26 Yorum

Başka annelerin ayakkabıları

İngilizcede bir deyim vardır: ‘To walk in someone else’s shoes’. Kelime kelime çevirecek olursan ‘Bir başkasının ayakkabılarıyla yürümek’ olarak ortaya çıkan bu deyimin anlamı aslında ‘kendini bir başkasının yerine koymak’tır.

Severim bu deyişi ben. ‘Kendini bir başkasının yerine koymak’tan daha çok severim. ‘Kendini bir başkasının yerine koymak’, tam olarak ‘bir başkasının ayakkabılarını giyme’nin anlamını yansıtmıyor bence… Kendini bir başkasının yerine nasıl koyacaksın ki? Sen kendinsin en nihayetinde, öyle ‘koy’ demekle olacak iş değil ki? Ama başkasının ayakkabılarını giyebilirsin… Buradan TDK’ya çağrıda bulunuyorum: Eyyyyyy TDK!

Neyse işte, ben de son zamanlarda başkalarının ayakkabılarını giyip yürüyorum: Çalışan annelerin. Daha doğrusu dışarıda çalışan annelerin. Dijital Topuklar hazırlıklarının hız kazandığı şu günlerde tam zamanlı dışarıda çalışan annelerin performansını yakaladım.

Efenim biliyorsunuz benim bu ‘çalışan anne’-‘çalışmayan anne’ tanımlamalarıyla ilgili sıkıntım var. Çalışmayan anne yoktur; evde çalışan anne vardır; hem evde, hem dışarıda çalışan anne vardır‘ demiş bir anne düşünür (!) Annelik Her Zaman Tozpembe Değil isimli kitabında. Gelişen teknolojiyle birlikte bu tanımlamaya ”evdeN çalışan anne” olarak katılan annelerin sayısı da hızla artıyor.

Ben de onlardan biriyim; evden çalışan bir anneyim. Çocuk sahibi olduktan sonra dışarıda çalışmayı bırakıp, sonra sadece annelik yapmaktan kafayı sıyırmanın eşiğine gelince kendine bir iş yaratıp, evden çalışmanın hem rahatlığını, hem zorluklarını yaşıyorum. Esnek saatlerin avantajı ve çocuklarımla gereğinde ilgilenebilmenin rahatlığı ile, sürekli evde olmanın, dolayısıyla ev işi ve iş işi arasında ayrım yapamamanın, evde olduğum için çalışmıyor gibi algılanmanın ama öte yandan ofis saatlerim olmadığı için gece gündüz fark etmeden çalışıyor olmanın dezavantajı arasında yuvarlanıp gidiyorum.

Evden çalışıyor olmanın da kendi içinde bir sürü zorluğu var ve en başında ‘yeteri kadar çalışıyor olmamak’ olarak algılanmak geliyor. Dışarıda çalışıyor olsaydım da gün içindeki çalışma sürem bundan çok farklı olmayacaktı belki ancak bu yazının konusu bu değil.

Dışarıda çalışan annelerin ‘ayakkabılarını giydiğim’ yaz başından bu yana giderek artan bir tempoda, çocukları evde bırakıp işe gitmenin, akşam olunca eve gelmenin, sonra ertesi gün tekrar gitmenin, ve bunun hafta boyunca sürüp gitmesinin nasıl bir şey olduğunu deneyimledim. Ve tek kelimeye sığdırmam gerekirse: zormuş.

IMG_1781

Her gün sabah evden çıkmak, gün içinde çocukları arayamamacasına meşgul olmak, akşam eve bitap bir şekilde gelmek, bazen en küçüğün uykusuna bile yetişememek, eve gelir gelmez biriken sütünü sağmak, gündüz bebeği yeterince göremediğin ve emziremediğin için gece sık uyanmasına razı ve hatta hevesli olmak, ve fakat bu sebeple uykunu alamayıp korkunç bir yorgunluk döngüsünün içine girmek… zormuş.

El sallamayı henüz yeni öğrenen bebeğinin sen çıkarken sana el sallamasına hem sevinmek hem üzülmek, annen bile olsa onu başkasına emanet etmek, eve geldiğinde o gün yeni bir şey öğrendiğini ve senin onu görmek için orada olmadığını fark etmek… zormuş.

Yazı yazmayı yeni öğrenen oğlunun el yazısını sökmeye başladığını, o uyuduktan sonra ortalıkta bıraktığı kağıtlardan fark etmek… zormuş.

Diğerinin ‘Yarın da mı geç geleceksin ya uf!’ serzenişlerine onu ikna edecek bir açıklama bulmak… zormuş.

Tüm bunları İstanbul’da yapmak daha da zormuş. Ben ki üniversite yıllarımda her gün 3 saat, 3 vesait yol gidip gelirdim; neredeyse vapuru görmek istemeyecek hale geldim. Yorgunluğun da ötesinde en çok aklım evde kaldığından…

Ki benim yardımım var. Ev işleri için yardım alıyorum. Ailecek seferberlik ilan ettik; bir gün annem, bir gün kayınvalidem geliyor; kocam programını ayarlayabiliyor; o yetişemediğinde babam devreye giriyor; çocukları alıp bırakıyor ama yine de zormuş…

Bir yandan her gün tekrarlanan fiziksel yorgunluk, bir yandan çocukları görememenin ve onlarla ilgilenememenin suçluluğunu, vicdan azabını taşımak zormuş.

Gerçi bu vicdan azabı evde çalışırken de oluyor. Ben bilgisayar başında iş yaparken da bebeyle yeterince ilgilenemediğim için, çocuklar okuldan geldiklerinde onlarla vakit geçiremediğim için de suçluluk hissediyorum. Sonu yok bunun…

Niye biz anneler böyleyiz? Kaç baba var işe giderken yanında suçluluk duygusunu götüren? Ya da kaç baba var evden işini yaparken ‘Bugün çocuğumla yeterince ilgilenemedim?’ diye hayıflanan? Bu başlı başına bir yazı konusu olur.

Özellikle son bir aydır çok ağır bir tempoda çalışıyorum. Bu tempoyu düzenli bir şekilde yürütmek belki 15 sene önce mümkün olurdu ancak bu yaştan ve çoluk çocuktan sonra çok kolay ve hatta akıl ve sağlık ekseninde mümkün de değil, en azından benim için. Yine de, bu kadar ağır tempoda olmasa da benzer bir düzende çalışan, her gün işe gitmek için bir sürü yol kat eden, ve üstelik benimki gibi bir destek çemberi olmayan bir sürü anne var.

Tek söyleyeceğim şey, sizi daha iyi anlıyorum ve kolay gelsin. Çünkü kolay değil.

26 yorum

  1. Kulübe hoş geldin Elif. Dışarda çalışan anne olmanın, evdeki anneye göre tek bir iyi yönü var, biliyor musun? Sıcak çay-kahve içebiliyorsun :) Hadi kendine bi kahve ısmarla 😉

  2. Ah elif abla ah bir tane oglum var 1 yasinda. Babaanne bakiyor sabah 6da kalk 7de cik aksam 7 de gel yarim saat gör uyusun sonra tamamen vicdan azabi gece kalksin saril op ama yetmesin sonra uykusuzluk döngüsü.. of of çocuğum bensiz buyuyor. Elinize saglik cok guzel ifade etmissiniz.
    Size de basarilar ve kolayliklar diliyorum cok sevgiler

  3. Nerdeyse 9 yıldır bu vicdan azabını yaka iğnesi yapmış çalışıyorum. Çocukların yanında olamamanın dışında bazen iş stresiyle eve gelip çocukları sırf bu stresten dolayı üzmek de cabası. Yaşlanıp emekli olunca daha bi çok üzüleceğim diye daha çok vicdan azabı duyuyorum bir de…Katmerli bir durum işte, her geçen gün artarak ilerliyor…

  4. Elif’cim ne güzel dökmüşsün satırlara, benim de son 2 aydır bilfiil içinde bulunduğum geniş kitlenin durumunu. Evdeyken işe başlamayı iple çektiğim zamanlar olmadı değil, sürekli çalışmış bir bünye kolay kolay “durağan” hayata alışamadığı için. Fakat her zaman okuduğum ve gözlemlediğim hiçbir şeye yetişememe duygusunu şu an iliklerime kadar hissediyorum. Yetişememek ayrı sorun da her sabah arkamdan, o ne olduğunu anlamaya çalışan bakışlar bütün gün gözümün önünden gitmiyor…

  5. Seni seviyorum be kadın!!

  6. ‘Ah Ah !! ‘dedim içimden yazıyı şuan iş yerinde arada derede okudum .Gözlerim doldu sanki kalbimde kocaman bi kütle var Elif hanım aynı yollardayım 😉

  7. Ne güzel dile getirmissiniz ikilemlerimi. Ben dediginiz gibi empati kurarak anlayamiyorlar beni anlasilan ancak bir gunlugune benim yerime gecerek anlarlar diye dusunurken butun hislerimi ifade etmissiniz. Sabah aksam iki saat yol, fazla mesailer ya da bebek uyuduktan sonra evde calismaya calismalar , yorgunluk, yaninda kalacak bir anne yok, daha da yogun calisan bir koca, cocuguna is olarak bakan bir kadinla ayni evde yasamak, evinde misafir gibi olmak, yemek yapmakla bebeginle vakit gecirmek arasinda kalip surekli hazir yemek yemekten bikmak vb. 6 aydir bu tatta calisiyorum. Aklim evde, hem iste eksik hem annelikte hem es olarak eksik kaliyorum. Bir arkadasim anne olmak surekli vicdan azabi cekmek muhasebe etmek diyor, hakli

  8. Anneler birbirine böyle destek oldukça aşamayacakları iş yok bence :) 10 yıldır çalışıyorum ve çocuk büyütüyorum “sende çocuk büyütüyorum deme” diyenleri bile duydum niye çünkü annem bakıyormuş. Tabii gece de cami avlusuna bırakıyorum diyemedim hiç :) Kalemine sağlık

  9. Çalışan anneler olarak dert yandığımızda hem ev hem iş bir de üstüne üstlük çocuğumuzdan uzaktayız. Bırakın fiziksel yorgunluğu vicdanen ağır bir yük dediğimizde; ama biz de evde tüm gün oturmuyoruz, ama çocuk bakmak çok zor ama öyle ama böyle deyip insanın ashablarını iyice zıplatan o evde çok yorulan gri eşofmanlı annelere gelsin bu yazı.

  10. Disarida calisan bir anneyim…Ama calisma saatlerimi esnek hale getirip, gun icinde cocuklarla da ilgilenip, aksama is biriktiren bir anne:( Cok zor…Allah hepimize kolaylik versin

  11. 15 yıldır bu şekilde yaşıyorum. Hem de başlarda evine temizlik için bile güvenip almayacağın ve yılda bir kaç defa değişen bakıcılarla birlikte. En iyisi televizyonu açıp kendi haline bırakıyordu bütün gün. Aman en azından kötü davranmıyor diye kendimizi avutmakla geçti ik beş yılımız. bu arada 5 defa şehir de değiştirdik doğuda ve batıda. Onlar okula başladığında en azından bir rahatlama oldu. Hep kadının çalışması gerektiğini savunan bir kişi olarak geçirdiğim onca yıldan sonra kendimi çok yorgun hissediyorum. Ve gerçekten değer miydi diye düşünüyorum. Her şey atlatılıyor ama insan çok eksiliyor. Boş kalmak ya da can sıkıntısının ne olduğunu hiç hatırlamıyorum mesela.

  12. Canım Elif,

    Kadın erkek adaletsizliği (özellikle manevi) yaşamımızın her alanına nüfuz etmiş durumda, bu durum dışarıda iş hayatının içinde daha çok karşımıza çıkıyor. Müsaadenle iki yıl kadar önce yazdığım ve benzer sorgulamalara girdiğim bir yazımı paylaşmak istiyorum. Yazını okuduğumda, tam da o gün hissettiklerim aklıma geldi.
    http://gununcorbasi.blogspot.com/2014/09/ne-kadar-adaletsiz-degil-mi-bir-bira.html

  13. Ben dışarıda çalışıyorum. Yarım gün gidiyorum ve çalışma saatlerimi kendim belirliyorum. Ev işleri için yardımcım da var. Buna rağmen üç çocukla zor geliyor. İki sene evde oturdum. O da bir süre sonra sıkıcı ve yine yorucu geldi. Bu dünyanın düzeni bu galiba. Tam olarak “işte bu tam bana göre” diyebileceğin bir seçenek yok. Kadınsan vicdan azabını bir alın yazısı gibi kabul edeceksin.

  14. ahh ahh. Geçmişten beri süregelen bir olay ki, baba çalışır, anne yavrusuna ve eve bakar. Anne aynı zamanda tarlalarda vs çalışıyorsa, evde büyükanne bakar yavrulara. O zamankiler der ki, çamaşır bulaşık makinesi yoktu, hepimiz biarada yatardık, iki göz odamız vardı, hayvanlara da bakardık. Şimdi elimizin altında her şey var, iki işi birarada zor yapar hale geldik. Nesil değişiyor, hem de çok. Evde de olsan, işte de, stres var. Şehirleşmenin ve kalabalıklığın verdiği bunaltı ve hiç bişeye yetişememe hissi var. Yurtdışında yaşayanlar birsürü çocuk yapıyorlar, bahçeli evlerde yaşıyorlar, resimlerde hep mutlular. Kendimizi doğada biraz huzura salıvermemize ihtiyacımız var..

    • Yurtdışında yaşıyoruz; ama o dediğiniz ancak fotoğraflarda oluyor. Aldanmayın :) İki çocuğa zor bakıyoruz…

    • Yurtdisindan bildiriyorum

      Sadece fotograflarda oluyor o evet. Bir kac yildir yurtdisinda yasiyorum, esim istedi diye geldik, ikimiz de calisiyoruz, cocuklar da okula gidiyor, ve bahceli bir evimiz var, kredisini bilmem kac sene odeyecegimiz. Memlekete gore haftalik calisma saatim biraz daha az, ev is arasi yarim saat mesafe, cocuklarin okullari eve 15 dk mesafede. Nasil, kulaga hos geliyor degil mi? Bunlarin olmasi icin yurdumu birakip geldim buralara, ailemden, arkadaslarimdan ayrildim. 30 küsür yasindan sonra her biseyi yeniden ogrenen ergen gibi yasiyorum hayati, hiçbir zaman ait olamayacagim bir toplumda, ulkede… disaridan kimbilir ne kadar guzel gozukuyordur, yuzumuze soyleyenler de oldu, ülkenin hali belli, cok iyi ettiniz, cocuklar icin cok iyi oldu!…….vs. ama icim oyle demiyor. Bu sene tatilden sonra buralara gelmek cok zor oldu, hala kendime gelemedim, geceleri uyuyamiyorum, bunu da gecenin 4unde uykusu kacmis olarak yaziyorum.

      Derdimiz nedir bizim peki? Niye boyle doyumsuzuz? Cok soruyorum bu sorulari. Halimize çok şükür, cocuklarim sağlıklı ve yanimda, daha ne isteyebilirim ki? Gercekten, ne isteyebilirim ki? Ama o isteme çıtası her asamada hep yukseliyor. Memnun olmayi bilmedigimize, beceremeyecegimize kanaat getirdim. Evet, mutlu oldugumuz zamanlar var ama o beynimizdeki carklar dondukce biz yine bir yerlerde bir şeylere erisemedigimiz icin mutsuz olmaya devam edecegiz. Cunku bizim olan artik bizim, elimizin altinda, evet simdi olmayana konsantre olabiliriz, ve mutsuz olabiliriz…

      Icim şişti resmen, rahatlayamiyorum… bunlar ve bunlara benzer daha neler donuyor kafamda… bakalim sonum ne olacak?…

      Herkese mutlu gunler…

  15. Kolay değildir eminim; ama değişik. Değişiklik de bazen iyidir :)

    Dışarıda çalışan arkadaşlarımın çoğu, ki ben evde(N) çalışanım, bana her zaman ne kadar zor bir iş yaptığımı söylerler. Evet sıcak çay, kahve içmeyeli yıllar oldu belki; ama dışarıda çalışmak da evde çalışmak kadar zor bence. Senin hissettiğini ben de pek çok kez yaşadım, yaşıyorum. Bloga yazı yazmak yerine oğlumla lego oynasaydım; e-mailleri yanıtlamak yerine kızımla şarkı söyleseydim diyorum bazen. Fakat, blog da benim kendimi yenilediğim yer, terapi de oluyor, ruhumu da dinlendiriyor – bazen yorsa da :)

    Baba en ilgililerinden de olsa, eve gelince 15 dakika oynayıp hadi yatsın artık bunlar diyor 😀 Eminim o dediğin ‘suçluluk duygusu’ bizim babada yok! :)
    Sevgiler… Başarılar…

  16. ay elif yanımda olsan şapur şupur öperim sizi. biz dışarıda çalışan anneleri içinde “ama” olmayan, karşı argüman olmayan bir yazıyla öyle güzel ifade etmişsin ki…kendi adıma çok teşekkür ederim..

    babaların neden tartışılmadığına gelince…annelerin çalışmasını tartışan biz kadınlar değil miyiz? işte genetik kodlar, gelenekler falan bunlar..erkek dediğin çalışır, eve bakar, kadın da çocuk bakar, eve “bakar”. bu kodlarla büyütülen kadınlar çalışan bir kadın hem de çalışan bir kadın ve anne gördüklerinde hem şaşırıyorlar hem de (hepsi değil ama) acımasızlaşıyorlar. bireyleri kadın-erkek diye ayırmadan sadece “insan” olarak görsek, sıfatlardan bağımsız olarak aslında her insanın çalışması gerektiğini idrak edeceğiz…

    ben de bir çalışan anne yazısı yazmıştım ve severim o yazımı..okursan sevinirim..

    http://pelintozu.blogspot.de/2016/04/calsan-annenin-diyecekleri-var.html

  17. Benim de 5,5 yaşında kızım var. 4.ayından beri çalışıyorum. Çalışıyor olmamla ilgili çok büyük sıkıntılar yaşadım desem de, yaşamadım desem de yalan olacak. Her annenin yaşadığı sıkıntı içinde bulunduğu duruma göre, annenin kendi ruh haline göre değişkenlik gösterecektir. Benim kızıma 1 yaşına kadar anneanne ve babaanne dönüşümlü baktılar. Biz kızımla 1 hafta anneannede, 1 hafta evde kaldık. Babaanneye yakındık, anneanneye uzak. 1 yaşından sonra hafta içi anneanne de kaldık,haftasonları evimize geçtik. Ve en sonunda geçen sene anneanneye yakın taşınarak bu gitme gelmelerden kurtulduk. Allahım şimdi diyorum ki o günler ne zaman geçmiş gitmiş. Zordu evet, ama geçti. Zor olduğu kadar keyifli olduğu taraflarıda vardı. Onları düşünmeye, onlara yoğunlaşmaya çalıştım. Çocuk zaten ben neysem oydu. Ben mutluysam, mutlu..huzurluysam, huzurlu..sinirliysem,sinirli..sinirlendiğim bağırıp çağırdığım durumlarda oldu tabi, onlara zamanında yeteri kadar üzüldüğüm için midir bilmem aklıma gelmiyor pek artık :) İşimde mutluyum evet ama kazancıma bakarsam aslında çalıştığıma pek değmemiş gibi gelsede, içinde bulunduğum durum, eşimden yana sosyal güvencemizin olmaması bile, benim aldığım üç kuruş için çalışmama değiyordu. Şunu düşünüyorum kızım bebekliğinden beri bu tempo içinde ve çok güzel uyum sağladı. Çok küçüklüğünden beri bu hayatın içinde yaşadığı ve başka türlüsünü bilmediği için herhalde. Ben işe giderken özellikle ilk yıl tabiki çok zorlandım. Ağladım. Burnumun direği sızladı. Ama o beni hep gülerek karşıladı, gülerek uğurladı işe. Tabiki zor ama bebeklik döneminde ilk iki yıl için özellikle sanırım ayrı bir sordu. Şimdi anaokuluna gidiyor. Seneye ilk okul olacak. Bu süreci onun minik ruhunu zedelemeden atlatmışızdır umarım. Bu arada konu neydi ben neye yorum yazıyordum gerçekten unuttum :)

    • “Çocuk zaten ben neysem oydu. Ben mutluysam, mutlu..huzurluysam, huzurlu..sinirliysem,sinirli..sinirlendiğim bağırıp çağırdığım durumlarda oldu tabi, onlara zamanında yeteri kadar üzüldüğüm için midir bilmem aklıma gelmiyor pek artık :)”
      Şahane tanımlamışsınız Mehtap Hanım..sevgiler ..
      neyse ki bebeler bizim gibi kendini suçlu/ aşırı sorumlu hissetmeye meyilli canlılar değil(lermiş)..hiç beklemediğim kadar uyumlu ve dayanıklılar(mış). 3 yaşına yaklaşmakta olan oğlum benim çalışma zorunluluğum dahil o kadar farklı/ sert durumlara(eşimin beyin tümörü rahatsızlığı, sık değişen düzenler ) uyum gösterdi ki sonunda şunu fark ettim; gerçekten de siz onunla nasıl bir etkileşim halindeyseniz, o da en berbat olaylardan neyi/ nasıl çıkarabileceğini belirliyor. Hiç fazladan kendini dramalara kaptırmadan, hayatı olduğu gibi yaşamayı başarmak/ bunu birlikte yapabileceğimizi deneyimlemek en güzeli ..

  18. fiziksel yorgunluk zor ama bünye alışıyor. sabah 6.45 evden çıkış akşam 6da eve dönüş. aileden sıfır destek. bakıcıyla olan sıkıntılar vs. artık çalışma otur evinde çocuğuna bak lafları eleştirileri ilk işe döndüğünde. anlatsan kimse anlamaz vs vs.

  19. ben artık bu vicdan azabı meselesini bu kadar da kafaya takmamaya çalışıyorum. haa becerebiliyor muyum tam anlamıyla, hayır :) ama yine de uğraşıyorum. çocuklar doyumsuz varlıklar. 5 saat otur lego oyna, sonra bi çay içeyim de, benle ilgilenmiyorsun derler. bu kadar da nankör olabiliyorlar kimi zaman :) ben artık kendimi odak noktasına koyuyorum. ben mutlu muyum? ben yorgun muyum? eğer mutlu değilsem evin genelinde bir mutsuzluk oluyor. ben yorgunsam bu yorgunluk evdeki herkesi kötü etkiliyor. o yüzden mutlu anne eşittir mutlu çocuk mottosunu benimsedim. mutlu olmaya çalışıyorum. kendimi sürekli suçlamaktan, sürekli vicdan azabı hissetmekten, robotmuş gibi mekanik davranmaktan kaçmaya çalışıyorum. başarabilirsem ne ala…
    kadın olmak zor. anne olmak çok zor. dışarda, başkalarının belirlediği saatlerde başkalarının belirlediği işi yapmak daha da zor. çünkü kendi kafana göre geçemediğin sınırlar oluyor malesef. bunu herkesin anlayışla kabul etmesi şart. dışarda çalışan annenin hakkını ona teslim etmek şart. ama’lı fakat’lı aslında’lı cümlelerin içinde geçtiği yargı ve yorumlardan kaçınmak şart. herkesin kendi hayatı, kendi tercihi. yapabildiğimizin en iyisini yapmaya çalışalım ve mutlu olmak için gayret edelim. yapacak bir şey yok. allah hepimize kolaylık versin.

    • Cok dogru yazmissiniz. Mutlu anne,mutlu cocuk. Artik once ben diyorum ki sonra onlar da mutlu olabilsinler. Ben yoksam zaten tum kaygilandigin seyler bos geliyor çünkü cocuklarinin yaninda yoksun. Onlar icin en önemlisi mutlu olmamiz,yanlarinda ve saglikli olmamiz. Gerisi gelir :)

  20. Açıkçası bu konuda kafam karışık. Çünkü yazıyı ve yorumları okurken “ben neden vicdan azabı çekmiyorum?” diye sordum kendime. Cevabı ise basit: Ulaşımı kolay bir şehirde yaşamak (ankara), çok yorucu olmayan bir işte çalışmak (devlet memurluğu) ve iyi bir iş ortamı (arkadaşlar). Eğer 20 dakikada işe gidip gelebiliyorsanız ve iş yerinde özel sektöre nazaran – ki 3 sene bankacılık yaptım- çok tükenmiyorsanız çalışmak anneye çok iyi gelebiliyor. Yatılı bir bakıcım var ama 2 sene içinde 5 tane değiştirmek zorunda kaldım (kaçanlar cabası).. İşe başlamadan önce, sütüm az takıntısı ve uykusuzluktan dolayı 90 kiloya yaklaşmıştım. Başlar başlamaz, süt de sağdığım için yemekle sütün o kadar da doğru orantılı olmadığını anladım. Hem hızla kilo vermeye başladım hem de uykusuz geceler halen devam etmesine rağmen, daha enerjik oldum. Evet bebeğini iş olarak gören birisine emanet etmek çok zor (yorumlarda çok doğru bir şekilde belirtildiği gibi), evet sürekli kamera sisteminden bakıyorum, ama evet işe başlamak da çok iyi geldi bana.
    Hatta itiraf etmem gerekir ki bazı haftasonları, bakıcıma 6 bin tl de versem az dediğim anları yaşayabiliyorum;)
    Ama başka arkadaşlarım da evde olup kendilerini çocuklarına ve evlerine kanalize ettikleri için çok mutlular.
    Sanıyorum ki her anne farklıdır ve ona iyi gelen şeyi yapmakta özgürdür ve yargılamamak gerekir. Çalışan ve bebeklerini yabancıya emanet etmek zorunda kalan anneler için, kendim de dahil, tek dileğim, iyi ve vicdanlı insanlara bırakabilmemiz. Aksi halde onların kılına zarar gelmesi dünyanın en faydalı bütün işlerinden daha önemlidir ve hiç bir bebeğe annesinden daha iyi kimse bakamaz..