5 Yorum

Küçük mutsuzluklar…

13 aylık uykusuzluğun üzerine, ardı ardına gelen hastanelik olma süreçleriyle, kendim için zor bir dönemden geçiyorum. Önce bebekle bronşit için, sonra kendim ve diğer iki büyükle rotavirüs için hastaneye yattık; devamındaki nekahat süreci de cabası…

Böyle zamanlarda halime üzülüp kendime acımaktansa şükretmek ve dahası kendimle dalga geçmek daha iyi hissettiriyor beni… Aslında genel olarak hayata bakışım böyle, Bige‘den kazandığımı düşündüğüm ve sevdiğim bir yanım bu… Bronşit ciddi seyredebilirdi; Derya rota aşısı olmamış olsaydı bu kadar kolay atlatamayabilirdi; neyse ki hastaneye giderken ambulans çağırabildik; çok şükür gider gitmez serum takıldı da kendimize geldik VE FAKAT EĞRİ OTURUP DOĞRU KONUŞALIM, 5 kişilik bir ailenin beş ferdinin de ardı ardına hastalanması ve üçünün hastanelik olması trajik olduğu kadar komik de! 

İşte ben bu komik tarafları görmeye çalışıyorum çoğunlukla…

Zaman zaman bunları taşıyamadığım da oluyor tabii, en nihayetinde biz de et ve kemikten yapılmış insanlarız, değil mi? Hastaneden çıkıp arabana biniyorsun, 15 dakika içinde evde olmayı planlıyorsun, bir bakıyorsun ki maç var/yollar kapalı, planladığından 3 (yazıyla ÜÇ) saat sonra eve varınca, eh biraz isyan etmek istiyor insan

Ne mutlu bana ki ailemden fiziksel ama daha da önemlisi duygusal destek -büyük ölçüde- alabiliyorum bu konularda… Ya da alamadığım duygusal destek için yas tutmayı bırakabilmeyi öğreniyorum diyeyim…

Sosyal medyada da benzer bir yaklaşım oluyor destek konusunda… Ben paylaşım yaptıkça, çoğu anne “Ha gayret, az kaldı, çok zor, geçecek” diyor çünkü evet, geçiyor gerçekten de… Ama bir yandan da “Sürekli yakınıyorsun, üçüncü çocuğu neden yaptığını merak ediyorum” diyenler, “Bakabileceğiniz kadar doğurun” diyenler çıkıyor. Bunlar beni kişisel olarak yaralamıyor, çünkü tanımadığım insanların yorumlarını kendimden uzaklaştırmayı büyük ölçüde öğrendim. Ancak biliyorum ki bunu yazanlar, kendi yakın çevrelerindeki -benim gibi- zorluk yaşayan kadınlara da benzer yorumlar yapıyorlar. Dolayısıyla bu “Bakabileceğiniz kadarını doğurun”culara sormak isterdim: Bir insanın bakabileceği çocuk sayısı nedir? Sihirli bir formül var mıdır? Mesela diyelim benim üç çocuğum var ve zorlanıyorum, hangisini doğurmasaydım? Ya da bir başkasının bir çocuğu var ve o da zorlanıyor, anne olmasa mıydı o kişi? Bırakınız bu yargılayıcı tavırları…

“Bugünlerin tadını çıkar” nasihati de, her ne kadar iyi niyetle söylense ve haklılık payı olsa da, iyi gelen bir şey değil… Çünkü, kaşla göz arasında bu çocukların büyüyeceğini hepimiz biliyoruz da, hastaneden yeni çıkmışken ve üç saattir trafikteyken, çocuğun arabanın içine kusması pek tadını çıkarabileceğiniz bir durum değil.

Hastaneden çıktıktan sonra annemlere geldik; annem ve halamın evi arasında bölündük ve komün hayatına başladık. Duygusal olarak iyi gelse de fiziksel olarak zorlandığımız bir gerçek (sırf buraya gelmek için hazırlanmak bile 2,5 saat sürdü). Küçük halamın oğlu da geldi dün akşam. Halam Derya’ya “Uy kuzum, oy canum” diye yoğurt yedirirken kapı çaldı, “Emre geldi!” diye fırlattı kaşığı gitti halam… Üç aydır görmüyormuş oğlunu meğer… İçimden bir şeyler aktı o an. Şurada hastanedeyken evdekinde, evdeyken hastanedekinde kaldı aklım; gün geliyor üç ay ayrı mı kalıyorsun çocuklarından? Sanki 18 yaşında evden ayrılan, üniversiteyi annem babamdan ayrı şehirde okuyan ben değilmişim gibi…

“Mutluluk, az miktardaki mutsuzluğa ses çıkartmamaktır” diyordu Terapi Defteri‘nde… Hayatta küçük mutsuzluklara da izin vermek ve onları kabullenmek lazım, çünkü sadece annelik değil, hayatın kendisi de her zaman tozpembe değil.

O yüzden ben kendi küçük mutsuzluklarımı seviyorum, teşekkürler… Onları yok saymak, görmezden gelmek, gizlemek değil, onları görmek, kabullenmek ve dalga geçmeyi tercih ediyorum, yapabildiğim ölçüde… Yapamadığım zamanlar olmuyor mu? Belki de çoğunlukta… Ancak mümkünse dalga geçmek ilk tercihim. Çünkü kendine şöyle bir yukarıdan baktığında, oturup ağlamaktansa huni takıp gezmek daha eğlenceli…

kadeh

Kadehimi küçük mutsuzluklarıma kaldırıyorum

5 yorum

  1. Gecmis olsun tekrar Elif.
    cok uykucu ve kolay bir bebegim var ama bu cocuk bakmanin zor oldugu, cok emek gerektiren bir sey oldugu gercegini degistirmiyor. Bir de uc tanelerse, ustelik hepsi ayri yasta ve haliyle farkli ihtiyaclari olan cocuklarsa sanirim bu zorlugu ucle carpmak ta yeterli degil.
    Kolay gelsin, sevgiler

  2. Aaa kuzum size öğretmediler mi kaç çocuk bakabileceğinin hesabını ;o kadar da mürekkep yalamışsın..bak babanın yaşı ile ananın yaşının aritmetik ortalamasını alıp,anneye yardım edebilecek kişi sayısına böl

  3. Çok geçmiş olsun Elif Hanım. Ben de de yaşları birebir sizinkilerde aynı 3 erkek çocuk mevcut. Eşim şehir dışında çalışmaya başladı. Ben haftanın 6 günü çalışıyorum. Büyük oğlum DEHB hastası. Ve ailem şehir dışında yaşıyor. Kayınvaldemlerle aynı apt da yaşıyoruz ancak onun da sağlığı yardıma el vermiyor. Bakıcı ben eve gelince gidiyor. Ama herşeye rağmen çocuklarımı çok seviyorum. Ve iyi ki hayatı tehdit eden bir hastalıkları yok ben ve eşim sağlıklıyız diye şükrediyorum. Elbette ayağımıza batan çakıltaşları olacak. Herşeye rağmen iyi ki varlar. Sevgiler. En kısa zamanda sağlığınıza kavuşmanız dileğiyle.

  4. Gülüp de geçemeyeceksek, dalga bile geçemeyeceksek, zaten bence hiiiç yaşamayalım gitsin.. Çok geçmiş olsun ama dertler olmasa insan bazen şöyle bir silkelenip elindeki küçücük şeylerin ne kadar önemli ve değerli olduğunu göremeyebiliyor.
    Fakat yine de önce sağlık!
    Bu arada bakabileceğin kadar çocuk yap aslında doğru bir anlayış ama sanırım o daha ziyade maddi anlamda söylenir, böyşe 3 güzel evladıyla mutlu olduğunu, yakındıklarının da hepimizin yaşadıkları olduğunu söyleyen bir annenin yüzine değil..
    Olumlu bakalım, olumlu gelsin insanlar bize..
    Sevgiler

    • Yorumunu görünce “Hah” dedim, “Geri gelmiş!” Bloga koştum baktım ki hala “Hoşça kalın” yazısı duruyor 🙁