18 Yorum

Modern ebeveynliğin çileleri

Babaannem 10 sene içinde yedi çocuk doğurmuş; birini kaybetmiş, altısını büyütmüş. Bunu Mersin’in Bahçe Mahallesi’ndeki evinde yapmış. Sürekli bir yardımcısı olurmuş, arada çamaşıra kadın gelirmiş, zormuş tabii ama büyümüş işte çocuklar…

Anneannem üç çocuk büyütmüş, sonuncusunu “Senin bu yaştan sonra çocuğun olmaz” dedikleri 38’inde doğurmuş. Onun yardımcısı yokmuş, genç yaşta eşini kaybetmiş, zor bir hayatı olmuş ondan sonra da… Pamuk saçlarının çabuk ve bembeyaz olmasında, yaşadıklarının da etkisi olmuş olabileceğini şimdi fark ediyorum.

Ne çamaşır makinesi varmış o zaman, ne bulaşık… Babaannemin çamaşır günü olurmuş, kadınlar gelirmiş, yıkarlarmış çamaşırları… Büyükbabam işin para kazanma kısmına bakarmış, kolay değilmiş tabii 6 çocuklu bir haneyi beslemek. Ev işi babaannemin üzerindeymiş tamamen. Sürekli yardımcısı olurmuş tabii ki, nasıl yapsın tek başına…

Babaannemi kaybedeli yedi sene oldu, soramıyorum ona artık bir şey… Anneannemi çok daha önce kaybettim. İkisi de karşımda olsalar, onların zamanındaki annelikle şimdiki zamanın anneliğini -ve hatta genel anlamda ebeveynliği- kıyaslayabilsek isterdim.

Onlara derdim ki:

Anneanne/Babaanne… Bu devirde anne olmak çok zor. Evet, sizin gibi fiziksel zorlukları çok yaşamıyoruz belki ama müthiş bir kaygı yükü ve iyi olma çabası var üzerimizde… Daha hamileyken başlıyor endişelerimiz: Doğru beslenmeliyim. Bebeğimin ihtiyacı olan gıdaları almalı, kafeini kesmeliyim. Düşünsene babaanne, kahve içmiyoruz ya… Sen kahve içmeden durabilir misin?

Doğum sizin zamanınızdaki gibi değil artık. Evet, zamanla çok daha güvenli hale geldi ama işin içine başka bir sürü de denklem girdi. Devlet hastanelerinin durumu iyi değil. Paramız özel doktora yetiyorsa, onun peşinden koşuyoruz ama onun da istediğimiz gibi bir doğum yaptırması için “ön hazırlık” ve “araştırma” yapmamız, “haklarımızı talep etmemiz” gerekiyor.

Aslında genel olarak birçok şeyi talep etmemiz gerekiyor. Sizin zamanınızda, size verilmeyen birçok şey için savaşıyoruz biz günün kadınları… Bazılarını da alıyoruz. Fakat kolay değil bu… Beraberinde öfke ve yorgunluk da getiriyor.

Gıdalar çok bozuldu. Öyle sizin zamanınızdaki gibi mevsim meyve sebzeleri yok artık; çilek her mevsimde var mesela. Domates kışın da yeniyor. Ama tüm bunların bedeli var. Bir sürü yabancı, zararlı madde var yiyeceklerin içinde…

Annelik yapmak demek çocuğu sağ salim büyütmekten ibaret değil artık. Birçok konuda bilgili olmak demek annelik. BPA nedir, “Palm oil” hangi besinlerde vardır, hangi marka Parabensiz şampuan yapıyor, bunları bilmeyi, bilmiyorsan da öğrenmeyi gerektiriyor annelik. Ne zaman ateş düşürücü ver(me)melisin, hangi aylarda neyi nasıl yedirmelisin, giysilerini hangi deterjanla yıkamalısın, ne tür bir okula göndermelisin, tüm bunları araştırmacı ruhuyla sorgulamalı anne kişisi… Bünyesinde gıda mühendisliğinden eğitimciye, dermatologdan çocuk gelişim uzmanına kadar değişik mesleklerden seçkiler olmasını gerektiren bir mertebeye dönüştü annelik… Ve bu, çok yorucu.

Teknoloji birçok konuda yardımımıza yetişiyor, bunu inkar edemeyiz tabii ki… Ama bir yandan da çocuklarımızı teknolojiye karşı korumamız gerekiyor. Artık öyle avluda falan oynamıyor çocuklar, çünkü avlulu, bahçeli evler yok. Sitedeysen sitenin oyun alanına indirebilirsin çocukları ancak büyük şehirlerde yaşıyorsan, yakınında park varsa şanslısın. Diğer türlü evin içine tıkılıyorlar. Eh, onları zapt edebilmek için ya televizyonun karşısına oturtuyorsun, ya ellerine tablet veriyorsun. Orada da çok dikkatli olman lazım çünkü bunların fazlası zarar, çok zarar hem de… Ne oynuyorlar, ne kadar oynuyorlar, kiminle oynuyorlar, bir ebeveyn olarak bunları bilmek ve kontrol etmekle yükümlüsün. Kaldı ki, internet üzerinden oynanan oyunlarda bir de pedofili tehlikesi kol geziyor.

Sizin zamanınızdaki çocuk istismarları iyice ayyuka çıkmış durumda… Artık daha rahat konuşuluyor böyle şeyler ve ebeveynler bu konuda daha bilgililer… Ancak bu bilgi bizleri aynı zamanda paranoyak yapıyor, çocuklarımızı herkesten ve her şeyden korumak pahasına ruhsal sağlığımızdan oluyoruz adeta…

Siz hiç “eğitim sistemi” diye bir şey duydunuz mu? Sanmam. Peki ya “Sınav sistemi”? Biz bunlarla yatıp kalkıyoru işte… Sizin gönderdiğiniz mahalle okulları biz modern ebeveynlerin modern çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamıyor. Devlet okuluna göndereceksek iyi bir öğretmen bulmak için çok uğraşmamız, özel okula göndereceksek bir dünya para vermek için deliler gibi çalışmamız gerekiyor. Ve ne yaparsak yapalım, yetmiyor, olmuyor.

Ne tür bir okula gönderirsen gönder, çocuklarını günün şartlarına uygun donatmak için desteklemek zorundasın. Sporsa spor, sanatsa sanat, aktiviteyse aktivite, bunları sıraya dizmek zorundasın. Bunları yapmazsan çocuğunu eksik bıraktığını hissediyorsun çünkü. Yapsan da, hem maddi hem manevi olarak altından kalkabilmek için 40 bin parçaya bölünmen gerekiyor.

Çocuğunu öğretmene teslim edip “Eti senin, kemiği benim” dediğiniz günler geride kaldı. Çocuklarımızın etini de, kemiğini de kendilerine teslim etmeye çalışıyoruz. Ancak biz böyle büyümediğimizden, birçok konu da zorlanıyoruz. Kendi ebeveynlerimizle, kendi ebeveynliğimiz arasında sıkışıyoruz çoğu zaman. Yine de bilinç seviyesi ve kaynaklara erişim olarak kendi ebeveynlerimizden daha şanslı olduğumuzu kabul etmeliyim.

Çok şey bilmeyi gerektiriyor bu dönemde ebeveyn olmak. Taşıyabileceğimizden çok daha fazla şey… Bu kadar bilgiyi, bu kadar fazla sorumluluğu neremize, nasıl sıkıştıracağımızı bilemiyoruz. Ve hâlâ kendimizi eksik hissetmeye devam ediyoruz. Yaptıklarımız için, yapamadıklarımız için, bildiklerimiz için, bilmediklerimiz için, istediklerimiz için, alamadıklarımız için suçluluk hissediyoruz.

Tüm bunlara bir de içinde yaşadığımız ülkenin koşullarının endişeleri eklendi… Gelecek kaygısıyla birlikte can güvenliği de soru işaretlerimiz arasında artık…

Sizin yaşadığınız zorlukları küçümsemek niyetinde değilim, ancak bazen gerçekten sizin zamanınızdaki basitliğe imreniyorum.

Demek isterdim onlara…

Acaba onlara sorsam, bizim zamanımızda yaşamayı tercih ederler miydi? Yoksa “Allah sahibine bağışlasın kızım, biz almayayım” mı derlerdi?

Bana ikincisiymiş gibi geliyor.

18 yorum

  1. Evet size katılıyorum, ayrıca şunu da eklemek lazım, bence babaannenizin oturduğu yerlerde mutlaka akrabası falan vardı. Tamam eşi bütün gün ise gidebilirdi fakat çocuk büyütürken bizim gibi madden ve manen yalnız olduğunu düşünmüyorum. Harvey karp’in ” yalnız çocuk büyütmek modern dünyanın saçmalığı” tarzı bi lafı var (tam kelimelerden emin değilim)bir tane çocuğum var çalışıyorum ve ikinci çocuğa ne enerjim var ne cesaretim. 15 temmuz gecesi evimin karşısında polis akademisi bombalandğı zaman kızım tam da pencere altında yerde uyuyordu. Yatağın altından bavulu çıkardığımı bile hatırlamıyorum. İşte o an bu ülkeye korumak zorunda olduğum 2. Bir çocuğu getirmemeye karar verdim. Oğullarınızı ve sizi öpüyorum. Güzel günler diliyorum.

    • Bu ülkeye 2. Çocuk getirmemeye karar vermişsin. Güzel. Peki birincinin günahı ne

      • Herhangi bir günahtan bahsetmedim. Koruyamamak korkum. Anlatmak istediğim farklı. Bu ülkede bir çok anne baba benim gibi korku içinde. Sen korkmayabilirsin.

  2. Hem çalışmak hem anne olmak ve de bunları sabır için de yaparken zilyon insanın sürekli yorumlarına kulak kapatmak ve de aldığın, yediğin, içtiğin her şeyi sorgulamak çok zor, çok yıpratıcı. Eşim neden sürekli mutsuzsun diyordu, mutsuz değilim ki yorgunum. Her sabah 6 da uyan, akşam 8 de stresle boğuştuğun trafikten çık ve eve gel. Sonra evde seni özlemle ama bir o kadar da enerji yüküyle bekleyen evladınla kavuş ki, yatağa 1,5 saat sonra yatması gerektiği ve senin de o zaman içinde yemek yemen, bir duş alman vs gereksin.. Takatin yok, sabrın yok, tüm gün iş yerinde herkese tahammül etmekten, evdekilere gösterecek tahammülün yok.. ben 1 i seçiyorum Elif galiba ..

  3. Onların yaşadığı devri seçiyorumu kastettim 🙂

  4. 1925 doğumlu annemin halası birkaç yıl önce vefat etti. “Yanlış zamanda doğmuşum, şimdi hayat çok güzel, rahat.” derdi canım halam. O ilk şıkkı tercih ederdi sanırım:)

  5. zaman ilerledikçe hem nüfus hem de rekabet arttı. çocuklarımızın eğitimine harcadığımız paraların ne kadar kısmı geri dönecek bilmiyoruz. bu devirde artık orta gelirli bir ailenin çocuğu aynı yaşam şartlarını elde edince başarılı sayılıyor. ancak insan özellikle türkiye gibi gelir dağılımı arasında uçurumların olduğu bir ülkede etrafına bakınca, sokakta mendil satan çocuktan güvenli bir siteden 15 yaşına kadar burnunu çıkaramayan o çocuğa bakınca… yaşanılan zorlukların -istemsiz de olsa- tercihlerden kaynaklandığını söylemeden edemiyor. yoksa hiçbir kanun annelere gıdaların içinde ne olup olmadığını araştırma, binlerce liralık okul masrafı yapma gibi yükümlülükler getirmedi. serbest piyasa işgüzarlığıyla kendi ördüğümüz güvenli evlerin duvarları arasında yalnız ve mutsuz bir şekilde sıkıştık kaldık. varsın biz yılgın olalım umarım gerçekten çocuklar için iyi olan budur.

  6. Yalnız olmadığımı bir kere daha hissettim ve bunu bilmek bile yükleri hafifletiyor sanki. Sadece ben değilim böyle olan ve ben acayip değilim dimi
    Teşekkürler

  7. Yazının her yerine o kadar çok katılıyorum ki. Eskilerin şimdi çocuk büyütmekte ne var argümanlarının sadece bezleri ellerinde yıkamaları olduğunu da sürekli söylemeleri çok sinir bozucu. Düşünmemiz gereken, bildiğimiz bilmediğimiz bir ton şey var. Gerçekten psikolojik olarak çok yorucu. Araştırmak çok keyifli bir yandan, ben mesela nerdeyse bir pedagog olacak kadar çok okuyorum. O yüzden bizim zamanımızda böyleydi şöyleydi diyip durmayın. Bir de sizle uğraşmayalım.

  8. Bazen ben de merak ediyorum nasıl yetişebilmişler diye.. Sanırım (a)sosyal medyanın aldığı zaman da bir başka problemimiz.

  9. Benim annem çalıştığı, aynı şehirde yaşayıp da ona destek olan hiçbir akrabası olmamasına rağmen, günümüzde ebeveyn olmanın çok zor olduğunu düşünüyor. Eskiden komşular da akraba gibi destek olurdu. Çocukların üzerine bu kadar düşülmezdi. En önemlisi biz tüm gün sokaktaydık. Her dönemin kendi içinde artıları eksileri var. Ancak bizi yoran asıl şeyin ” doğru ebeveyn olmaya çalışmak ” olduğunu düşünüyorum. Bu hem yanlış hem çok yorucu, yıpratıcı. Elimizden geldiği kadar iyi olmalıyız orası kesin ama doğru olmaya çalışmak işleri karmaşıklaştırıyor gibi geliyor.

  10. Ben de babaannemden ve anneannemden bol bol hayat hikayeleri dinledim bugüne kadar. Hepsi farklı zorluklar yaşamış, hayatın çemberinden geçmiş kadınlar.

    Babaannemin köy yerinde yaşadığı sıkıntıları anlatsam herhalde roman olur. O yokluk içinde 12 tane çocuğu olmuş ve ikisini kaybetmiş (doğum kontrolünün ne olduğunu bilmiyorlar, bileseler bile erişimleri yok), asla doktor veya hemşireye görünememiş, ped-ağda-jilet-deodorant gibi temel ihtiyaçları karşılanamamış. Asla bir hobi edinenemiş. Asla kendine ait özel odası olmamış. Ataerkil düzen gereği, yoruldum bile diyememiş.

    Doğumlarını ebe, karnına bastıra bastıra çığlıklar içinde yaptırmış. Bazılarını da tarlada doğurmuş babaanem. Artık kasları o kadar laçkalaşmış ki, bebek içinde kayıp düşermiş samanlığa. Kegel egzersizleri diye bir şey olduğunu nereden bilsin? Zaten genç yaşta çöktü, vücudu sürekli yedek parçaya ihtiyaç duyan eski bir araba gibi.

    Ağda ihtiyacı gelince çam sakızından yapışkan hazırlar öyle alırmış tüylerini, çocuklar izlerken. Çok acırmış, kan içinde kalırmış derisi. Asla saçlarını boyayamamış, bazen kına yakarmış o da çocuklardan ve işlerden fırsat bulursa. Çocukların hepsini yedir giydir derken kendine bir dakikası bile kalmazmış. Çocuklar dağda bahçede oynayıp kir içinde geldikten sonra su kaynatıp hepsine banyo yaptırmak tam bir çileymiş kış günü. Dışarısı buz, hasta olana ilaç yok.

    Tabii ki çamaşır ve bulaşık makinesi yok, tek teknolojik alet eski bir radyo. Babaannem başka bir şehirden gelin geldiği için köyün kadınları da hep dışlamış onu, konuşacak bir arkadaşı bir akrabası olmamış 20 yıl boyunca. İnsan çıldırır herhalde öyle bir ortamda.

    Büyükbabamla bir problem yaşadıklarında dayağını yer otururmuş. Ne karakola gidebilir, ne terapiye gidelim diyebilir, ne de şikayetlenebilirmiş ilişkisinden. Beş tane sevgi dilinin ne olduğunu bilmez, romantizmin r’sinden haberi olmaz, ilişkisinin sağlıksız olduğunu bile bilmezmiş.

    O hayattan kurtulup şehir hayatına alışmaya başlarken de çok sıkıntı çekmiş. Ama her şeyin, tane pirincin kıymetini bilmiş hep. Sorsan köy hayatına döner misin diye, korkuyla titrer herhalde.

    Ben modern zamanda da eski zamanda da anneliği tecrübe etmedim, ama düşünüyorum da modern zamanı her halükarda tercih ederim. Şartlar harika olmasa bie, birçok ihtiyacımızı rahatlıkla karşılıyoruz, doktor beğenmeyip başka doktora gidebiliyoruz. Doğum şeklimize karar verme özgürlüğümüz var. Birçok konuda daha çok şey biliyoruz, kulaktan dolma bilgiler yerine kitaplara yöneliyoruz. Mesela babaannem babamı erkenden yesin de emzirmekle uğraşmayayım diye birkaç aylıkken yetişkin yemekleriyle beslemeye başlamış. Babam 40 yaşına geldiğinde böbreklerinin neredeyse iflas ediyor olduğunu öğrendik. Sebep? Erken yemek yedirmek. Şimdiki imkanlar olsa, bunun zararlı bir şey olduğunu bilse babaanem böyle yapmazdı asla.

    Hayatın akışına kapılıp savrulmaktansa, en azından kendi tercihlerimizi yapabileceğimiz bir dünyada yaşıyoruz. Eğer hayatımızdan memnun değilsek gidiyor forumlara, bloglara içimizi döküyor, itiraflar yazabiliyoruz. Bu bile büyük rahatlama kaynağı.

    İstanbul gibi bir yerde 3 çocuk yetiştirmenin zorluğunu hayal bile edemiyorum, umarım bu zorlukları aşmak için maddi manevi güç ve desteği her zaman bulursun Blogcuanne 🙂

    • Ne zor bir hayat ya, okuyunca bir ağırlık çöktü bana. Bu hayatlar fiziken de zor evet ama bence en büyük zorluk psikolojik. Sevgisizlik mesela en büyük sorun. Babanneniz sevildiğini hissetmiş mi acaba? Yemeklerden sonra dedeniz ona eline sağlık hanım diyor muymuş. Onca uğraşıp didinirken destek görüyor muymuş hiçbir gün. Buna mecbur kalmak ne acı. Doğururken sesleri bile çıkmıyor o kadınların.
      Benim babannem de hakim eşiydi. Paşa kızıydı, okumuş biriydi. Dedemin atamaları yüzünden doğu illerinde gezerken, iki oğlunu ne zor büyüttüğünü anlatır. Bir keresinde canına tak etmişte, almış babamla amcamı, dedemi bırakmış orada, babasının evine Ankara’ya gelmiş. 🙂 cesur bir kadınmış. Hep geçmişin zorluğundan yakınır.
      Şimdiki zamanda kadın olmak kesinlikle daha kolay. daha keyifli, daha eğlenceli. Çoğu kadın daha özgür, daha güçlü, daha cesur. Bulunduğumuz ülke ne kadar güvensiz de olsa, karanlık da olsa, ben bu dönemi tercih ederim her zaman.
      Sevgiler..

  11. Ben de kesinlikle ülkenin şartları belli değilken yeni bir çocuk yapmaya korkuyorum..Suriye göZümüzün önünde.5 yıl önce başladı kargaşa ve ben 2,3 yaşındaki minik Suriyeli bebekleri görünce analarına şaşırıyorum;ne cesaret ..evet çocuk şahane birşey belki ilerde kendime kızıcam tekrar doğurmadığım için;kötü günler geçip gidince yanımda yetişmiş yavrum kalıcak ama işte annelik hep bi tedbir hep bi korku hali…

  12. Çalışan kadın olunca herşey daha da zor bir hal alıyor , gün boyu çalışma hayatının binbir stresi ile aksam geldiğinizde evde bekleyen işler,bütün gün özlediğiniz evlat, kendinize ayıracak bir 10 dakikacık.. sıgmıyor yetişmiyor,evladınızla coşku içinde dolu dolu geçireciğiniz oyun saati için enerjiniz sıfır kalıyor ..mutlu ebeveyn mutlu çocuk diyoruz ama düzen artık öyle bir hal aldı ki çalışmayım ben evde oturayım dediğinizde çocuğunuzun geleceği düşündürüyor..yok öyle bizim zamanımızda ki gibi ”rızkı ile doğar” ”hangi bölüm olursa olsun üniversiteye gitsin yeter” ”ingilizceyi okulda öğrensin” ”mahallede futbol oynuyor işte ” bunların hepsine yetişmek para ile oluyor….Evet bende ikinci bir çocuğu düşünemiyorum sadece çalıştığım için değil , ikinci bir can’a verecek imkanlarım yok , elimdeki imkanlar bir çocuğu donanımlı halde büyütmek için yeterli, verecek enerjim kalmadı çünki ben ancak bir çocuğun ruhuna inebiliyorum,şu anda içinde bulunduğumuz ülke şartları da extra korkutuyor nasıl bir geleceğin içinde olacak bu çocuklar korkuyorum .. Oglumun bitmiş, tükenmiş anne babası olacağına tek başına ayakları üzerinde durabilen bir insan olmasını önemsiyorum…Bende babaannemın/anneannemın yerınde olsam ”almayım kalsın böyle iyiyiz”derdim …

  13. Babaannem de bir sürü ailenin bir arada yaşadığı zamanlarda kocaman bir evde bir sürü çocuk ile her işini kendi yaptığı zamanlardan bahsederken ‘kızım bizim zamanımızda gün bu kadar kısa değildi ki şimdi zaman kısaldı ‘derdi..Onlar her öğüne yemek hazırlayıp,çamaşır bulaşık temizlik işinin arasında bile 2 kere komşuya oturmaya,çaya kahveye bir de gezerlermiş..Şimdi bir gün 2 çeşit yemek pişirsek akşam oluyor..Belki de dediği gibi günler kısalmış olabilir 🙂

  14. Butun bu cileleri cekiyor,bilmem kac parcalara bolunuyorsun ama bazen veledlere de yaranamiyorsun.. Belli bir egitimin hatta y. lisans ,doktora derecen falan da olabilir. Sordugu bir soruda azicik takilsan yandin. Hicbirsey bilmiyor oluyorsun.

  15. Eskiden bu kadar sorun yoktu tehlike yoktu şimdi çocuğunuzu herşeyden korumak zorundasınız