14 Yorum

Üstü Kalsın

 Aşağıdaki yazı Blogcu Anne okurlarından Aylin tarafından kaleme alındı.

***

Anne olmadan önce haberim yoktu bu kadar yaram olduğundan.

Yaralı gibi gelmezdim kendime.

Hele ki içinde yüzlerce yara var, hem de bunlar annenin açtığı yaralar deseler inanmazdım.

İnanamazdım.

Annem dünyanın en iyi ve hatta en mükemmel ötesi kadınıydı.

İdolümdü!

Annem her şeydi hayattaki, nasıl yaralardı beni?

Ve daha da kötüsü ben nasıl bunun farkında olmazdım hiç?

İmkansız gibi gelse de aslında öyle mümkün ki, o kadar olsun.

Anne olur olmaz değil tabiiki ama biraz zaman geçtikçe ve aslında sanırım 30’lu yaşlarla birlikte anlamaya başlıyor insan.

Farkına varıyor.

O güne kadar alttan alttan beynine mesajlar verilerek yedirilmiş bir kız var önce bu oyunda.

Sonra gebeliğin sonunda saklandığı kozasından bambaşka bir kadın olarak yeniden doğan bir ‘anne’.

Hayatındaki tek anne artık kendi annesi olmayan, annesinin doğrularını kendi annelik kitabına altın harflerle yazdırmamakta direten şiddetli duygu bozukluğu içerisinde savrulan yepyeni bir anne.

Annecik, aslında.

Öyle savunmasız, öyle ne yapacağını bilemez halde ki..

Annecik o yüzden, ah o canım zavallı annecik…

1. Adım: Sanırım bende bir problem var. Şöyle içimde bir yerde ayaklarını yere vura vura şımarmak isteyen bir kız var. Şımaramamış. Ağlayamamış. Çocuk olamamış. Rahat olamamış. Beni rahat bırakmayan bir kız var orada. İki eli yakamda gece gündüz. Yüreği yara bantlarıyla tutturulmuş. Kim ki o? Allah’ım küçüğüm ben daha çok küçüğüm, ben ne zaman büyüdüm de anne oldum?

2. Adım: Evet. Çocuğum yerden göğe kadar haklı, o çocuk gibi bir çocuk sadece, ya ben? Ben anne gibi bir anne olabiliyor muyum? Her gün ‘ben gibi’ olabiliyor muyum? Hayır. Neden? Çünkü o küçük ponçik ayaklar bir yerlere basıyor bazen, böyle sızlayan unuttuğum bir yaraya basıp geçiyor sanki. Çok sızlıyor. İçimden başka birisi çıkıp ona bağırıyor, onu anlamadan dinlemeden kırıp atıyor. Kurallar çiziyor kalın tebeşirlerle sınırlarını koyuyor, uyacaksın, diyor; çünkü kuralları anneler koyar. Bir anda çorap söküğü gibi geliyor ardı arkası hep gözyaşı, pişmanlık. ‘Ben yapmadım, Mickey yaptı!’ demek istiyorum ama nafile. Kırılıyor o küçücük can gözümün önünde. Nasıl başlıyor ipin ucunu hep kaçırıyorum. Yara nerede, yara kimden yadigar bilemiyorum. Bu yaraları iyileştiren doktorlar varmış, gitsem çare olur mu? Ne görür çocukluğuma indiğinde? Hazır mıyım gördüklerini öyle dan dan yüzüme söylemesine? Bu annelik ne zor iş Allahım!

3. Adım: Çok öfkeliyim. Artık yaralarımı tanıyorum. Çocuğuma neden zaman zaman müsamaha gösteremediğimi biliyorum. Bazı şeylere neden bu kadar kafayı taktığımı. Olmazsa olmaz diye direttiğimi. Her işi aynı anda yapmaya çalışmayı kimden öğrendim biliyorum. Çocuğumla neden oyun oynayamıyorum biliyorum. Çünkü benim annem hep iş yaptı evde. Benimle oynayacak pek vakti yoktu. Benimle kimse oyun oynamamış aslında şimdi farkediyorum ki bu yüzden beceriksizim oyun oynamakta. Bana sabır gösterilmemiş ki boylu boyunca, sabredememem ondan. Her şeye sırtımı döndüğümü sandığım her an içimden çıkıveren o kadının yüzünden hep. O kadın benim annem. Kapanmamış ne çok hesabımız varmış meğer annemle. Kızıyorum ona hem de çok. Dursam karşısına dikilip desem ki ‘hani benim çocukluğum anne?’ anlar mı dersin? Büyümek çok zor. Çünkü büyüyemediğimi farkediyorum… Allah’ım sen yaralarımı sarmama yardım et, öfkemi dindir…

Şimdi otuzlu yaşlarında bir anne olarak okuduğum onca okul fayda etmiyor bu hayat dersinden geçmeme.

Bütünlemeye kalıyorum birkaç senedir.

Atmıyorlar da bu hayattan insanı öyle kurtulmak da yok.

İçimdeki çiçekleri yeniden filizlendirebileceğim günü bekliyorum.

Uğraşıyorum.

Çok uğraşıyorum.

Annemi suçlamamak için elimden geleni yapıyorum.

Benim derdim annemle değil, anneliğiyle.

Annemin anneliğini yaşıyorum her gün yeni maceralarda.

Bana yapılan anneliğin izdüşümleri anneliğime gölge etmesin diye kendimi o kıza bırakıyorum.

Bir gece yarısı herkes uyurken ağlamak istiyorsan ağla, yaz da kurtul be kızım, diyorum.

Okuma yazmayı öğretiyorum ona sil baştan.

A harfindeyiz bugün.

Soldan sağa dört harf ; A-N-N-E diye yazılır, ‘ÖMÜR’ diye okunur; bilsin istiyorum…

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

 

 

14 yorum

  1. Offf!!! Ciğerime saplandı sanki, a-n-n-e diye yazılır, ömür diye okunur cümlesi. Hakkında sayfalar dolusu yazabileceğim bir söz olmuş. Dağıldım resmen…

  2. Yine gittim o yıllara… Gerci ben gitmek istemesem de hep gidiyorum ki.. Ya bir yazı ile, yada bir kelime.. İnsan çocuklugunu özlemez mi? Ben özlemiyorum.. Ama özlemek isterdim, yüzümde tebessümle anılara dalarak. Yada ne bileyim çocuguma anlatmak isterdim, bak ben çocuklugumda boyle yapardım diye.. Ama yok olmuyor işte..

    Mesela çocuklugumdan hatırlamak isteyecegim bir öpücük isterdim, yok. Çünkü o öpmeyi sarılmayı sevmiyor… Onunla oyun oynamak mı? Mümkün mü, sen bile arkadaslarınla oynuyorsan eger, kardeşlerine göz kulak olmalısın… Derslerine yardım etmek mi? Onu gectim kardeslerinin ödevlerini yapmazsan cezalandırılan sen oluyorsun.

    Hiç mi olmaz güzel bi anısı insanın çocukluguna dair… Yok işte. istemez miyim olsun..

    Konusuyoruz şimdi çok derinlere inmeden.. Pişman mı pişman… Ama çocuklugumu geri getirmiyor..

    Ondandır çocugumu sevgi delisi yapmam, ondandır durup dururken, en beklemediği anlarda öpüp koklamalarım, ondandır o baska bir seye odaklanmısken seslenip seni seviyorum demelerim, ondandır hala salıncaklarda beraber sallanıp, kaydıraktan kaymalarım.

    Benimde anneliğimde hatalarım vardır elbet, kimse mükemmel degil. Ama benim derin yaralarımın sebebi çocugumda yok ya, tesellimdir benim…

  3. Çoook çok iyi anlıyorum sizi… Kendisiyle değil ama anneliğiyle evet… Kusursuz gibi görünen ama biz anne olduktan sonra, hele ki otuzlu yaşların ortalarına gelindiğinde daha da netleşen bir anne profili ve buna inanamayan, hissettiklerinden utanan, sağlığına duacı, yaptıklarına minnettar ama bazı şeylerine de çok kırgın olan bir “küçük kız”ım ben de… Benim gibi 1-2 arkadaşım daha var. Yani yalnız değilsiniz. Eskiden hayat şartları bazı açılardan daha zordu, ya da farklıydı diyelim. Vizyonları o kadardı, bizim baktığımız gibi bakamazlardı, onlara kodlananlar, öğretilenler farklıydı. O yüzden hesabımızı çabuk kapatmalıyız ve onlara da yansıtmamalıyız pek. Çünkü çoğu birer fedakar anne… En özverili, en doğru bildiklerini yapan… En iyi şekilde beslenmemiz, temiz olmamız vs vs için… Toplumda 1.öncelik bunlar çünkü. Yardım almıyorlardı çünkü… Yapacak çok işleri vardı çünkü… Sadece “sizi anlıyorum” demek için yazmaya başlamıştım, ben de doluyum aslında… Yeter ki biz kaptırmayalım bazı şeylere kendimizi, çocuklarımız başka türlü hatırlasın. Bence kilit nokta, her gün birkaç dakika da olsa GÖZLERİNİN İÇİNE bakarak konuşmak, sohbet etmek… Sırf bu bile çok şey demek…

    • Eskiden çocuk gelişim kitapları okumak, sıkışınca çocuk psikoloğuna danışmak ya da blogda içini dökmek:) yoktu.

  4. Bu nasıl guzel,nasıl icten bir yazı…İçimden çıkaramadığım kelimelerimi okudum sanki.Aynı mucadelenin icinde boguluyorum.Farkindalik aci getiriyor ama ayni zamanda çözüm umudunu da…

  5. zeynep inan çam

    Çok harika bir yazı, kendimden çok şeyler buldum,
    kaleminize yüreğinize sağlık,

  6. Ağladım yazınızı okurken yüreğinize kaleminize sağlık.benim de icimde buaralar kıvranan bir yarayı dile getirmişsiniz saolun.benim annemse hep aşırı korudu.elimizi bırakmadı.ayrıca tahammülsüzlüğü vardı.bunlar bana miras kalmış sevgili annecigimden.oğlumu birinci sınıfa yazdırınca anladım.

  7. Vooouv süper yazı! Kendimden çokça şey buldum, kaleminize sağlık.

  8. Yazıyı ben yazmışım gibi hissettim, ağlayarak okudum.
    Üniversite yıllarından itibaren kendimi değiştirmeye çalıştım. Psikolojik destek aldım, kişisel gelişim kitapları okudum, çeşit çeşit kursa gittim-yemek kursu-ilkyardım kursu-diksiyon kursu-takı kursu ve diğerleri. Farklı ortamlara girip, farklı insanlarla tanışmak hoşuma gidiyordu. Fakat anne olduktan sonra anladım ki aslında yapmaya çalıştığım annemin(ve babamın da) çocukken bilinçaltıma işlediği saçmalıkları (özellikle annemin batıl inançlarını) kafamdan atmaya çalışmakmış. Şimdi 40’lı yaşlara yaklaşırken kendimi çok daha iyi hissediyorum. Annemi anlamaya çalışıyorum ama bunu henüz başaramadım. Tek çocuğum, annem de babam da beni hep kendi istedikleri kalıba sokmaya çalıştılar, hep onların hayatını yaşadım, ama kendimi hiçbir zaman onlara beğendiremedim. Beğenmedikleri şeyler de kıyafetim, makyajım, saçım gibi tamamen fiziksel şeylerdi. Hayattaki tek şansım kafa dengi biriyle evlenmem oldu. Şimdi kendi çocuğumu büyütürken annemden yardım almak zorundayım. Bir taraftan da çocuğumu annemin anneliğinden “korumak” zorundayım. İçimdeki kız derseniz, onun için ara sıra Sezen Aksu’nun Farkındayım şarkısını dinliyorum, en çok şu kısmını seviyorum:

    Ne gemiler yaktım
    Ne gemiler yaktım
    O kadar yandı ki canım
    Sonunda karşıdan baktım
    Ne göreyim kendime yıldızlardan daha uzaktım

    Bu kızı yeniden büyütmeliyim
    Kor ateşlerde yürütmeliyim
    Değirmenlerde öğütmeliyim
    Farkındayım

  9. Benzer bir anne

    5 aşamalı bir süreç bu, 3. aşamadaki öfke ve ikilemi atlatabilirsen (ikilem diyorum, çünkü çocukluğundaki annenle şimdiki yumuşak kadın aynı değil büyük ihtimalle), şifa aramaya başlıyorsun. Nedenler, niçinler, nasıllar kafanda uçuşurken, senden daha iyi bilebileceğini veya derdine derman bulabileceğini düşündüklerine gidiyorsun. Her biri yarayı biraz daha iyileştirmene yardımcı olabiliyor şanslıysan. Son aşamada, öfkenin sana da çocuğuna da hiçbir faydası olmadığını iyice yerleştiriyorsun kafana ve kurban psikolojisinden kurtulup (bu annem bana şunu yaptığı için, ben böyleyim demek oluyor), dizginleri eline almaya başlıyorsun. Bir yandan da geçmişteki yaralı çocuğu sarıp sarmalıyorsun içinden, zamanında alamadığın şefkati kendin veriyorsun ona. Kendi kendinin ilacı oluyorsun. (Hayatımdaki en kıymetlime, evladıma sevgi dolu sarılmamda, bir yandan da kendi çocuk halime sarılır gibi hissederdim bazen). Ondan sonra bir sakinlik geliyor, galiba o zaman gerçekten büyüyorsun. Üzme kendini sevgili genç anne; Sanırım bu, bu hayatta geçmemiz gereken aşamalardan biri, daha iyi bir insan ve daha iyi bir anne olmak için. Umarım bizim çocuklarımız, çocukluklarını büyük bir mutlulukla hatırlarlar büyüdüklerinde:-)

  10. Ne zaman nasıl yaşadım o kırılma noktasını hatırlamıyorum ama bugün hâlâ içimde bi suçluluk duyuyorum neden ben annemi sevemiyorum diye. Herkes annesini öpüp koklarken ben fersah fersah uzaklaşıyorum sanki.Ne zaman ki O’nun istediği gibi olmadım, onun tercihlerini reddedip kendi tercihlerimi yaşadım işte o zaman sanki içinden başka bi kadın çıktı( ya da ben gerçeğin farkına vardım) ve bunun sonucunda da hem kendini hırpaladı hem beni. Başlarda ona bi yandan içten içe kızardım bi yandan da hak verirdim. Başka türlüsünü bilmediği için o şekilde davrandığını düşünürdüm. O da bana kendince doğru bildiğini göstermek istiyor diye düşünürdüm. Ama tek anne benim annem değildi, tek annelik de o şekilde değildi. Arkadaşlarım da anneleriyle çatışma yaşardı ama onların anneleri çatışırken bile çocuklarının yanında olduklarını hissettirirlerdi.Öyle kıskanırdım ki onların ilişkilerini, hâlâ da öyle. Annelik nedir diye düşünmeye başladım sonraları. Doğru bildiğini dayatıp çocuğunun isteklerini, önceliklerini yok saymak mıdır? Çocuğunu şartlı sevmek midir? Şimdi her ne kadar herşey yolunda gibi görünse de, kendimi ne kadar zorlarsam zorlayayım ben eski ben olamıyorum. Beni şartlı seven annemi sevemiyorum. Beni sevdiğini söylerken bile duymak istemiyorum söylediklerini. Geçmişi telafi etmeye yetmiyor artık hiç bir söz. Ahh..

  11. önce off dedim bu Nasıl bir derinlik Nasıl bir yüreğe dokunma. ve peşine buz kestim ya yavrumda Birgün böyle yazarsa. yemin ederim titredim korkudan

  12. Okuduğum alakasız bir kitapla başka zaman olsa belki de hiç üstünde durmayacağım bir cümle sakinletmişti bendeki benzer yaraları; “Başarılı olmamış olabilir ama annem elinden gelenin en iyisini yapmıştı.”. Elinden gelenin en iyisi… Evet benim annem de benimle oynamadı, 3 çocuktuk ve “çocuklar”dık onun için. Ayrı ayrı birey hiç olmadık. Farklarımız hiç görülmedi. Oysa ben duygusal olarak daha çok desteğe ihtiyaç duyan fazla gözlemci ve fazla naif bi çocuktum. Yetişkin aklımdaki çocukluğumun anne görüntüsü yüzü tezgaha dönük bir anne ensesi:) Ama işte tam da bu onun elinden gelenin en iyisiydi. O çok daha yoksunluk içinde büyümüştü ve evin dağılmasına bağırmayan anne olmak onun için büyüüüük fedakarlıktı. Ki bu sırada kim bilir kendini nasıl hissediyordu? Yorgun, yoksun, bıkmış, yaşamamış??? Yani barıştım ben kendi beceriksiz annoşumla:) Ama artistlendiğime bakmayın en az 5 senemi aldı. Umarım siz benden çok daha hafif atlatırsınız ve her düğüm çözülür gider.

  13. Sadece alkislamak istiyorum sevgiler