14 Yorum

Bu kimin öfkesi?

Amerikan filmlerinin doğum sahnelerinde bir klişe vardır hani: Kadın bir yandan oflaya puflaya ıkınırken bir yandan da kocasına öfkeyle bağırır: Allah belanı versin! Beni bu duruma sen soktun! Allah seni kahretsiiiiiieeeeeeeenn… (sonra bebek çıkar).

Ben çok yapay bulurum bu sahneyi çünkü doğum böyle bir şey değil. Yani doğumda elbette bağırabilirsiniz, etrafınıza öfke saçabilirsiniz, her türlü his ve tepki normaldir ve hatta ben de kocama sakız çiğniyor diye kızmıştım ama çünkü sakızı çok kötü kokuyordu ve kime olsa kızardım o durumda…

Neyse, konumuz bu değil.

Bu kadınların güya doğumda hissettikleri öfkeyi ben doğumlarımda hissetmedim kocama karşı.

Sonrasında hissettim. 

Aslında onun bir suçu yok. O bir şey yapmadı. Sorun da zaten orada… Bir şey yapmamasında… Bir şey yapmasına gerek olmamasında…

Ben içimden bir insan yavrusu çıkarmış(ve bunu yaparken yıtılmış)ken o normal bir şekilde oturup kalkabiliyor ya, ben buna acayip bozuluyorum.

Ben şiş göğüslerime dokunamaz, acıyan meme uçlarım yüzünden sutyen bile giyemez, dikişlerim yüzünden öksüremezken o tuvalete rahat rahat girip çıkabiliyor ya, bu bana koyuyor.

Ben geceleri bebeğin nefesi değişse zıplarken o bebek ağladığında uyumaya devam edebiliyor ve ancak benim dürtmemle uyanıyor ya… Bunu acayip kıskanıyorum ben. Ben de öyle uyuyabilmek istiyorum. Olmuyor, olmadı, olmayacak.

Sadece bu da değil. Onun iş seyahatine gidebilmesini kıskanıyorum mesela… O ‘Offff, çocukları göremicem!’ diye dertlenirken ben onun o otel odasındaki kesintisiz uykusunu kıskanıyorum.

Bunlarda onun bir suçu yok. Düzen, işleyiş bu, ve o her şeye yardımcı ve dahil aslında… Ama evde tam demokrasi ilan etsek, yardım değil işbölümü desek ve her işin ucundan birlikte tutuyor olsak da günün sonunda illa ki bana kalan ihaleler var. Bazı şeyleri ancak bir yere kadar değiştirebiliyoruz. Buna kader de, kısmet de, cinsiyet rolleri de, ne dersen de bu böyle…

En büyük öfkelerimizi ve en büyük sevgilerimizi kız evlat, kız kardeş, sevgili, eş ya da anne rolleri içinde yaşarız

diyor Öfke Dansı’nın yazarı Harriet Lerner.

IMG_1548

Ve

Size belki öyle gelebilir ama aslında hiçbirimiz ailemizin böyle bir sorunla karşılaşan ilk üyeleri değilizdir. Geçmişimizdeki çözümlenmemiş sorunlar hepimize miraz kalır; bizim cebelleştiğimiz şey, daha önceki kuşaklarda da görülmüştür.

de diyor.

Yani belki de ben anneannemin annesinin, anneannemin babasına duyduğu öfkeyle uğraşıyorum. Bana ne kardeşim benden üç kuşak önceki öfkeden?

Kim koydu bu öfkeyi buraya, biri alsın şunu elimden!

Oysa öfke kötü bir şey değil. Hatta gerekli de bir şey. Sorun öfkelenmemizde değil, öfkemizi ifade ediş şeklimizde…

Öfkemizi verimsiz bir şekilde açığa vurduğumuzda, sonu olmayan ve bizi aşağı doğru iten bir davranış döngüsüne sıkışıp kalabiliriz. Öfkelenmemize yol açan bir şey olmasına rağmen, şikayetlerimizi açıkça dile getiremezsek, diğerlerinin sempatilerini kazanmak yerine, anlayışsızlıkla karşılaşabiliriz. Bu da öfkemizi ve haksızlığa uğramışlık duygumuzu artırmaktan başka işe yaramaz; gerçek sorunlar ise hala tanımlanmamış olur.

O zaman şimdi hep birlikte geriye yaslanıp düşünüyoruz: Acaba anneannemin annesini bu kadar öfkelendiren neydi? Onun anneannesinin annesinin öfkesi olabilir mi?

Gel de çık işin içinden…

14 yorum

  1. hergün yeni birşeyler varmı diye bakıyorum ve yine yeniden bnim duygularımı kaleme alan bir yazınız.ellerinize sağlık

  2. Bence Elif’in anneannesinin annesini bu kadar öfkelendiren şey, onun anneannesinin annesinden kendisine miras kalan yorgunluğudur. Yorgunluk kalıtım yoluyla aktarıla aktarıla gelirken, yolda metamorfoz geçirip ÖFKEye dönüşmüş olabilir. Bir son ürün olarak da Elif’in kucağına düşmüş sanki. Buradan bakınca öyle gördüm ben. Ama tabii hipermetrop olduğumu da belirtmek isterim.

  3. Doğan Cüceloğlunun daha dün öfke hakkında bir programını izledim, bugünde bu konu hala aklımdaydı. Çünkü dışardan bakıldığından “fıtrat” olarak öfkeli biri olarak tanınırım. Acaba diyorum ben mi öfke mi diğerlerinden farklı ifade ettiğim için bu kadar göze batıyorum. Acaba mı dersiniz? Ayrıca ben blogcunne’yi uzun zamandır takip edip son bir kaç aydır okuyormuşum. Başarılar dilerim…

  4. evet ya var böyle bir şey… ne kadar yardımcı da olsa, iyi niyetli de olsa, paylaşıma açık da olsa, işte önünde sonunda bize kalıyor bazı işler, şartlanmış gibi, programlanmış gibi… 4 gün seminer için şehir dışına çıkan eşime, iki gün önce gelmiş olmasına rağmen, hala çok kızgınım. nedenini tam olarak ben de bilmiyorum ama bu 4 gün içinde arka arkaya hastalanan ve hastanelik olan iki çocuk ve pms geçerli sebepler olabilir sanıyorum. beyefendi 5 yıldızlı lüks otelde seminere katılırken ben 4 gece boyunca yatağımda uyumadım, çocukların ateşlerini kontrol edebileyim diye. iş yerimden zırt pırt izin almak zorunda kaldım sürekli ağlayan, zırlayan, hastalanan çocuklarla ilgilenebilmek için. ve şu an o kadar öfkeliyim ki, eşimi görünce sinirim bozuluyor bir de karşıma geçmiş “bir hoşgeldin bile demedin”. demem tabii… öyle yorgun, öyle uykusuz, öyle öfkeliyim ki… anlatmam mümkün değil. artık bu öfke benim mi yoksa ninemin ninesinin mi bilemiyorum ama hoş değil. hiç hoş değil.

    • eşim bir ay sonra seminere gidecek şimdiden sinirleniyorum peşin peşim, yalnız olmadığımı bilmek gülümsetti

  5. İşte geçmişteki bu ‘öfke tıkanıklıkları’nı açmak icin ‘aile sergisi’ diye adlandirilan terapi gibi bir olay var. Kac sene once yaptirmistim ise yaramisti tavsiye edilir.

  6. Tamda bu gun cantama koydum ise gidip gekirken okumak icin..

  7. Yine bir iş bölümünüz var, ben evde göremiyorumki adamı iş bölümü olsun.çocuk bakımı,tüm ev işleri ,market vs vs. Öfkelensemde içimde patlıyor…

  8. En azından yalnız değilim deyip öfkemi hafiflettim yazınızla…Ağzınıza sağlık…Düşünmekle falan da işin içinden çıkabileceğimiz yönünde hiç ümidim yok artık:) Sizin de dediğiniz gibi: “Buna kader de, kısmet de, cinsiyet rolleri de, ne dersen de bu böyle…” deyip koşmaya devam…

  9. Valla biz bu kadar öfkeliyken büyükannelerimizin ya da anne ve kayınvalidelerimizin halini düşünüp şükretmemiz lazım. Kayınvalidem hem çalışmış, hem de iki çocuk büyütmüş. Çamaşır ve bulaşık makinesinin olmadığı, evlerin çalı süpürgesi ile süpürüldüğü zamanlarda. Sabahın altısında kalkıp sobayı temizler yakar, işe gider, döndüğünde kimse bakmadığı için sönen sobayı yeniden temizleyip yakarmış. Eşi de bir bardak su bile almazmış kendine. Şimdi bu kadın öfkelenmesin de ne yapsın. Bir de şikayet etmek ne demek. Ben kendime bakıyorum aynen her kadın gibi çok öfkeliyim. Neden herkes otururken yemek yok diye ben düşünüyorum ki? ya da çamaşır yıkanmıyor diye. Kimsenin takmadığı her konuyu kafaya taka taka kendi kendime öfkeleniyorum. Bunların ne kadarı geçmişten kalma bilmiyorum ama bizim kızıp bağırma hakkımız varken onların da intikamını almalıyız gibime geliyor.

  10. O(kocam olur kendisi) iş seyahatine çocukları bana bırakarak gidebiliyorken, kuzu kuzu üzerime düşeni yaparken neden mesela sizin düzenlediğiniz Dijital Topuklar Kadın Zirvesi’ne ben gidemiyorum. Bu aralar buna çok öfkeleniyorum. Elimde değil, haksızlık! Gelecekteki anne olacak torunlarım anneannem ya da annemin anneannesi neden öfkelenmiş de biz bunu yaşıyoruz derseniz ahanda buraya yazıyorum. :)

  11. 1 ay önce alıp, bir türlü okuma cesareti bulamadığım kitap :) Öfke Dansi

  12. Yalnız olmadığımı bilmek guzel bende içimde kurup kurup sonra farklı şekilde farklı kişilere patlıyorum. Ama keşke daha sakin bi insan olabilsem bazen kendime bile tahammül edemiyorum yazacak şey çok…

  13. yaaaa kesinlik katılıyorum… okuyunca daha da bir kıskandım…