7 Yorum

Peki

Yazar Hakkında

EBRAR GÜLDEMLER – Anne, bibliyofil, çevirmen, öğretmen… İyiliğe, perilere, inceliklere, dengeye, kız kardeşlik kültürüne, barışmaya ve affetmeye, kelimelerin gücüne, her şeyin hayal etmekle başladığına ve en çok sevgiye inanıyor. Çocukları büyütünce gemi seyahatine çıkmayı planlıyor. Ebrar’ın tüm yazılarını buradan okuyabilirsiniz.

Bazı kadınlar “peki”ye bin türlü kapris ve ima sığdırabilirler; onlardan biri olmak çok isterdim. Olamadım. Ben kelimeleri genellikle birincil anlamıyla kullanırım, özellikle ilişkilerde; “peki” gerçekten onaydır, “sen bilirsin,” gerçekten karşı tarafın tercihine bırakmaktır ve tabii “seni görmek istemiyorum” gerçekten o anlamda kullanılır, “ben böyle söyleyeyim, ama sen yine de görüşmek için ısrar et, biz de bu oyunu sürdürelim” demek değildir. O yüzden karşımdakinin sözlerinde de alt anlam aramam. Bu bence kolay ve yorucu olmayan, alışık olduğum yöntem.

Buraya kadar tamam. Bunlar zaten çok hafif, gündelik konular. Ama söz konusu hiddet ve dahası şiddet anları olduğunda ne yapalım? Neyse ki, bir büyüğümüz bunu da açıklamış. Hepimiz rahatladık. Kocamız hiddetlendiğinde; “peki demesini bilecek”mişiz. Mutlu evliliğin sırrı buymuş. Evet “kol kırılır yen içinde kalır” dediğimiz. Bin yıllık geleneğimiz, bir tanemiz. Nasıl da düşünemedik?

Bir kere bu hikayedeki “koca” dediğimiz varlık (elbette genellemiyorum, buraya dahil olmayan herkesi tenzih ederim) belli ki, herhangi bir şeye hiddetlenme hakkı olan, öfkesini karşısındakinden çıkarma lüksü olan ayrıcalıklı bir tür. Güzel. Böyle bir durumda hep idare edilmesi gereken, dürtü kontrolünden yoksun ilkel bir varlık. Anladım.

Şimdi muhatabımızı tanıdık, tamam. Sınırı nerede çizeceğiz, onu da bilmek istiyorum. Mesela nispeten fazlaca hiddetlenip kafama tabak attığında ne yapmalıyım? Tabağı geri atabilir miyim? Henüz bana atmadığı için şükretmeli miyim? Sonuçta belli ki, her dediğine “peki” dediğim bir süreç yaşadık, ben kim oluyorum ki tabağa karşı koyuyorum? Hiddetlenmek nihayetinde kişiye göre değişen bir hal. Arttırıyorum; üstüme yürüdüğünde ne yapmamı önerirler? Peki deyip beklemeli miyim, kendimi bir odaya kapatabilir miyim, yoksa “bir dakika, orada dur” mu demeliyim? O güne kadar gıkım çıkmamışsa, bu “dur” sözünün geçerliliği olur mu? Küfür edebilir mi? Neyime kadar sövebilir mesela, bizzat bana küfrettiği sürece “peki,” ailem söz konusu olursa mı “hayır” diyeyim? Sevişmek? Rızam dışında bana yaklaştığında, “peki” demek zorunda mıyım? Yoksa dürüstçe bir “hayır” cevap olarak kabul ediliyor mu?

IMAG6215-01

Ya da “peki” deyip içten yanmalı bir şekilde, düdüklü tencere gibi basınçla dolarken; hangi noktada patlarım öngörebilecek var mı? Bazen korku o kadar ağır basıyor ki, “aman tatsızlık çıkmasın Ali Rıza Bey” refleksiyle insan o güvenli alanda kalabilmek için “peki” diyor. Ya sonra? Yavaş yavaş deliriyorsun, kimse fark etmiyor. Kocasını bilmem kaç yerinden bıçaklayan ama arkadaşlarının gözünde gayet normal görünen insanlar işte böyle ağır ağır kontrolü kaybedebiliyor.

Çok karışık görünüyor, evet. Öyle görünsün istiyorlar… Oysa hiç o kadar karışık değil. Karşınızdaki “koca” patronuna da, size hiddetlenebildiği gibi hiddetlenebiliyor mu? Sizinle konuştuğu üslupla onunla da konuşabiliyor mu? Tamam, bu kadar basit işte; sizinle de konuşamaz.

Şiddetin tehdidi yetiyor bir insanı sindirmek için. O tabak bu kez duvara çarptı, amacı sizi korkutmaktı, korktuğunuzu anladıysa, size de isabet edeceği günler yakın. O yüzden, o ilk tehditte “hayır” diyeceğiz, “yapamazsın.” Üç yaşında öğrenmesi gereken bir şey, öğrenememiş, hepsi bu. Size insan gibi davranmayı, öfkesini çıkardığı bir kum torbasını olmadığınızı bilmiyor mu? Öğ-re-ne-cek.

O, bildiği şekli sürdürecek. Çünkü siz iradenizle karşısında duruyorsunuz ya, bunu daha önce hiç görmemiş. Haliyle, o ilk “peki”ye kadar, inatla sizi sevişirken yapmak istemediğiniz o şeyi yapmaya zorlayacak, olur da bu kez “peki” dersiniz? Ve tabii ona “peki” dedikçe, mutlu evliliğinizin dişi kuşu oluverirsiniz, yok artık!

Aksine, tam da bir “errrkekle” konuşur gibi konuşacak mesela, ona yerli yersiz hiddetlenebiliyor mu? Tamam, demek ki dürtü kontrolü mümkün, size de hiddetlenemez. Evlenirken “hastalıkta ve sağlıkta deli idaresi yapacağıma” diye söz vereniniz var mı? Yok. Bunlar hep hadsizlik ve bu had hudut bilmeden büyütülen erkek çocuklarına, ya hadlerini bildireceksiniz, ya oradan gideceksiniz.

İlk tokada kadar, ilk dayağa kadar uzun bir yol var, o ilk işaretlerde asla “peki” değil kocaman bir “hayır” diyeceksiniz. O yaratığın hiddetine maruz bırakamadığı, dövemediği, dişini geçiremediği ilk kadın olacaksınız. İşte o kadar.

7 yorum

  1. İşte o zaman şiddet belki durmayacak dünya da ama kendi dünyalarında durdurabilecek kadınlar… Kalemine sağlık ebrar..

    Sevgiler

  2. BRAVOOOOO!!!!!!!!!!!

  3. “Peki” dedirtene kadar yapilan israr ve zorlamalar.. ve sonrasinda ardi arkasi gelmeyen “peki”ler silsilesi. En kötüsüde durumu kaniksamak. Yaptiğim şeyi normal zannetip sürdürmek..
    Illaki birgün maymun gözünü açiyor 🙂
    Tek ben değilmişim dedirten bir yazi olmuş. Kalemine sağlik…

  4. haaaaarika yazmışsın

  5. Başta peki derseniz, bir ömür boyu çekmek zorunda kalırsınız “aman tatsızlık çıkmasın” larla başlar baş edilemez durum haline gelir. Aslında evlenirken, en başta bakmalı çaresine. Uzun flört dönemi olmalı insanın. Karşısındaki zat-ı muhteremin ailesiyle tanısilmalı. Ne derece merhametli, aşık, sevgi ve saygı ne derece anlaşılmalı. İlk yıllarda çocuk düşünülmemelidir. Bütün analizler yapıldıktan sonra kişi sakladığı yüzünü gün ışığına çıkarıyorsa ve insanın arkasında destek olacak bir ailesi yoksa gerçekten durum çok vahim. Sabırlar dilemekten başka bir çare kalmıyor aslında.

  6. Kalemine sağlık Ebrar ablacım, sessiz okuyanın olabilirim ama daha 1,5 ay kadar öncesinde ailemde buna benzer bir sohbet oldu ve dedemden “peki” deme sanatını bende öğrendim. Utandım, kendimi güçsüz olmam gerekiyormuş gibi hissettirildim, sindim, çok yazmak istedim ama daha evli bile değilim bu sebeple fazlasıyla “Bekara karı-koca boşamak kolay” durumuna düşmek ya da ahkam kesmiş gibi olmak istemedim. Bir de şu durum var ki, cümleleri sanırım senin kadar toparlayamazdım bu konuda.

    Dedem şöyle demişti, şiddet konusu konuşulurken onun evinde; “Kadın susacak, erkek sinirlendi mi kadın mutlaka alttan alacak.” Bu cümleden çok utandım, “Peki dövüldüğü zaman bir kadın dede, yine susacak mı kadın. Neden kadın susuyor, kadın sinirlendiğinde erkek aynı sabrı veya alttan almayı gerçekleştirebiliyor mu?” diye karşı çıkacak oldum bende. “Kadın kadınlığını bilecek, erkeğe karşı gelmeyecek.” demişti. Şiddet içerikli konuşmalar sürdü, konu atasözlerine geldi bu konuda. “Neden her şiddet içeren atasözü kadın üzerine yazılmış?” diye devamını getirdim bende. Dedemin şiddet içeren sözleri, “Erkekler yapıyor, kadınlar da hakediyor”‘a kadar gitti. Sonra ben konuşmaya devam ettikçe, sonuçta annem ve babamla aynı veya aykırı fikirleri tartışıp orta yolu veya mantık yolunu arayabiliyor ve bulabiliyorduk. Dedeme saygıda kusur etmeden, onunla da konuşabiliriz bu tür konuları dedim. Düşündükleri yanlış, karşısında bir kız torunu var ve onun da bir kızı var, nasıl böyle düşünebiliyor ki? diye düşünerek konuşmak istedim. Ama dedemle böyle olmadı.

    Sonra dedem bana, sen evlendiğinde çok dayak yersin dedi. Üstelik bu çenemle hakedermişim de… Sırf dedemin, kadınların her şiddeti bir nebze bile olsa hakettiğini söylediği için “nasıl yani” dedim diye, “sen evlenince eşine “peki” deme de göreyim ben seni” dedi dedem. Sonrası daha feci oldu, benim sinirden ağlamama kadar gitti. Ben ağlamadan öncesinde babam “boşver kızım.” diye sessizden durdursa da, dedem yanımdan kalkar kalkmaz hüngür hüngür ağlamıştım. Çünkü çok zoruma gitmişti.

    Şimdi bunu neden anlattım, yazdığın yazının başlığını ve ilk cümlelerini okuyup yazına giriş yapınca, bunu hatırlayıp yine bir hüzünlendim. Ülkemde yapılan, çocuk, yaşlı, genç, kadın ve erkek farketmeksizin yapılan şiddetler ve işkenceler yetmezmiş gibi, bir de kadınlar ne yapsa hakeder durumu çıktı ve ben çok utanır haldeyim. Daha evlenmeden, yakın akraba dediğimiz kişiden böyle şeyler duyduktan biraz sonra, içimden anısını ve sızısını unutamayacağım bu hatıram hakkındada tüm söylemek istediklerime tercüme oldun resmen. Teşekkür ederim. Ve dilerim, hiçbir zaman peki demek durumunda kalmayız hiçbirimiz. Ezildikçe ezilen ve haklı durumda iken bile haksız konuma düşürülen bizler, bence haksız bile olsak konuşarak halledilmesi gereken anları hakkediyoruz. Ama şiddeti, asla!

    Kalemin hiç susmasın, yol göstermeye ve duygularımıza tercüme olmaya devam etmeni diliyorum hep. Sevgilerimle Ebrar ablam… 🙂

  7. harika bir teşhis yazısı ! kelimeleri ilk anlamlarıyla kullanamıyoruz artık, kullansak bile karşı taraf ikinci imasını arıyor…
    kalemine sağlık