2 Yorum

Yorgunum, Yorgunuz, Yorgunlar…

Aşağıdaki yazı Blogcu Anne okurlarından Anne Kalbim tarafından kaleme alındı.

***

Ortalama bir kadın için, evlenip yuva kurmak, bir hayattan bambaşka birine paldır küldür yuvarlanmak gibi birşey. Ya da birçoğumuz için bu böyle diyelim. Tamam tamam, benim için aynen böyle olmuştu işte.

Meğer hayat da bekarlara güzelmiş.

Evliliğimizin üçüncü haftasında, işten dönüşte akşam yemeğini hazırlayıp, bulaşıklara atladığım, sonra da kendimi ütü masasının yanındaki çamaşır kulesinin dibinde bulduğum gündü… Bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı gerçeğine tosladığım an…

Birden içimde bir gözyaşı tufanı koptu. Çok komiktim. Bir yandan ağlayıp hıçkırıyor, bir yandan eşim duymasın diye sessiz olmaya çalışıp hunharca ütü yapıyordum. Evleneli daha yalnızca üç hafta olmuş ve benim pilim bitmişti bile. Bu kadar çabuk mu yani?

Allah’im ! Yorgunluktan ölen ilk insan olarak literatüre geçecektim belki de.

Eşim gelip, “Çok mu yoruldun? O yüzden mi ağlıyorsun?” diye şefkatle sorduğunda, yiğitliğime toz kondurup da “Evet” bile diyemedim. Ben süper bir kadındım çünkü! Ohoooo bu işler vız gelir tırıs giderdi yani(!)

O an gelecekle ilgili tüm tozpembe düşlerim, yerini çok acıklı zavallı bir kadın portresine bıraktı. Ki geçen zaman da bana hiç torpil yapmadı gerçekten.

Sonra ilk bebemi aldım kucağıma. Dört yıl sonra ikincisini… Bir dört yıl sonra da lülüşlü cimcimeyi. Anneliğim üç ile çarpılınca, zorluklarım kaçla çarpıldı dersiniz? Ne siz sorun, ne ben söyleyeyim valla.

Şimdi evli olmayan bacılarımın gözünü korkutmayayım. Böyle de iyi kalpli, düşünceli ve naifim.

Üç bebe, tam zamanlı bir iş, ultra hiper süper yoğun çalışan bir koca, sosyal yaşamın getirdiği yükler, insanların beklentileri, yapmak isteyip hep ertelediklerim ve bitmek bilmeyen ev işleri… Gittikçe daralan bir çember gibiydi hayat.

Tüm bunların yanında, zihnimde hep yanıp sönmeye devam eden düşüncelerle boğuşuyordum. Bana kimse “Süper olmak ister misin?” diye sormamıştı ama ben dahil tüm hemcinslerime bu münasip görülmüştü.

Süper olmak zorundaydım. Bana böyle öğretilmiş, kulağıma hep bu fısıldanmıştı. Ama bir gün durup dedim ki, “Bi dakka yeeaaa! Ne oluyoruz Allasen?”

Nihayet kafama dank etmişti de, bu sırtıma zorla geçirilen süper kahraman pelerinini çıkarıverdim. Yardım istemenin, işleri bölüşmenin, benim adıma bazı işleri takip edebilecek kişilere sorumluluk vermenin harika bir fikir olduğunu hissetmeye başladım. İşyerimde ve evde, meşguliyetlerimi azaltıp vaktimi bebelerime daha cömertçe ayırmak hepimize çok iyi geldi.

Modern çağ, kadınları ısrarla hep güzel ve fit kalmaya, her an saçı başı-makyajı yapılı gezmeye, genel kültürü yüksek vensosyal yönü kuvvetli olmaya, harika yemekler yapıp mükemmelsofralar kurmaya, her daim derli toplu ve düzenli yaşamaya, aynı zamanda çalışıp para kazanmaya ve en bi mikemmel anne olmaya zorluyor.

Bu dayatmanın yanında, modern zaman eşlerinin de bu yükleri kadınla paylaşmasını vaad ediyordu ama bu konuda şanslı tek tük birkaç hatun kişi dışında, hayaller ve hayatlar pek kesişmiyor nedense.

Ben çoğu kişiye nazaran şanslıydım aslında. Evde, işte ve çevremde bana destek olup yükümü hafifletecek insanlar vardı çok şükür. Ve buna rağmen geldiğim noktada halen çok yorgun hissediyorum.

Annelerin çok büyük kısmının ise yorgunluğunu ifade edebilmek gerçekten çok zor. Çünkü bu anlatılmaz. Ancak yaşanabilir!

Evlilik, çalışma hayatı, hamilelik, doğum, emzirme, bebeyi büyütme, yeni kardeşlere kalpte ve yuvada yer açma derken…

Dünyada ve toplumda yaşanan gelişmeler yüreklerde dumur üstüne dumur yaratırken…

Kadının istekleri ve hayalleri ile kendisi arasına her gün yeni uçurumlar eklenirken…

Anlaşılamamak ya da daha kötüsü yanlış anlaşılmak, her köşe başından bize göz kırparken…

Teknoloji ilerledikçe kendimizi içinde bulduğumuz yeni zorluklar, bozulan tabiat dengesi, çökmüş ahlak profilleri ve eskiden hiç bilmediğimiz türlü çeşit farklı tehlikelerle yüz yüze gelirken…

Kadınların/annelerin kalpleri de, zihinleri de, ruhları da en az bedenleri kadar yoruldu.

Ve görünen o ki, geleceğimiz bizlere bu yorgunlukla yaşamayı kanıksamayı salık veriyor.

Öyleyse,

-Eyyy her işi eşinin üstüne atmış olan kocalar! Kıllı popolarınızı yerinden biraz kaldırmaya ne dersiniz? Küçücük bir yardım, aile saadetinizi güzelce parlatıp cilalayabilir bak. Kesin bilgi!

-Eyyy dost, arkadaş, komşu, akraba kontenjanından hayatlarımıza giriş yapmış güzel insanlar! Fırsat bulduğunuzda, aklınıza düştüğümüzde bir güzellik yapıp, bebeleri bir saat eğleseniz, bize dünyaları bağışlamış gibi olursunuz. Bunu biliyor muydunuz?

-Eyyy sağlığı ve imkanları yerinde olan anneanne, babaanne ve dedeler! Sizin fedakarlıklarınızı saymakla bitiremeyiz. Eliniz hep üstümüzde zaten, biliyoruz. Lütfen desteğinizi hiç eksik etmeyin bizden, olur mu?

Çünkü inanıyorum ki, eğer kadınlar anne olmayı bilinçaltlarında ZORLUK+YORGUNLUK olarak görmekten kurtulursa, hayat da, evlerimiz de, dünya da bambaşka bir yer olacak.

Biraz nefes almak, sırtını doğrultup ohh be demek, çok şükür demek kadını süper kahraman yapmaya yetmez belki ama yaşamın tüm renkleri içinde sımsıcak gülüşlerle ve el ele yürüyebilmek için, anneleri dinlendirmek en masrafsız ve kestirme çözüm!

http://www.annekalbim.com
https://www.facebook.com/annekalbimcom
https://www.instagram.com/annekalbim

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

2 yorum

  1. Bende de tam zamanlı bir iş ve iki çocuk var. Yoruluyorum. Çok yoruluyorum. Çok yorgunum.

  2. Yorgunluk hiç bitmiyor. Eskiden çocuklar büyüyünce rahat ederim diyordum, şimdi biri liseye biri ortaokula gidiyor ama ben yılların birikimi midir bilmiyorum daha fazla yoruluyorum. Sadece işlerin mahiyeti değişiyor. Onların sayesinde kendimi bile şaşırtan bir şekilde her şeyi programlıyorum ama yine yorgunum.