6 Yorum

Yaşlanmak değil, yaş almak

Geçtiğimiz hafta Salı günü Yasemin’e gittim ve ertesi gün 40 bin bakımına başladım.

Görüşmemiz sırasında, tablonun onun da, benim de beklediğimden daha iyi olduğu ortaya çıktı. O güne kadar anlattıklarımdan, yağ oranımın daha fazla olmasını bekliyormuş Yase, ama %33 çıktı sadece (!). Tavan %30’muş.

66 kiloyla başladım Yasemin’e; oysa iki hafta önceki hastane maceramızdan hemen önce 68’dim. Rota olduğu tahmin edilen hastalık yüzünden kusup, iki gün hiçbir şey yiyemeyince “E bari yemeyeyim” demiştim; o çabam eksi iki kilo olarak dönmüş bana. İyi bir başlangıç oldu.

Yaşım ve boyum itibarıyla olmam gereken kilo aralığı 55-65 imiş. 65’ten ne kadar uzak, 55’e ne kadar yakın olursam o kadar iyiymiş. Ben artık yaşım gereği 55’i rüyamda görürüm zannediyordum. Yasemin imkansız olmadığını, ancak ilk ve tek hedefimizin minimum kilo değil, bu kilo aralığında, koruyabileceğim bir kiloda olmak olduğunu söyledi. Bu aralığın üzerindeki her bir fazla kilo, her bir dizine dört kilo ağırlık yaparmış. Yani benim, artı bir kilom, dizlerime 8 kilo ağırlık olarak geri dönüyormuş. Bu da duruş bozukluğu, ensenin yuvarlaklaşması gibi birçok fiziksel soruna yol açıyormuş ki çok şükür hepsi bende var! Eh, emzirmek zaten bedenini zorlayan bir şeymiş, o da bende var. Bu durumda ben yamulmayayım da kim yamulsun?

Beden yaşım 41,5 çıktı. Oysa ben daha 41 bile olmadım! İstemiyorum olduğumdan daha yaşlı hissetmek! Bunu da söyledim Yase’ye… Dedim ki ” Olduğumdan daha yaşlı hissediyorum. Mesela annem, sanmıyorum 40 yaşındayken benim şimdi hissettiğim gibi hissediyor olsun…” Ki sonra annemle de teyit ettim, benim şimdi olduğumdan daha dinçti o 40 yaşındayken… Ne bu böyle ağrılar falan ya! Daha 40 yaşındayım ben kardeşim, n’oluyo ya?!

Analiz

Analiz sırasında…

Yasemin öncelikle Sezar’ın hakkını Sezar’a verdi, ve “3 doğum” faktörüne dikkat çekti. Doğum vücudu yoran bir şey, yenilik falan değil canısı… Onu bir kenara koyalım. Ama sonra daha önemli bir şey söyledi Yase, dedi ki “Elif, bir yaşlanmak var; bir de yaş almak var. Nice 60 yaşında hatunlar biliyorum, benim gibi dinçler… Önemli olan vücuduna iyi bakmak…” 

Ve tabii ki bunun önemli bir bölümü de spor yapmaktan geçiyor, ki benim dönüp dolaşıp en çok tıkandığım yer de bu… Seneler önce eve bir crosstrainer almıştık; şimdi depoda mı, nerde inan bilmiyorum. Haftada iki gün en az 40 dakika yürüyüş yapmam lazım. Ona sıra gelmiyor, vakit kalmıyor ve hepimiz bunun böyle olmadığını biliyoruz. İstesem vakit ayırırım. Zaten Yasemin de öyle dedi: Spor yapmayı sevmek zorunda değilsin. Ama yapmak zorundasın. Sevsen, sürekli yaparsın zaten, ben sana sürekli yap demiyorum. Ama yapman gereken kadarını ihmal etme.”

Geçen hafta ettim. Bu hafta başlayacağım. Ama gerçekten, bak vallahi mazeret olsun diye söylemiyorum, geçen iki hafta hayatımın en uykusuz, en zor iki haftasıydı. Bu hafta Derya’nın uykuları da, benim ruhsal durumum da daha bir düzene girdi. Baksana yazı yazdım ilk kez kaç gündür! Derya’nın pusetini önüme katıp öyle yürümeyi planlıyorum. 40 dakika ne ki? Gittin geldin, bir saat. Yaparım bence… Yapayım yani artık… Dur hatta bu yazıyı bitirip çıkayım.

Dedim ki “Kötü hissetmekten bıktım Yase… Evet, uykusuzluğun da etkisi var tabii ama yediklerimin daha çok etkisi olduğunu hissediyorum.” Ve, sağlıklı beslenmeye başladığım Çarşamba gününden beri kendimi daha iyi hissediyorum. Şişliğim inmeye başladı, ki zaten çok ödem varmış vücudumda… Toplasan 1, belki 1 buçuk litre su içiyordum; Yase onu 3 litreye çıkardı, emzirdiğimi de göze alarak…

Bir yandan hiç kolay değil… Çocuklara makarna yaptım geçen gün, ohhh nasıl da hüpletirdim şimdi rejimde olmasaydım. Bir yandan da o kadar kolay ki… Yapman gereken tek şey sağlıklı yemek…  “Salatayla doymalısın, pilavla değil” demişti geçmişteki rejimlerimden birinde Yasemin. Ve etkisi gerçekten hemen hissediliyor. Karnım indi. Artık üç aylık değil, iki aylık gebe gibiyim. Bu da bi şey…

İlk hedefimiz 62 kilo… Bakalım ne zaman tutturacağız. Aslında ben hedefi tutturmaktan çok korumakta sorun yaşıyorum hep… Fakat bu sefer işler ciddi. “40 yaştan sonra kolay alır, zor verirsin” dedi Yasemin. Evin her tarafına asasım var bunu…

Bugün sabah Özge’nin Şekersiz Beslenme yazısını okudum. O da benzer bir iyileşme sürecinden bahsetmiş. Gerçekten de sadece beslenmendeki saçma fazlalıkları çıkarıp, buzdolabını taze şeylerle doldurduğun zaman hem yediklerinin değerini anlıyorsun, hem keyfini daha çok çıkarıyorsun. Sindirim sistemin düzene giriyor, cildin ışıldamaya başlıyor, kendini daha dinç hissediyorsun.

Aslında biz genel olarak sağlıksız beslenen bir aile değiliz. Paketli gıda minimum tüketir, sebze meyveyi mevsiminde yeriz. Ancak çocuklar yattıktan sonra, ya da onlar yokken mesela, yemememiz gereken şeyleri de yeriz… Eh, çocuklar salak değiller, en nihayetinde fark edecekler onlara “Yapma” dediğimiz şeyleri bizim yapıyor olduğumuzu… O yüzden, her şeyden önce onlara örnek olmak için iyi beslenmek lazım…


Hayır, her şeyden önce KENDİN İÇİN iyi beslenmek lazım. Beden benim bedenimse, benden başka kim iyi bakacak ki ona?

O zaman şimdi elimizdeki, bize iyi gelmeyen yiyecekleri yavaşça yere bırakıyoruz ve hep birlikte tekrarlıyoruz: Bedenimi seviyorum, ona iyi bakıyorum. 

6 yorum

  1. Cansın! hatta o kadar cansın ki yağların kendi yağım sanki ve şuan bende mutsuz oldum

  2. Ben 30 yaşımdayım ama okurken Elif hanım benden iyi durumda hissine kapıldım bir an nedense (kilo olarak değil spor yaşam tarzını değiştirme azmi kararlılık konularında). Ben Kangal’da mecburî pasif hayatıma devam ederken size canı gönülden başarılar diliyorum kocaman sevgilerimi gönderiyorum ❤️❤️

  3. Cok tatlısın elıffff bayılıyorum sana❤️❤️Inslh tez zamanda 62 yı gor tartıda

  4. ne güzel değinmişsiniz bedenimin benden başka kimi var ona ancak ben iyi bakabilirim
    daha geç olmadan iyi bakmalıyım kendime

  5. Su su ve su. Ekmeği cidden unutmak şart, unlar bembeyaz ekmekler kek gibi, beyaz peynirlerin yalan dolan olduğunu farkedip bir dilimiyle doyuran çoban peynirini keşfettik. Köy tereyağına dönüş yaptık. Bildiğiniz markasiz, kadın ineginin sutunden yapıp getiriyor sipariş ile. Zeytin turşu salça ya biz yapıyoruz ya köylü kadınlardan alıyoruz artık. sizi aciktiran, çok yediren ne varsa kuşku ile bakıp doğalını bulup hayata katmak gerekiyor.. Tamamen değilse de Canan Karatay’ın bazi prensipleri cok doğru (et, yumurta, ceviz vb) ve yaşam biçimi haline gelmek durumunda.. Sonucu ise çok çok güzel oluyor, darısı başınıza.

  6. Bi 15 yıl sonra tekrar okumam gereken bir yazı bu. Tebrik ederim, güzel sonuçlar alırsın inşallah. Emeğine değer 🙂