0 Yorum

Ezgi K’nın İkinci Gebelik Günlüğü, 30. Hafta

 

Yazar Hakkında

Ezgi K. – 31 yaşında, matematik öğretmeni. Tantuni aşığı, deniz sevdalısı bir Mersinli. 6 yıldır evli. Deniz adında bir kızı var. Deniz’den önceki hareketli ve renkli hayatı Deniz ile birlikte ‘ tek keyfim kahve içip güzel bir müzik eşliğinde kitap okumak’ şeklinde değişim geçirdi. İçinde yeni bir ‘cücük’ büyüyor. Büyüyen ailesiyle yeni ülkeler gezip yeni tatlar keşfetmek istiyor.

 

 

Bir dönemi kapattık sayın seyirciler. Hoşça kalın 8.sınıf öğrencilerim. Bir daha sizinle ders yapamayacağız. Hem hüzünlüyüm, hem mutluyum. Hayatımdaki tüm başlangıçlarda olduğu gibi. Hayatımıza haziran ayında dahil olmuş fakat mart ayında tam kapasiteyle dahil olacak olan cücüğümüz için hazırlık yapma zamanı. Ve doğumla birlikte yeni bir dönemin başlangıcı… Şu günlerde ağabeyimin hayatında da yeni bir dönem başlıyor. Evleniyor. Asıl önemlisi bu gebeş görümce oluyor a dostlar! Görümce olmanın gerekleri ne ise itinayla yerine getirmeliyim. Şaka bir yana düğüne çok az kaldı ve ben bir görümce olarak HAMİLE ABİYESİ bulmak zorundayım. Aksi takdirde tayt üstüne tunikle giderek tam bir skandala imza atmış olurum!

Ben evlenirken Dinçer’in annesinin benim kına gecem için yaptığı hazırlıklar bizim tarafta çok beğenilmiş, ağabeyimin kına gecesi yapılacağında bu hazırlıkları O’nun yapmasına karar verilmişti. Ve o gün bugündü. Kına malzemeleri nereden alınırdı? Tabii ki Eminönü’nden. Raporlu olduğum için tüm gün boştum. Dolayısıyla zaman problemimiz yoktu. Sabahtan çıktık yola. Metrobüs-tramvay ile giderken resmen insanların göz ardı edemeyeceği kadar büyük göbeğimle burunlarının dibindeydim. Fakat insanlarda yer verme bilinci maalesef ki yok! Hamileliğimin başından beri “Pardon ama o oturduğunuz yer hamile, yaşlı, çocuklu ve engelli yolculara ait. Müsaade eder misiniz?” cümlesini kurmadan oturamıyorum. İnsanlarımız kendilerini akıllı telefonlara iyice vererek ya da uyuyor numarası yaparak ne zorluklarla yerleştirdikleri cüsselerini asla yerlerinden oynatmıyorlar.

Neyse Eminönü’nde çılgınca dolaşıp alışverişimizi bitirdikten sonra evimize döndüğümüzde benim kalçam ayrılmış, belimdeki omurlar kaymış ve karnımda inanılmaz bir sertlik vardı. Cücük, göbek deliğimden fırlayacak gibiydi. Hiçbir pozisyonda iyi hissetmiyordum kendimi. Bir an önce uyudum da sabaha kendime gelmiş bir şekilde uyandım. Ertesi gün doktor kontrolümüz vardı. Doktorumdan beni görür görmez beklediğim cümle geldi: “Kilo mu aldın sen?” “Evet.” Hunharca kilo alıyordum ve durduramıyordum. Şimdiye kadar 17 kilo aldım. Yani normal insanların gebeliği tamamladıkları kilo kadar kilo almıştım. Tansiyon normal. Şikayetim var mıydı? Kalçam diyecek oldum sonra kendi kendimi “ama normal’’ diyerek susturdum. Ultrasonla muayene kısmına geçtik. Benim sert sert elime gelen yer meğerse cücüğün topacık kafasıymış. Kafası yukarıda, ayakları aşağıdaydı. Daha doğuma kadar milyon kez pozisyon değiştireceğini, endişelenmemem gerektiğini söyledi. “Peki baş aşağı dönmemiş bebeği normal doğurtuyor musunuz?” soruma ‘’Eğer gebeme güveniyorsam doğurturum.’’ cevabını verdi. Ben öyle bir durum olursa doğurabileceğime inandığımı söyledim. Doktorum da “Evet. Sen yaparsın” dedi. İçim nasıl pırpır oldu doktorum biliyor musun? Beni, benim gördüğüm gibi görüyorsun. Başaracağıma inanıyorsun.

Cücüğün tüm gelişimi normal seyrinde devam ediyor. Şimdiye kadar boy ve kilosunu sormamıştım. Çevremdeki insanlar göbeğimin haşmetinden, cücüğün de boy ve kilo olarak önde(!) olduğunu düşünüyorlar. Ben de laf olsun diye sordum. Doktorumun cevabı: “Boy ve kilo ölçümünü makine yaklaşık olarak söyler. Bazen doğum kilosu ve boyu, ultrason değerlerinden farklı çıkar. Seninkinde uç ölçümler yok. Haftasıyla uyumlu.” Yani bir daha boy ve kilosuyla ilgili soru sormayacağım şekilde cevabımı almış oldum. Hafta sonu Mersin’ e gideceğim. Havayolu şirketlerinin hamile yolcularla ilgili şartları aşağıdaki gibi;

  • Tek bebeğe hamile olan yolcularımız, 28. haftanın başından 35. haftanın sonuna kadar kendi doktorlarından aldıkları “uçakla seyahatinde herhangi bir sakınca yoktur” ibaresi yer alan raporla seyahat edebilirler. Otuz altı hafta ve sonrasında ise doktor raporu olsa dahi hamile yolcuların seyahatine izin verilmez.

  • İki veya daha fazla bebeğe hamile yolcularımızise 28. haftanın başından 31. haftanın sonuna kadar kendi doktorlarından aldıkları “uçakla seyahatinde herhangi bir sakınca yoktur” ibaresi yer alan raporla seyahat edebilirler. Otuz iki hafta ve sonrasında ise doktor raporu olsa dahi hamile yolcuların seyahatine izin verilmez.

  • Doktor raporunun tarihi yedi günden eski olamaz.

  • Raporu düzenleyen doktorun rapor üzerinde adı soyadı, diploma numarası ve imzası mutlaka olmalıdır.

Ben de doktorumdan raporumu aldım. Bir ay sonra görüşmek üzere ayrıldık.

Gelelim hamile abiyesine. Sevgili gebe arkadaşlarım! Aklınızın bir köşesinde olsun ki hamile abiyesi almak isterseniz ne Eminönü, ne Fatih, ne de gebe kıyafeti satan dükkanlar. Bakırköy diyorum, başka da bir şey demiyorum. Abiye kıyafeti satan yerlerde o kadar çok model vardı ki! Resmen seçim yapacak kadar çok kıyafet vardı. Bir de benim göbeğimi düşünün yani. Tüm abiyeci teyzeler göbeğimi sevdi, üstüne “son ayındasın galiba” dediler. Hepsine sert tepki mi vereyim? Tatlış tatlış güldüm, cevap verdim filan. Neyse çok çılgın bir elbise buldum. Hem gebeyim, hem görümceyim. Bu elbiseyi benden başka kimse de giyemez dedim ve aldım. Fotoğrafı haftaya, düğünden gelecek.

1486476070245

Mersin’e gitmeden önce kardeşi ile ilgili Deniz’i daha çok bilgilendirmem gerektiğini düşündüm. Çünkü herkes göbek, bebekle ilgili konuşacaktı. Artık Deniz resmen karnımda kardeşinin olduğunu biliyor. Hatta göbeğime ‘’Merhaba! Ben senin ablanım.’’ bile dedi. Bakalım başka insanlardan duyduğu şeylerden etkilenecek mi, neler olacak?

Mersin’ime gittim ve tantunilerime kavuştum. Çifter çifter yedim. Harikaydı. Hele yemek bittikten sonra elinde kalan o kokuyu nasıl da özlemişim… Mersin’den gidene kadar tantuni, kuzu şiş, lahmacun, biberli ekmek çılgınlığı! Artık alacağım kiloları düşünemiyorum. Bu arada Deniz hala ateşliydi. Ateş düşürücüsüz bir türlü düşmüyordu. Nihayet Mersin’deki ilk sabahımızda ateşin nedeni kendini gösterdi. Ağabeyim, Deniz’ in sol kulağının altındaki o dev şişliği gösterdi. Hemen doktora gittik. Deniz’ in iki haftadır süren hastalık hikayesini anlattım. Doktor %95 kabakulak olduğunu, %5 de enfeksiyonlara bağlı lenf bezleriyle ilgili bir şeyler olabileceğini söyledi. Kan testi istedi ve sonuç kabakulak. Okuldaki su çiçeğinden kaçarken, Deniz’deki kabakulağa yakalanmıştım. Doktor hemen benim geçirip geçirmediğimi sordu. Geçirmiştim. Böylece cücük ve benim için tehlike yoktu. Fakat o üç günün, en bulaşıcı olduğu dönem olduğunu ve kabakulak olmamış Dinçer’ in bu dönemde Deniz’den uzak durması gerektiğini söyledi. Özellikle erkeklerde ağır geçirildiği ve testis iltihabı yapabileceğini ve bunun da kısırlığa neden olduğunu söyledi. Şu düğün ortamında Dinçer ile Deniz’ in uzak durması pek mümkün görünmüyor. Bakalım Dinçer’ e geçecek mi?

Ben haberi duyduktan sonra doktorumu aradım, gerekli bilgileri verdim. Benim için bir risk olmadığını söyledi. Bir de Eminönü’nden beri bitmeyen karnımdaki acıdan bahsettim. “Galiba fıtık oldu. Ya da bir yırtılma filan. Çok acı çekiyorum,’ dedim. Göbek deliğimde çıkıntı olup olmadığını sordu. Eğer fıtık olursa çıkıntı olurmuş ama bende yoktu. Fıtık olmadığını söyledi. ‘’Ama çok acıyor,’’ dedim. İki saniye süren sessizlikten sonra ‘’Ya önemli bir şey değildir. Belki bir lif yırtılmasıdır. Takma kafana. Acıdan duramazsan sana önerdiğim ağrı kesiciden iç. Geldiğinde bakarız.’’ dedi. Bu cevabına şaşırdım mı doktorum? Tabii ki hayır. Dinçer’in dediği, ‘’O bebek karnından elini çıkarıp merhaba demediği takdirde ne olsa normal diyecek.’’

Ve sıra geldi kına gecesine. Her şey çok güzeldi. Akrabaları, aile dostlarını görmek çok keyifliydi. Deniz’ in tadı yoktu. Gece boyu sürekli bir şeyler yedi. Benim vücudumda da çok ağrı vardı. Kasıklarımda, leğen kemiklerimde, karın kaslarımda ağrılar, karnımda da o acı vardı. Gecenin sonunda doğuracağım sandım. O kadar ağır hissettim kendimi. Neyse uyuyup uyanınca kendime gelmiştim ama karnımdaki o acı devam ediyor. Halam emekli ebe. O, cücüğün bir yerlerini karnıma dayadığını, acının yüksek ihtimalle ondan kaynaklandığını söylüyor. Bakalım göreceğiz bu acının altından ne çıkacak.

Haftaya görüşmek üzere.