0 Yorum

Ezgi K’nın İkinci Gebelik Günlüğü, 26. Hafta

Yazar Hakkında

Ezgi K. – 31 yaşında, matematik öğretmeni. Tantuni aşığı, deniz sevdalısı bir Mersinli. 6 yıldır evli. Deniz adında bir kızı var. Deniz’den önceki hareketli ve renkli hayatı Deniz ile birlikte ‘ tek keyfim kahve içip güzel bir müzik eşliğinde kitap okumak’ şeklinde değişim geçirdi. İçinde yeni bir ‘cücük’ büyüyor. Büyüyen ailesiyle yeni ülkeler gezip yeni tatlar keşfetmek istiyor.

Doktorundan fırça yemiş bir gebe olarak selamlıyorum sizi. Aylık doktor kontrolümün ana teması aldığım fazla kiloydu. Şu ana kadar 14kg aldım. Doktoruma göre bu çok fazlaydı ve asıl bundan sonra kilo alacaktım. Şöyle bir şey var ki Deniz’e hamileyken de aynı konuşma geçmişti. Ben toplam 23kg almıştım ve iki sene içinde hepsini vermiştim. ‘’Çok çatlarsın!’’ dedi. ‘’Ne yiyorsun bu kadar?’’ dedi. ‘’İstersen sana verdiğim vitamin hapını keselim. O da iştah açar. Hem kan değerlerin iyi görünüyor’’ dedi. Birkaç cümle daha etseydi ağlayacaktım. Neyse sustu.

Kontrole gelmeden önce tam kan sayımı, idrar testi ve idrar kültürü testi yaptırmamı istemişti. Sonuçları gördü ve değerlerimin çok iyi olduğunu söyledi. Tansiyonda sorun yok. Cücüğü gördük ultrasonla muayenede. Kıpır kıpır ama doktorun istediği pozisyonda değildi. ‘’Git dolaş, bir saat sonra yine gel’’ dedi. Dinçer ile gittik, kahve içtik, geldik. Yok anacım yine istenilen pozisyonda değildi. Zar zor ölçümleri yaptı doktor. Her şey yolunda cücükte de. Ben çok kalça ağrısı çektiğimi ve kendimi çok yorgun hissettiğimi söyledim. “Tek bir çaresi var; istirahat’’ dedi ve bir hafta rapor verdi. Hayır demedim. Çünkü gerçekten ihtiyacım olduğunu düşünüyorduk. Şimdilik raporluyum. Gerçekten de çok iyi geldi. Kalça ağrımdan dolayı bırak yattığım yerden kalkmayı, oturduğum yerden bile kalkamıyordum. Kalktığımda ise normal yürüyüşe geçmem epey bir zaman alıyordu. İstirahatteyim, ailecek mutluyuz.

Geçen hafta ‘’Benim gözümden yoga’’ yı yazmıştım. Bu hafta çok güzel bir şey oldu. Dinçer iki ay kadar önce , daha önce benim hiç aklıma gelmeyen bir öneride bulunmuştu: ‘’Sen, ben, Deniz ve cücük aile yogası yapalım mı?’’diye. Ardından ekledi ‘’ama yoga zamanı, senin kendine özel ayırdığın zaman dilimi. Eğer tek başına olmak istersen anlarım..’’ Aaaa olur mu hiç öyle şey? Bayıldım bu fikre. Tabii yoga hocam da. Fakat Dinçer’ in boş vakti ile benim boş vakitlerimi tutturmak pek mümkün olmamıştı. Raporluyum nasıl olsa. Zaman çok. Dinçer’e uyan vakte ayarladık ve 3+1 kişi yogaya niyetlendik. Deniz’in o ortamda neler yapacağını çok merak ediyordum doğrusu. Hepimiz çok merak ediyorduk. Gitmeden önce hazırladım Deniz’ i. Müzik çalacak, şu hareketi yapacağız şeklinde. Ve başladık. İlk başlarda bir Dinçer’ in bacaklarına yapıştı, bir bana yapıştı ‘kucak’ diye. Sonra arada bir bizimle hareket yaptı, arada bir yerdeki pilli mumlarla oynadı. Benim düşündüğümden daha güzel geçti. Benim uyumlu kızım bu ortama da uyum sağladı. Enerji olarak içimde patlamalar yaşadım. Salya sümük ağlayıp kızımı alıp içime sokasım geldi. Anladım ki Deniz ile birlikte aile yogası, anne-çocuk yogası yapılabilirmiş. Hem de çok güzel olurmuş. Doğum iznimde kolları sıvıyorum ve Deniz’i de benimle birlikte yogaya götürüyorum. Tabii ki her seferinde değil. Çünkü yalnız kalmaya ihtiyacım var ve ileride hiç yalnız kalamayacağım günler beni bekliyor.

1483984493676

İşte özgür zamanlarımızın tadını çıkaralım derken tiyatroya da gittik. Çocuğundan ayrıyken eğlenen anne neden vicdan azabı çeker? Perde arasında Dinçer’in annesini aradım uyudu mu Deniz diye sormaya. Uyumamış, bizi bekliyormuş, öpecekmiş ve iyi geceler diyecekmiş. Sen bunu duy, gözler dol, oradan koşarak çıkıp eve gitme isteği ile dol! Neyse kendime geldim ve kolay elde etmediğim özgürlüğümün tadını çıkarmaya devam ettim.

İştahımla ilgili ne halde olduğumla ilgili şu olaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Bir alışveriş merkezinin önüne, sanatçı Ahmet Güneştekin’ in ‘’Kostantiniyye’’ yazılı eseri konulmuş. Arabayla önünden hızlıca geçerken ben nasıl okudum? ‘’Koş Tantuniyye’’ Evet sevgili arkadaşlar maalesef bu haldeyim. Yemeğe koşuyorum ve hayallerimde daima tantuni. Şubat tatilinde Mersin’ e gidiyorum ve tantunilerime kavuşuyorum. O zamana kadar mevcut yiyeceklerle avutacağım kendimi.

2016 çoğu kişi için olduğu gibi benim için de kötü bir yıldı. Beni ben yapan, annemden öte, canımın içi biricik anneannemi kanserden ötürü kaybettik. Herşeyiyle kanserin tüm aşamalarına en yakından tanık olan birisi olarak her şeyin başı sağlık diyorum ve 2017 için sağlık, mutluluk, huzur ve barış diliyorum. Yeni bir yıla giriyoruz ve yine umut doluyuz hepimiz. Umarım hepimiz tek parça olarak hayatlarımıza devam edebiliriz ve yeni yılları görebiliriz. Hoşçakalın.