4 Yorum

Nereden nereye…

TUDEM’in İyi Kitap diye bir aylık Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi var. Bilmiyorsanız, okumuyorsanız büyük kayıptasınız. Web sitesi ve uygulaması da var ancak ben derginin kendisini okumaktan büyük keyif alıyorum. Sindire sindire, altını çize çize, önerdikleri kitapları not ederek okuyorum her ay…

IMG_0916

Haziran 2016 sayısında Çocuk Edebiyatında Toplumsal Cinsiyet dosyası yapmışlar. Şimdiye kadar okuduğum en iyi İyi Kitap‘lardan biri olmuş diyebilirim. Bir diğeri kitlesel eğitim üzerine olanıydı (hangi sayısı hatırlamıyorum, evde duruyor).

Toplumsal cinsiyetçilik gerçekten sandığımızdan da önemli ve temel bir konu ve hayatın her alanında olduğu gibi elbette çocuk edebiyatında da karşımıza çıkıyor. Cemile ve Atakan kitapları örneğin -ki Atakan kitabı zamanında bu blogda da yer almıştı ne yalan söyleyeyim- kız ve erkek çocuklara uygun görülen rollerin nasıl işlendiğinin en bariz örneklerinden… Bunların tam tersi ise çok sevdiğimiz Fatih Erdoğan’ın kitaplarında var: Bulaşık yıkayan babayı görmeye bayılıyorum!

Evet, toplumsal cinsiyetçilik gerçekten de önemli ve tartışılması gereken bir sorun, ama bu yazının konusu bu değil…

Ayşegül Utku Günaydın’ın kaleme aldığı Çocuk Edebiyatında Toplumsal Cinsiyet başlıklı yazıda, cinsiyet söylemleri açısından ihtiyacımız olan kitaplardan bahsetmiş. Bunlardan biri de Pippi Uzunçorap.

Üzülerek söylüyorum ki ben Pippi’yle kitapları değil, TRT’de yayınlanan dizisi üzerinden tanıştım (Ancak hala kitaplarını okumak için geç kalmış sayılmam bence!). Ve bu yazının konusu da bu: Ben birçok şeyle TRT üzerinden tanıştım: Uzun Çoraplı Kız Pippi. Orkestrayı yönetirken binbir türlü şekle girip ortalığı kahkahalara boğan Danny Kaye. ‘Şuraya da bir ağaç çizelim’ diyen Bob Ross. Başta Neşeli Günler (The Sound of Music) olmak üzere hayatımda yer etmiş birçok film. Bunlar, çocukluğum deyince aklıma gelen ilk isimler…

TRT 2’de bir program vardı, Neşeli Matematik’ti adı. Her bölümde dedektif kılığına girip bir şeyleri çözmeye mi çalışırlardı, neydi? Şunu buldum YouTube’da:

Gençliğimde ise Bruce Willis ve Cybil Shepherd’ın oynadığı Mavi Ay’ı seyretmek için annemlerle kavga ederdim geç saate kadar oturabilmek adına… Cosby Ailesi’ne bayılırdım (ve şimdi Bill Cosby’ye yöneltilen cinsel istismar suçlamaları çocukluğumun bir parçasını daha öldürdü!)

Bunlar, yabancı yapımlardan aklıma ilk gelenler… Elbette Adile Naşit’le Uykudan Önce, Barış Manço’yla 7’den 77’ye, Halit Kıvanç’la 23 Nisan TRT Çocuk Şenliği olmayan bir TRT düşünülemezdi o zamanlar… Rüzgar Gülü‘ne de bayılırdım ben mesela, yazlıktan arkadaşım Sıla oynardı, heyecanla beklerdim. Erkan Yolaç’ın Evet-Hayır yarışmasında, yarışmacı yanınca ben de havaya zıplardım. Cenk Koray’ın Tele Kutu yarışmasını kaçırmaz, bütün bir haftayı arada gösterecekleri Bay Meraklı‘yı bekleyerek geçirirdim.

Tüm bunlar özel kanalların olduğu zamanlardan önceydi. Tek haber kaynağımız, yekane bilgi akışımız TRT’ydi. Henüz survivor’lar, evlenme programları türememişti, şimdikinden çok daha nitelikli yerli programlarımız vardı. Klişe bir tanım olacak ama dış dünyaya açılan kapımızdı bizim TRT. O zamanlar hiç bilmediğim Amerika’daki Danny Kaye isimli bir komedyen sayesinde klasik müziğe ilgi duymamı sağlayan bir araçtı.

Şimdi bunların hiçbiri kalmadı… Elbette 30 yıl önceki programların bugünün çocuklarını tatmin etmesini beklemiyorum, söylemek istediğim bu değil. TRT’de hiçbir DEĞER kalmadı.

TRT, belli bir siyasi ideolojinin propaganda aracına dönüştü.

Diyeceksiniz ki o zamanlar öyle değil miydi?

Evet, bir televizyon kanalının her gün İstiklal Marşı’yla açılıp kıta töreniyle devam etmesi en iyi tabirle ‘abuk.’

Ama TRT’nin, Uzun Çorap Pippi gibi sisteme meydan okuyan bir kız çocuğunun hikayesine yer veren bir kanaldan, ‘Hamile kadınlar sokağa çıkmasın!’ diyebilen insanları ağırladığı bir platforma dönmesi de en masumane tabirle içler acısı…

Tarih Dergisi’nin Eylül sayısında çok güzel bir yazı var.

“Bir ülke bilim, eğitim, üretim, adalet olmadan nasıl yaşar?” diye soruyor yayın yönetmeni Gürsel Göncü uzun uzun anlattıktan sonra, ve diyor ki ”… erozyona uğramış değerler sistemini, cumhuriyetin kuruluş koordinatlarıyla revize etmezseniz, ‘Yedirmeyiz’ dediğiniz ülkenin zaten ne tadı ne tuzu ne de ruhu kalacak.”

Kaldı mı ki?

4 yorum

  1. Canım elif,
    aynı çocukluk semasını paylaşmışız, hepsi hepsi gözümün önünden bir film şeridi gibi geçti. Ben de Pippi’yi sadece dizi olarak biliyorum:)) Neşeli Matematik ve diğerleri… TRT’yi yıllardır açmıyorum, açamıyorum, içim acıyor.

    Sadece Arca ile izlediğimiz birkaç çizgi film var TRT çocuk’ta. Rafadan Tayfa özellikle, bizim zamanların mahalle arkadaşlıklarını çok keyifli anlatıyor. Bir de HEIDI var, yeni versiyon tabii ama biraz olsun çocukluğuma götürüyor.
    sevgilerimle

  2. Merhaba Elif hanım yazdıklarınız bana çocukluğumu anımsattı. Ne kadar mutluyduk o zamanlar. İyiki varsınız. Ben kızıma susam sokağını izletiyorum ara ara 🙂 bayıldı resmen. Şimdiki yayınlar ya periler yada savaş içeren çizgi filmler. Size tüm ictenligimle sevgiler sunuyorum. İyiki varsınız not: ikinci çocuğa bana resmen idol oldunuz 🙂

  3. Elif Hanım, sayenizde haberim oldu bu yayından, çok teşekkürler. Ve Bill Cosby hakkında hislerime de tercüman olmussunuz

  4. TRT’de hiçbir değer kalmadı… çok doğru söylemişsiniz. İç yapım da yok artık, her şeyi dışarıdaki kendilerinin bağlantılı oldukları şirketlere uçuk fiyatlarla yaptırıyorlar ve nemalanıyorlar. bir kısım çok değerli çalışanlar bomboş oturmak durumunda kalıyor. yapılacak iş yok, hepsini özel şirketler yapıyor. eskiden de devletin kanalıydı evet ama ilk defa hükumetin kanalı oldu sanırım.