1 Yorum

Bu kez çağrı, Change.org’un kendisi için…

Kasım ayının sonuna doğru, change.org’dan bir mesaj aldım. Her Change.org mesajı gibi, adıma bir çağrıyla başlıyordu: ”Elif, yeterli maddi destek olmazsa kapanıyoruz.”

Change.org Türkiye Kampanyalar Direktörü Erhan Keçeci imzalı mesaj, ”Bu defa biz Change.org ofisi olarak bir dönüm noktası yaşıyoruz” diyordu.

Change.org’un Doğu Avrupa ve Batı Asya Direktörü Uygar Özesmi’yle, Greenpeace’te çalıştığı döneme dayanan bir tanışıklığımız vardı. Uygar beni Change.org Türkiye’nin iletişim sorumlusu Sırma Süren’le iletişime geçirdi ve ChangeTR’nin Aralık sonunda kapanan, Karaköy’deki ofisinde Sırma ve Kaynak Geliştirme Sorumlusu Asu Sanem Kaya’yla bir araya geldik.

IMG_2566

Change.org ekibinden Sırma Süren (solda) ve Asu Sanem Kaya ile birlikte, Aralık’ta kapanan Change.org ofisinde…

Change.org, Stanford mezunu Ben Attray tarafından 2007 yılında kurulmuş. İlk etapta sivil toplum kuruluşlarına destek veren bir şirket olarak ortaya çıkan Change, zamanla bugünkü imza kampanyası platformuna dönüşmüş. Dünya çapındaki 150 milyon üyesinin 7 milyonu Türkiye’de bulunan Change.org, Türkiye’deki ofisini 2012 yılında açmış.

Change.org bir sivil toplum kuruluşu değil. Kar amacı gütmeyen, sosyal fayda amaçlı bir şirket. Yani, şirketin yarattığı o dönemki gelirin kârı tekrar bir sosyal fayda yaratmaya döndürülüyor. ”Anlayacağınız, Ben Attray hiçbir zaman milyoner olmayacak” diyor Sanem, esprili bir şekilde…

Türkiye’de 2012’de ofis açan Change.org, bugüne kadar San Francisco’daki merkez tarafından destekleniyordu. Yakın zamanda başlatılan bir uygulamayla, tüm ülke ofislerinin kendi ayakları üzerinde durmaları gerektiğine karar verildi. Basında çıkan ”Change.org kapanıyor” haberleri de buna dayanıyor işte.

Change.org’un bundan böyle Türkiye’deki faaliyetlerine devam edebilmesi için bireysel kullanıcıların desteğine ihtiyacı var. Nedir bu faaliyetler? Change.org’un -şimdilik- dört kişilik bir ekibi var. Bu ekip, kampanyacıların kampanyalarını büyüyebilmeleri için onlara stratejik destek veriyor. Kampanyacıların basınla buluşturulmalarına yardımcı oluyor, ”sosyal medyada neler yapılabilir, nasıl bir hashtag kullanabilir, hangi twitter fenomenine, hangi blogger’a erişilmesi en etkili olacaktır” gibi konularda yol gösteriyorlar. Bunu yaparken ‘Patronun kampanyacı’ olduğunun, Change.org ekibinin tavsiyelerini yerine getirip getirmemenin günün sonunda kampanyacının kararı olduğunun altını çiziyorlar.

”Kar amacı gütmeyen bir şirketin büyümesi demek, hizmet ettiği alanda elinin altında daha fazla araç olması demek” diyor Sanem Kaya. Change.org’un özelinde bu, ”kampanya aracı” dedikleri şeylerin genişletmesi anlamına geliyor. Teknolojik altyapının geliştirilmesi, belki bir mobil uygulama yapılabilmesi, ekibi büyüterek daha çok insan, daha çok etki, daha çok başarı, daha efektif bir imza kampanyası platformu haline gelebilmek de buna dahil. ”İmkanlarımız büyüdükçe verdiğimiz hizmetin çapı ve kalitesi de genişleyecek” diye ekliyor Sanem.

IMG_2572

Her ay dört bine yakın, irili ufaklı kampanya açılıyor change.org’da. Bunların arasında 10 imzada olan da var, 10 bin imzada olan da, 500 bin imzayı bulan da… Başarıyı nasıl tarif ettiklerini soruyorum. Küçük de olsa amacına ulaşan kampanya mı? Değişim yaratmasa da ses getiren kampanya mı? Sırma Süren bunu iki farklı örnekle açıklıyor:

Change.org ile ilk çalışmaya başladığım zamanlardan aklımda kalan, beni çok etkileyen bir kampanya var. 15 yaşında bir çocuk, apartmanının bahçesinde baktığı Wolfie adında sara hastası bir köpekle ilgili bir kampanya başlatmıştı. Apartman yöneticisi, köpeği apartmanın bahçesinde istemiyordu. Kampanyanın başlamasının hemen ardından, 48 saat içinde 4,000 imza toplandı. Ve bir sabah uyandığımızda apartman yöneticisi ikna olmuş, köpeğe kulübe yapılmıştı. Belki de aylardır süren bir olay böylelikle sonuca bağlanmış ve bunu 15 yaşında bir çocuk başarmıştı. Ve bu, bir kişinin hayatını etkileyen bir olay.

Bundan çok daha geniş kitlelere ulaşan, çok daha fazla insanı etkileyen olaylar da var. Örneğin, MPS hastası kızı Ekin için kampanya başlatan Şahin Bey. Kızının ihtiyacı olan ilacın, SGK kapsamına dahil edilmesini istiyordu. MPS hastalığı oldukça nadir görülen, tedavisi olmayan ancak sürecin yavaşlatılabilmesi ilaçla mümkün olabilen bir hastalık. Türkiye’de yaklaşık 50 aileyi etkiliyor. Şahin Bey’in kampanyası çok büyüdü ve sosyal medyada çok destek aldı. En nihayetinde ilacı üreten şirket, Ekin’in ilaç ihtiyacını ömür boyu karşılamayı teklif etti. Ancak Şahin Bey geride kalan elli aileyi yüz üstü bırakamayacağını söyleyerek bu teklifi reddetti. Ardından Ankara’ya davet edildi, durumu anlattı. Uzun bir mücadele sürecinin sonunda SGK, Şahin Bey’in talebini kabul ederek ilacı kapsamına aldı.

Böyle ilham verici hikayelerin yanı sıra somut bir değişime yol açmak adına başarılı olmasa bile toplumda ciddi anlamda farkındalık yaratan kampanyalar da var. Genç bir üniversite öğrencisi tarafından Özgecan Aslan için başlatılan, 1.2 milyon imza ile Türkiye’deki en büyük, dünyada da ilk onda olan kampanya bunlardan biri… ”Evet, Özgecan Yasası henüz çıkmadı. Ama bu kampanyayla birlikte ”Özgecan Yasası” kavramı insanların diline pelesenk oldu. Ve bunu 21 yaşında, üniversitesi öğrencisi bir kız yaptı” diyor Sırma.

Tüm bunlara rağmen, Change.org’un -ya da Change’de imza atarak değişim peşinde olanların- eleştiri aldığı da oluyor. Bu gibi dijital davranışların anlık tatmin verdiğine ve insanları bir nevi atalete sürükleyerek gerçek değişimi yaratmaktan alıkoyduğu gibi haklı bir endişe de var. Gerçekten de bir imzayla değişiyor mu bir şeyler? Özgecan’ınki gibi kampanyaları imzalayan o 1.2 milyon kişiyi örnek gösteriyor Sırma.

Orada gözüken 1.2 milyon imzanın her biri birer insan. Yani onlar birer birey, yalnızca bir rakamdan ibaret bir şeyden bahsetmiyoruz. Bugün genç bir bir kadın, başka bir kadın cinayetinde, başka bir kadın haklarıyla ilgili bir konuda 1.2 milyon insana ulaşabiliyor. Elinde böyle bir güç var. Şöyle diyebiliyor: ”Haydi arkadaşlar, bu konuda Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı’na tweet atıyoruz.” Bunun, dijital dünyadaki karşılığı çok büyük.

”Peki, Change.org’dan önce ne yapıyorduk?” diye soruyorum. Sırma’nın yanıtı şöyle oluyor:

Online imza kampanyası anlamında bir şey yapmıyorduk. Tabii ki geleneksel anlamda imza kampanyaları vardı ancak dijital ortama taşınması Change ile beraber oldu. Tabii burada biz hep şunun da altını çiziyoruz: Change.org, dijital dünyanın bir ürünü. Biz Facebook’la, Twitter’la çok ilintili çalışan bir platformuz. Yani siz change.org’da kampanyanızı başlatıyorsunuz ama Facebook’u, Twitter’ı ne kadar efektif kullandığınız da kampanyanızın ne kadar büyüyeceğini etkiliyor.

Özetle, Change.org’un etkili bir platform olup olmadığı başarıyı nasıl tanımladığınıza bağlı biraz da… Bir apartmanın bahçesindeki bir köpek için kulübe yapılması da başarı, yasa değişikliğine -henüz- yol açmasa bile kadın cinayetleri konusunda milyonlarca insanın kafasında farkındalık yaratması da…

Şimdi, Change.org’un faaliyetlerine devam edebilmesi için bireysel desteğe ihtiyacı var. Bu bireysel destek programıyla amaç, Türkiye ofisinin masraflarını, burada çalışanların ücretlerini karşılamak, aynı zamanda yine kampanyacılara verilen medya basın desteğine videolarla, ilanlarla devam edebilmek… Ve ileride ekibi daha da büyüterek, daha fazla kampanyacıya destek olabilmek.

Change.org Türkiye, bundan böyle onu var eden, bireysel destekçileri sayesinde ayakta duracak. Tek gelir kaynağı kendi kullanıcıları olacak.

Bu çok keyifli aynı zamanda çok sorumluluğu çok yüksek bir şey. Bu süreçten sonra da burada var olmaya devam etmesi demek change.org Türkiye’nin. Ona sahip çıkan, yanında olan kullanıcılarının olduğunu görmek…

diyor Sanem.

Change.org’un bu adımı, biraz da zoru seçmek aslında… Milyonlarca kullanıcısı olan dijital bir platforma reklam almak da bir alternatif olarak göz kırpıyor. Ancak bu, Change’in bağımsızlığını koruyabilmesinin önünde önemli bir engel olacağından, bireysel destek almak daha etik bir yol olarak tercih ediliyor. Nihayetinde, markalara karşı da yürütülen kampanyalar da olabiliyor Change.org’da.

Change.org’un bireysel destek çağrısı güzel bir dönüş almış. Sanem, şöyle anlatıyor:

”Bireysel destek programınız hakkında bilgi almak istiyorum, bana bilgi verin ve destekçiniz olmak istiyorum” diye arıyorlar. ”Siz bu güne kadar hep yanımızda oldunuz, bizimle oldunuz, asla kapanmamalısınız” diyerek bize sahip çıkıyorlar. Aralarında önemli bir oranda öğrenciler de var üstelik. Bu, çok umut verici. Böyle desteklerle Türkiye ofisi ayakta kalmaya devam edecek diye düşünüyorum.

IMG_2570

Geçmişteki STK tecrübemin bana öğrettiği en önemli şeylerden biri şu: aylık düzenli destekler, bu tür organizasyonların ayakta kalmasını sağlayan en önemli gelir kaynağı. Evet, Change.org bir STK değil ancak benzer bir fon yapısıyla ilerleyecek bundan böyle… Ayda ufak da olsa verdiğiniz düzenli destek, geleceğe dönük program yapabilmelerini sağlıyor böyle kuruluşların. Nitekim, Sanem’in dediğine göre

aylık 300 TL veren de var, 30 TL veren de var. O yüzden onu tabii ki destekçilerin kendisine bırakmayı tercih ediyoruz. Çünkü bizim için hani ufacık mesela geçekten onlar için çok ufak bir katkı gibi görünüyor ama onlar bir araya geldiğinde bambaşka bir şey oluşturuyorlar. O yüzden bizim için şu anda hani en azından bu önümüzdeki dönemdeki şeyler için 5 bin adet  düzenli maddi destekçiye ihtiyacımız var. Güzel gidiyoruz şu anda.

Maddi destek veremeyecek durumda olan kullanıcılarımız da var; ”Çok isterdim, sonra mutlaka vereceğim” diyen. Onlara da çok teşekkür ediyoruz tabii ki. Bunu düşünüp hissetmeleri bile o kadar güzel bir şey ki. O da bambaşka bir destek. Change.org Türkiye’nin 7 milyon kullanıcı var, ve bunların içerisinde gerçekten hayatımıza devam etmemizi isteyen milyonlarcası var. Olacak herhalde.

Change.org’un ayakta kalmasına destek olmak isterseniz siz de bireysel destek programına katılabilirsiniz. 0212 244 40 02 numaralı telefonla ulaşabileceğiniz destekçi ilişkileri ekibi, arayanlara yardımcı oluyor. Ayrıntılı bilgi burada da var.

Burada da, 2016 yılına ait bir değişim raporu var. Bozcaada için verilen imar planının geri çekilebildiğini, cinsiyetçi reklamların yayından kaldırılabildiğini, beyaz eşya üreticilerinin, görme engelliler için sesli ev aletleri üretmeye başladığını görmek, her gün başka bir mücadeleye uyandığımız bu ülkede iyi geliyor.

Bir yorum

  1. Change samimiyetsiz bir oluşum. Birçok insan hakkı ihlali ve nefret söylemi içeren kampanyayı engellemedi, sitesine koydu ve hatta belli sayılara ulaştılar diye “iyi giden kampanya” kategorisine aldı. Bunu her defasında eleştirdik, ifade özgürlüğü nefret söylemi içeremez ve örneğin lgbti’lerin ifade özgürlüğünün kısıtlanması için kampanya açmayı ifade özgürlüğü diye savunamazsınız diye. Bir şeyler değişecekse bu Change ile değişmeyecek bence. Şu linklere de bakabilirsiniz: http://www.diken.com.tr/nefret-soylemine-karsi-olan-change-orgda-homofobik-bir-kampanya-daha/ ve http://www.birgun.net/haber-detay/change-org-da-irkci-kampanya-turkiye-de-kurt-istemiyoruz-81323.html