9 Yorum

Kitap Fuarı 2016: Gittik, gördük, gezdik

‘Bazı yazıları yazmam çok uzun sürüyor, ne kadar yazsam da tatmin olamayacakmışım gibi geliyor’ demiştim dün. Bazı yazılar da durduğu yerde durmuyor, çıkmak için sabırsızlanıyor, bilgisayarın başına geçince parmaklarımı durduramıyorum; bu da o yazılardan biri…

Bugün (daha doğrusu siz bu yazıyı okuduğunuz an itibarıyla dün) günlerden kitap fuarıydı. Son üç senedir Deniz’le gidiyorduk, bu sene Derin’in de birinci sınıf olması ve teknik olarak okumayı sökmesi sebebiyle üç kişilik bir ekip halinde düştük Beylikdüzü yollarına.

Okulu kırmak kolay olmadı. Hayır, öğretmenlerinin bir itirazı yoktu, hepsine haber vermiştim ve desteklemişlerdi gidişimizi… Ama çocukları okuldan koparmak kolay olmadı bu sefer. ‘Pazartesi olmaz kostüm partisi var, Salı olmaz benim koşu atölyem var, yok benim görsel sanatlar dersim var’ derken Çarşamba’da karar kıldık en nihayet. Dün de masal dersi varmış ya, unuttular zahir…

Moda’ya taşındığımızdan bu yana TÜYAP’a en kolay ulaşımın deniz otobüsü + servis olduğunu keşfettik ve her sene öyle gidiyoruz. Sabah 9’da Kadıköy’den biniyor, Bakırköy’e 9:20’de iniyor, hooop 9:30’daki servise atlıyor ve 10:00 gibi fuarda oluyoruz. Daha doğrusu böyle yapıyor-duk, bu seneye kadar. Dün sabah biraz gecikince 9:50’ye kaldık, varışımız da 11’i buldu.

Geçen sene bu zamanlar çok hamileydim ve kitapları taşıyacak halim yoktu, annemin küçük bir çekçek çantasını götürmüştüm yanımda mecburen. Amanın ne güzel fikirmiş! Bu sene hiç elimi korkak alıştırmadım, üç kişi olmamızdan mütevellit direkt uçağa alınan çekçek valizlerden aldım yanıma; hatta deniz otobüsünden indiğimizde taksici ‘Havaalanına mı abla?’ dedi, ‘Yok,’ dedim, ‘Kitap fuarına!’. İlk başta kendimi görgüsüz gibi hissettiysem de sonra dedim aman kime neyi açıklayacağım? Hem üç kişiyiz, üç kişinin suyuydu, yolluğuydu derken ne diye sırtımda taşıyayım?

IMG_2162

Bu yolluk kısmı cidden önemli çünkü birincisi yolda gerçekten uzun saatleriniz geçiyor ve ikincisi fuar alanı çok büyük, bir yerden bir yere giderken acıkıyorsunuz ve o kalabalıkta dışarı çıkıp bir şey almak akıl karı değil. O yüzden yanımıza meyve, kuru yemiş falan alıyoruz biz. Geçen sene sandviç de yapmıştık, bu sene hazır aldık.

Fuar bu sene geçen seneye göre ya daha az kalabalıktı ya da dün şansımıza daha sakindi… Sabah okul grupları vardı gerçi ve çok zor oluyor ve açıkçası ben okul gruplarının ne okullara, ne gruplara, ne kimseye bir faydası olduğunu düşünmüyorum. Çocuklar serseri mayın gibi geziyorlar ortalıkta, yazar sohbetlerine zorla getiriliyorlar, orada olmak istemedikleri her hallerinden belli, öğretmenler çocukları kaybetme korkusuyla tedirgin, stand görevlileri yorgun ve tetikte oluyor kalabalık gruplara karşı falan derken, bilmiyorum bunun çözümü nedir, var mıdır? Hele bir de anaokulu grupları geliyor, onlar iyice kayıp… Boyları standlara bile yetmiyor, gerçekten faydalı oluyor mu kimseye bu ziyaret, bilemiyorum.

Dün fuara gittiğimizde Instastory’den de paylaştım, buradan da söyleyeyim: Fuarda ücretsiz vestiyer hizmeti var (3. salonun girişinin hemen yanında) ve böyle bir mevsimde inanılmaz hayat kurtarıcı bir şey bence… Her sene içeri girdikten sonra yaptığımız ilk iş montlarımızı teslim etmek oluyor, çıkarken de alıyoruz, oh sen sağ ben selamet.

Fuarın girişi bu sene de 5 TL ve öğrenciler ücretsiz giriyor. İçerisi gerçekten mahşer yeri gibi, özellikle de sabahları. Deniz kalabalığa alıştı ancak Derin için bir ilkti ve kaybolması halinde neler yapacağı konusunda üç bin kere falan teyitleştik. Telefon numaramı yazıp cebine koyduk, kağıt kaybolursa diye eline de yazdık ve tembihledim: Stand görevlilerinden beni aramalarını iste, kimseyle bir yere gitme ve merak etme, ben gelip seni bulacağım. ‘Tamam, ama yine de ağlayabilir miyim?’ diye sordu. Dedim ‘ağlayabilirsin.’

IMG_2127

Her sene vestiyerin hemen yanında olunca 3. salona giriş yapıyoruz biz, bu sene girer girmez Mavi Bulut’la karşılaştık ve Fatih Erdoğan’ı her zamanki yerinde gördük. Selamlaşmalar, sarılmalar derken imzalı iki kitabı alıp salonun derinliklerine daldık.

Gelir gelmez sıcacık bir isme sarıldık @mavibulutkitap #fatiherdogan 💕 #blogcugillerkitapfuarinda A photo posted by Elif Dogan (@blogcuanne) on

Biraz gezdikten sonra Aytül Akal ve Zeynep Özatalay’ın söyleşisi başladı, ona gittik. Derin, Aytül Akal’ın Masal Masal kitabıyla tanıştığından beri çok seviyor; ardından gelen Mıymıy Teyze‘ler de bu sevgisini perçinledi, ki Mıymıy Teyze‘leri ben de çok sevdim. Zeynep Özatalay’ı ilk Birgün Pazar‘daki çizimleriyle tanımış ve hayran olmuştum, sonrasında Tan Sağtürk’ün yazdığı Fındıkkıran ve Uyuyan Güzel kitaplarını resimledi, şimdi de Aytül Akal’ın Mıymıy Teyze’leri… Söyleşi çok keyifliydi, salonu dolduran çocukların büyük çoğunluğu oldukça ilgiliydi, sordukları sorulardan da anlıyordunuz bunu… Aytül Akal’ın sevenleri çok, kesin bilgi.

Öğleden sonraki ilk durağımız Günışığı Kitaplığı’ydı. Mine Soysal’ı bu kez göremedim, bu sene Zeynep Cemali Edebiyat Günü’ne de gidemedim, ancak Günışığı o kadar keyifli bir ekip ki, onlarla sohbet etmek çok zevkliydi. Günışığı’nın gençlik yayınlarının adı olan Onsekiz’in dergisi Keçi Edebiyat için çocuklarla ‘Çıtır Çıtır Felsefe’ üzerinden sohbet ediyorlardı, bizimkiler de yanıt verdiler sorulara. Aralık ayının Keçi Edebiyat’ında olacakmış bakalım, heyecanla bekliyorum, nitekim ne dediler ben duyamadım.

IMG_2145 (1)

Günışığı ve Çıtır Çıtır Felsefe demişken, bu serinin yazarı Brigitte Labbe hafta sonu fuarda olacak. Gidebilenler için -hem çocuklar hem de yetişkinleri için- çok güzel aktiviteler olacak. Ben onlara gidemeyeceğim ama laf aramızda daha güzelini yapacağım: önümüzdeki hafta kendisiyle bir söyleşi yapacağım. Bunun duyurusunu ayrıca yapacağım, şimdilik fuar programını paylaşmakla yetineyim:

14939458_1158726807546025_7260212346798719929_o

Öğleden sonra Ebrar’la buluştuk, ve ikinci geleneksel Ebrar Kitap Fuarı kekini getirdi çocuklara… Gel gör ki bizim ‘mıymıy’lar limonlu keki ekşi bulduklarından keke pek pas vermediler ama sohbet muhabbet çok güzeldi.

Redhouse standına uğradığımızda Tülin Kozikoğlu’nu görürüz diye umuyorduk, ben istedim Tülin Kozikoğlu, allah verdi Sedat Girgin oldu. İkisi birlikte Leyla Fonten’leri imzalıyorlardı, tadından yenmeyen bir ekip. Sonrasında Fatih Erdoğan ve Aytül Akal’la da birlikte sohbet ettik standda, çocuklar zevkten dört köşeydi gerçekten…

Bizim öyle düzenli oyuncakçı ziyaretlerimiz yok; ancak her sene bir kere kitap fuarına gittiğimizde gerçekten de istediğimiz gibi alışveriş yapıyoruz. Öncesinde hazırlık yapıyoruz: Sene boyunca karşımıza çıkan kitapları not ediyorlar bir kenara (daha doğrusu yaşı tutanlar bunu yapıyor). Tudem’in İyi Kitap dergisinden, Süper Penguen‘deki, eskiden Dünyalı‘daki reklamlardan faydalanıyoruz bunun için. Yayınevilerinin kataloglarını inceliyoruz; sonuç olarak üç aşağı beş yukarı ne alacağımızı bilerek gidiyoruz fuara. Almayı planladıklarımızın en az iki katıyla çıkıyoruz, o ayrı…

IMG_2159

Çocuklar biliyorlar ki kitap konusunda finansman anne-baba tarafından sağlanıyor; ancak bazı işime gelmeyen kitapları ‘Bunu siz kendi harçlığınızla alın’ diyorum. Örneğin kendini tekrar eden bir seriyse ve atıyorum 10 serilik kitabın 8’i bizdeyse ve diğer ikisi aslında olmasa da olursa ama illa istiyorlarsa ‘Buyrun kendi paranızla alın’ diyorum. Bu, o kitabı ne kadar istediklerini de belli ediyor aslında. Gerçi bunu yapabilmek için biraz para mefhumunun yerleşmiş olması gerekiyor çocukta; bizim evdeki baĞzı küçük birileri 10 liralık kitap için 100 lira verip geriye 50-20-20 alınca ‘Yaşasın, daha çok param oldu!’ diye sevindi mesela… Buradan anlıyoruz ki onu ‘Çok istiyorsan kendi paranla al’ diye tehdit etmemizin bir anlamı yok, çünkü son kuruşuna kadar umarsızca harcayabilir.

Bu sene bayağı güzel alışveriş yaptık; dün akşam büyük bir kısmını Instastory‘de paylaştım; Instagram hesabınız varsa bakabilirsiniz, bu yazıyı yayına aldığım saat itibarıyla hala aktif olması lazım. Gökçe Akgül’ün çizgi romanı Newton, Serkan Altuniğne’nin Bobo‘su heyecanla beklediğimiz kitaplardı. Bobo’nun askerleriyiz, öyle hastayız ona!

IMG_2163

Onu alırken Feyzi Özşahin’in Robotika‘sını gördük, eh, onu almazsak olmaz. Aytül Akal’ın Mıymıy Teyze‘sinin 1 ve 3’ü vardı bizde, ikincisini tamamladık; öğrendik ki dördüncüsü yazılmış, Zeynep Özatalay’ın çizim masasındaymış. Fatih Erdoğan’lar şenlendirdi kütüphanemizi; ilk okuma kitabı olarak özellikle çok rahat okunuyor el yazılı olanları… Sakar Cadı Vini‘ler ekledik iki tane, Kumkurdu’ları aldım ben -yüzde 50 indirimliydi üstelik. Özge Lokmanhekim’in Kemal’in Londra Günlüğü‘nden sonraki yeni kitabını da ekledik kütüphanemize… Dünya klasiklerine girdik biraz: Tom Sawyer, Huckleberry Finn, Pal Sokağı Çocukları… Bunları bir kenara koydum şimdilik; biliyorum kendi aldığı kitapları okumak isteyecek önce ama bunlara da sıra geldiğinde hazır olsunlar. Hanzade Servi’nin yeni romanı çıkmış; Bir Dolap Kitap kapaklarından, eski gebe yazarım Banu‘nun ve yine gebe yazarlarımdan Ezgi‘nin aynı seriden kitaplarını aldık. Tavsiye soranlara öneri olsun bunlar…

Yukarıdakilerin dışında, bizde daha önceden olan, kimini yayınevlerinin gönderdiği, kimini bizim aldığımız:

  • Tülin Kozikoğlu’nun yeni çıkan Mıstık, Seni Anlamıyoruz kitabı ve tabii ki Leyla Fonten serisi
  • Tudem’den Rita ve Adsız serisi (yeni okumaya başlayanlar için de çok keyifli)
  • Günışığı Kitaplığı’ndan Çıtır Çıtır Felsefe‘nin her biri
  • Yine Günışığı’nın Öpücük Ne Renktir‘i
  • Son zamanlarda gördüğüm en güzel çizimlere sahip kitaplardan biri olan Eyvah Kalbim Kırıldı!
  • Selin Feldman’ın Zaman Bükücüler çizgi romanı
  • Red House Kidz’in Pöti serisi
  • Desen Yayınları’nın Balık Tutma Dersi
  • Her tür ve yaş için Behiç Ak kitapları
  • Marsık Yayınları’nın Kaplanı Sakın Gıdıklama‘sı
  • Tudem’in Dünya Bir Köy Olsaydı isimli kitabı

da aklıma ilk etapta gelen diğer tavsiyeler… Daha geniş bir liste için bu blogun Kitaplık bölümündeki tüm kitaplara bakabilirsiniz. Ve tabii Annelik Her Zaman Tozpembe Değil‘i de unutmamak lazım!

Ben fuarla ilgili paylaşım yaptığımda, ya da çocukların kitap okurlarkenki fotoğraflarını falan koyduğumda çocuklarıma kitabı nasıl bu kadar sevdirdiğim soruluyor hep. Bu konuda daha önce çok yazdım, ancak şunları da söylemeliyim: Birincisi, blog bana bu anlamda harika kapılar açtı ve yayınevleriyle yakınlaşmamı sağladı, dolayısıyla yeni kitapları çok yakından takip ediyorum ve çocuklar da haberdar oluyorlar. İkincisi, İstanbul’da yaşıyor olmanın avantajını kullanıyor ve kitap fuarı olsun, başka yazar etkinlikleri olsun gidiyorum ve çocuklar birçok yazarı tanıyorlar. Ya da aynı yazarlar okullarda etkinlikler düzenliyor ve oradan aşina oluyorlar. Fuara gitmeden önce etkinlik takvimine bakıyorum, ziyaretimizi sevdikleri yazarların imza günlerine, söyleşilerine denk getirmeye çalışıyorum; böylece daha da ısınıyorlar.

Ama en önemli sebebi ne biliyor musunuz, bence: Ben çok seviyorum. Çocuk kitaplarına karşı müthiş bir açlık duyuyorum, bu ülkede birçok şey bastırılırken, çocuklar istismar edilirken, eğitime önem verilmezken, Gündem Çocuk Derneği‘nin faaliyetleri durdurulurken çocuklara hitap etmek için uğraşan bu yayınevlerinin, yazarların, editörlerin, ve tüm ekiplerin çabalarını çok önemsiyorum. Dışarıdan baktığım kadarıyla bile biliyorum ki yayıncılık çok zor, bu işten bırak para kazanmayı, tutunmak bile hiç kolay değil, ancak tüm bunlara rağmen çocuk okurlarını ciddiye alan bunca insanın emeği takdiri hak ediyor ve sırf bu bile başlı başına her sene TÜYAP’a gitmek için yeterli bir sebep bence…

IMG_2153

Ve tüm bunların ötesinde, ben çok eğleniyorum. Çocuk kitaplarının da, o kitapları yaratan, yazan, yayınlayan, pazarlayan, satışa sunan insanların da enerjisini çok seviyor ve onlarla aynı ortamda olmaya bayılıyorum. Çocukluğumda olmayan kitapların boşluğunu dolduruyormuşum gibi geliyor. Dünkü fuardan çocuklara bir (küçük) valiz dolusu kitap alırken kendime bir tek kitap alıp dönmem de bunu açıklamıyor mu: O valizdekileri sadece çocuklarıma değil, kendime de aldım aslında… Böyle düşününce iki saat yol gitmişiz, çok mu?

9 yorum

  1. Sevgili Elif yazın nasıl içime dokundu anlatamam. Hele son paragrafın duygularıma tercüman oldu. Ben de bir çocuk kitabı tutkunu olarak her yıl fuara gitmeyi nasıl arzu ediyorum bilemezsin ama henüz kısmet olmadı. Dün akşam instastory den tatlı sesini dinlemek de çok hoştu. Sayende gitmiş gezmiş kadar oldum. Teşekkürler…

  2. Merhaba, dun ayni saatlerde ayni standlarda dolasmisiz. Keske size denk gelebilsem ve kisa bir sohbet etme sansi bulabilseydik. 3. Bebegime hamile olmam nedeniyle 1 valiz kadar olmasa da çeyrek valiz dolusu cocuk kitabi ve kendime sadece 2 kitap alarak dondum. 2 ve 5 yasindaki kizlarim kitaplarla vakit gecirmeyi cok seviyor. Belirttiginiz gibi ben de cok seviyorum. Ozellikle de onlarla birlikte kitaplarin arasinda vakit gecirmeyi seviyorum. Buyuk kizimla vakit buldukca kitapci ziyaret ediyoruz ama henuz fuar icin cok erken saniyorum. Dunku kalabaligi gorunce zor diye dusunuyorum. Ama umarim buyuduklerinde sizin gibi cocuklarimla o guzel atmosferin tadini cikarabiliriz. Sevgiler

  3. Harika bir yazı olmus. Bende fuarı cok seviyorum ancak iki cocukla anadolu yakasından Tuyap’a gitmek tam bir eziyet benim icin. Keske bu fuarın aynısı anadolu yakasına da kurulsa!

  4. Sevgili Elif, Haftaya Mersin’de de kitap Fuarı var…yazdıklarının hepsini ben yazmiş gibiym…Çocuklardan daha heyecanlıyım…ve evet daha çok seviyorum.

    Belki önümüzdeki yıllarda, kendi kitabını imzalamaya sen de Mersin’egelebilirsin kimbilir:)

  5. Anadolu şehirlerinde de böyle büyük ve güzel organizasyonlar olabilse keşke. İstanbul’da yaşadığım öğrencilik zamanlarımda kitap fuarlarında kendimi kaybeder, param az olduğu için almak istediklerimin ancak dörtte birini falan alabilirdim. Bir gün hiç hesap yapmak zorunda kalmadan istediğim her kitabı alabilmeyi hayal ederdim.

    Ahh hayat; parayı, zamanı, imkanı pek nadir kesiştiriyor.

  6. Kesinlikle çok değil.

    Bir sürü kitap ismi aldım teşekkürler.

  7. En sevdigim ortancam, Derin
    ama yine de aglayabilir miyim? :)
    Yerim ben seni
    #derinforever

  8. Yazınız muhteşem, kitap tavsiyeleri için çok teşekkür ederim.Çıtır çıtır felsefe serisini 9 yaşındaki kızıma aldım, ben bir haftada tüm seriyi bitirdim.Halen zaman buldukça okuyorum.Söyleşide Brigitte Labbe ‘a selam ve teşekkürler.Sizi seviyoruz.

  9. Ne güzel keşke ben de denk gelebilsem birine. Öyle çok isterim, Türk yazar ve Türkçe kitaplara hasretiz… Çekçek valizle gitmek müthiş fikir ayrıca :)

    Bir öneri, telefon numarasını avuç içi yerine kol dışına yazarsanız silinme ihtimali azalır, ayrıca bu amaç için satılan bileklikler de var.
    Sevgiler!