13 Yorum

Terapi anlatılmaz, yaşanır

Üniversiteye hazırlanırken, nasıl olsa Boğaziçi İşletmeye puanım yetmeyecek, bari Sosyoloji, Psikoloji yazayım istemiştim. Ama o zaman ‘işletme’ popülerdi, ”Boğaziçi’nin BİLE sosyolojisi, psikolojisi olacağına, Marmara’nın İşletmesi olsun, daha iyi, daha geçerli” kararına varmıştık ailecek. Niye böyle bir kararı ailecek verdiysek? Annemin, babamın benimle derslere geldiğini hatırlamıyorum. Diplomada da sadece benim ismim yazıyor. Neyse, oldu bi kere…

Terapi Defteri’ni Instagram’da paylaştığım fotoğrafın altına bir takipçim ”Sizin yine maaşallahınız var. Sizin de terapiye ihtiyacınız varsa biz n’apalım?” demişti. Ben de ona demiştim ki: (1) Bir insanın terapiye gitmesi için çok büyük bir travma yaşamasına gerek yok ve (2) Kimin ne yaşadığını uzaktan bilemezsiniz. (O yorumunu silmiş olmalı ki benim bu yanıtım da gitmiş.)

Üç seneye yakın bir süredir, aralıklı olarak psikoterapiye gidiyorum. GidiyorDUM. Terapistim yurtdışına gitti, şimdilik bir seneliğine gibi görünse de döner mi, dönmez mi, döndüğünde ne olur, belli değil. Son hamileliğim boyunca da çok sık gidemedim, yani bir buçuk senedir oldukça araları açıldı seansların. Uykusuzluğumun ve yorgunluğumun tavan yaptığı şu günlerde onu çok arıyorum (ve bazen okyanus ötesinden bile yardımıma yetişiyor, canım terapistim benim!)

Terapiye gitmeden önce bayağı bir direnmiştim. Öncelikle klasik ”Canım, benim bir sorunum yok ki!”ydi tepkim. Sonrasında, gerçekten yardıma ihtiyacım olduğunu anladığım noktada ”Ya öyle şeyler keşfedersem ki hayatımın altını üstüne getirmek zorunda kalırsam?” diye tereddüt ettim. Ya aileme çok sinirlenir, ne bileyim, anneme babama karşı öfke duyarsam? Ya öyle şeyler hisseder ve kocama cephe alır da boşanmak istersem?

Sonra dedim ki ”Kız Elif, deli misin? Boşanmak istersen mesela, istediğin için boşanmış olursun ve o zaman da bu endişen kendi kendini geçersiz kılmış olur.” Terapi sürecim ilerledikçe bu korkum gerçekten de boşa çıktı ve ben anneme, babama, kocama değil, kendime, kendi içime odaklanmayı başardım.

Terapi sürecimden kendi adıma çıkardığım en önemli dersler:

  • Küçükken başıma kötü şeyler gelmiş olabilir. Artık yetişkinim. Yetişkin olarak her şeyin altından kalkma gücüne sahibim.
  • Bazen, iyileşmemin önünde engel olan taşları yerinden kaldırmak istemeyebilirim. Altından korkunç bir şey çıkacak, bir canavar çıkacak sanırım, direnirim. Oysa taşı kaldırdığımda altından sadece bir örümcek çıktığını görürüm.
  • Farkındalık bir andır.
  • Sevdiklerimi üzebilirim. Sevdiklerim de beni üzebilir.
  • Bazı şeyleri alamamış olmamın sebebi, karşımdakinin bana vermemesi değil. Almak istediğim şeyin, karşımdakinde olmaması… Bunu kabul etmek çok zor, ama önemli. Bunu kabul edince, ”Belki bir gün alabilirim” diye hissettiren o zararlı umuttan da vazgeçmiş oluyor ve yeni bir başlangıç yapabiliyorsun.
  • Başkalarının tercihlerini, hayatlarını değiştiremem. Böyle bir gücüm yok.
  • Ama kendimi değiştirme ve geliştirme gücüm var.

Terapiye başlamadan önce, dinleyeceğim sanırdım. Koltuğa oturacağım, terapist konuşacak, ben dinleyeceğim. Ona sorular soracağım, o yanıtlayacak… Ama tam tersiymiş. Ben konuşuyorum. Anlatıyorum. O sadece dinliyor. Bazen bir soru soruyor. Bazen bir şey söylüyor. Ve ben anlatmaya devam ediyorum. Bazen ben bir soru soruyorum. Sonra bir bakıyorum, yanıtını ben vermişim.

Terapi, müthiş bir kendimi keşfetme süreci oldu benim için. Hala da gitmem gereken yol var, ancak hakkımı vereyim, bayağı bir yol kat ettim.

Ve bunu, işini bilen biriyle yapmak çok önemli. Hem de çok… Yanlış birinin elinde, çok farklı bir yere sürüklenebilirdim. Kendime, etrafıma öfke duyabilir, ilişkilerimde yapıcı yerine yıkıcı tutumlarda bulunabilirdim.

IMG_0996

Deniz Bolsoy Erdem, Terapi Defteri kitabında terapiyi şöyle tarif ediyor:

Bazen kendi bulutlarımız yüzünden güneşi göremeyiz ve bunu güneşin ortadan kalktığı şeklinde yorumlarız. Terapi, bulutların arkasını hatırlamanıza yardımcı olur.

İşte iyi bir psikolog, size bulutların arkasını hatırlatıyor ve o bulutları dağıtmanıza yardımcı oluyor.

Peki, birinin iyi bir psikolog olup olmadığını nasıl anlarsınız? Biraz deneme yanılma yöntemiyle belki… Karşılıklı uyum çok önemli… Benim, bir danışan olarak, fikrim:

  • Her şeyden önce, kişinin psikolog olduğundan emin olmalı. Yeterli (ya da hiç) psikoloji eğitimi almadığı halde psikolojik danışmanlık veren insanlar var.
  • Psikolog dediğin, tepeden bakmamalı… Öğretmenliğe soyunmamalı, danışanını yargılamamalı.
  • Keskin çizgileri olmamalı. Olaylara siyah-beyazlarla değil, grilerle bakabilmeli…
  • Mesleki bir gereklilik olmamakla birlikte, bence çok önemli: Kendisi de terapi sürecinden geçmiş olmalı. Ancak bu sayede danışanıyla empati kurabilir. Bence.

Olması mümkün olmayan bir şeyi söyleyeyim: hiç emek vermeden, zorlanmadan ve ağlamadan değişmek

diyor sevgili Deniz, kitabında.

Terapi, gerçekten de müthiş emek gerektiren bir süreç… Eski yıpranmışlıklarınızı bulmak, onlarla yüzleşmek, onları kabul etmek ve onlarla birlikte yola devam etmek hiç ama hiç kolay değil. Ama bir yapmaya başladınız mı, arkasını getirmeden duramıyorsunuz. Kendinizi keşfetmek zor, ancak bir o kadar da geliştirici…

Bence herkese lazım.

13 yorum

  1. Böyle bi konuda yazdığın için teşekkürler. Terapi zorlu bi süreç. Dirençli bi süreç. Farkındalıkla başlayan ordan değişime yol alan bi süreç. Birşeyleri devirip dökmeden, hayatı alt üst etmeden düzelmiyor belkide birşeyler

  2. Birde Psikodrama tekniğini duymuşsunuzdur ya da belki duymamışsınızdır. Bir terapi yöntemi.

  3. Deniz hanımı ben de takip ediyorum ve cidden terapiye ihtiyacım olduğunu düşünüyorum fakat İzmir’deyim :/ Önerebileceği isimler var mıdır acaba?

  4. Yurtdışında en çok aradığım şey benim, hem çocuklar hem de kendim için. Türkçe konuşmam gerektiğine inanıyorum kendimi en iyi şekilde ifade edebilmek için.
    Şimdilik kitaplar ile idare ediyorum.

    • Ben de sizin gibi yurt dışındayım ve aynı şekilde ben de terapinin kendi dilinde olması gerektiğine inanıyorum. Bunu skype üzerinden yapan danışmanlar var ama ben yine de kendime bulunduğum ülkede İngilizce danışmanlık veren birini buldum. İnanın bu bile yeterli. Bir kere başladınız mı devamı geliyor. İhtiyacınız varsa bir yerden başlayın derim.
      Sevgili Elif, bir çok insanın destek aldığı halde gizlediği, destek alanlara deli gözüyle bakıldığı bir devirde, bu kadar cesurca içinizi döküp, bizlerle paylaştığınız için teşekkürler.

    • Sevgili Gezgin Anne, ben de yurt dışında yaşıyorum ve benzer duygularla ben de kendi dilimde terapiste danışmak istemiştim ama en sonunda İngilizce de olsa bulunduğum ülkede terapiye başladım. İnanın çok işe yarıyor. Anadilinde derdinizi anlatmak gibi olmayabilir ama size destek olan birinin varlığı bile rahatlatıyor. Sevgiler
      Sevgili Blogcu anne, hala günümüzde terapiye gitmenin olumsuz görülmesine rağmen, tüm içtenliğinizle bunu paylaştığınız için minnettarım. Tam ihtiyacım olduğu anda geldi yazınız. Sevgiler

  5. elif iyi ki bu konuda yazmissin, keske daha cok yazsan, hatta terapistin de yazsa, hava gibi
    su gibi ihtiyacimiz var, sevgiler

  6. Doğru terapisti bulmak; doğru eşi doğru mesleği seçmek gibi birşey. Ve tipki onlar gibi çok az insana denk geliyor malesef

  7. Ne kadar içten ve naif yazmışsınız.. özellikle şu devirde alanda eğitim almadan yardım vaad edenlerin kitlelerce takip edilmesi beni oldukça düşündürüyordu. Sizin bu yazınız, hem deneyiminizi paylaşmanız hem de olması gerekeni göstermeniz adına çok faydalı olmuş. Teşekkür ederim..

  8. Terapiste ihtiyacımız olup olmadığını nasıl anlayabiliriz ?

  9. Elinize sağlık, benim henüz çevreme açıklayamadığım için kaleme alamadığım bir yazı olmuş. Sanki benim ağzımdan gibi:) Yaklaşık beş aydır her hafta terapideyim. 28 yaşındayım ve içten içe her zaman terapiye ihtiyacım olduğunu biliyordum. İlk olarak kendimi bildiğimden beri kilo problemim var. (ideal kilomun hep 5-8 kilo fazlasında seyrettim ve sürekli alıp veriyodum, hep diyet dilimdeydi.) Terapi sürecinde anladım ki psikolojik olarak sağlıklı (kaygı, değersizlik, yetersizlik ve öfke gibi sorunlarını aşmış, farkındalığı gelişmiş) bir insanın fiziksel bir rahatsızlığı yoksa KİLO SORUNU O-LA-MAZ! Bunu çevremdeki insanlarda da gözlemleyebiliyorum artık ve hep haklı çıkıyorum. Hayatının bir tarafında mutlaka bir doyum eksikliği var bu insanların. Ya eşi ya işi ya da annesi-babasıyla kendilerinin bile bilmediği, bilseler de halledemedikleri veya halletmekten vazgeçtikleri sorunları var. Bu sadece kiloyla ilgili bir örnekti, bunun dışında farkettiklerimi yazmak için yeni bir blog açmak gerek:) Öyle derinlere indik ki terapide, her seans ayrı bir şaşkınlık yaşadım. En önemlisi de çocuklarımızın yanında öfke kontrolümüzü kaybetmek bence. Bu sorunu olan herkes mutlaka terapi almalı. Çünkü bu sorun mutlaka çocuğunuza miras kalacak ve o da çocuğuna miras bırakacak. Ta ki bir nesil terapi alana kadar. Bu kadar net söylüyorum. Bazı sorunların sorun olduğu bile ülkemizde kabul edilmiyor. Bir çok olay karşısında bağırıp çağırmak normal sayılıyor. Oysa ki bizden öncekilerden öyle gördüğümüz için bu şekilde davranıyoruz. Bu yüzden olaylar karşısında sakin kalan insanlara hayretle bakıyoruz. Kendi kendimize düşünerek değişebilir miyiz? Hayır! Kitap okuyarak değişebilir miyiz? Hayır! Bence bu şekilde insanların değişmesini bekleyerek kendi kendimize kitaplar okuyarak terapiye gitmemek koca bir kandırmaca! Yine ailelerimizden öğrendiğimiz… Ne zaman terapiyle ilgili bir konu açılsa hemen ekonomik boyutu öne çıkıyor. Bence bu daha çok bir cesaret meselesi. Ben tüm cesaretimle kendimle yüzleştim ve mutlaka her sene bir gerginlik yaşayarak ayrıldığım yazın sosyal medyada herkesin boy boy fotoğraf paylaştığı ultralüks otellere verdiğim parayı bu defa psikoloğa verdim. Böylece, artık o tarz otellere de gitmeye ihtiyacım olmadığını da anlamış oldum. (Daha çok ekonomi sağladım belki de.) Kendimi tanıdım. Herkesin temel ihtiyaçları dışında harcamaları vardır ve mutlaka bir gün bunu kendiniz için yapmalısınız. Son olarak psikolog tercihi yaparken mutlaka UZMAN KLİNİK PSİKOLOG olmasına dikkat edilmeli diye düşünüyorum. Sevgiyle, farkında kalın.