0 Yorum

Ezgi K’nın İkinci Gebelik Günlüğü, 25. Hafta

Yazar Hakkında

Ezgi K. – 31 yaşında, matematik öğretmeni. Tantuni aşığı, deniz sevdalısı bir Mersinli. 6 yıldır evli. Deniz adında bir kızı var. Deniz’den önceki hareketli ve renkli hayatı Deniz ile birlikte ‘ tek keyfim kahve içip güzel bir müzik eşliğinde kitap okumak’ şeklinde değişim geçirdi. İçinde yeni bir ‘cücük’ büyüyor. Büyüyen ailesiyle yeni ülkeler gezip yeni tatlar keşfetmek istiyor.

“Sevim koş! İnternete bağlanamıyorum. Kesin olay var!’’ ve gerçekten bir şeyler olmuş. Olayı da öğrenmeye çalışana kadar bir bakıyorum saat olmuş gece 01:00. Fakat ben bir gebeyim. Bu kadar hareketi kaldırmaz yüreğim! Allah’tan beni sakinleştiren, dinginleştiren, dengede kalabilmemi sağlayan bir limanım var; YOGA. Bu zamana kadar o, bu derken anlatamadım. Evet efendim bu gebe ‘’hamile yogası’’ yapıyor. İlk gebeliğimde çok arada kalmıştım hamile pilatesi mi, hamile yogası mı diye ve uzun araştırmalarım sonucunda hamile yogasına karar vermiştim. 16.haftadan itibaren önceleri haftada bir, zaman ilerledikçe haftada iki ve son zamanlarda üçe çıkarmak suretiyle devam etmiştim. Bu deneyim, çevremdeki tüm gebelere  “kesinlikle yogaya gitmelisiniz” şeklinde yansımıştı. Hadi ben neyse de Dinçer’in gebe eşlerine “Abicim ne yap et yogaya ikna et, gitsin. Evde bir huzur havası hakim oluyor. Sakinleşiyor…’’ şeklinde kurduğu cümleler ise ailecek yararını gördüğümüzün ispatıdır.

Nefes egzersizleri, duruşlar, meditasyon… Her bir bölümde aşama aşama dış dünyadan iç dünyama dönüyorum, arınıyorum. Ve bir tek bebişle ben oluyorum. Bunu bebek de hissediyor. Karnımdaki hareketleri değişiyor. Hayatın koşturmacasında unuttuğum içimdeki o canlıyla bir saat boyunca ‘’bir’’ olup enerjilerimizi hissediyoruz, bağ kuruyoruz. Ben her seans sonunda dengemi bularak, rahatlayarak, sakinleşerek ayrılıyorum. Olaylara daha sakin yaklaşıp farklı pencerelerden bakabiliyorum. Özellikle öfke patlamalarımda inanılmaz azalış görüyorum. Tabii ki bu işten karlı çıkanlar da var. Ölümüne trip atabileceğim meseleleri ‘’ Amaan boşver ya neyse ne…’’ diyerek geçiştirdiğim doğrudur. E şimdi bu çocuk millete tavsiye etmesin mi?

1482938901084

Peki annesi yoga yapmış bebek nasıl olur? Pamuk pamuk! Biliyorsunuz annenin gebelik sürecindeki psikolojisi çok önemli. Ne kadar rahat olursa anne, bebek de o kadar sakin oluyor. Benim gibi stresli durumları pek idare edemeyen birisi için yoga tam bir kurtarıcıydı. Çok rahat ve sakindim. Hatta doğum sancılarım yoga yaparken başlamıştı. Devamında sancılarla başa çıkabilmek için yogada kullandığım nefes egzersizleri ve duruşları kullanmıştım. Hem pozitif anlamda unutulmaz bir doğal doğum yaşamıştım hem de çok sakin bir bebeğim olmuştu. Bonusu ise gazsız bir bebek. Deniz’ in bebekliğindeki en rahat dönemim ilk üç aylık dönemidir. Tabii sonra zihinsel ataklar, diş sıkıntıları baş göstermişti o ayrı. Şimdi de kızım sakinliği ve dinginliği ile kendi huzurunu etrafına yansıtır.

Bu yeni gebelikten önce de tekrar yogaya başlamıştım ve gebe kaldıktan sonra hiç ara vermeden gittim. Koşa koşa gidiyorum. Ben gidemesem de Dinçer tüm imkanları seferber ederek beni yetiştiriyor. Başından beri haftada iki kez gitmeye çalışıyorum. Bazen mümkün olamıyor ama aksatmamaya çalışıyorum. Buradan gebelere, gebelik düşünenlere şiddetle tavsiye ettiğimi belirtmek istiyorum. Bu dönemde kendinizin dingin, bebeğinizin sakin ve aile bütünlüğünüzün sağlam kalmasını istiyorsanız yoga yapın.

Aynada bol bol vücudumu inceliyorum. Her yerimde damarlarım coşmuş durumda. Bacaklarımdaki varisler ileride başıma gelecek ağrı dolu günlerin habercisi. (Bu arada varis çorabımla aşk yaşıyorum. Onu giydiğim günler hayat kalitem artıyor resmen.) Boynum ile göbeğimin bitimi arasındaki bölgede ise çokça yeşil ve kalın damarlar var. Memelerimdeki yoğunlukları ise çok fazla. Böyle bir damar ağı yok! Artık vücut nasıl çalışıyorsa…Göbek deliği hizasında yukarıdan aşağı doğru uzanan dikey koyu çizginin adı ‘’Linea Nigra’’. Benim daha oluşmadı. Deniz’ e gebeyken ne zaman çıkmıştı hatırlamıyorum ama bunda gecikti sanki. Neyse zaten geçmesi de epey uzun sürmüştü. Acelesi yok, bekleyebilirim.

Bu cücük nasıl da kıpır kıpır anlatamam! Bir sağ tarafta, bir sol tarafta. Son doktor kontrolünde cücük baş aşağı duruyordu. Doktoruma artık doğum pozisyonuna geçip geçmediğini sormuştum. O da daha çok erken olduğunu hatta ikinci gebeliğe ev sahipliği yapan bir karın içinde cücüğün futbol maçı bile yapabileceğini söylemişti. Evet bunu ben de fark ediyorum. Hele ablasıyla çığlık çığlığa kudurduğumuz zamanlar karnımdan çıkacakmış gibi hissediyorum. Gece uyanıyorum Deniz için, hemen o da başlıyor kıpırdanmaya. Şimdi etrafımızda yeni doğanlar çoğalıyor. Bebeklerle ilgili konuşmalar yapıyoruz. Kendisi soruyor:

‘’Bebekler tuvaletini yapamaz mı?’’

‘’Bebekler yemek yiyemez mi?’’

‘’Bebekler konuşamaz mı?’’

Bu sorulara makul cevaplar verdikten sonra ‘’Denizciğim bizim de evimizde bir bebek olsun mu?’’ sorusuna Deniz’ in cevabı ‘’Deniz ve Barış diye iki bebek olsun.’’ oldu. ‘’Aman kızım, ağzından yel alsın. Bir adet yeterli.’’ cevabını içimden yüzüne karşı söyledikten sonra ‘’Bir tane olsun. Peki ismi Pelin mi olsun yoksa Güneş mi?’’ sorusuna ‘’O zaman Deniz bebek olsun.’’ cevabını hiç düşünmeden verdi. Ben de aynı fikirdeyim. Deniz ismini o kadar çok seviyorum ki cücüğün de adını Deniz koyabilirim. Evet, isim konusunda hala kararsızız. Dinçer’in önerilerini ben beğenmiyorum. Benimkilere Dinçer soğuk bakmıyor ama Deniz’ deki kadar net bir isim yok aklımızda. Neyse zaman var daha.

Haftaya görüşmek üzere.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *