2 Yorum

Doğumuna Sahip Çıkmak

Yazar Hakkında

NAZLI TANTOĞLU – 31 yaşında, çocukluk aşkıyla 7 yıldır evli. Ankara’da yaşıyor. Aşırı tipik bir Kova burcu. Kışı hiç sevmeyen bu kış çocuğu günün birinde sıcak bir memlekete yerleşip yaşlanmayı hayal ediyor. Okumayı, konuşmayı ve yemek yapmayı çok seviyor. Uras Yaman adında bir oğlu, Yemekçinin Mekanı isimli bir de yemek blogu var.

Uras Yaman 10,5 aylık artık. Yazarken ve söylerken şaşırıyorum; ne çabuk büyüdü bu kadar. İstediğini çok net belli eden, emeklemede hız rekoru kıran, sıralayan, her bulduğunu ağzına atıp kalite kontrol yapan,  karıştırılmadık çekmece bırakmayan ve sürekli evi dağıtan, iki dakika peşimden ayrılmayan bir küçük insan oldu.

Evde serbestçe dolaşabilsin diye onun için tehlikeli olabilecek şeyleri kaldırdık öncelikle ulaşabileceği yerlerden. Mutfak çekmecelerine kırılmayacak şeyleri koydum, bazılarını boşalttım. Ben mutfakta bir şeylerle uğraşırken o da ayağımın altında onları kurcalamakla meşgul oluyor. Çekmecelerdekilere ilgisi bir süre sonra dağılınca yerine yenilerini koyup ilgiyi taze tutuyorum. Aynısını oyuncaklar için de yapıyorum. Çok fazla oyuncağı yok. Birkaç taneyi ortalıkta bırakıp diğerlerini kaldırıyorum. İlgisinin azaldığını fark ettiğimde olanları kaldırıp, yenilerini koyuyorum. Eskiler oluyor size yeni oyuncak. İlgisini en çok çeken şeyler tabii ki oyuncaklar değil. Güvenliği için risk teşkil etmeyecek her şey oyuncak olabiliyor evde. Bir süre sonra sıkılıyor ve paçalarımdan çekiştirmek suretiyle elimde ne varsa bıraktırıyor. Yemeği ocağa koyabilmişsem şanslıyım. Yoksa o akşam da yemekte patatesli yumurtaya talim.

Ev sürekli dağınık ve ben çocuklu evlerin neden bu kadar dağınık olduğunu anlayabiliyorum artık. Dağınıklıktan hoşlanmasam da kendimi evdeki işlere kaptırmamaya çalışıyorum. Her şey olduğu kadar, yoksa hiçbir şeye yetişememe hissi bir kere insanı ele geçirince mutsuz olmamak mümkün değil. Hayatımız değişti artık. Önceliklerimiz de değişti. Uras Yaman’ın yemeği, emmesi, uykusu, temizliği hariç her şey bekleyebilir. Şu an evde her şeyiyle benim bakımıma muhtaç biri varken sehpa tozlu kalmış, bulaşık makinesi boşaltılmamış çok da umrumda değil. Aksine bu rahatlık hoşuma bile gitti benim. Önceden ev her zaman temiz ve toplu dursun diye verdiğim mücadeleyi hatırladıkça boşa geçen zamanıma üzülüyorum. Çalışırken hiçbir şeye yetemiyorum hissi sürekli peşimdeydi.

Temizlik işini pazar günleri eşimle birlikte yapıyoruz. Süpürge işi ona ait ve ne yalan söyleyeyim benden güzel yapıyor. Bebeğe bir süre o bakarken ben, ben bakarken de o yapıyor işleri. Ne diyorduk #yardımdeğilişbölümü.  Bu akşam neden yemek yok, benim gömlekler neden ütülenmemiş, neden her yer bu kadar dağınık demeyen bir eş ne büyük bir şans! Normalinin bu olması gerek halbuki. Bu işleri ‘kadınlık görevi’ gören zihniyetle çevrili etrafımız.

Uras Yaman 8,5 aylık olduğunda alttan iki dişi aynı zamanda çıktı. Tam da gece uykularının düzene girdiği, gecede bir ya da iki kez uyandığı bir zamanda ve ben bir oh çekmişken saat başı uyanmalar başladı. Dişler patladı artık rahat bir nefes alırım birkaç gün dedim ama üstten dört tane daha dişin kabarmasıyla ikimiz de ne olduğumuzu şaşırdık. O kadar perişan oldu ki, ne uyku düzeni kaldı ne de huzuru. Yahu teker teker gelseniz de bu kadar yıpratmasanız yavrumu dedim, ana yüreği dayanmıyor işte. Geriye daha 22 dişin çıkacağını düşündükçe bana bir şeyler oluyor.

Bu arada gündüz uykularını da üçten ikiye düşürme çabaları vardı. Biraz sancılı geçtiğini söyleyebilirim. Sonunda zaman zaman aksasa da akşam sekiz sabah sekiz, gündüz 1-1,5 saatten iki uyku uyuyor. Bir kaç kez iki saate çıkararak oldukça şaşırttı beni. Doğduğundan beri kesintisiz iki saat gündüz uykusu uyuduğu çok nadirdir. Sancılı geçti dedim çünkü sabah uyanması 6-7 arası oluyordu. Öğlen uykusundan uyandıktan sonra akşama kadar uyanık kalması onu yoruyordu. Uyutmaya çalıştığımda da direniyordu. Neyse ki kendi düzenini yine kendi kurdu. İstesem de uykularına müdahale edemiyorum çünkü. Uyumak istemiyorsa uyumuyor. Dışarıda vakit geçirme, bol oyun, kanguruda gezdirme kar etmedi bu dönemde. Gece uykuları ise henüz düzene girmeye çalışıyor.

Bir teoriye göre altı aydan büyük bebekler gece beslenmesine ihtiyaç duymazmış. Bunu diyenin hiç emen bebeği olmamış, kesin. Bebeği diş çıkarmamış, büyüme atağı geçirmemiş, hiç hasta olmamış. Emme eyleminin bebeğin sadece fiziksel ihtiyaçlarını karşıladığını düşünüp, psikolojik ihtiyaçlarını göz ardı ettiğinizde tüm bebeklerin tek tornadan çıkmış gibi davranmasını bekleyebiliriz. Bir de insan sütünün çabuk sindiriliyor oluşu var. Diğer memeli sütleriyle insan sütü karşılaştırıldığında içeriklerindeki yağ miktarının insan sütünde daha az olduğunu okumuştum. Bu da insan yavrusunun daha yavaş büyümesi ve daha sık emzirilmesi anlamına geliyormuş. Yetişkinler bile gece bazen su içmeye kalkabiliyorlarken, gece emmek için uyanan bebeğe ‘dur yavrum, senin artık gece beslenmesine ihtiyacın yokmuş’ denilemez sanıyorum. Bebeklerin, annelerinin sütünü onlara sunulduğu kadar değil, ihtiyaçları kadar almaları gerektiğini düşünüyorum. Peşpeşe geçirdiğimiz soğuk algınlığını Uras Yaman sürekli emerek bir günde geçirdi, ben ise günlerce süründüm. Hayatı boyunca sınırlı bir süre alabileceği, kendisi için mükemmel olarak üretilmiş bu besinden ne kadar fazla alırsa o kadar iyi bence.

Bu arada alerji durumunda da ilerleme var. Ben artık kuruyemişler ve susam hariç her şeyi tüketebiliyorum. Doya doya et yediğim ilk gün hissettiklerimi anlatamam. O çok sevdiğim bol peynirli kahvaltılara, akşam yemeğinde kaşık kaşık yoğurtlara geri döndüm. Meğer onları yiyebiliyor olmak ne kadar önemli bir şeymiş. Alt tarafı peynir, yoğurt değil mi? Öyle değilmiş. Canının istediği her şeyi yiyebiliyor olmak dünyanın en güzel şeyiymiş. Bu bile binlerce şükür sebebi. Hayatımızda rutine binen, çoğu zaman farkında olmadan yaptığımız ne çok şey var yapabiliyor olduğumuza şükretmemiz gereken. İlla ki kaybettikten sonra varıyoruz farkına güzelliklerin. Bir daha kavuşabiliyorsak güzel ama ya kavuşamazsak?

Ekran Resmi 2016-10-05 15.36.37

Uras Yaman’ın da süt denemelerine başladık. Şimdilik bir sorun gözükmüyor ama çok başındayız daha. İnşallah güzel sonuçlar alırız. Doktorun verdiği ek gıda tadım listesi bittikten sonra benim süt denemelerim başlayacaktı. Onun öncesinde listede olmamasına rağmen faydalı diye avokado denemek istedim. Şimdiye kadar hiçbir şey dokunmamıştı ya, bu da dokunmazdı. Ne alerjenler vardı dokunmayan. Bir cumartesi öğlen saatinde verdim eline avokadoyu. Yüzünü ekşitti ve attı, önüne koydum. Birkaç kez tekrarladıktan sonra doğru dürüst yemeden masadan kaldırdım. Akşam uykusundan ağlayarak uyandı, zor uyuttuk. Ertesi gün aşırı bir huysuzluk, uykuya dalamama ve sürekli kucağımda olma hali. Yüzünde de bir iki kızarıklık. Tabii ben hala anlamıyorum. Üçüncü gün kızarıklıklar yayılmaya başladı, çocuk hala huzursuz. Dördüncü gün ise kanlı kaka. Bir telaşla doktoru aradım. Kabahatimi biliyordum, eğdim boynumu. Çok kızdım kendime. Sanki ben avokadoyla büyümüştüm, ne vardı sanki yemeseydi, bir şey mi eksilirdi? Kendimi affetmem zaman aldı ve Uras Yaman’ın düzelmesi bir haftayı buldu. Tabii süt denemesi de ileriye atılmış oldu. Neyse ki geçti ve ben bir daha doktor listesinden çıkmama sözü verdim kendime. Şimdiye kadar verdiğim her şeyi iştahla yemişti, bir tek avokadoya burun kıvırdı. Bu da, O Tabak Bitecek Mi kitabında bahsedilen, bebeklerin yeme davranışın içgüdüsel olduğuna dair bir örnek bence. Kendisine zarar vereceğini anladığı bir yiyeceği yememeyi tercih etti.

Tüm ilgim bebek bakımı, beslenmesi, emzirme konuları üzerinde yoğunlaştığı için, okuduklarım da bunlarla ilgili. O kadar farklı ve güzel şeyler öğrendim ki! Bunlar tecrübeyle de birleşince nerede bir hamile veya yeni doğum yapmış birini görsem çenem düşüyor. Sus da diyemiyorlar bana, konuştukça konuşuyorum. Benden sonra doğum yapan yakınlarım, arkadaşlarım oldu, oluyor. Hem kendimde hem de sonradan tüm doğum yapan yakınlarımda gördüğüm şey anneliğe hazırlıksız oluşumuz. Sanıyoruz ki doğumdan sonra her şey bitiyor. Sadece doğuma odaklanıyoruz. Hani bir doğum olsa rahatlayacağız ve sonrası kendiliğinden gelecek. Meğer öyle değilmiş. Doğum sonrası bebeklerdeki kilo kaybını, yenidoğan sarılığını, nasıl emzirmek gerektiğini, ten temasını bilmeden doğuruyoruz. Sonrasında çalışmadığımız yerden gelince panik üstüne panik yapıyoruz.

Doğumuna sahip çıkmak önemli. Doğal doğumu talep etmek, keşkesiz, güzel bir doğumla bebeğini kucağına almak en güzeli ama doğum bir şekilde oluyor ve bitiyor. Bebek dünyaya geldikten sonra bunların hepsi geride kalıyor ve o zaman başlıyor acemilik. O yüzden hamilelikte doğum ile ilgili araştırmaların yanında doğum sonrası bebek bakımı ile ilgili de okumak gerekiyor. Emzirme başlangıcı da oldukça önemli. Bunun için çok güzel, doğru kaynaklar var ulaşılabilecek. Hatta size yardımcı olabileceğini düşündüğünüz yakınlarınızla doğum öncesi bu konular hakkında konuşulabilir ve gerektiğinde doğum sonrasında da yardım talep edilebilir. Bence en önemlisi ise doğum yapacağınız hastanede doğum sonrası destek verecek personel hakkında bilgi almak. Çocuk doktorları, emzirme konusunda destek olacak hemşirelerle daha önceden tanışmak faydalı olabilir. Her ne kadar hastane anne bebek dostu olarak görünse de bazen hiç de dostane davranmıyorlar. Ben bunların hiçbirini yapmadım ama ne kadar önemli olduğunu sonradan fark ettim. Sorun yaşamadığım için şanslı sayıyorum kendimi.

Yazdıkça yazıyorum, tam bitti derken aklıma bir şey daha geliyor. Buraya gelene kadar sayısını hatırlamadığım kez oturup kalktım bilgisayar başına. Yazdıklarım kopuk kopuk olmuşsa bundandır. Aslında annelik bebeğin hariç başka bir şeye kafanı ve vaktini tam olararak verememekmiş.

IMG_8202

Bu arada ben hala çalışmaya başlayamadım. Yapamıyorum, gidemiyorum. Darbeye kadar rapor ve izinlerle idare etmişlerdi beni. Darbeden sonra işe çağırma ihtimalleri oldu. Eşimle konuştuk ve ne kadar bizi maddi olarak zorlasa da ücretsiz izne ayrılmaya karar verdim. İdare edebildiğimiz kadar edeceğiz bakalım. Altı ay dolunca başlarım diyordum. Sonra dokuz aylık olsun öyle başlarım dedim. Şimdi de yaşını bir doldursun hele, ne acelemiz var diyorum. Hiç çalışmak istemiyorum. Bir yıldır evdeyim, çalışmanın bana iyi geleceğini biliyorum ama oğlumun her anında yanında olmak gibi değil. Ne kadar kaçsam da sonunda başlayacağım işe. İlk zamanlar bocalasak da  sonra düzene girecektir diye kendimi hazırlamaya çalışıyorum. Ne de olsa bebeğini evde bırakıp çalışacak olan bir ben değilim. Bir sonraki yazımda muhtemelen işe başlamış olurum. O zamana kadar hoşça kalın.
Sevgiler,
Nazlı

2 yorum

  1. Sanki bu yazıyı ben yazmışım gibi hissettim bir an. Böyle gerçek annelik yaşanmışlıklarını duymaya ihtiyacımız var hepimizin. İnanın benim de etrafımda yeni doğum yapan bir sürü kişi oldu ve benim de çenem durmuyor Bu güzel paylaşımınız için kucak dolusu teşekkürler.

  2. Bu yaziyi okurken sanki birileri beni gozetlemis ve benim hayatimi yazmis gibi hissettim.hani ben yazdimda farkinda mi degilim dedim kendime. Tipik kova daginikliktan nefret eden ben ve alerjik bir bebek. Daha ne olsun!guzel paylasiminiz icin tesekkurker