11 Yorum

Eski Analar, Yeni Analar

Yazar Hakkında

BAŞAK USANOVİC – 31 yaşında. Eşi, iki çocuğu ve kedilerinden oluşan çekirdek ailesiyle Viyana’da yaşıyor. Kendisi ve çocuklarından başka ‘danışan’ı olmayan; tam zamanlı anne ve psikolog. Mizahsız, ironisiz, kendisiyle dalga geçmeden; hoşgörüsüz bir yaşam düşünemiyor.

Annemizin bizi, anneannemizin annemizi ve bizim kendi çocuklarımızı yetiştirme tarzlarımız; zamanın yöntemleri trendleri arasındaki farklar sıklıkla bu 3 nesil kadın arasında “geyik muhabbeti”yle karışık tartışma konusu olmaktadır. Kimi zaman taraflar birbirini üstü kapalı eleştirir, kimi zaman “sizin zamanınızda her şey daha kolay(mış)” diyerek birbirlerine özenir.

Bu kez de tüm bu argümanları, dev bir klişeler silsilesi olarak maddelemek, toparlamak düştü aklıma. Münazaranın kazanan tarafı yok, kaybeden hep anneler.

IMG_6593

1-Bezleri elde yıkamak! Bana göre anneliğin eski ve yeni arasındaki yol ayrımı, kilometre taşı bu olay. Bir devir anneliğin çöküşü; annelikte uzay çağının başlangıcı, hazır bezler.
Kakalı bezleri önce akıtmak, şartlamak sonra kaynatmak, buz gibi banyolarda çamaşır makinesiz elde çitilemek, kızgın ütüyle son rötuş mikrop kırmak nasıl bir illetse artık, annelik tarihi bunun travmasını hala atlatamadı. “Bizim zamanımızda” Top 10 listelerinin bir numaralı hiti her daim budur. Biz hazır bez annelerinde de kelimelerin kifayetsiz kaldığı tek nokta. Yoksa her şeye bulacak karşı argümanımız var şükür, ancak bu noktada başımızı önümüze eğip susuyoruz.

 

2-Doğum ve bebeğin ilk yılı. Bunu karşılaştırmasam olmazdı! Ne acıdır ki, 2 kuşak öncemizde doğumdaki komplikasyonlar nedeniyle anne ve bebek ölüm oranı çok yüksekti. Bebeğin ilk yılı da oldukça riskli bir dönemdi. Etrafta şahit olunan bu kadar çok bebek ölümü vakası varken; sanırım annelerin doğumda ağrı yönetimi, nefes egzersizleri, hamile yogası gibi fikirleri ortaya atacak motivasyonları yoktu. Sağsağlim bebeklerine kavuşmak ve onları büyütmek düşünebildikleri tek şeydi. Bu nedenle doğuma son derece doğal yaklaşıyorlar. “Hepimiz doğurduk, ne var bunda; Allah bir avazda nasip etsin” deyip geçiyorlar.

Yeni anneler ise hem modern tıbba güven duyma; hem de onlarca farklı “sağlıklı gebelik ve doğum” yöntemleri arasında seçim şansı sayesinde bu konuda uzun uzun araştırıyor ve konuşuyorlar. Akıllı telefonlarına indirdikleri aplikasyonlardan “bakalım bebişimiz bu hafta hangi meyve boyutunda?” diyerek gelişim aşamalarını takip ediyorlar. Doğum fotoğrafçılığı, hastane odası dekorasyonları, ikramlı sunumlu süslü 40 mevlütleri, diş buğdayları da cabası.

3-Yedirmek, yedirmek ve yedirmek. Sabah kahvaltısında yumurtalı-pekmezli-ekmekli-sütlü-çaylı koca bir kase bulamaç. Öğlen yemeği tepeleme kuru fasülye-pilav-yoğurt. (Biraz da turşu emdirmek hatta, maksat damak tadı alışsın) Akşam ciğer beyin sakatat (kan yapar) 6 aylık bebekleri yastığa 30 derecelik açıyla yatırıp yemekleri ağzına ağzına tepmek, ve tosuncuk bebekler! Yaş biraz büyüdükçe oyun arası, yarım ekmeğe salçalı kumanyalar.

Yemeyen çocuğa tehditler, şantajlar, korkutmalar, duygu sömürüleri:

-Yemezsen doktor iğne yapar, umacı götürür
-Tabağında bıraktığın taneleri cehennemde zebaniler kirpiklerinle toplatıyormuş.
-Yemezsen üzülürüm, ağlarım, annen olmam.

(İşin ilginci şuan düşününce korkunç ve travmatik geliyor bu cümleler bize, ama çocukken vız gelir tırıs giderdi.)

Eh beslenmede böyle bir ekol benimseyen eski annelerin; blw’yi, “posta pulu” kadar et yiyen çocukları anlamaması, obezite sınırının bi tık altında olmayı “vitaminsizlik” sayması haliyle doğal.
Biz yeni anneler ne kadar okusak, araştırsak sağlıklı beslenme teorilerine “ikna olsak” da, genetik kodlarımıza işlenmiş bir kere, tosun gibi lüp lüp yiyen çocuklar hayalimiz. Ama tabii çaktırmıyoruz, “küçük bir porsiyon yeter, yemezse yemesin, müdahale etmeyelim kendisi yiyebildiği kadarını yer zaten” diyip anamıza havamızı, içimize derdimizi atıyoruz.

4- Yeni model ekipmanlar. Buharda pişiren ve rondo yapan katı gıdaya geçiş makinaları, biberon sterilizatörleri, alengirli ana kucakları, dönenceli bebek yatakları, envai çeşit oyuncaklar eski annelerin “neler icat ediyorlar yahu” diye hayretini celbetse de, kimi zaman “masraf kapısı” olarak küçümsenir. “Bizim zamanımızda da olsaydı böyle şeyler” hayali ve “ne gerek var canım” tutumluluğu arasında gidip gelirler çoğu kez.

Yeni anneler ise teknolojinin geldiği noktaya şaşırmayı çoktan bırakmış; araları 5 yaş olan çocuklarında bile kullandığı ürün yelpazesine güncellenmiş modelleri doğallıkla eklemekte ustalaşmıştır.

5-Eskiden komşuya, eltiye, görümceye yatılı ve ya yatısız; haberli ve ya çat kapı çocuk emanet etmek vaka-ı adiyeymiş. Anne için de, emanet edilen taraf için de bundan daha doğal bir şey olmazmış.
Bu durum biz yeni nesil anneler için sıkı bir paradoks şu an. Hem böyle kolektif çocuk yetiştirmenin kolaylığına, anneye tanıdığı alana ve rahatlığa imreniyoruz. Hem de bu kültürü devam ettirme adına çekincelerimiz var… Çocukların rutini, psikolojisi; emanet ettiğimiz tarafla sosyal ilişkilerimizin geleceği nokta (onlara yük olur muyuz, yarın onlar da kendi çocuklarını bize bıraktığında altından kalkabilir miyiz?) gibi konularda bu eylemin faydalı mı, faydadan çok zararlı mı olduğuna karar veremiyoruz. İçinden çıkamıyoruz. Kendi yalnızlığımızı biraz da kendimiz inşa ediyoruz.

6-Hurafeler ve koca karı ilaçları. Kabız olunca popoya zeytinyağı sürme, ateşi sirkeyle düşürme, şişliklere morluklara çiğnenmiş ekmek basma, tuvalet eğitimindeki eski usül yaklaşımlar yeni anneleri duyunca kuyruğuna basılmış kedi gibi zıplatsa da eski annelerin bu yöntemlere saygısı, sadakati bakii. Bir tarafta pozitif bilim, diğer tarafta denenmiş ve sonuç alınmış ampirik yaklaşım. Alın size nur topu gibi bir çatışma daha.

7-Soba yanıklarını, kaynar su döküklerini, erik ağacından düşmeli kafa travmalarını, parçalanmış dizdeki dikişleri çocukluğunun nişanesi olarak vicutlarında taşıyan gazi anneler; bugün evlerini “baby proof”lama mühendisi oldular!

Görünmez kazalarda “sus bakayım, şuncacık şeye ağlıyacak ne var” diyip tentürdüyotu boca eden soğuk kanlı, taş kalpli analar ise torun peşinde “terleme, koşma, atlama, elleme aman evladım” diye hop oturup hop kalkan evhamlı anneannelere evrildiler.
İroni isteyen buyursun burdan yaksın.

IMG_6577

8-Baba figürünün geldiği nokta. Biz anneler çocuk bakımına dair nesiller arası pratikleri karşılaştırmalara doyamasak da, babalarda “bizim zamanımızda babalık zor, biz çok çektik” diyen baba yok! (Çalışma şartları ya da maddi imkanlar karşılaştırması olarak değil ancak. Çocuk bakımı üzerine düşününce.) Siz hiç oğluna “biz hiçbir işe karışmazdık, asla çocuk bakmaz ev işi yapmazdık, krallar gibi yan gelir yatardık” diyen bir baba gördünüz mü? Babalar arası sözsüz bir anlaşma var sanki. En fazla “siz çok şımartıyorsunuz, bizim zamanımızda babaya saygı vardı” diyen dedeler olabilir.

Ama çocuk yetiştirme üzerine bütün doneleri masaya yatırmak, uzun uzadıya analiz etmek pek babaların yaptığı bir iş değil. Yoksa erkekler içine doğduğu şartları kanıksamakta, şikayet etmeden, kendinden önceki nesilleri referans alıp beklentiye girmeden adapte olmakta bizden daha mı iyiler ne?

9-Örgü kazaklar, yün patikler, dikme elbiseler eski annelerin vazgeçilmezi olsa da, yeni anneler hazır giyimden yana. Mesela benim annem burun kıvırdığım örgü yelekleri “retro işte bak bunlar fıstık gibi vintage” diye itelemeye çalışsa da “evler sıcak artık, böyle şeyler kalın geliyor” bahanesiyle tarafımdan geri püskürtülüyor. Seveni de var elbet ama, çoğunluğumuz organik pamuklu hazır giyim ürünlerini daha pratik ve sağlıklı buluyor sanırım.

10-Eski anneler ev ekonomisi, 358 çeşit yemek yapma, temizlik ve düzen, (antrenör ve yedekler dahil) bir futbol takımı sayısınca misafir ağırlama dallarında yeni annelere nal toplatsa da, boynuzun kulağı geçtiği noktalar da az buz değil. Mesela yeni anneler günü planlama, çocukların okulları, ödevleri, kursları, aktiviteleri arasında mekik dokuma; Tüm bunları yemek ve uyku saatlerini, diğer rutinleri aksatmadan organize etmede Batı’nın disiplinini aldılar. Eski anneler işler yetişmeyecek gibiyse “bugün de gitmeyiversin” deme eğilimindeyken; yeni anneler çoğu kez esneklik kabul etmiyor. Rutin aksamasını hayat memat meselesi olarak alıyor.

11-Eski anneler “biz her gün evimizi çiçek gibi temizler, çarşımızı pazarımızı yapar, 3 çeşit yemeğimizi çıkarır, misafirimizi ağırlar, çocuklarımıza bakar, giyinir süslenir beyimizi karşılardık” diyerek eski günleri gururla yadederken; yeni anneler hiçbirşeye yetememe duygusuyla depresyonlardan depresyon beğenmekte.

Öz değerlerdirmedeki bu durum, çalışan ve ya çalışmayan anneler arasında da pek fark gözetmiyor üstelik. Yani bir nesil önceki çalışan anneler (kendi annelerimiz) hem çalışır, hem de yemeklerini ev işlerini akşamdan halledip bir şekilde ev düzenini sağlarlar ve kendilerini yetersiz hissetmezlerdi… Ve ya biz yeni nesilde çalışmayan anneler; ev işleri, yemek, çocuk yetiştirme, düzen konularında dört dörtlük olduğuna inanmıyor.

Dönemin şartlarına göre “ideal anne” kavramıyla açıklayabiliriz sanırım bunu. Yani o zamanlar iyi bir anne olma konusunda belli başlı kalemleri yerine getiren anneler içleri rahat bir şekilde “iyi anne” olduklarına inandılar. Bu işin bir standartı vardı. Evini sıcak, temiz, düzenli tutuyorsan; çocuklarının karnı tok sırtı pekse; bir kaç görgü kuralı öğretip yeteri kadar da sevgi şefkat gösterdiysen iyi bir anneydin! Aksine inanman için hiç bir neden yoktu!

Bizde ise “iyi anne” olma kavramı arşa fezaya yürümüş durumda. Bu ipin ucu kaçtı. Bu işin bir standartı yok. Çocuğu beslemek yetmiyor artık; organik besleyeceksin. Sunumlu tabaklar hazırlayacaksın. Kimsenin bilmediği “superfood” adlarını sen bilecek, evine stoklayacak keke, salataya katacaksın. 3 yaşında dinozor türlerini ezberleteceksin. 4 yaşında okumayı söktüreceksin. 5 yaşında şakır şakır İngilizce konuşturacaksın (çünkü İngilizce konuşturan kreşe verdin ya) Evini temiz, düzenli tutmak yetmiyor; çocuk için über-süper yaratıcı oyun alanları dekore edeceksin. Havalı tatillere götürecek, en moda kurslara yazdıracak, 3 saatlik araba yolculuğu sonunda “orman yürüyüşü” yapıp yaprak toplayacak, dönüşte de o yapraklardan sanat eserleri icra edeceksin. Öte yandan kariyerinde yükselecek, fit ve bakımlı olacak (ideal kadın bedeni algısı ve modanın geldiği nokta da arş yalnız, buna da dikkat edelim) kültürüne kültür katacak, havalı mekanlarda sosyalleşecek ve kendine ait havalı hobiler de edineceksin. Filtreli instagram hesaplarından ve ya havalı anne bloglarından bizlere pompalanan mükemmellikler bunlar çünkü. Bunları yapamadığımız vakit, pespayelikten öleyazdığımız duygusuyla baş etmek zor oluyor…

IMG_6576

12- Eski annelerdeki öz güven duygusu ve olumlu öz değerlendirme yeteneği biz yeni annelerde yok. Ne demiş anneannem “bir dirhem et, bin ayıp örter” -vücuduyla barışık, yemeyi ve yedirmeyi seven bir tontiş- Ne demiş Kate Moss “nothing tastes as good as skinny feels” yani “hiçbir yiyecek sıska olma hissinden daha leziz değildir” -aç geziyo bu da işte- Eski annelerdeki her şeyi “olması gerektiği gibi” yaptıkları öz güvenine de mırıl mırıl pasif agresif tepkiler vermek düşüyor biz yeni annelerin payına anca.

13-Elbette şiddetin hiç bir türlüsünün savunulacak; üstüne komiklikler şakalar yapılacak bir yanı yok. Şiddet istismardır! Ancak geçmiş nesiller “tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” mottosunu uzun yıllar benimsediler. Sadece anneler değil; dönemin öğretmenleri, eğitmenleri, yazılı ve görsel medyadaki figürleri de otorite ve disiplin adına “dozunda” pataklamalardan yana saf tuttular.

“Annem/babam bize bir fiske dahi vurmamıştır” sözü büyüklerimizin kendi ailesini anlatırken kullandığı öyle nadide bir kalıp olarak geçti ki lugata; vurmak ana akım, vurmamış olmak sıra dışıydı. Üstelik bu eylemin çocukların eğitimi ve “onların iyiliği” için yapıldığı düşünülüyor, ötesi sorgulanmıyordu. (Sadece ülkemizde değil dünya genelinde) Şimdilerde elbette eski anneler de şiddeti savunmuyor. Ve ya bize “bizim zamanımızda öyle yapılırdı, siz de çocuklarınızı kötekle eğitin” diye salık vermiyor. Ancak çoğu kez günümüz çocuklarını “şımarık, arsız, saygısız vs.” buluyorlar.

Fiziksel şiddetle, korkutulmayla, küçük düşürülmeyle, ruh bütünlüğü zedelenerek sindirilmiş çocuklar dışarıdan bakan için “edepli, saygılı, sessiz” görünebilir ancak önemli olan bu çocukların ileride nasıl yetişkinler olacakları.
Şiddetin her türlüsünü ekarte edip; çocukları sakinlikle, sabırla, ilgiyle büyütmek ise çok uzun yıllar alıyor. Bu süreçte çocukların bocaladıkları, nasıl davranmaları gerektiğini tam oturtamadıkları, taşkınlık yaptıkları anlar illa ki oluyor. Ama inanın; tutarlı ve ilgili davranmayı sürdürürsek ebeveynler olarak, yaşları büyüdükçe bu davranışlar azalarak bitiyor.
Aslında demem o ki; keramet belli bir yaş aralığında “şımarık” olmayan çocuk yetiştirmekte değil; yarınlar için insan haklarına saygılı, toplum kurallarına uyan, dürüst, ahlaklı birey yetiştirmekte.

 

14-Eski anneler dönemin teknolojisini büyük bir minnetle kucakladılar. Düdüklü tencereyi, elektrikli mikseri, çamaşır ve bulaşık makinesini yerlere göklere sığdıramadı; öve öve bitiremediler. Bu aletlerin yokluğunda yaşanan gündelik hayat zorluklarına da tanık olarak büyüyen “anamızgil” kuşağı, ev işlerinin bu sayede çok rahat çok pratik olduğuna kanaat getirip kendilerini müthiş şanslı gördüler. Biz ise “jetgiller çizgifilmindeki Robot Roza” gibi bir hizmetçimiz dahi olsa rahata eremiyeceğiz sanki. Hiç bir teknolojik ev aleti hayatımızı kolaylaştırmıyor. Ya da bizi kesmiyor.

Klişe tespitler deryası, hisseli abartılar kumpanyası bir yazının daha sonuna geldik. Bu günler; çocuk yetiştirme ve ev düzeni konularında bu trendler de geçecek. Yarının eski anneleri, anneanne-babaanneleri de bizler olacağız. Belki şimdi uyguladığımız ve doğru bildiğimiz yöntemler, geleceğin pedagoglarınca çürütülecek ortaya yepyeni yaklaşımlar atılacak.
O zaman biz de kızlarımıza, gelinlerimize “biz eltimize sunumsuz yakalanmazdık, yırtık jean’lerimizle smookey göz makyajımızı kombinleyip beyimizle rock konserlerine giderdik, çocuğumuzu montesori montesori eğitirdik” falan diyeceğiz belki, kim bilir?

11 yorum

  1. Güzel bir yazı olmuş. Lakin depresyon ile ilgili şu satırlarınız ben de hüsran yarattı. Psikolog olmanıza rağmen depresyon ile ilgili betimlemeniz gerçeklerden uzak.

    “yeni anneler hiçbirşeye yetememe duygusuyla depresyonlardan depresyon beğenmekte.”

    Normal doğum sonrası 8. günde kendimi majör depresyonda buldum ve 2,5 yıl bu illetle yaşadım. Fiziksel ve ruhsal sağlığımı kaybettim, hayattan diskalifiye oldum, 14 yıllık işimi bırakmak zorunda kaldım.
    Zira iyileştim. Sizlerden ricam depresyon konusuna böyle basit yaklaşmamanız ve mümkünse bu konuyu geçici bir düşünce /duygu dalagalanması gibi basite indirgememeniz. Çünkü yazınızda bahsettiğiniz durum sadece geçici bir mutsuzluk hali olabilir.Fakat depresyon beyninizi kullanmanızı engelleyen çok ciddi bir hastalıktır ve tedavi edilmezse intihara kadar gidebilir.

    Teşekkürler.

  2. Uzun zamandır gülmekten gözümden bu kadar yaş getiren bir yazıya denk gelmemiştim. Özetle çok iyi geldi yani.

  3. Ay bayıldım yazına. Ağzına yüreğine sağlık. Güle güle okudum. :-)

  4. elinize sağlık, eğlenceli bir yazı olmuş:)

    yedirmek yedirmek yedirmek:) çatışması ne anneyle bitti ne kendimizle:)

    yıllar geçse de değişmeyen tek şey de babalardaki rahatlık, koltuğa yapışmış şekilde tv ve telefonla özleşmiş halleri… ama eski anneler bu durumda sakin iken yeni anne olarak o babayı o koltuktan alıp camdan atasım geldiği doğrudur:)

  5. Okumali-okutturmali turunden ustun basarili bir yazi olmus. Cani gonulden tebrik ederim :)

  6. Klişe tespit demişsin ama hepsi bir araya gelince senfoni olmuş.
    Çok güldüm okurken fakat en çok da düşündüm..

    Üzerimi yorgan gibi saran bu ‘ebeveynlik kaygısını’ hangi akım sebebiyle ördüm ben? Mükemmel anne olma trendiyle dalga geçerken, ona mı kapıldım. Eski ana rahatlığına kaç adım uzağım? Şansım hala var mı?

    İyi ki kendimizle dalga geçebiliyoruz, iyi ki böyle yazılar okuyabiliyoruz.

  7. Pınar hanım, neredeyse beni anlatmışsınız. Siz profosyonel destek aldınız mı? Ben ağır bir depresyon yaşadığımı ancak ondan çıkmaya başladığımda farkedebilmiştim, yani doğumdan 1,5-2 sene sonra.. şimdi o günler başka vesilelerle tekrar beni yakalar mı ve profosyonel yardım bundan sonra bana nasıl yardımcı olabilir merak ediyorum.

    • tabii yardim aldim. psikiyatr a gittim. isterseniz ozelden daha detayli paylasimda da bulunabilirim. kadinlarimizin bu konuda desteksiz ve bilgisiz birakildigini dusunuyorum. amann bizde dogurduk, boyle birsey yasamadik denip otekilestiriliyorlar.

  8. Çok eğlenceli bir yazı olmuş. Her tespitin altına imzamı atarım. Hele şu babalarla ilgili kısım… Onların hiç böyle dertleri olmadı gerçekten. Ve bu beni delirtiyor. Pasif agresifliğin kitabını yeniden yazasım geldi inan. Aktif agresifliğe geçmem an meselesi. :)

  9. ayşe aydoğan ergün

    Düşündürücü, eğlenceli, anımsatıcı, “ah gerçekten ya” dedirten çok güzel bir yazı olmuş Başakcım…..

  10. Çok güzel tespitler. Yazılarınızın devamını bekliyorum.