5 Yorum

İyi hissetmeye ihtiyacımız var

Her türlü ”Nasılsın?” sorusunun karşılığı olarak ”İyi diyelim, iyi olalım” yanıtını veriyorum şu sıralar.

En yakın arkadaşımdan, iş için yazıştığım insanlara kadar ”Nasılsın/ız?” diye soranlara, nezaketen verilmesi gereken ”İyiyim, teşekkür ederim; sen/siz nasılsın/ız?” yanıtını veremiyorum.

Nasıl vereyim ki? İyi değilim. Kişisel olarak zaten değilim. Bilmiyorum kronik yorgunluk mu, bir senelik uykusuzluk mu, her şeyin üst üste gelmesi mi ama genel olarak iyi değilim yani…

Eh, buna bir de içinde yaşadığımız ülkenin endişe verici durumunu eklediğinde ortaya çok da parlak olmayan bir tablo çıkıyor.

Cumartesi günkü patlamadan hemen sonra -sanırım ekşisözlük’ten- bir alıntı paylaşıldı: Aralık 2015’ten bu yana ülkede 20 terör saldırısı olmuş. 12 ay içinde 20 saldırı… Bu, ne demek, farkında mısınız? Her ay en az bir, neredeyse iki terör olayı yaşanmış, son bir sene içinde…

Buna kadın cinayetlerini, çocuk tecavüzlerini, yurt yangınlarını, ve daha nicesini ve tüm bunlara karşı verilen hukuki ve insani mücadeleleri eklediğiniz zaman müthiş bir itiş kakış içinde yaşadığımızı görüyoruz. Vatandaş olarak zaten güvende değiliz bu ülkede, kadın olarak hiç değiliz ve sürekli bunu hissetmeye zorlanıyoruz.

Her günümüz, idrak etmekte zorlandığımız haberleri sindirmeye çalışmakla geçiyor. Hadi diyelim sosyal medyaya girmedik, haberlere de sırt çevirdik; sokağa da mı çıkmayalım? Sabah çocukları okula bırakırken önümdeki sarı dolmuşta ”Terörü lanetliyoruz” yazıyordu, ”… plakalı sarı dolmuşta çalışan Velat Demiroğlu Beşiktaş’taki patlamada şehit oldu.” Bunu da görmemiş gibi mi yapalım?

Kaybın ve ardından gelen matemin nasıl bir süreç olduğunu tecrübe ettim. İyileşiyorsun, illa ki… İyileşmeyen yok.

Ama, içinden geçtiğimiz günlerde en yorucu olan şey şu ki, bitmiyor. Hani biri dese ki, ”Bu ülke çok korkunç bir dönemden geçti; ama hepsi bitti, geride kaldı”, o insanların acısını onlara teslim edeceğini bile bile ”Oh” çekeceksin. Ama yok, hiçbir garantisi yok… Bir sonraki maçta, alışverişe gittiğinde, çocuğunun okul servisi bir yerden geçerken bir şey olmayacağının hiçbir garantisi yok.

Çocuklar için düzenlenen bir etkinliğin daveti geldi geçen gün. ‘Güvenlik nedeniyle, önceden katılımını bildirmeyen misafirlerimizi kabul edemeyeceğiz’ diyordu. Çocuk etkinliğinde güvenlik endişesi… Geldiğimiz nokta bu maalesef…

Bu kaygı, bu belirsizlik, bu güvende hissetmeme duygusu çok ağır. Hepimiz sırtımızda giderek büyüyen, görünmez bir kamburla yürüyoruz.

Terapi sürecinden geçmiş bir insan olarak, ihtiyaçlarımı tanımakta ve tarif etmekte, ortalama bir insana göre daha iyi olduğumu düşünüyorum. Çok fena bir şekilde iyi hissetmeye ihtiyacımız var… Birilerinin bize, hepimize gelip, sımsıkı sarılıp, ”Tamam, geçti, gitti” demesine ihtiyacımız var.

Bunun olmayacağını, bunu beklemenin de ‘zararlı umut‘ denilen şeyin ta kendisi olduğunu da, yine terapi sürecindeki aydınlanmalarım sayesinde biliyorum.

Kendimi yanında iyi hissettiğim insanlarla birlikte olmak, kendimi iyi hissettiren şeyler okumak, kendimi iyi hissettiren şeyler yapmak, travmanın ardından geliştirdiğim kendi küçük çözümlerim. Her zaman yapamıyorum, ama yaptığımda iyi geliyor.

Tüm bu olanlar insanı çok işe yaramaz ve aciz hissettiriyor. Hayatta kalmak dışında hiçbir şeyin, işe gitmenin, iş yapmanın, okumanın, yazmanın, film seyretmenin, alışveriş yapmanın, konuşmanın, gülmenin, kahkaha atmanın, kısacası nefes alıp vermek dışında hayatın hiçbir önemi yokmuş, bunlar hiçbir işe yaramazmış ve bunları paylaşmayı bırak, yapmak bile ayıpmış gibi hissettiriyor. Tabii ki öyle değil. Hepimiz kendi küçük dünyamızda fark yaratan, birileri için kıymetli olan, yaptıklarımızla ve hatta sadece varlığımızla birilerine dokunan insanlarız. İşte bunu hatırlayabilmek için, işe yaradığımıza en çok da kendimizi inandırmak ve bunu en çok da kendimize hatırlatmak için, bizleri iyi hissettiren şey neyse onu yapmaya devam etmeliyiz… Boş laf gibi görünüyor ama gerçekten de yapacak başka bir şey yok.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

5 yorum

  1. Ne güzel de yazmışsınız kalbimizden geçenleri..

  2. ”Duyuyorum; görüyorum; bir gün gelecek Dönence, biliyorum”

    ”Uzaklarda bir yerde türküler söyleniyor”
    ”Uzaklarda bir şeyler kök salıyor”

    https://www.youtube.com/watch?v=PbpkCq9RqGo

  3. Allah in kitabına bir göz atarsaniz kendinizi çok iyi hissedeceksiniz.. iyi hissetmeniz yapmanız gereken şey imanınızı kuvvetlendirmek. Allah tan umid kesilmez!

  4. Allah in kitabına bir göz atarsaniz kendinizi çok iyi hissedeceksiniz.. iyi hissetmeniz için yapmanız gereken şey imanınızı kuvvetlendirmek. Allah tan umid kesilmez!

  5. Bundan sonra uzun bir süre kendimizi iyi hissetmeden yaşayacağız. Hazırlıklı olalım. Bizi daha da karanlık günlerin beklediğini bilelim. Yapmamız gereken en önemli şey, akıl sağlığımızı muhafaza etmek ve çocuklarımızı korumaktır. Güçlü olmazsak, sayıları gittikçe artan ve ezici çoğunluk olmaya aday bir grupla mücadele edemeyiz. Şimdi yaşadığımızı sandığımız demokratik haklar, özgürlükler ve güvenlik sorunu, yönetim sisteminin değişmesiyle daha da şiddetlenecektir. Asıl mücadele bundan sonra başlıyor. Rol model kadınlara çok iş düşüyor. Uçurumun dibine kadar geldik. Zaman iyimserlik zamanı değil. Ortadoğu ülkelerinin yaşadığı dramdan ders almalıyız. Nitekim biz bambaşka bir milletiz. Biz uçurumun kenarından dönebiliriz.