaman kalıyor el kadar haliyle.

Ekran Resmi 2016-09-09 14.47.30

Hep güler yüzlü bir bebek olsun istemiştim, şebek oldu bizimki. Ya ne olacağğdı ki? Anne baba uyanır uyanmaz komik surat ifadeleri yaparsa, sürekli kıkırdayıp göbeğine koluna burnunu sürterek severse çocuk da kıkırdak olur tabii. Gaz problemi olmadı, çok ağlayan bir bebek de değil. Öyle sevimli, şaşkın, komik bir bebemiz oldu. Haa ama gaz problemi olmadı dediysem şöyle bir olay oldu:

Toprak iki aylıktı sanırım, diyetisyene gittim. İşte klasik, bana bir liste verdi. Ben de safım ya o üç ana, üç de ara öğünden oluşan listeye uyabileceğimi zannettim. İlk gün denedim. Ara ve ana öğünlerde yoğurt vardı bol bol. Ben de yedim bir güzel. Sonra akşam saat 8.20’de Toprak ağlamaya başladı. Barış omzuna aldı, sırtına vurdu derken susmayınca ben aldım. Sağ elimi göbeğinin altına koyup havaya kaldırıp aynı elimin başparmağını çenesinin altına koyup boşta kalan sol elimle belini destekleyerek gezdirince sustu. Barış’a artistlik yaptım “bak nasıl da susturdum he hee” diye. Ama meğersem bunlar girişmiş. Sonrasında bir saat boyunca ne yaparsak yapalım ağladı. Nasıl bir ağlamak ama! Etinden et kopuyor sanki, ayy anlatırken yine gözümün önüne geldi o yüz ifadesi, beni kurtarın der gibi. Azıcık azıcık da gaz çıkarıyor bu arada. En son yıkadık, havlusuna sardık, gülücük atmaya başladı.

Suda rahatlayıp gaz çıkardığından mı yoksa zaten mevcut gazlarını çıkarabildiğinden mi bilmiyoruz, Toprak düzeldi de Barış’la biz yamulduk. Öyle kolay olmuyor yetişkinlerin kendine gelmesi. Çocuk dediğin bünye, can acısı geçer geçmez eski haline dönebiliyormuş. Tam bir saat sürdü bu durum. Sonra düşününce yoğurttan olduğunu anladım, çünkü yoğurt bana da gaz yapar ve gün içinde kabak, mantar gibi şeyler yemiştim zaten. O akşam Toprak uyuyunca dolaptaki yoğurtları çöpe attık ve o gün bu gündür eve yoğurt almıyoruz. Al sana saçma bir ebeveyn davranışı daha. Bu iş tam delilikmiş, neden daha önce söylemediniz?

yatak halleri

Yazıma ikinci aydan başlamamın bir sebebi var. Çünkü ben gözümü açabildiğimde, neyin içinde yaşadığımı fark ettiğimde Toprak iki aylık olmuştu. Gülüşünün tadını çıkarmaya, onunla sohbet etmeye başladığımda iki aylıktı. Habire meme ver, altını al, üstünü değiştir, yıka döngüsünü kırıp gözlerine, yüzüne bakıp kısaca çocuğa insan muamelesi yapmaya başladığımda iki aylık olmuştu. Evet kilo almaya başladığı döneme denk düşüyor. İki aylık olana kadar sürekli gezdik. Ben çok uykusuzdum, Barış da benden halliceydi. Geceleri 2 saat süren emzirme seasnları vardı. Uyuyup uyanıp emiyordu ve ben, o uyurken de iki fırt çeksin diye memeden ayırmıyordum. Şimdi bakınca çok zormuş, çünkü artık 5 dakikada memelerden gıdasını alıyor. En uzun, keyif yapa yapa emdiği gece uyanmalarında emip uykuya geçmesi 10 dakika sürüyor.

Şimdilik akşamları 8-9 gibi gece uykusuna geçip sabah 6’da hunharca kaka yapmak için uyanıyor. Bu sırada 4-5 kez uyanıyor. Bazen 1-2 kez uyandığı da oluyor. Yatarak emzirdiğim için uykum fazla bölünmemiş oluyor. Sabah 6’da gündüz moduna geçiyor. Barış’la beraber salonda baba-bebe saati yapıyorlar, ben de uyuyorum. Sabah 6-8 arası 2-3 tane çok feci kaka seansı var. Feci dediysem hiç abartmıyorum, paçalardan akıyor, kilimlere damlıyor. Eğer bizim yataktaysa çarşafı alezi geçtim yatağa kadar bulaşıyor. Neyse bu kadar kaka muhabbeti yeter. Biraz da ikinci el alışveriş maceralarımı paylaşayım.

Efendim daha hamileyken Toprak için aldığım şeyler genelde ikinci eldi. Bebek arabası, sling, bilimum giysiler derken bir de bebe doğduktan sonra ihtiyaçlar belirdi. Ne mi? Dönence mesela. Her şeyi internetten ve çoğunu da ikinci el aldığım için arada mağaza görmek istiyorum, sıfır eşyalar da nasıl oluyormuş acaba diye merakım celbediliyor.Yine günlerden bir gün şu çocuğa bir dönence alalım ama ne alalım, nasıl bakalım derken iki mağazaya uğradım. Hepitopu dönenece yani, ne kadar olabilir ki? Biri 150, diğeri 200 TL dedi! Çalışmadığım yerden geldiği için mi bu kadar şaşırdım, yoksa bu dönencelerin piyasası mı böyle diye ışık hızında düşünceler geçerken beynimden, ağzımdan ancak “hee, huu” gibi ünlemler çıkabilmiş. Eve gidip hem-men araştırdım, vallahi de doğruymuş! “Ay resmen ikinci el piyasası olmasa biz bu çocuğu büyütemeyecekmişiz Barııış, fakirmişiz biz, aç açıkta kalacakmışııız” diye ağlamamı da bitirince üçte biri fiyatına bir dönence aldım ve tabii ki bizim bebe dönencenin yüzüne bakmıyor. Yatağına takıldığı yerde kurbağa deseni var, onu pek sevdi, oraya bakıyor. Bir de “Oyun halısı al, çok önemli. Bebeğin bilmemne koordinasyonuyla bıdıbıdısı gelişiyor.” dediler.

çakma oyun halısı

Alayım mı almayayım mı derken şöyle bir çözüm geliştirdim: Yere bir battaniyeyi dörde katlayıp koydum. Bazen ikiye de katlıyorum. Üzerine Toprak’ın çok sevdiği, salondaki üçlü koltuğun üzerine attığım büyükçe, yuvarlak, vişneçürüğü renginin ağırlıklı olduğu mandala örtüsünü serdim. Toprak da bayıldı bu işe. Sırt üstü koyuyorum, saniyesinde yüz üstü dönüp desenleri inceleyip kafasını kaldırıp kitaplığa bakıyor. Göz hizasına da çocuk kitaplarını yerleştirdim, mis gibi oldu. Toprak mutlu, ben mutlu. Bir yerleri gelişiyor mu bilmiyorum. Bu serzenişlerimden anladığınız üzere şu geliştirici oyuncak işine kılım. Toprak’a oyuncak almak istiyorum mesela yok şurasını geliştiriyor, yok bunu sağlıyor… Yahu bunun eğlendireni yok mu? Yani bebek/çocuk oynasın, keyifle zaman geçirsin o sırada yaşına uygun gelişiyordur herhalde. Maria Montessori’nin dediği gibi çocuklar altı yaşına kadar emici zihine sahip. Etrafta ne olup bitiyorsa kapıyor. Neyse ben oyuncakları Toprak’la birlikte oynayalım, iletişim halinde olalım, bazen de kendi kendine oynasın diye alıyorum. Henüz kendi kendine kısmına gelemedi, ama olsun, benim hâlâ umudum var.

Şimdi size son olarak dahiyane buluşumu da anlatıp yazıma son vereceğim. Bkz. Mama sandalyesi. Yine bir gün Toprak uyumuş, internette şöyle bebeği içine koyabileceğimiz ama bizimle aynı seviyede olan bir şeyler var mıdır ki, yoksa ben çok mu ütopik şeyler istiyorum, ama bence bu bir tek benim ihtiyacım olamaz gibi diyalogları pardon monologları beynimde evirip çevirirken bir mama sandalyesi buldum. Marka söylemiyorum, reklama girmesin diye. Komisyon verirlerse söyleyebilirim! Şakaydı- evet, nerede kalmıştık? Mama sandalyesi. Ama bulduğum şeyin sadece adı mama sandalyesi. Evde kendisine uzay mekiği ya da bar koltuğu diye sesleniyoruz. Kendisi uzuyor, kısalıyor, üç kademeli yatıyor, dikiliyor derken Toprak’ı kucağımızda tutumadığımız her an içine oturttuğumuz çok amaçlı götürgeç oldu. Çünkü önünde minik tekerleri var, içine koyup ev içinde seyahat ettirebiliyoruz. Kısa versiyonda koltukta otururken uzun versiyonda yemek yerken kullanıyoruz.

Sürekli iletişim halindeyiz, zaten az iletişim kuruyorduk, böylece Toprak’ın 10 aylıkken konuşmasını, 1 yaşındayken de benimle ağız dalaşına girmesini garantilemiş olduk. Siz sormadan ben söyleyeyim, bu mama sandalyesini de ikinci el aldık. İşte şu hayatta benim küçük zaferlerimden biri daha. Sıfırı herhalde üç bin Türk Lirası civarında ve kendisi sıfırı en pahalı olan evdeki tek ürün olma özelliğine de sahip. Yatak odası takımına bu kadar para vermedik evlenirken. Kendisini pek bir beğeniyoruz uzay mekiğinin, çeşitli aparatları var çıkıp takılabilen, şimdilik bizim bebe boynunu kaldırıp doğrulmaya çalışsa da yatar pozisyonda hayatına devam ediyor.

DSC_1140

Son olarak bir konuya daha açıklık getirmek istiyorum: lakaplar. Nedir bu bebelerin ebeveynlerinden çektiği? Toprak’a Toprak diye seslenmiyoruz. Kendisine topik, topriş, toprişko, tırtıl, aç tırtıl, aç tırtılım benim, minik yamyam, minnoş, tırtiş bkz. tırtıl ve daha aklıma gelmeyen bir çok tuhaf kelimeyle sesleniyoruz. Arada bir Toprak demeye de çalışıyoruz ki adını tırtıl ya da topriş sanmasın. Bir de Toprak’a şarkı söylüyoruz, Barış da ben de. Barış’ın son favorisi “Maaaavi ahtapot, kırmızı yengeç kızrmızı yengeç” bestesi. Bu beste, emzirme kolyesi diye aldığım çok sevimli kolyenin oto koltuğu üzerine puset oyuncağı niyetine takılı olması ve Barış’ın pusetteki bebeği oyalama ihtiyacı sonucu ortaya çıktı. Bence çok yaratıcı bir beste, gülmeyin lütfen. Benimki epey korkunç. Fonda “Old Mc Donald had a farm, i ya i ya ooo” şarkısının –şarkının adını bilmiyorum- müziği ile okuyun lütfen benim bestemi: “tırtişko da pırtişko tırtiş pırtişkooo” Nasıl? Toprak büyüdüğünde müzikle oldukça seviyeli bir ilişkisi olacak ve tek suçlusu benim. Bence annelik zaten hep kendini suçlama sanatı.

Görüşmek üzere,

Sevgiler,

Ezgi

12 yorum

  1. Oo ezgi geri dönmüş diye bulaşık makinesini ışık hızıyla boşalttım:) yazının geneline he ya diye kafa sallar son cümlesinin altına imzamı atarım. Arayı uzatma bu kez, öperim:)

    • Merhaba Aslı, beğenmene sevindim 🙂 Uzatmayacağım artık daha rahatım galiba, sanki 🙂

  2. Merhaba, yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum. Aramızda iki hafta kadar vardı hamileyken ama ben erken doğum yapınca fark bir aya çıktı. Yine de anlattığınız çoğu şey bana kendimi hatırlatıyor. Hele lakap konusunda. Birkan bebeğimin ismi ama maşallah Birkan’dan başka her şeyi kullanıyoruz. Favorimiz Birkuş. Bu arada o kadar hiçbir şey bilmiyoruz ki bizim bebek de rastgele büyüyor 🙂
    Sevgiler.

    • Ne güzel yakın yakın olmuş doğumlar. Çok iyi oluyor böyle, yalnız hissetmiyorum kendimi 🙂 Birkuş çok iyiymiş 🙂

  3. Süper yazı olmuş :)) bende bebelerin aylara göre yok biberonu,yok oyuncağı vs sürekli bir tüketim bu yüzden nefret ettim bebe mağzalarından..herşey okadar pahalı ve lüzumlu ki lanet olsun bu hayatta diyip almıyorum hiç birşey :))

    • Evet, bebek eşyaları hep tek kullanımlık ya da kısa kullanımlık. Yok burun aspiratörünün ucu, emziğin hijyeni derken. Çok gıcık.

  4. Hosgeldin ezgi benim de 15 aylik bi tospaa var bizde de durum ayni cocuga isminden cok bambaska adlarla seslendik ama alisti ismine de..acikcasi bu gelistirmeye yonelik oyuncaklari ben de anlamiyorum benim oglan pek ilgilenmemisti donenceyle ama oyun halisini sevdi hala gidip gidip oynuyo..ama olmasa da olurdu cok elzem degiller bence tuketim cilginligi sadece hic uzme kendini alamazdik sifirlarini diye cocuk onlar olmasa da buyur hicbirimizin oyun halisi ya da donencesi yoktu pek sknti yasadigimi hatirlamiyotum su yasima kadar sadece sevginiz yeter ona..daha da mutlubi bebek olsun hep gulsun hep gulun..

  5. Anneliğin tadını çıkarmaya başladığın döneme hoşgeldin Ezgi. Bundan sonrası gerçekten daha eğlenceli. Çok keyifli bir yazı olmuş. Gülümseyerek ve kendi bebelerimde yaşadıklarımı hatırlayarak okudum. Bence de arayı çok uzatma.

  6. “tırtişko da pırtişko tırtiş pırtişkooo” hahaha şarkılara çok güldüm 😀 burada okuduktan sonra artık ikinci el eşyalara bende bakacağım. En çok hangi siteyi tercih ediyorsunuz ikinci el eşya alırken?

    Bi de Ezgi hanım takibe açık sosyal medya hesaplarınız ya da bloğunuz var mı bayıldım yazınıza sizi takip etmek istiyorum ^_^

    • 🙂

      İkinci el alışveriş için en çok sahibinde.com’u kullanıyorum. Kidimami ve tutumluanne’ye de bakıyorum.

      Aslında bir blogum var, adı da komik ama ben bir türlü tasarımını toparlayıp yazmaya başlayamadım. Becerebilirsem bahsederim mutlaka 🙂