10 Yorum

İçsel doğum, içsel “iyi”lik

Toplamda bir buçuk seneye yayılan bir eğitimin, Pazar günü itibarıyla sonuna geldim.

Haziran 2015’te başladığım İçsel Doğum Doula ve Doğuma Hazırlık ve Rehberlik Eğitimi’nin dört modüle yayılan derslerini, gecikmeli bir şekilde tamamladım sonunda… Henüz önümde yol olsa da, okumalarımı tamamlayıp, ödevlerimi teslim edip stajımı bitirdikten sonra “İçsel Doğum Doulası” olarak hizmet verebilecek, doğuma hazırlık eğitimleri düzenleyebileceğim.

Bunu yapabilecek miyim, ne zaman yapabileceğim, bilmiyorum. Kendimi, bu işi hakkıyla yapabileceğime ikna edene kadar bekleyeceğim sanırım.

Hayatın, sen planlar yaparken başına gelenler bütünü olduğunu bu süreçte bir kez daha anladım. Doula’lık eğitimi almaya karar verdikten çok kısa bir süre sonra Derya’ya hamile olduğumu öğrendim. Yine de yola çıkmıştım bir kere, devam etmek istedim. Sonuçta ne kadar zor olabilirdi ki yeni bir bebekle bu süreci tamamlamak?

Hem de çok zor olabilirmiş. İçsel Doğum eğitimi oldukça yoğun, bol okumalı, bir sürü ödev teslimli, bolca doğuma katılmalı, pratik yapmayı gerektiren bir eğitim. Tüm eğitim, hamileliğimle ve sonrasında da doğumumla çakıştı; hatta geçen Mayıs ayındaki en son modüle gidemeyince modülleri tamamlamam bu Ocak ayına kaldı. Okumalarımın çoğunu yapamadım, bu süreçte -kendi doğumumdan başka- hiçbir doğuma katılamadım, işin pratik kısmını ertelemek zorunda kaldım. Ama ne oldu? Öncelikle kendi doğumuma ve genel olarak hayatıma yansıyacak çok şey öğrendim. Doğuma, kadın olmaya ve hayata dair, beni tamamlayan çok şey…

Pozitif Doğum Hikayeleri, bu blogun en eski ve en çok okunan bölümlerinden biri… Başlatırkenki amacım -o zamanlar pek yaygın olmayan- doğal doğuma dikkat çekmek ve kadınları doğal doğum yapmaya özendirmekti. Bu amaca bayağı da hizmet etti buradaki hikayeler, biliyorum. Hâlâ da ediyor. Ancak uzun zamandır çok fazla hikâye yayınlayamıyorum, gelenleri de çoğunlukla bekletiyorum. Neden olduğunu bilmiyordum, geçtiğimiz hafta sonuna kadar…

İçsel Doğum’un instagram hesabında çok güzel bir paylaşım var:


Pozitif Doğum Hikayeleri’ni yayınlamaya başladığımda sadece vajinal ve hatta mümkün olduğunca müdahalesiz doğumlara yer veriyordum. Etraftan gelen az sayıdaki “Bu hikayeler beni iyi hissettirmiyor” seslerine ise “Ama birçok kişiyi iyi hissettiriyor” şeklinde karşılık veriyordum. Birkaç sezaryen doğum hikayesine de yer verdim; çünkü sezaryenle doğursa da pozitif hissettiğini söyleyen anneler olmuştu. Bu şekilde Pozitif Doğum Hikayelerinin daha ‘tamam’ olduğunu hissettim.

Yine son zamanlarda -ki bu, son iki yıl falan olabilir- adını koyamadığım bir tıkanıklık hissetmeye başladım Pozitif Doğum Hikayeleri konusunda… Bir yandan iyilik yapmaya çalışırken bir yandan birilerini üzüyor olmak beni iyi hissettirmemeye başlamıştı. Ama ondan da çok, bir şeyleri eksik yaptığımı hissediyordum.

Bu eksikliğin ne olduğunu İçsel Doğum eğitim süreci fark ettirdi. Bugün geldiğim noktada anladım ki bir kadının doğumunu nasıl yaptığı değil, doğumunu yaparken nasıl hissettiği asıl önemli olan… Beni ilgilendiren, suda doğum da olsa planlı sezaryen de, kadının, bu tercihi yaparken seçeneklerinin olmuş olması ve bu süreçte kendini iyi hissetmiş olması… Dolayısıyla şu sıralar Pozitif Doğum Hikayeleri’ni, kadınların doğumlarını değil, doğumda nasıl hissettiklerini ve doğumlarından ne öğrendiklerini anlattıkları bir süreç olarak yeniden tanımlamayı düşünüyorum.

Müthiş şeyler öğrendim şu son bir buçuk senede… Bebeğime söylemek için harika ninnilerden -ki Derya, karnımda dinlemeye başladığı bu ninniyi ne zaman dinlese sakinleşiyor- ilham verici hikayelere, doğumu bekleyen gebeye verilecek tavsiyelerden sadece doğum sırasında değil, hayatın genelinde ağrıyla ve yoğun duygularla başa çıkmak için basit ama etkili yöntemlere…

FullSizeRender (4)

Ve müthiş törpülendim bu süreçte… Aslına bakarsan blog yazmaya, doğal doğum ve pozitif doğum hikayeleri paylaşmaya başladığımdan bu yana çok şey öğrenmiş, birçok konudaki sivri köşelerimi yuvarlatmıştım. Yine de, son birkaç sene öncesine kadar, bir kadın -ve bebeği- için en doğru doğum şeklinin doğal doğum olduğunu düşünüyor, isteğe bağlı müdahalelerin, bilinçsizce yapılan tercihler sonucunda olduğuna inanıyordum. Bakış açım çok değişti, daha doğrusu genişledi diyeyim. Artık çok daha kapsayıcı olabileceğimi düşünüyorum.

İçsel Doğum eğitiminde öğrendiklerim içime işledi. Zaman içinde daha çok gösterecek kendini bu blogda… Hamilelik, doğum ve lohusalıkla ilgili öğrendiğim teknik ve pratik ayrıntılar önümüzdeki zamanlarda paylaşacağım içeriklerde yer bulacak mutlaka… Ama en çok, beni kişisel anlamda geliştirenler kendini belli edecektir sanırım.

40 yaşıma geldim, bazı konularda yeni büyüdüm işte… Hâlâ da çok yolum var, çünkü inançlarını geride bırakmak hiç kolay değil. Eski yerinde daha güvende hissediyorsun kendini; körü körüne inandığın şeyleri savunmak, onların üzerinden konuşmak işin kolay tarafı. Ne zaman ki inandıklarının, o güne kadar bildiklerinin, tek doğru olmayabileceğini anlıyorsun, işte o an geri dönülemeyecek bir yola çıkmış oluyorsun aslında… Bir farkındalık, bir uyanma yolu… Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, hiçbir zaman o eski, daha az bilen haline dönemeyeceksin. Artık çok daha merakla ve sorgulayarak yaklaşıyorsun önüne çıkanlara… Bu merak seni daha da büyütüyor ve daha da arındırıyor önyargılarından…

Bu, bir yandan zor ve beraberinde daha fazla sorumluluk getiren ama bir yandan da müthiş geliştirici ve tatmin edici bir var oluş hali…

İçsel doğumun var oluş felsefesi: “Doğumu iyileştir, dünyayı iyileştir.”

Buna bir de ekleme yapmam gerekirse: Bunları yapabilmek için önce kendini iyileştir. Çünkü büyümek, insanın gençliğinde olup biten bir şey değil…

10 yorum

  1. Yazınız ne iyi geldi bir bilseniz.

  2. Bu yoldaki paylaşımlarını merakla bekliyorum. Hatta geçenlerde aklıma gelmişti, eğitimle ilgili hiçbirşey paylaşmadı acaba nolduki diye. Bende hamileliğim zamanında ilk bulduğum adres senin paylaşımların olmuştu. Araştırmalar sonucunda bende başladım bu sene doulalık eğitimine. Bende şu an neler yapabilirim düşüncesindeyim. Dediğin gibi kendimi tanımak ve sonrasında çevremdeki kadınlara yardım etmek için çıktım bu yola bende. Önce kendi hikayemi iyileştirmek istiyorum, ve bu yola çıktığın zaman araştırdıkça birçok şeye bakışın değişiyor, geriye dönmüyorsun. Kolay değil ama çok zevkli.

    Sevgiler.

  3. Bu yazınızı okuyunca sanki diger yazilarinizdan çok daha pozitif hissettim. İnşallah bu artan pozitifligi severek takip ettigim bu blogta daha fazla görürüm. Yazilarinizdan etkilenen çok insan var. Kendi adıma teşekkür ederim Blogcuanne!

  4. Şuan 5,5 yaşında olan yeğenim doğmadan önce ablama buradaki pozitif Doğum hikayelerini okutuyor normal Doğuma ikna etmeye çalışıyordum. Ama ablamın kararı kati idi. Ben kendimi biliyorum yapamam sezeryan olacağım. O zaman anladım asıl bilgeliğin kendini bilmek ve öncelikle iyi hissetmek olduğunu.

  5. Sevgili Elif, bu noktaya gelmeniz çok isabet olmuş…” Bir yandan iyilik yapmaya çalışırken bir yandan birilerini üzüyor olmak beni iyi hissettirmemeye başlamıştı” demişsiniz ya; evet tam da dediğiniz gibi oldu. Ben çok üzüldüm. Blogdaki pozitif normal doğum hikayelerini okuyup, kendimi o kadar şartlamıştım ki; gebelik kolestazından kaynaklanan, gecenin bir yarısı acilen alındığım sezaryen sonrasında mutsuz- ama gerçekten çok mutsuz- bir yeni anne olarak kendime gelmiştim. Normal doğum ısrarım neredeyse karaciğerimin iflasına neden olacaktı! Neden? Çünkü okuduğum pozitif doğum hikayeleri hep mutlu sonla bitiyordu. Sabredersem o bebek doğacaktı! Meğerse doğamayacakmış. “50 gün de beklesen bu bebek normal yollarla doğamazdı ve sen de ölürdün” dedi doktorum. “Herkes tarlada bile doğuran, kordonunu taşla kesen güçlü kadınlardan bahsediyor ama kimse tarlada doğururken ölen kadınlardan bahsetmiyor!” diye de kızmıştı üstüne üstlük. Hala şüphe ediyorum ondan, acaba okuduğum bir sürü yazıdaki gibi bilerek mi beni sezaryene aldı diye? Oysa hayatımı kurtardı. Kabul edemiyorum. Neden? Çünkü “başarısız” olduğumu hissettim. Ben vajinal yolla doğuramadım ya; sanki doğum değildi bu, ben doğurmadım da; onlar beni kesip bebeği aldı. Ne ten tene temas, ne bebek anne dostu sezaryen! Sadece şok geçirdiğimi hatırlıyorum. Bunu bir “başarısızlık” olarak hissetmemin sebebi de bloglarda ve instagramda takip ettiğim, beynime kazıdığım “ne olursa olsun normal doğurmalıyım” hissiydi. Oysa doğan öyle de doğsa böyle de doğsa benim oğlumdu. 7 ay geçti, ruhsal olarak daha yeni yeni kendime geliyorum. Ne kadar saçmaladığımı fark edip şükretmeye başladım. Yaşadığım ve sağlıklı bir bebeğe sahip olduğum için. Ezcümle, güzel anne adayları, lütfen hiç bir zaman şöyle doğurmalıyım, epidural kötüdür, müdahale kötüdür, sezaryen dünyanın sonudur, o bebek o vajinadan çıkmazsa doğurmuş sayılmam, sütüm gelmez, anestezi bebek için sakıncalıdır vs vs vs. gibi düşünce kalıplarıyla zihinlerinizi doldurmayın. Ne olur sürecin keyfini çıkarın. Ve sanal dünyaya değil; hekiminize güvenin! Ben bunları yapamadım, elimde olmayan bir doğum süreci sonrası çok sıkıntı yaşadım ve belki de en mutlu olmam gereken anlarda mutsuz oldum. Lohusa hüznünü iliklerime kadar yaşadım. Bebeğime yabancılık çektim. Sizler bunları yaşamayın. İster planlı ister plansız, ister vajinal ister sezaryen, ister müdahaleli ister müdahalesiz; her doğum “eşsiz” ve “pozitiftir” çünkü sonucunda kucağınıza bir pırlanta konmaktadır. Evlat tüm bu “doğum hikayelerinden” çok daha kıymetlidir. Nasıl doğurursan doğur, süreç senin tercihlerine göre geliştiyse ya da hiç istemediğin gibi süregelmiş olsa da; o sağlıklıysa; sen sağlıklıysan; sen kendini iyi hissediyorsan gerisi boş. Hepsi gelip geçiyor. Sen sapasağlam sağlıkla ayağa kalkıyorsun 2 günde ya da 40 günde. Buna odaklanmak ve hamilelik sürecini stressiz geçirmek belki de evladınıza verebileceğiniz ne kıymetli hediyedir. Dolmuşum. Yazmak iyi geldi. Sevgiler…

    • Merhaba Pırıl,
      Paylaşımın için çok sağol. Kişisel anlamda doğal doğum isteyip sezaryen doğumla sonlanan doğum maceramdaki sorgulamalarım beni akademik ve pratik olarak iyice doğum alanın içine çekti. Ben doğumla ilgili sosyoloji bölümünde bir doktora tezi hazırlıyorum. Ve bunun için annelerin doğum anlatılarını dinliyorum. Aynı zamanda da bu yolda keşfettiğim doulalık eğitimini ben de blogcuanne ile aynı sınıfta benzer farkındalıklarla tamamladım. Eğer istersen, seninle tezimle ilgili olarak bir mülakat yapmam mümkün olur mu? (kişisel bilgiler ve anonimlik saklı kalması etik koşuluyla gerçekleştiriyorum elbette görüşmeleri)

  6. Bende neden uzun zamandan beri pozitif doğumla ilgili yazıların paylaşılmadığını merak etmiştim. 22haftalık hamileyim ve her gün ilk işim sayfanıza bakmak oluyor. Merakla bekliyorum yazılarınızı, umarım süreç uzamaz 🙂

  7. Bravo! Bunları söyleyebilmek de büyük cesaret işi. Bloggerların normal doğum fanatikliğinin bir kadın hakları ihlali olduğunu düşünen benim gibiler için de bunu sizden duymak (pek çok takipçiniz olduğu için bunu söylüyorum) ekstra bir mutluluk nedeni oldu.

  8. Merhaba,

    Sizi 5 yıldan uzun zamandır ilgiyle takip ediyorum. Ve yazınızda belirttiğiniz gibi “doğumda tek bir doğru vardır” da takılı kaldığınızı düşünüyordum. İyi bir amaca hizmet etmek isterken kendinizi yanlış mi ifade ettiğinizi yoksa gerçekten bu konuda tek doğruyu mu savunduğunuzu ayırt edemiyordum.
    Vardığınız sonuç benimde savunduğum şey. Bir kadın o kadar bilgilenmeli ve bilinçlenmeli ki kararını net bir şekilde kendi insiyatifi ile verebilmeli. Ben bilinçli olarak sezaryen kararı verdim. Ki diğer tüm konularda doğallık kavramına inanan biriyim.
    Benim naçizane önerim ara ara da değindiğiniz doğum sonrası hallerin nasıl çözümlendiği ile ilgili yazıların da paylaşılması. Bu kısmın doğum kararından çok daha fazla yardımcı olacak bir konu olduğunu düşünüyorum. Destek almış kişiler, kendi çabasıyla çözüm yaratanlar veya hala çözememiş olanlar. Bunlarında en az hamilelik ve doğum süreci kadar sizin editörlüğünüzde paylaşılmasının faydalı olacağını düşünüyorum .
    Emeğinize ve açık yürekliliğinize bir kez daha teşekkürlerimle. Sevgiler.

  9. Merhaba Elif Hanım;

    Bu yazıyı okurken sadece doğumla ilgili değil, kişisel gelişimle de bağlantılı pek çok nokta buldum. “Ön yargıyı kırmak atomu parçalamaktan zor” demiş Einstein. Bence hepimiz büyürken bilinçaltımıza sinsice işlemiş ‘inanç’ larımızı fark etmeliyiz. Eski inançlarınızla ilgili söylediklerinize tamamen katılıyorum bu noktada. Doğum konusuna gelince bence de kişi kendisi için en iyi olanı kendisi bilir. Merakla eğitimdeki paylaşımlarınızı bekliyorum.

    Aklıma gelmişken aynı mantıkla #kardessart konusunu da bir gün değinirseniz bence uygun olur.

    Sevgiler.

    Dilek Söylemez